Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GÖLE YOĞURT ÇALMAK... Kimi insanlar olmayacak hevesler peşinde koşup durur. Nasreddin Hoca böylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GÖLE YOĞURT ÇALMAK... Kimi insanlar olmayacak hevesler peşinde koşup durur. Nasreddin Hoca böylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç."— Sunum transkripti:

1 GÖLE YOĞURT ÇALMAK... Kimi insanlar olmayacak hevesler peşinde koşup durur. Nasreddin Hoca böylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç yoğurt mayasıyla gölün kenarına gelmiş. Başlamış kaşık kaşık dökmeye: - Ne yapıyorsun Hoca? demişler. - Göle yoğurt mayası çalıyorum, demiş kıs kıs gülerek. - Olur mu demişler, göl yoğurt mayası tutar mı hiç? Hoca cevabı yapıştırmış tabii. - Ya tutarsa... TURNING THE LAKE INTO YOGURT Some people build castles in the air. So one day Hodja took it into his head to teach them a lesson. He went to the lakeside with a large bowl of yogurt in his hand. He started to pour the yogurt into the lake with a spoon. “What ara you doing Hodja?” asked a passer- by. “I’m adding yeast to the lake to change it into yogurt” replied Hodja with a giggle. “Nonsense” he said, “a lake will not ferment.” “Imagine it does!” said Hodja coolly.

2 EŞEĞE TERS BİNMEK Nasreddin Hoca bir gün yabancı bir köyde misafir olur. Cuma günü O’nu kürsüye çıkartılar. Güzel bir vaaz verir. Herkes pek memnun kalır. Camiden çıkınca Hoca’nın eşeğini getirirler. Köylülerin hepsi ona hizmet etmek, hürmet göstermek için adeta yarışırlar. Hoca eşeğine binerken biraz düşünür. Sonra eşeğin üstüne ters oturur. Herkes hayret eder. Köylülerden biri dayanamayıp sorar: - Hocam, der, kusura bakma ama, eşeğe niçin ters bindiğini sorabilir miyim? Hoca tebessüm ederek cevap verir: - Eğer düz binip önünüze geçseydim siz arkada kalacaktınız. Siz öne geçseydiniz bu defada ben arkada kalmış olacaktım. Böyle ters binince size arkamı dönmemiş oluyorum. Sebebi bu... HODJA RIDES HIS DONKEY WITH HIS FACE TO THE TAIL It so hapenned that Hodja stopped at village and stayed there overnight. The villagers asked Hodja to deliver the friday sermon. He did so. As he left the mosque, the villagers in their eagerness to serve Hodja, got the donkey ready for Hodja to get on. As Hodja mounted his donkey he thought for simetime and sat on the donkey with his face to the tail. The people around him were astonished. One curious man asked: - O Hodja, I’m sorry to ask, but why do you ride the donkey like that? Hodja answered with a smile: - You see, if I rode with my face looking straight ahead, you would be behind me. If on the other hand, you were to walk in front you would turn your backs on me. This way of riding solves the problem. That is why.

3 HALEP ORADAYSA ARŞIN BURADA!... Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile karşı övünüp duruyormuş: - İşte ben böyle güçlü ve maharetli bir adamım. Evet ben Halep’te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!... Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp: - Yaa demiş, demek sen altmış arşın atlarsın. Haydi atla da görelim. Adam hık mık etmiş. “Ama demiş ben Halep’te atladım...” Hoca kızmış: - Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada! IF ALEPPO IS THERE, THE YARD IS HERE! A blowhard was bragging about his successes to a couple of ignorant people around him. “Such is my talent. I’ll tel you what, when I was in Aleppo, I jumped 60 yards.” Hodja happened to pass by. He walked up to the blowhard and said. - Oh! So you jumped 60 yards, eh?. Come on, let’s see you do it. The man hemmed and hawed and finally said, “but I jumped in Aleppo.” Hodja was angry: - Well, if Aleppo is there, the yard is here.

4 DÜŞÜNEN HİNDİ Küçük bir papağanın on beş altına satıldığını gören Hoca, bir koşuda evine gidip kümesteki hindisini tutmuş. Apar topar pazara götürüp başlamış bağırmaya: - Satılık hindi.. Satılık hindi.. Yirmi altına satılık hindi! Şaşırmış pazardakiler. - Yahu Hocam demişler. Bir hindinin yirmi altın ettiği nerde görülmüş? - Ne var yani diye çıkışmış Hoca. Demin bir kuşu on beş altına sattılar. - Ama o papağandı demişler. Tıpkı insan gibi konuşuyor o. - Olsun demiş Hoca. O konuşursa bu da düşünür! A THINKING TURKEY Hodja happened to be at the market place where somebody sold a parrot for 15 piastres. He rushed home and tucked a turkey under his arm and ran back to the market place. - Buy my turkey.. only twenty piastres. Buy my turkey.. People asked Hodja in astonishment. - My dear Hodja, whoever has heard of a turkey selling for 20 piastres? - What of it? They sold a little bird for 15 piastres a few minutes ago. - But it was a parrot. It can talk like a human. - Well, it may know how to talk, but mine knows how to think.

5 HAKLI KİM? İki kişi bir mesele yüzünden kavga etmişler. Anlaşmazlık büyüyünce birisi gelip Hoca’ya durumunu anlatmış. Derdini bir bir döküp: - İşte böyle Hocam demiş, haklı mıyım haksız mıyım? - Haklısın demiş Hoca. Ertesi gün öbür adam çıkıp gelmiş dert dökmeye. Meseleyi uzun uzun naklettikten sonra: - Haklı değil miyim Hocam diye sözünü bağlamış. Hoca ona da: - Haklısın birader diye cevap vermiş. Bu arada konuşmaları duyan Hoca’nın hanımı söze karışmış: -Efendi demiş, sen bu adamların ikisine de haklısın dedin. Peki haklı kim burada, haksız kim, doğrusu bir şey anlamadım bu işten. Hoca gülmüş: - Vallahi hatun demiş, sende haklısın... WHO IS RIGHT? Two people fought over a matter. When things got worse, they brought the matter before Hodja. One of them explained everything: - That is all about it sir. Am I right or wrong? Hodja: - You are right, dear. The next day the other man came up to explain what had happened. - Am I right? He asked. - You are right, brother. Hodja’s wife, who overheard the conversation, said: - My dear Hodja, you said they were both right. I do not seem to understand who is right and who is wrong. Hodja replied with a smile: - My dear, you are right, too.

6 KİTAPTAKİ YANLIŞLAR Akşehir’e tayin edilen bir kadı halkın silah taşımasını yasak etmiş. Küçük bir çakı bile taşımak suç sayılır olmuş. Görevli memurlar sıkı bir takibe ve kontrole başlamışlar. Bir gün Nasreddin Hoca’nın da üstünü başını aramışlar. Kuşağının arasından kocaman bir bıçak çıkınca şaşırmışlar: - Bu da nedir Hoca? Sen silah taşımanın yasak edildiğini bilmiyor musun? Demişler. Hoca: - Evet demiş, biliyorum. Fakat bu silah değildir. Kitaplarda bir takım yanlışlar görünce bunun ucuyla kazıyorum. - Olur mu Hocam demişler, kocaman bir bıçakla kitaptaki yanlışlar kazınır mı? - Olur olur demiş Hoca. Siz bilmiyorsunuz ama bazı kitaplarda o kadar büyük yanlışlar var ki bu bıçak bile küçük kalıyor... THE MISTAKES IN THE BOOK A newly appointed “Kadi” banned the carrying of arms of all sorts. Even carrying a pocketknife was a crime. The officials started a reckless search. One day it so happened that they gave Hodja a search. They were shocked find a huge knife in his sash. “What is this, Hodja” they asked, “don’t you know it is forbidden to carry arms?” “I do. But this is not a weapon. I use it to scratch mistakes in boks.” Said Hodja desperately. “Come on, Hodja. Is it possible to scratch mistakes with such a big knife.” They said scornfully. “It is. You may not know this, but some mistakes are so big that even this knife is not big enough to scratch them.” Replied Hodja.

7 MEVSİMLERDEN YAKINANLARA Bir toplulukta soğuklardan yakınanlar olmuş. İçlerinden biri: -“Şu insanoğlu haline şükretmesini hiç bilmez; kışın soğuktan, yazın sıcaktan yakınırlar.” demiş. Konuşmaya kulak misafiri olan Hoca : - “Öyle deme bre cahil, bak bahara kimsenin bir şey dediği var mı?” demiş. Öğüt: Olayları bir bütün olarak değerlendirebilmek olgunluk belirtisidir. Dünyayı insanlar için sonsuz güzelliklerde ve sonsuz bir ilâhi sanatla yaratan ve her an varlıkta tutan Rabbimize teşekkür etmeyi, şükretmeyi unutmayalım. WHO COMPLAİN OF SEASONS In a community, some people complain about cold weather. One of them says: -“People are never satisfied with the present situation. In winter, they complain about the cold, in summer, they complain about hot weather.” Hodja who overhears the man talking about seasons says: - “Oh, you ignorant man! Don’t say so! Does anyone say anything bad about spring?” Advice: It is a sign of maturity to evaluate the events as a whole. We shouldn’t forget to tank God, who created this world for us in such a beautiful form with his infinite divine art and provides life steadily and uninterruptedly.

8 SU DEDİĞİN BÖYLE OLUR Nasreddin Hoca bir yaz günü yolculuk ederken,öğle vaktine doğru bir hayli susar. İlerde bir gölgörür. Şöyle kana kana su içmeyi düşünerek gölün kenarına gelir, avucunu doldurur, hızla birkaç yudum yutar; amma midesi bulanır, tükürmeğe çalışır. İlk defa karşılaştığı bir su olan Acıgöl'ün sodyum sülfatlı suyu midesini berbat etmiştir. Hoca civarda aranırken küçük bir su kaynağına rastlar. Suyun tatlı su olduğunu anlayınca, önce ağzını iyice çalkalar, sonra da kana kana su içer, Eşeğini de sular. Şakır şakır dalgalanan Acıgöl'e şöyle bir bakar, su içtiği kaynaktan avucunu doldurarak gölün kenarına gelir; - “Cimri zenginin zekâtsız malı gibi şişinip durma!... Su dediğin böyle olur” diyerek avucundaki suyu şak diye gölün yüzüne savurur. Öğüt : Yerinde ve zamanında yapılmış ikramın küçüğü, büyüğü olmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için fırsatları iyi değerlendirelim. WATER SHOULD BE LİKE THİS While Nasreddin Hodja is traveling on a summer day, he feels very thirsty at noon. He sees a lake nearby. He sits by the lake to drink some water. He puts some water in his palm and drinks a mouthful of water quickly. But it causes nausea and he tries to spit out the water. He tastes Acıgöl’s water for the first time, and its water with sodium sulphate disturbs his stomach. While he is looking round, he comes across a small spring. When he understands that it is fresh water first he rinses his mouth, then he drinks it. He also waters his donkey. Later he looks at Acıgöl rising in waves noisily and puts some freshwater from the spring into his hands: “Don’t put on airs like the rich but mean man’s property. What you call water must be like this!” he says scattering the water in his hands to the lake. Advice: It doesn’t matter whether you offer much or little if you offer something in the right place and at the right time. We should seize the opportunity to get God’s consent.

9 ACEMİ BÜLBÜL Hoca bir gün, yol kenarındaki hayrat ağaçlardan birine çıkmış, incir yemeğe başlamış. Yanından geçen bir yolcu seslenmiş: -“Hey ! Sen kimsin ? Ne yapıyorsun orada ?” -“Ben bülbülüm” demiş Hoca. -Adam : - “Öyleyse öt bakalım” deyince, Hoca karga gibi acayip sesler çıkarmış. - “Bu ne biçim bülbül sesi yahu”, demiş adam. “Bülbül hiç böyle mi öter.” - “Ne yapalım” demiş Hoca, “acemi bülbül bu kadar öter!” Öğüt: Vakıf müessesesini sevelim. Bizim de "bir dikili ağaç dahi olsa" bir vakfımızın olmasına çalışalım. INEXPERIENCED NIGHTINGALE One day Hodja climbs one of the charity trees by the roadside and starts eating some figs. A traveler who is going by calls: -Halloo! Who are you? What are you doing there? -“I’m a nightingale” says Hodja. The man: -“What a peculiar voice! Does a nightingale sing like this?” -“What can I do? An inexperienced nightingale sings like this.” Advice: We should protect our charities. Our "even if a standing tree" is a foundation of our practice. We should do something.

10 SAZ ÇALMAYI BİLİR MİSİN? Hoca'ya sormuşlar : - “Saz çalmayı bilir misin?” - “Bilirim” demiş. - “Buyur, çal bakalım” diyerek eline bir saz tutuşturmuşlar. Hoca mızrabı almış, perdelere basmadan tellere vurmağa, tuhaf sesler çıkarmağa başlamış. - “Saz böyle mi çalınır a Hoca?” demişler, “parmaklar perdeler üzerinde gezdirilir, mızrap tellere vuruldukça da sazdan makamlara göre ses çıkar.” - “ Perdeleri bulamayanlar öyle çalar” demiş Hoca; “ Ben sazı elime alır almaz perdeyi buldum! Ne diye boşuna gezineyim.” Öğüt: İnsanlarla konuşurken alâkasız, ilgisiz sorular sormaktan kaçınalım. Eskilerimiz böyle davrananlara “münasebetsiz” derlerdi. DO YOU KNOW PLAY “SAZ” They ask Hodja: -“Do you know how to play the stringed instruments?” -“Yes, I do,” says Hodja. -“Ok, then. Play it,” they say giving him the stringed instrument. (We call this instrument “saz” in Turkish. It is used to play oriental music.) Hodja takes the plectrum into his hand and starts striking the strings without striking the frets, and so produces same odd sounds. -“Oh, Hodja. Do you play the saz like this? You should strike the frets; first and as you strike the strings with the plectrum, notes are produced in accordance with the tune,” they say, -“The ones who cannot find the frets play it like that. I’ve found the fret as soon as I’ve taken the saz into my hand. So why should I lose time trying to find the fret?” says Hodja. Advice: We should avoid asking irrelevant questions when talking to people. The ascendant generation would call such people “awkward”

11 HAMAM BAHŞİŞİ Hoca bir gün hamama gider. Hamamcılar onunla hiç ilgilenmez, eski bir peştamal, yırtık bir havlu verirler. Hoca sesini çıkarmaz. Hamamdan çıkarken uzatılan aynaya yüklüce bir bahşiş bırakır. Bir hafta sonra aynı hamama geldiğinde, bu kez büyük ikramlar görür, fakat çıkarken aksine pek az bir bahşiş bırakır. -“Efendi” der hamamcılar, “gösterdiğimiz o kadar ilgiye, saygıya karşı bu kadarcık mı bahşiş verilir?” - “Bugün verdiğim, geçen haftanın bahşişiydi” der Hoca, “geçen hafta verdiğim de bugünkü hizmetinizin karşılığıydı. Böylece ödeştik !” BATH TİP One day Hodja goes to the Turkish bath. The keepers, of the bath don’t care for him at all. They give him an old and torn bath towel. Hodja doesn’t say anything. When he is leaving the bath, he gives them a generous tip. When he comes to the same bath a week later, he is served very well this time, but he gives them a very little tip. The keepers of the bath say: - “Effendi, are you giving such a little tip for our great care and respect? Hodja says: - “The tip I’m giving today is for last week’s service. The tip I gave last week was for today’s service.

12 BİRİNİN ANASI AĞLAYACAK Hoca'nın oğullarından biri yakın köylerin birinde çömlekçilik yapıyormuş. Bir gün Hoca yanına gidince : -“Baba, bütün paramı şu çömleklere yatırdım” demiş. “ Hava güneşli olurda zamanında hepsi kurursa zengin olacağım. Ama yağışlı olursa anam ağlayacak!” Hoca oradan ayrılıp başka bir köyde oturan büyük oğluna uğramış. Oğlu : -“ Baba, varım yoğum şu tarlada, zamanında rahmet yağarsa zengin oldum gitti. Kuraklık olursa anam ağlayacak” demiş. Hoca eve canı sıkkın dönmüş. Karısı : Hayrola efendi, yüzün neden asık” demiş. - “Benimki bir şey değil” demiş Hoca, “Sen asıl kendi halini düşün. Yağmur yağsa da yağmasa da bizim oğlanlardan birinin anası ağlayacak”. MUM WİLL CRY! One of Hodja’s sons is a potter in a nearby village. One day he says: “Dad, I spent all my money on these pots. If it is sunny and they all dry in time, I’ll be rich. But if it rains, my mum will cry (it is an idiom in Turkish which means to be in distress have to be in a great difficulty) Then Hodja calls on his elder son who lives in another village. His son says: “Dad, I spent all my fortune on this farm. If it rains in time, I’ll become rich. But there is drought, my mum will cry.” Hodja returns home bored. His wife says: “What happened, Effendi? Why are you sulky today?” “That is not important. You think of your own case. It doesn’t matter whether it rains or not; one of our sons mother will cry in any case.

13 GÖNLÜM RAZI OLMADI Nasreddin Hoca, kasabadan Kur'an-ı kerim, tefsir ve ilmihal gibi bazı kitaplar almış. Bir çuvala yerleştirmiş. Çuvalı sırtına almış, eşeğine binmiş köyüne doğru gidiyor. Yolda Hoca'yı görenler : - “Bre Hoca, çuvalı niye kendi sırtına aldın ?” diye sormuşlar. - Ne yaparsın demiş Hoca, zavallı hayvan zaten benim bütün kahrımı çekiyor. Kendi bindiğim yetmiyormuş gibi çuvalı da ona taşıtmağa gönlüm razı olmadı.? Öğüt: Aslında her iki halde de eşeğin taşıdığı yük aynı. Olaylara yeteri kadar dikkatli ve inceleyici bir gözle bakmalı sonra tepkimizi ortaya koymalıyız. Çuvalın içindekilerin üzerine oturulabilir mi? I DID NOT FEEL RIGHT. Nasreddin Hodja buys some books about the Holy Koran and its interpretation; and rudiments of Islam. He puts them in a large bag. He takes the bag onto his back and rides his donkey to the village. The people who see Hodja on the way ask: - “Oh, Hodja! Why did you take the bag onto your back?” Hodja answers: “what can I do The poor animal always tolerates me. Anyway, it is carrying me, and so I don’t want it to carry the bag as well.?” Advice: In fact, the load the donkey carries is the same in both situations. First we Should think over the events carefully, and then we should, give a reaction.

14 DÜNYA’NIN ORTASI Nasrettin Hoca’nın bir arkadaşı Hoca’ya sordu: -“Hocam, dünyanın ortası neresi.” Hoca düşündü ve cevap verdi. - “İşte tam şu Karakaçan’ın bastığı yerdir.” Arkadaşı Hoca’ya güldü ve dedi ki: -“Sayın Hocam, yine saçmalıyorsun. Nereden biliyorsun burasının dünyanın ortası olduğunu?” Hoca cevap verdi: - “Bana inanmıyorsan kendin ölç.” THE MIDDLE OF THE WORLD A friend of Nasrettin Hodja asked him: -“Dear Hodja where is middle of the world?” Hodja thought and answered: -“Here is this point where my donkey Karakaçan stands on.” His friend laughed at him and said: -“My dear Hodja you are talking nonsense how do you know this point is middle of the world?” Hodja answered: - “İf you don’t believe me; you measure it.”

15 MEKTUP Bir gün Hoca’nın okuma yazma bilmeyen bir komşusu Hoca’ya geldi ve ona bir mektup gösterdi. -Hocam ben okuma yazma bilmem. Şu mektubu benim için okuyabilir misin? Hoca, mektuba şöyle bir baktı. Evirdi çevirdi ve dediki: -“Kusura bakma komşu mektubu okuyamıyorum.” Adam dediki: -“Hocam, utan utan benden utanmışorsan şu kafandaki kavuğundan utan!” Hoca cevap verdi: - “Eğer kabiliyet (keramet) kavuktaysa al kavuğu başına koyda sen oku mektubu.” THE LETTER One day a neigbor of Nasreddin Hoca who doesn’t know how to read anda write came near Hodja and showed a letter. The man said: -“My dear Hodja can you read this letter for me. I don’t know how to read and write.” - “Hodja looked at the letter and he turned it around and around. “My neighbor I’m sorry. I’m not able to read it.”said Hodja. The man said: -Hodja if you aren’t ashamed of me, be ashamed of the turban which is on your head. Hodja answered: -İf the turban has the ability to read, take it and put it on your head, you read the letter.


"GÖLE YOĞURT ÇALMAK... Kimi insanlar olmayacak hevesler peşinde koşup durur. Nasreddin Hoca böylelerine ders vermek istemiş bir gün. Elinde koca bir bakraç." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları