Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

P ROF.D R. ÜSTÜN DÖKMEN İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "P ROF.D R. ÜSTÜN DÖKMEN İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ."— Sunum transkripti:

1 P ROF.D R. ÜSTÜN DÖKMEN İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ

2 Doğayı severiz; insanları severiz. Sevmek yeterli değil. Anlamak da gerekli. Anlayarak sevmek, büyük bir erdem olsa gerek.Hiçbir şeyi sevmiyormuş gibi gözükenlerde herhalde birilerini ya da bir şeyleri kendi üsluplarınca seviyorlardır.Onları da anlamak gerekli.

3  Merdiven Çıkan Çocuk  Üniversiteye Giren Çocuk ve Komşu Çorbası  Korumaya Muhtaç Misafirler  Yakından Kumandalı Çocuklar  Tahterevallideki Çocuklar ve Ana babalar

4 M ERDIVEN Ç ıKAN Ç OCUK On dört aylık bir çocuğun, kan ter içinde içinde bir koltuğa tırmanmaya çalıştığını görürseniz, ne yaparsınız? Bizler, büyük bir ihtimalle, çocuğu sevgiyle kaldırıp koltuğun üzerine koyarız. Kafamızdaki anne baba tanımı, çocuklara kol kanat germemiz gerektiğini söyler. Bugün tek başına beceremez diye basamağı tırmanmasına yardım ediyoruz. Yarın: Okul ödevlerine Yemek yemesine Tuvalet temizliğine Üniversite sınav veya KPSS tercihini yaparken Üniversiteyi bitirince iş bulmasına… Yardım ediyoruz. Batılı anne babalar ise, bir yerlere tırmanmaya çalışan çocuklarına karışmaz ve karışılmasında da hoşlanmazlar.Böylece kendine güvenen ve bireyselleşmiş insan yetiştiriyorlar.

5 O HALDE NE YAPMALıYıZ ? Batıdaki anne baba tavrını kopya etmeyelim; ama çocuklara aşırı karışma şeklindeki tavrımızı da sürdürmeyelim; yalnız eksiğimizi belirleyip kendi tavrımızı geliştirelim. Belki bir olayda, çocuğunuzu hem koruyup gözetebiliriz, hem de onu bir çocuk olarak görüp bağrımıza basabiliriz.

6

7 Ü NIVERSITEYE G IREN Ç OCUK VE K OMŞU Ç ORBASı Bir genç sınava girer. Annesi, babası, halası, dedesi, ninesi kapıda bekler. Beklemelerinin iki sebebi vardır: Birincisi,“Biz senin arkandayız” mesajını veriyorlardır. İkincisi ise,”Bu sınavı kazanman ailemiz için hayati önem taşıyor; eğer kazanamazsan cümleten mahvoluruz”. Bu tür bir mesaj gencin omuzlarına ağır bir yük yükler. Artık genç kendisi için değil başkaları için çalışır hale gelir.Bir gencin anne babası üzülmesin diye ders çalışması belki doğal sayılabilir. Fakat bu gencin “Eğer başarısız olursam komşular ne der?” diye kaygılanması da doğal mı? Anadoluda bir genç başka bir şehre okumaya gittiğinde arkasında mahallesinin desteğini ve baskısını hisseder. Memlekette insanlar sokakta gencin babasına, gencin üniversitedeki durumunu sormaktadır. Bu gencin artık yalnızca kendisi için çalışmaya hakkı yoktur. Çünkü herkes ona umut bağlamıştır.

8 Aşırı kaygı öğrenmeyi güçleştirir. Bir öğrencinin çalışma sebepleri arttıkça akademik başarısı da düşer. Kaygı düzeyi düşük olan öğrencilerin ve kaygı düzeyi çok yüksek olan öğrencilerin akademik başarısı düşük olur. Orta düzeyde kaygılı olanların başarı düzeyleri ise diğer gruplara oranla daha yüksektir. Sınırlarımızın geçirgenlik derecesini tayin etmeyi konu- komşuya bırakmamalı, inisiyatifi elimizde tutmalıyız. Hem çevremizde sıcak ilişkiler sürdürmemize fırsat verecek, hem de bireyselliğimizi zedeletmeyecek kalınlıkta sınırlar belirlemeliyiz. “Başkaları ne der?” sorusu yerine “Onlardan birisi olarak ben ne diyorum”. Sorusunu sormalıyız.

9 K ORUNMAYA M UHTAÇ M ISAFIRLER Misafirleri severiz; çocukları da severiz. Fakat misafirlere de çocuklara da güvenmeyiz. Nasıl mı? Örneğin, evimize bir misafir gelir, geçip bir koltuğa oturur. Evin hanımı koşar, daha rahat etsin diye misafiri koltuktan kaldırıp öteki koltuğa oturtur. Olup bitenden haberi olmayan baba odaya girdiğinde sıcak bir karşılamadan sonra misafiri o koltuktan kaldırıp daha rahat edeceği başka bir koltuğa oturtmaya çalışır. Hemen arkasından el halkı elinde minderlerle gelir. Misafir istemese de minderler beline yerleştirilir. Sonra ikram faslı başlar. Misafir istediği kadar doydum desin bir çay daha doldurulur, börekten bir dilim daha yemesi için ısrar edilir, ant içilir.Bardağa kaşık kapatmak, misafirin imdat işaretidir. Bu tarz bir muamele gören bir misafirin içinden iki şey geçer. Birincisi, beni seviyor, bana değer veriyor. İkinci ise, bana güvenmiyor, çocuk yerine koyuyor. Anlatılan anne baba tavrı sadece ev sahiplerine özgü değildir. Ev sahipleri misafirliğe gittiğinde bu sefer misafir rolüne bürünürler. Çocuklara, basamakları kendileri çıkartanlar ile misafirlerine zorla yedirmeye çalışanlar arasında bir benzerlik var mı dersiniz?

10 Y AKıNDAN K UMANDALı Ç OCUKLAR Çocuklar her şeyi merak ederler. Çocuklarımızın meraklarını engellemeyelim. Eğer mutfakta hamurla uğraşıyorsak ve onun aklı hamurda ise önüne bir parça hamur koyabiliriz. Ya da çamurla oynamasına izin verebiliriz.

11 T AHTEREVALLIDEKI Ç OCUKLAR VE A NA BABALAR 15 yaşındaki Ahmet köyde herkesin çocuğudur. Evlenir çocuğu olur, hala çocuk kalır. Kısaca Ahmet çocuk-anababadır. çocuk-anababalar hayat boyu hem çocuk hem anababa olurlar. Adeta kendi akıllarını kullanmaktan korkarlar bireyselleşemezler. “ben böyle düşünüyorum” diyemezler, “İşittiğime göre” demeyi tercih ederler. İki insandan birincisi anababa rolünde, yani üst konumda, ikincisi ise, çocuk rolünde yani alt konumda bulunuyorsa, bu iki insan arasında empatik iletişim olamaz.

12

13 KİŞİLER ARASI İLETİŞİM ÇATIŞMALARI

14  Aktif Çatışma (Kötü Adam Ne Söylerse Kötüdür.)  Pasif Çatışma (Küsler Diyalogu)  Varoluş Çatışması (Ben sandım ki…)  Tümden reddetme (Hiç…)  Ön yargılı Çatışma (Ben kararımı çoktan verdim.)  Yoğunluk Çatışması (Haklısın ama…)  Kısmi Algılama Çatışması (Bunu da mı demiştin.)  Alıkoyma Çatışması (Anlatamadım galiba…)

15 EMPAT İ NED İ R? Ki ş inin kendisini kar ş ısındaki ki ş inin yerine koyarak olaylara onun bakı ş açısıyla bakması o ki ş inin duygularını ve dü ş üncelerini do ğ ru olarak anlaması, hissetmesi ve bu durumu ona iletmesi durumudur. Empatide önemli olan ki ş i zihninde olu ş an empatik anlayı ş ın kar ş ıdaki ki ş iye iletilmesidir. Empati kurarken kar ş ıdaki ki ş inin duygularını ve dü ş üncelerini do ğ ru olarak anlamamız gereklidir

16 Örne ğ in bir dostumuz üzülmektedir. Kendimizi onun yerine koyup neler ya ş makta oldu ğ unu anlarız. Sıra bu durumu ona ifade etmeye geldi ğ inde hiçbir ş ey yokmu ş gibi gülümseyerek ‘takma kafana’ deriz. E ğ er böyle yaparsak yüzümüzdeki ifade ile söyledi ğ imiz sözle içimizdeki duygular arasında çeli ş ki var demektir. Böyle yaptı ğ ımızda do ğ ru empati kurmu ş fakat bunu kar ş ıdakine yeterince iletmemi ş oluruz.

17

18 EMPAT İ DEN FARKLI OLARAK SEMPAT İ Bir insana sempati duymak o insanın sahip oldu ğ u duygu ve dü ş üncelerin aynısına sahip olmak demektir. Diyelim ki futbol takımı tutuyorsunuz aynı takımı tutan ki ş ilere sempati duyarsınız ve takımınız kazandı ğ ında hep birlikte sevinirsiniz.

19

20 GÜNLÜK YAŞAMDA EMPATİNİN ÖNEMİ Yapılan araştırmalarda piyano ve keman çalan gençlerin empatik becerileri ve kendilerine yönelik saygı düzeyleri müzikler uğraşmayan gençlere göre daha yüksek bulunmuştur. Araştırmalar çocukların müzikle ilgilenmelerine fırsat veren ailelerle ilgilidir.

21 Ara ş tırmalara göre empatinin kendini açma, toplumsalla ş ma, sosyal duyarlık ve topluma uyum ile pozitif ili ş kisi vardır. Kaygı, depresyon, çocukları ihmal istismar etme ile empati kurma arasında negatif ili ş ki vardır. Suç i ş leme ile empati arasında da ili ş ki vardır.’ insanlar empati kurmadıkları için suç i ş lerler; bu yüzden de empati kurma becerisi dü ş ük olanlar potansiyel suçludur.’ ş eklinde bir takım genellemeler yapamayız. Ancak empati ile çe ş itli de ğ i ş kenler arasında kar ş ılıklı ili ş kiler bulundu ğ unu söyleyebiliriz.

22 EMPAT İ N İ N K İŞİ LERARASI İ LET İŞİ MDEK İ YER İ Çocuk benlik durumu ve empati Empati kurabilmek için yeti ş kin benlik durumu gereklidir ; ancak yeterli de ğ ildir. Empati kurabilmek için özellikle merak ve yaratıcılı ğ a ihtiyaç vardır. Empati kurmaya çalı ş ırken kar ş ısındaki insanın rolüne giren ki ş i masallarda uzak ülkelere ya ş amaya giden masal kahramanlarını hatırlatmaktadır. Her ki durumda da bilinmeyeni merak etme ve bilinmeyene do ğ ru yolculu ğ a çıkma söz konusudur. Uzak diyarlara do ğ ru yolculu ğ a çıkan masal kahramanları gibi, empati kuran ki ş ilerde kar ş ılarındaki insanın, ula ş ılması güç olan iç dünyasına do ğ ru yolcu ğ una çıkmaktadır.

23 Ana baba benlik durumu ve empati: bir insanın çevresindekilere empatik ilgi duyabilmesi ve onlara empatik tepki verebilmesi için ana baba empatik durumuna sahip olması gerekir. Özellikle koruyucu anne baba benli ğ ine sahip ki ş ilerin empatik tepki vermesi ve empatik uyaranların etkisiyle sıkıntıda olanlara yardım etme ihtimalleri artacaktır.

24 EMPAT İ K İ LET İŞİ MLE İ LG İ L İ UYGULAMA Örne ğ in bir ev hanımı diyor ki: yemek, çama ş ır, temizlik, diki ş, alı ş veri ş, çocuklar… bütün gün tek ba ş ıma ko ş turuyorum; yine de yeti ş emiyorum. Kendime ayıracak be ş dakikam yok. Kendimi mutfakla banyo arasına hapsolmu ş hissediyorum.’ Bu durumdaki ki ş iye ne söylersiniz?

25 Öncelikli olarak kendimiz onun yerine koyup onun rolüne girmeye çalı ş alım. Peki bu sözler bizi rahatlatıyor mu?

26 Ş öyle söylesek nasıl olur: Yerinde olsam ben de sıkılırdım. Sen de aynı benim gibisin. Ev i ş leri seni iyice bunaltmı ş. Bunca i ş in kar ş ısında kendini çaresiz ve yalnız hissediyorsun. Uygulama ş unu gösteriyor ki bize sorunun dile getiren ki ş iye akıl verdi ğ imizde bu davranı ş fazlaca i ş e yaramamaktadır. Bu tavır hatalıdır. Çünkü bizim söyleyece ğ imiz sıradan tavsiyeleri o ki ş i de dü ş ünebilecek kapasitededir. Oysa kendimizi kar ş ımızdakinin yerine koyup ne hissetti ğ imizi anlamaya çalı ş tı ğ ımızda ise empatik ileti ş im kurmu ş oluruz.

27 TİYATROLARDA VE MASALLARDA İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ

28 N ORA ’ DAN GÜZIN ’ E KADıNıN KADERI 1879’daki Nora Norveç’li yazar Henrik İbsen tarafından 1879’da yazılan Nora bu eserden tam yüz sene sonra Türk yazar Ülker Köksal tarafından Ademin Kaburga Kemiği adlı tiyatro eseri olarak yazılmıştır.

29 Nora, uysal bir kadındır. Kocası Helmer ise saygıdeğer bir bankacı,avukat ve otoriter bir kocadır. Helmer hemen her ortamda Anababa tavrı takınan bir kişidir. Örneğin; dişlerinin bozulacağı gerekçesiyle Nora’nın bisküvi yemesini yasaklamıştır. Nora kocasının bu kararına boyun eğer. Fakat gizli gizli bisküvi yemeye devam eder. Helmer’e göre Nora kendini yöneteebilen yetişkin değil, yönetilmesi gereken çocuktur. Nora bu durumda her zaman kocasına itaat eden Uslu Çocuk rolündedir. Günlerde bir gün Nora kocası Helmer ile evliliklerini konuşur: “8 yıldır evliyiz. Fakat ben mutlu değilim. Sen beni çocuk yerine koyuyorsun. Yuvamız çocukların oyun odasından farksız.”

30 Helmer karısındaki değişimi fark etmemiştir ve eski otoriter tavrını sürdürür. Karı koca arasındaki kavga büyür. Helmer Nora’ya ‘Artık çocuklarımızı sen terbiye etmeyeceksin.’ der. Nora için artık bu sözler bardağı taşıran son damlalar olur. Nora evi terk edeceğini söyler. Helmer kolu kanadı kırılmış, çaresiz kalmıştır. Bağırıp çağıran mutlak otorite değildir artık. Roller tamamen değişmiştir. Eserin başında Nora Uslu Çocuk rolünde, Helmer Anababa rolünde iken bundan sonra Nora Anababa rolünde, Helmer Uslu Çocuk rolündedir. Uslu çocuk ve Anababa rollerini karı koca arasından nasıl kaldırabiliriz?

31 Bir ailede karı-kocadan herhangi birisi Anababa, diğeri ise Uslu Çocuk rolü oynuyorsa, o ailede yöneten ve yönetilenler vardır demektir. Oysa bir ailede yönetenler ve yönetilenler değil, “birlikte yaşayanlar” bulunmalıdır.

32

33 1979’ DAKI GÜZIN Küçük bir kız olan Güzin ders çalışmak ister. annesi ise Güzin’in ev işleriyle uğraşmasını ister. annesi Güzin’i anlamamakta,anlamaya çalışmamaktadır. Kısacası empati kuramamaktadır. Eserin sonraki sahnelerinde Güzin yetişkin bir hanım olmuştur. Yüksek tahsil yapmış, çalışmakta, evli ve iki çocuğu vardır. Güzin iş yerinde çalışırken çocuğunun hastalandığı bildirilir. Telaşlanır, eve gitmesi gerekir. Fakat kısa zaman içinde yetiştirmesi gereken bir yazı vardır.

34 İş yerindeki erkek arkadaşları ‘sen git, biz hallederiz.’ derler. Güzin evine gidince ise arkasından şöyle derler ‘çocuğu sık sık hastalanıyor, ya evde oturmalı ya da çalışmalı.’ Bir sonraki sahnede ise Güzin’in emeklilik vakti gelmiştir. Güzin emekli olmak istemez. Çünkü yıllardır beklediği pozisyona gelebilecek. Kocası ise emekli olsun ister çünkü borçlarını ödeyebilecek. Oğlu emekli olsun ister. çünkü yüksek lisans yapacaktır. Kızı emekli olsun ister. çünkü hamile ve bebeğine annesinin emekli maaşıyla bakacaktır. Kimse Güzin’i anlamaz çünkü kimse empati yapmaz.

35 Güzin son sahnede baskıya boyun eğip Uslu Çocuk olmuştur. Emekli olup torununa bakacağını söylemiştir. Eşi ve çocukları Anababa rolünde kendisi ise Uslu Çocuk rolünde kalmıştır.

36 İ BSEN ’ IN KADERI İbsen’in Nora’ya uygun gördüğü son, Nora’nın evi terk etmesidir. Nora’ya toplumun yazdığı son ise kocasına itaaat edip evine dönmesi ve kocasının uzattığı bisküviyi alıp Uslu Çocuk rolüne dönmesidir. Tek fark Helmer önceden ceza veren bir patron gibiyken, ödül veren patron gibi duruş sergilemiştir. Nora’nın sonu İbsen’in kaleminden çıkmış gibi görünse de aslında toplumun kaleminden çıkmıştır. İbsen’ e de zorla yazdırılmıştır.

37 N ORA ’ NıN GÜZIN ’ IN VE IBSEN ’ IN YAŞADıKLARı ÇATıŞMAALARıN BILIŞSEL NEDENLERI Kalıplaşmış düşünceler Esnek düşünememek Ya hep ya hiçler Toplum baskısı

38 M ASALLARıMıZDA KADıN Karı-koca arasındaki Uslu Çocuk ve Anababa rolleri varken kadının Uslu Çocuk rolüne yapışması Koca değil mi; sever de döver de anlayışı

39

40 M ASALLARıMıZDA YETIŞKIN OLAMAMA SORUNU Masallarda genel olarak kahramanlar uslu çocuk rolünden dışarı çıkamamakta. Kahramanların iyi niyetli ve dövüşken olmaları yeterli. Diğer masallardan Keloğlan masalları ise kendi aklına güvenen ve bu yüzden de bireyselliğe yönelen bir role bürünür. Ailesine gelebilecek herhangi bir duruma karşı kötü düşünebilir. Bu konuda bencil davranır. Dışarıya karşı Anababa rolünde iken ailesine Uslu Çocuk rolündedirler.

41 TOPLUM Çocuklar toplumu Yetişkinler toplumu Ana-babalar toplumu Empatik toplum

42 Ç OCUK ANA - BABALARDAN OLUŞAN BIR TOPLUM Çocuk Ana-baba ne demektir? Bir insanın çocuk ana-baba olması demek, yaşamında bu iki rolü kaynaştırarak oynaması demektir. İstediği oyuncak alınmadığı için tepinerek bağıran bir çocuk ile istekleri zamanında yapılmadığı için tepinip bağıran bir müdürün arasında olmayan fark gibi. Büyüklerin etrafında pervane olduğu bir çocukla emrinde çalışanların gözünün içine bakan bir müdür aynı roldedir.

43 Ç OCUK ANA - BABA TOPLUMU OLDUĞUMUZU GÖSTEREN ÖRNEKLER Kırsal kesimde erken evlenen kişinin yetişkin bir birey olmadan ana-baba rolüne girmesidir. 20 yaşında evlenen bir erkeğin kız kardeşlerinin, eşinin yanında baba, dedesinin yanında ise çocuk rolüne girmesidir. 25 yaşındaki bir gelinin 12 yaşındaki kayınbiraderine abi demesi gibi. (Hiyerarşi ve sosyal gerçek, fiziksel gerçekten önemlidir.)

44 Çarşıda, pazarda, evde, otobüste birbirimize ‘oğlum, kızım, evladım, yeğenim…’ ya da ‘amca, dayı, teyze, anne…’ hitap ediyoruz. Burada yapılan aslında astlar ve üstlerdir yani ‘çocuklar’ ve ‘Ana-babalar’ şeklinde sınıflandırmadır.

45 Toplum olarak koruyucu ve kollayıcı bireyler olarak ana- baba rolünü üstlenip çocuğu da çocuk rolüne koyarız. Ödevlerine yardım ederiz, Üniversite tercihlerini yaparız, İş ararken yardım ederiz, Evlenmelerine yardım ederiz. Çocuğun yapabileceği bir çok şeyi onlar adına yapıp onları bağımlı hale getiririz. Onlarda yetişkin olmadan ana-baba rolüne bürünürler. Bu yüzden toplumumuzda yetişkin rolü pek tanıdık gelmez.

46 Çocuk ana-babalar toplumunda tanıdıksız iş yapılmaz. Adliyelerde, hastanelerde tanıdık birilerini arıyoruz. Yusuf Has Hacib, ‘Kutadgu Bilig’ de ‘bir başka şehire gittiğinizde önce tanıdık arayın.’ diyor. Galiba bin yıldır pek bir şey değişmemiş. Eğer bir hastanede, okları izleyerek işlerinizi kendiniz yaparsanız yetişkin olmuş olursunuz. Tanıdık hastabakıcı bulursanız ve oda elinizden tutup gereken yerlere götürürse siz çocuk o da ana-baba rolünü üstlenmiş olur.

47 Osmanlı diplomasisinin Avrupa’da zor kök salması tanıdık azlığından olabilir. Bugün bile uygun bir tanıdık bulsak Avrupa toplumuna hemen gireceğiz

48 DEVLET BABA Toplum olarak çocuk ana-baba iletişimi yaygın olduğu için kişi-kurum iletişimi de aynı oluyor. Devlet : ana-baba Vatandaşlar: çocuk Osmanlı’ da böyleydi, günümüzde de böyle olduğuna göre pek bir şey değişmemiş. (Devlet baba olduğuna göre belediye de anadır.)

49 Padişah baba ise reayayada(vatandaş) kul yani çocuk diyebiliriz. Kullar uslu çocuk olursa Padişah koruyucu ana- baba, eğer çocuk asi olursa padişah cezalandırıcı ana-baba olmaktaydı.

50 Çocuk ana-baba toplumunda yaratıcı olmak yasak, ben demek ayıp. Yazar ya da şairseniz ben yaptım diyemezsiniz. Çünkü ‘ben yaptım’ demek ayıptır. Bu yüzden yazar ve şairler eserlerinde mahlas kullanmışlardır. Ayrıca yazılan eser toplum tarafından bilindik olmak zorundadır.

51 Özgün eserler yazılamaz yazanlar ise şuradan ya da buradan buldum diye yalan söyleyerek kanıt oluşturmaya çalışırlar. Cervantes, Don Kişot adlı romanında, romanın konusunu pazarda bulduğu bir Arap yazara ait kitaptan aldığını söylemiş.

52 Çocuk ana-baba toplumunda değindiğimiz gibi saygı çok önemlidir. Bu yapılan resimlerde de görüyoruz.

53 Minyatürler iki boyutlu resimlerdir. Padişah ve erkanı resimde reayadan her zaman büyük çizilir. Bu Padişaha saygıdan dolayı böyledir. Doğa üç boyutlu çizilse de padişah sol üstte ve her zaman büyük çizilirdi.

54 Çocuk ana-baba toplumu başka resimlerde de görebilir. Meryem Ana’nın tüm resimleri genç haliyle çizilmiştir. Oğlu İsa ile aynı resimde olmasına rağmen genç haliyle resmedilmiş. Bu Meryem Ana’ya olan saygıdan dolayı. (sosyal gerçek > fiziksel gerçek)

55 Çocuk ana-baba toplumu olduğumu, Karagöz-Hacivat Kutadgu Bilig Orhun Abidelerinde de görebiliriz.

56 A LI CENGIZ OYUNU Güreş ustası Ali Cengiz çırağına otuz dokuz oyun öğretmiş kırkıncıyı öğretmemiş. Her şeyi öğrendim sanan çırak ustasına meydan okumuş. Otuz dokuz oyunda berabere kalmış. Usta kırkıncı oyunuyla çırağı tuşa getirmiş. USTASINA NANKÖRLÜK EDEN CEZASINI BULUR. ‘Bu düşünce tarzı çocuk ana-baba ilişkilerinin ağır bastığı toplumlara özgüdür. Eğer ustalar ve çıraklar (ya da hocalar ve öğrenciler) biraz daha yetişkin olabilirlerse, ne birlerinin yerine göz dikmeleri gerekir ne de birbirlerinden bir şey saklamaları.’

57 K ÜLTÜRÜMÜZDE YETIŞKINLIĞIN SILIK IZLERI Özellikle Osmanlı döneminde insanlar yetişkin yanlarını yeteri kadar sergileyememiş olabilirler, fakat miktarı azda olsa hemen her çağda insanlarımız, yetişkin tavrı kabul edebileceğimiz bazı davranışlar sergilemişlerdir.

58 LAKAP TAKMA Lakap takma yetişkin kişilerin yaptığı şeydir. Kentlere oranla kırsal kesimde aynı isimler konulduğu için kişinin kim olduğunu ayırt etmek zordur. Bu yüzden kişinin bir özelliğine göre toplum o kişiye lakap takar. Çünkü lakaplar kişinin diğer insanlardan farklı olan yanını vurgulayan sıfatlardır. Örn: şavaşlarda çok hızlı hareket ettiği için 1. Beyazıt’a ‘Yıldırım Beyazıt’ denmesi gibi.

59 “KİM KAZANIRSA KAZANSIN KAZANAN MEHMET ÖZTÜRK” Adayının Mehmet Öztürk olduğunu ifade eden seçmenlerden Ali Öztürk, “Adayların birisi abim, birisi amcam ve bir diğerdi de amcamın oğlu. Kazanan kim olursa olsun Mehmet Öztürk ismi olacak.

60 B OĞAÇ HAN Dede korkut hikayelerinde şöyle: Dirse Han doğan oğluna bir ad koymamıştır. Adsız oğlancık biraz büyür bir gün azgın bir boğa ile dövüşürken yumruğunu boğanın anlına dayar. Sonra geri çekilince boğa yere devrilir. Mücadeleyi oğlan kazanmış olur. Bunun üzerine başarısına uygun Dede Korkut Boğaç Han adını verir. Dede korkut hikayelerinde yetişkinliğin bulunduğunu gösterir.

61 E MPATIK TOPLUMUN MÜJDECISI NASRETTIN HOCA Nasrettin Hoca üç kişisel rolü birbiriyle kaynaştırarak ustaca kullanmaktadır. Ana-baba, yetişkin ve çocuk rollerini dengeli bir şekilde kullanır. Çocuktur: eğlenmeyi sever, yaratıcıdır. Fıkralarında ders verirken kıs kıs güldüğünü hissederiz. Ana-babadır: insanları geliştirmek, eğitmek amacıyla bir öğretmen tavrıyla eleştirilerde bulunur. Yetişkindir: akılcıdır, fiziksel gerçeği ve sosyal kuralları aklını kullanarak test etmeyi sever.

62 FıKRA Nasrettin Hoca oğluyla birlikte giderken kendisi eşeğe biner çevreden ayıplarlar, oğlunu bindirir ayıplarlar, ikisi birden biner eşeğe acıyıp ayıplarlar, ikisi birden eşeğin arkasından yürürler aptallıkla suçlanırlar. hocanın kıssadan hissesi şudur; şartlar neyi gerektiriyorlarsa çevremize aldırmadan onu yapmalıyız. Ölçüt kendi aklımız olmalıdır.

63 B UGÜN NE KADAR YETIŞKINIZ Çocuk ana-baba özelliğimize giderek daha fazla yetişkin tavrı katmaktayız. Buna Barış Manço’yu örnek verebiliriz. Kültürel değerleri empoze eden bir ana-baba olmak yerine bu değerler ile insanlar arasında bir köprü oluşturmayı tercih etmiştir. Köprünün üç ayağı vardır; ana-baba, yetişkin ve çocuk rolleri.

64 Barış Manço ‘babaanne seni çok seviyoruz’ adlı şarkısıyla babaanne ile çocuk arasında empatik değerler oluşturdu. Babaanneleri sevmek bir ders olarak okutulsaydı etkili olmazdı. Nice derste olduğu gibi öğrenciler ezberlerler, söylemeye söylemeye unuturlardı.

65 SONUÇ Çocuk ana-baba toplumunda yetişen çocuklar bireyselleşme ve yetişkin olma eğilimleri bastırıldığı için çocukta korku ve yalnızlık hissi oluşur. Bu durum kişileri birbirine bağımlı kılar. Özgün düşüncelerini ortaya koymaya karşı direnç geliştirirler.

66 Ana-baba ve çocuk yanımıza yetişkin özelliklerini ekleyerek sevgiye, saygıya dayalı ilişkilerimizi sürdürerek bir yandan da aklına güvenen, düşüncelerini özgürce sergileyebilen yetişkinler olabiliriz. Böylece birbirimizle empati kurabilir, fiziksel yalnızlıktan olduğu kadar psikolojik yalnızlıktan da uzak kalabiliriz.

67 E MPATIK DAVRANıŞ NASıL GELIŞIR Kişiler arası iletişim şeklinin değişmesi gerekir. Buna paralel olarak çeşitli kurumların da değişmesi ve gelişmesi gerekir. İş yerlerinde ahbaplığa dayanan kişiler arası ilişkiler yerine akılcı ve gerçekçi yetişkin tavrı geliştirmekle olur. Dostumuz yerine becerikli adamı almalıyız.

68 HAZIRLAYALAR 1. ESRA TUFAN B ESRA SEVİM B BAHAR KARASAKAL B RUKİYE ELİF ERİM B JENNET SAHETGULİYEVA B


"P ROF.D R. ÜSTÜN DÖKMEN İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları