Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: Kim ki, uhdesinde bir din kardeşinin nefsine yahut malına tecavüzden mütevellit hakkı bulunursa; Dinar, dirhem bulunmayan.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: Kim ki, uhdesinde bir din kardeşinin nefsine yahut malına tecavüzden mütevellit hakkı bulunursa; Dinar, dirhem bulunmayan."— Sunum transkripti:

1

2 Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: Kim ki, uhdesinde bir din kardeşinin nefsine yahut malına tecavüzden mütevellit hakkı bulunursa; Dinar, dirhem bulunmayan kıyamet günü gelmezden evvel, bu gün, dünyada mazlumdan o hakkı bağışlamasını istesin! Helalleşmeyi yapmadığı zaman zalimin amel-i salihi bulunursa, ondan kıyamet günü zalimin zulmü miktarı alınır da mazluma verilir. Eğer zalimin hasenatı bulunmazsa mazlumun seyyiatından alınıp zalimin üzerine yükletilir.[1] [1] Buhar-i Müslim.: 1090[1]

3 Kul Hakkı Adına Bir Ölçü: Üzerinde kul hakkı bulunan bir insan, muhatabını bulup helallik dilemek mecburiyetindedir. Bu hak, gıybet, iftira, yalan isnadı... vs. gibi manevi boyutlu haklar ise, ancak hak sahibiyle açık-seçik konuşularak helal ettirilebilir. Eğer hakkın borç-alacak gibi maddi boyutu varsa, bunları hemen ödeme cihetine gidilmelidir.[1][1] İşlenen günah kul hakkıyla alakalı ise, evvela o hak sahibine verilmeli ve ondan helallik dilenilmelidir.[2][2] [1][1] M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Kitabından Alınmıştır. [2][2] M.F. Gülen’in “Asrın getirdiği tereddütler cilt 4” Kitabından Alınmıştır.

4 Gasp edilen hakkın şahıslara ait yanı ağır basıyorsa o bir kul hakkı kabul edilir; Aksine ammeye raci tarafı galip görünüyorsa o zaman da Allah hakkı olması esasına göre hüküm verilir. [1][1] Zamanımızda “murabıt” ferdi, ailevi ve içtimai hayatını dinin emirleri doğrultusunda yaşayan kimsedir. Mesela, onun evlenmesi, iffetini muhafaza, haramlardan kaçınma ve nesil yetiştirmek için; çalışması da, medar-ı maişetini temin ve el-aleme el-avuç açmamak içindir. Zira aleme el açarsa, halisane dine hizmet edemez. Bu seviyede dini hayatı olanlardan - inşaallah- herhalde kul hakkını da kaldırırlar.[2][2] [1][1] M.F. Gülen’in “Kendi Dünyamıza Doğru” Kitabından Alınmıştır. [2][2] M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Kitabından Alınmıştır.

5 Devletin asli vazifelerinin içinde yer alan, yol-su-elektrik hizmetleri, millete bedava olarak sunulmalıdır. Fakat devletin maddi açıdan buna imkânı yoksa; İslami kurallara göre, kâr gayesi gütmeksizin, milletten maliyetini isteyebilir. Zaten hemen hemen bütün dünyada sistem bu şekilde işlemektedir. Buna göre, amme (kamu) hukuku içinde yer alan elektrik ve suların kaçak olarak kullanılması caiz değildir. Kul hakkının terettüp ettiği bu düzenlemede, kaçak elektrik ve su kullananların, devletin nüfusu kadar fertle teker teker helalleşmesi gerekir ki, bu da mümkün değildir. Öte yandan mü’min, yeryüzünde emniyet ve güvenin temsilcisidir. O, hadisin ifadesiyle “elinden ve dilinden emin olunan, emniyet ve güven duyulan insandır.” %

6 Öyleyse, bir mü’minin, bu türden emniyeti zedeleyici işlere girişmesi kat’iyen doğru değildir. Bir de özelleştirme ile bu kurumların bir kısmı halka satıldı ise, o zaman kul hakkının terettübü ayrı bir buud kazanır. Ve yarın Hakk’ın huzurunda hesabı verilemez bir hale gelir.[1][1] [1] M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Kitabından Alınmıştır.

7 Ebu Katade (R.A.) anlatıyor: "Bir adam sordu: "Ey Allah'ın Resulü, Allah yolunda öldürüldüğüm takdirde, bütün hatalarım örtülecek mi?" Resulullah (A.S.V.): "Evet, sen sabreder, mükafat bekler, geri kaçmadan ileri atılır vaziyette olduğun halde öldürülürsen!"diye cevap verdi. Ve adama sordu: "Nasıl sormuştun?" Adam sorusunu aynen yeniledi. Bunun üzerine A.S.V. Efendimiz sözlerini şöyle tamamladı: "Evet, kul borcu hariç, bütün günahların affedilecek. Zira Cebrail bu hususu bana haber verdi!"[1] [1] Müslim, İmaret 117, (1885); Muvatta, Cihad 31, (2, 461); Nesai, Cihad 32, (2, 33).][1]

8 Kul Hakkı: İslam, insan haklarına büyük önem vermiş ve onu muhafaza altına almıştır. Her Müslüman, hangi din ve ırktan olursa olsun ferdin şahsi haklarına saygılı davranması ve bir başkasının hakkını üzerine geçirmemeye dikkat etmesi gerekir. Zira herkesin hesap endişesiyle titrediği kıyamet gününde hiçbir suale tabi tutulmadan cennete girecek olan şehidin bile hesap vereceği tek husus “kul hakkı”dır. %

9 Zaman zaman insanın gerek fertler ve gerekse değişik merciler tarafından mağdur edilip hakkı yenmiş olabileceği gibi kendisi de bir başkasının hakkını üzerine almış olabilir. Hakkının yenmiş olması, fert için hiçbir zaman bir kayıp vesilesi değildir. Çünkü böyle bir durumda kişi; “Benim hakkım yenmişse varsın helal olsun.” diyerek, hakkını helal etmiş olur. Ancak başkasının hakkını yemişse, mutlak surette ondan helallik dilemesi ve karşılığını ödemesi gerekir.%

10 Burada konuyla alakalı bir hatıramı nakletmek istiyorum. (M.F.G.) Babam, kılı kırk yararcasına İslam’ı yaşamaya çalışan bir insandı. Bir zamanlar babamın yanında çalışan bir işçi, ceketini bizim samanlıkta bırakıp gitmiş. Aradan yıllar geçmesine rağmen gelip ceketi geri almamış. Babam bunu hiç unutmamış ve vefat edeceği an, amcamlara; “O ceketin sahibini bulup verin.” diyerek, ölüm heyecanı içinde bile üzerine kul hakkı geçmemesi için onun sancısını çekmiştir.%

11 Evet, kul hakkı çok önemlidir. Ben yer yer mü’minler için dua ediyorum. Ama kul hakkına gelince, o bizi aşan bir mevzudur ve bu hususta bir şey yapmamız mümkün değildir. Bana zekât düşmediği için verdiğim şeyleri hep sadakam, zekâtım olsun düşüncesiyle vermişimdir. Fakat şimdi; “Allah’ım, bilmeyerek birilerinin hakkı benim üzerime geçmiş olabilir. Verdiğim bu şeyleri onun namına al, kabul et ve sevabı onun olsun.” diyerek vermenin daha doğru olacağına inanıyorum. Hâsılı, Cenab-ı Hakk’ın huzuruna, kul hakkıyla gitmemeli; şayet hak sahibini biliyorsak bizzat helalleşmeli, bilemediklerimiz için de onlar adına tasaddukta bulunup sevaplarını yine onlara bağışlamalıyız.[1][1] [1] M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Kitabından Alınmıştır.

12 Borçlu vefat etme meselesi, Allah Resulü’ne o kadar dokunur ki, bir gün: “Eğer biri borçlu olarak vefat ederse, onun borcunu ödemek bana düşer. Allah, ganimetten bana bir şeyler lütfederse, bütün borçluların borcunu öderim. Ama vefat eden kişi, bir servet geriye bırakırsa o da onun çoluk çocuğunun olsun.” Buyurmuşlardır. Evet, yukarıda zikrettiğimiz hadislerde de görüldüğü gibi, borçtan azade olma afiyetler üstü bir afiyettir.%

13 Ehl-i tahkikten bazıları, kul hakkı da bir borç olduğundan hareketle şöyle demişlerdir: “Birinin üzerinde arpanın yedide biri kadar dahi kul hakkı varsa, borçlu olduğu zat helal edeceği ana kadar, borçlu kişi, harp meydanında dahi ölse Cennet’e giremez.” Zira borç bizzat kul hakkına girmektedir ve insan şehit de olsa kul hakkından hesaba çekilmedikçe Cennet’e giremez. Ben de şimdiye kadar şehitlerin kul hakkından muaf olduklarına dair bir şey duymadım ve görmedim. Görseydim, çok sevinecek ve kendime şöyle-böyle şehitlik yolu araştıracaktım.[1][1] [1] M.F. Gülen’in “Fasıldan Fasıla” Kitabından Alınmıştır.

14 Başkalarını yedirip içirip kendisinin aç ve susuz durması.. Ve başkalarını görüp-gözettiği halde kendisini yer yer ihmal etmesi ki.. Herhangi bir kul hakkını çiğnememe kaydıyla ebrar ahlakındandır ve insanı evc-i kemalat-ı insaniyeye çıkarır. M.F. Gülen’in “Kalbin Zümrüt Tepeleri cilt 1” Kitabından Alınmıştır. Ciddiyet, mefkûre insanlarının en önemli vasıflarından biridir. Onlar, mesuliyetlerinin ağırlığıyla piştiklerinden ve sorumluluklarını her an omuzlarında hissettiklerinden dolayı sürekli ağırbaşlı ve olgun birer insan tavrı ortaya koyarlar. Onların bu hali davalarının ciddiyetle değerlendirilmesi için de çok mühimdir.%

15 Çünkü lüzumsuz konuşmalar, yersiz gülmeler, ölçüsüzce el ve dil şakaları dava adamlarının inandırıcılığına dokunur, muhataplarına onların da hafif-meşrep birer insan olduğu izlenimini verir. Onları örnek alanların hüsn-ü zanlarını kırar; “Bunlar da ciddiyetsiz insanlarmış, demek ki yürüdükleri yol bunlara bir şey verememiş” dedirtir ve böylece olan yine hakka-hakikate olur. O türlü tavır ve davranışlar, heyetin genel havasını bozabilir. Bazen yersiz bir gülüş, bazen kibirli bir oturuş, kimi zaman gurur edalı bir duruş ve kimi zaman da benlik kokan bir söz, başkalarını değişik mülahazalara sevk eder. Neticede ilhamlar inkıtaya uğrar, o meclise rahmet inmez; çünkü artık orada nefsanîlik araya girmiştir. Saygısız mülahazaların kuşattığı yerlerden Cenab-ı Hakk’ın teveccühü kesilir. O zaman da, kötü örnek olarak heyete karşı hüsn-ü teveccühlerin kesilmesine sebep olan insan, kul hakkına girmiş ve heyetteki herkesin hakkını çiğnemiş olur. M.F. Gülen’in “İkindi Yağmurları” Kitabından Alınmıştır.

16 Rehberimiz Hazreti Muhammed (aleyhi efdalüssalavat ve ekmelü’t-tahiyyat ) ise ki, O’dur; O’nun hayatı kılı kırk yararcasına hak-hukuk gözetmenin misalleriyle doludur. Bir gün, Peygamber Efendimiz ashabına dönerek, “Sizden kime bir haksızlık yapmış isem, şimdi benden hakkını alsın, ahirete bırakmasın” der. Bu sözünü üç defa tekrar edince yaşlı bir sahabi olan Hazreti Ukkaşe ayağa kalkar. Bir savaşta, Allah Rasulü’nün değneğinin onun sırtına değdiğini söyler. Rasulü Ekrem, bir değnek getirtir ve hakkını alması için Hazreti Ukkaşe’ye seslenir. %

17 Bu manzarayı hayretle seyreden Hulefa-yı Raşidin Efendilerimiz, Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin, Peygamber Efendimiz’e bedel kendilerine kısas uygulanmasını isterler, bu konuda ısrar ederler; Allah Rasulü’ne kıyamaz ve ağlarlar. Fakat Peygamber Efendimiz, öne çıkar, sırtını uzatır ve “Hakkını al!” der. Ukkaşe (R.A.) “Ya Rasulallah! Bana vurduğunuz zaman üzerimde elbise yoktu!” deyince, Peygamberimiz hemen sırtını açar. Bu sahneyi gören Sahabe-i kiramdan bazıları yüksek sesle ağlamaya başlarlar. Hazreti Ukkaşe, Peygamberimizin mübarek sırtına yaklaşır, dudaklarını yapıştırır, bir güzel öper ve sonra da “Anam babam Sana feda olsun ya Rasulallah! Senden hak iddia etmek benim ne haddime!” der. Allah Rasulü, hakkını helal etmesi için ona ısrar edince, Hazreti Ukkaşe, büyük bir mahcubiyet içinde, ahirette şefaatçi olması ricasıyla bütün haklarından vazgeçtiğini söyler. M.F. Gülen’in “İkindi Yağmurları” Kitabından Alınmıştır.

18 Tertip ve düzen, özellikle toplu kalınan yerlerde kul hakkı zaviyesinden de çok önemlidir. Dikkatsiz yaşayanlar diğer insanları rahatsız ederler. Dağınıklık, hassas ruhlarda huzursuzluğa sebebiyet verir. Bir gün Allah Rasulü (S.A.V.) bir mezarın kazılması sırasında elinde kazma bulunan şahsa işaret ederek “Şuraya iki kazma vursanız” gibi bir söz söyler. O sahabi efendimiz “Bu şekilde kalmasının bir mahzuru mu var ya Rasulallah?” deyince Rasul-ü Ekrem Efendimiz “Gözü tırmalıyor” der.%

19 İşte bazı umursamazlar vardır; gözleri mi görmüyor, yoksa tırmalanmayı mı hissetmiyorlar bilinmez, onlar dağınıklıktan rahatsız olmayabilirler. Fakat o düzensizlik hali bir başkasını rahatsız ediyor ve onda gerilim yapıyorsa, ona sebebiyet veren insan kul hakkına girmiş olur. Bazen de “Başkası temizlesin, başkası düzenlesin” türünden duygu ve düşüncelerin neticesi olarak hareketsiz kalmak ve işin ucundan tutmamak diğer insanları, affedersiniz akılsız ve aptal yerine koymak gibi olur ki, bu da çok büyük bir saygısızlıktır ve aynı zamanda kul hakkını çiğnemek sayılır. M.F. Gülen’in “İkindi Yağmurları” Kitabından Alınmıştır.

20 İslam, bazılarını güldürmek veya eğlendirmek kastıyla söylense de diğer insanları rencide eden bütün söz ve hareketleri kul hakkını çiğnemek olarak kabul etmiştir. Söz, tavır, davranış, işaret ya da yazı ile insanların kusur ve noksanlarını dile dolayıp onları küçük düşürmeyi haram kılmıştır. Başkalarının onur ve haysiyetine dokunan her türlü alay, gıybet, yalan ve iftira gibi sözleri men ettiği gibi, muhatabı tahkir etmek maksadıyla yapılan fiili ve sözlü şakaları da yasaklamıştır. M.F. Gülen’in “Diriliş Çağrısı” Kitabından Alınmıştır.

21 İmam-ı Azam Ebu Hanife hazretlerinin muhterem pederi Sabit hakkında anlatılmaktadır: Sabit, bir gün dere kenarında abdest alırken, suya düşmüş bir elma görür. Abdestini tamamladıktan sonra, nasıl olsa çürüyüp gideceğini düşünerek “Bari zayi olmasın!” der ve o elmayı alıp yer. Fakat çok geçmeden tükürme ihtiyacı hisseder ve tükürüğünde kan görür. O zamana kadar benzer bir haline şahit olmadığı için o kanın yediği elmadan ileri geldiğini düşünür ve onu yediğine çok pişman olur. Elmanın sahibiyle helalleşmek için dere boyunca yürür; sorup araştırır ve sonunda adamı bulur. %

22 Hadiseyi ona anlatıp helallik dileyince adam hakkından vazgeçmek için onu uzun bir süre yanında çalıştırır, değişik şekillerde imtihan eder, Salih bir Hak eri olduğuna inanınca da son bir şart koşar: “Benim kör, sağır, dilsiz ve kötürüm bir kızım var. Bununla evlenmeye razı olursan o zaman elmayı sana helal edebilirim.” der. Sabit Hazretleri ahirete kul hakkıyla gitmemek için bu teklifi kabul eder. Nikahları kıyılınca Sabit Hazretleri henüz yüzünü göremediği zevcesinin bulunduğu odaya girer; fakat odaya girmesiyle çıkması bir olur. %

23 Hemen kayınpederine koşup, “Bir yanlışlık var galiba, içeride sizin bahsettiğiniz vasıflarda bir kız yok!” der. Kayınpederi tebessüm ederek, “Evladım o benim sana nikâhladığım kızımdır, senin de helalindir. Ben sana kör dediysem, o hiç haram görmemiştir. Sağır dediysem, o hiç haram duymamıştır. Dilsiz dediysem, o hiç haram konuşmamıştır. Kötürüm dediysem, o hiç harama gitmemiştir. Var git helalinin yanına, Allah Teala hanenizi mübarek ve mesut etsin.” cevabını verir. İşte böyle bir ana ve babadan da İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri dünyaya gelir. M.F. Gülen’in “Ölümsüzlük İksiri” Kitabından Alınmıştır.

24 Resulullah (A.S.V.) buyurdular ki: "Allahu Teala nazarında, bir kulun Allah tarafından yasaklanan kebirelerden sonra, beraberinde getirebileceği en büyük günahlardan biri, kişinin ödenecek karşılık bırakmadan üzerinde borç olduğu halde ölmesidir.“ Ebu Davud, Büyu 9, (3342). Rasulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: “Yemin ederek bir Müslüman’ın hakkını alan kimseye, Allah cehennemi vacip kılar, cenneti de haram eder.” Bir adam dedi ki: ya Resulallah! Şayet o küçük ve değersiz bir şey ise? Bunun üzerine peygamberimiz: “Misvak ağacından bir dal bile olsa böyledir” buyurdu. Müslim, İman 218. Ayrıca bk. Nesai, Kudat 30; İbni Mace, Ahkam 8

25 Resulullah (A.S.V.) buyurdular ki: "Mü'minler cehennemden kurtarılıp, cennetle cehennem arasındaki köprüde bir müddet hapsedilirler. Bu sırada, aralarında dünyada geçmiş olan haksızlıklar kısas edilir. Böylece günahlardan temizlenip paklandıktan sonra cennete girmelerine izin verilir. Nefsimi kudret elinde tutan Zat-ı Zülcelal'e yemin olsun, onlardan herbiri, cennetteki evini, dünyadaki evinden daha iyi bilir.“ Buhari, Mezalim 1, Rikak 48. Bu hadiste, imanla kabre giren herkesin, günahlarının cezasını çektikten sonra cennete gireceği belirtilmektedir.%

26 Ancak, cehennemliklerin birbirlerine karşı işlemiş oldukları zulümler de son defa kısas edilip, günahtan eser kalmadıktan sonra, "şefaat"le cennete alınacaklardır. Hadis, günah kiri bulunan kimsenin cennete giremeyeceğini ifade eden "Üzerinde kul hakkı bulunan hiç kimse cennete giremez" hadisini te'yid eder. Hadiste mevzubahis edilen temizlenme hadisesi, birbirlerine karşı hakları olan kimsenin günahını verip sevabını alma şeklinde bir ödeşmedir. Mevzubahis olan temizlenme bu suretle cereyan edecektir. Üzerinde ödenmemiş kul hakkı bulunan kimse, ona kendi sevabından verecek ve şahsi derecesini düşürecektir Öbürü de sevabını almakla derecesini yüceltecektir, alacak sevabı kalmamışsa, bunun günahından ona yüklenecektir. İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 14/468.

27 Karada şehit olanın kul hakkı ve emanet hariç bütün günahları affedilir. Denizde şehit olanın ise kul hakkı ve emanet de dâhil bütün günahları, affedilir. Ziyadan ve Ibni Şahinin Tergitf'mden. Resulullah (A.S.V.) buyurdular ki: “Şüphesiz ki, haksız olarak Allah’ın malını kullanan kimseler, kıyamet gününde cehennemi hak ederler.” Buhari Hums 7 Allah’ın malı, Müslümanlara ait olan amme mallarıdır, devlet malıdır. Bunları haksız yere ve meşru olmayan yollarla sarf etmek, en büyük günahlardan sayılır. %

28 Bu mallarda haksızlık, onu devletten izinsiz kullanmak, hakkı olan ücretten daha fazlasını almak, hissesine düşen paydan daha çoğunu sahiplenmek gibi haram olan yollarla yapılır. Devlette görev yapanların, hangi şekilde olursa olsun, elde ettikleri haksız kazançlar, haramdır. Allah’ın malı sayılan amme mallarına, devlet hazinesine ihanetin cezası ise cehennemdir. Çünkü kamunun mallarında toplumun her ferdinin hakkı vardır, dolayısıyla bunlar kul hakkıdır. Riyaz-ı Salih’in Şerhi

29 Resulullah (A.S.V.) buyurdular ki: “Bir kimse, Müslümanların arasında bulunan bir yetimi alarak yedirip içirmek üzere evine götürürse, affedilmeyecek bir suç işlemediği takdirde, Allah Teala onu mutlaka cennete koyar.” Tirmizi, Birr 14 Affedilmeyecek suç ifadesi, hatıra iki büyük günahı getirmektedir: Biri Allah’a şirk koşmak yani Allah’tan başka bir ilahın varlığını kabul etmek, diğeri de kul hakkı yedikten sonra onu helal ettirmemektir. Riyaz-ı Salih’in Şerhi

30 Resulullah S.A.V. şöyle buyurdu: “Vasiyet etmeye değer bir şeyi bulunan Müslümanın, vasiyeti yanında yazılı olmadan iki gece geçirmesi doğru değildir.” Buhari, Vesaya 1; Müslim, Vasiyyet 1, 4. Ayrıca bk. Ebu Davud, Vesaya 1; Tirmizi, Vesaya 3; Nesai, Vesaya 1 Müslim’in bir rivayetinde: “üç gece geçirmesi” şeklindedir. İbni Ömer r.a. dedi ki: Resulullah S.A.V.’in bu sözünü duyduğumdan beri, yanımda vasiyetim olmadan bir gece bile geçirmedim. Müslim, Vasiyyet 4 Müslüman’ın en büyük gayesi, Allah Teala’nın huzuruna ak alınla çıkmaktır. Bunu gerçekleştirmenin yolu, her an ölüme hazır olmaktır. Ölüme hazırlanan kimse, her şeyden önce “üzerimde Allah ve kul hakkı var mı?” diye düşünür ve bunun için tedbirler alır. Bu tedbirlerin başında vasiyet gelir.%

31 Vasiyetnameye; Herkesin maddi durumu ve problemi farklı olduğu için, yazacağı vasiyetnamenin muhtevası da farklı olur. Ama en önemlisi şunlardır: * İnsanın henüz ödemeye fırsat bulamadığı oruç, zekat, hac ve adak gibi Allah’a karşı borçları. Bir kimsenin şahsi borcu, alacağı, satacağı, birine verdiği söz, birinin kendisine bıraktığı emanet gibi kullara karşı borçları. * Sevap kazanmak maksadıyla, her şahsın geride bırakacağı malının üçte biri üzerinde vasiyet etme yetkisi vardır. İstediği hayırları yapamayanlar, geride bıraktıkları mallarının üçte birinin nereye sarfedilmesi gerektiğini vasiyetnameye yazabilirler. Vasiyetname yazmak, ölüme fikren hazırlanmaktır. Onun önünde sonunda karşımıza çıkacağına inandığımızı, vasiyetnamemizi yazarak ameli olarak göstermek, aynı zamanda nefsi eğitmektir. Riyaz-ı Salih’in Şerhi

32 “Ey insanlar! Günahlarınızdan tövbe ederek Allah Tealaya kesin dönüş yapınız. Çünkü huzuruna tövbe ederek gelmiş olanları bağışlaması Allah’ın üzerine haktır. Ancak kul hakları müstesnadır. Çünkü kul, hakkını ödemediği sürece o kişinin rehinidir. İçinizden Müslüman bir kardeşiyle küs olanlar varsa derhal onu bularak musafaha etsinler. Zira bir Müslüman’ın, Müslüman kardeşiyle üç günden fazla küs durması çok büyük bir günahtır” Muhammed Yusuf Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, Akçağ Yayınları: 3/

33 Allahü tealanın huzurunda duranın hali: Heybet ve saltanat ve azamet ve ceberut ve kahr-ü galebe-i ilahiyyeyi bilen bir kimsenin Allahü tealanın huzurunda durması, elbette ziyade huzuru ve huşu’u icap ettirir. İbadetleri yaptığı halde, zulüm eden ve tövbe etti ise de, mazlumu bulamayan, bununla dünyada helalleşmeyen bir kimse hakkında hikâye olundu ki, Allahü tealanın huzuruna götürülür. Dünyada helalleşemediği kul hakları varsa, meydana çıkarılır. Mazlum onun boynuna sarılır. Allahü teala mazluma (Ey mazlum! Yukarıya bak) buyurur. O mazlum baktığı vakit görür ki, bir köşk var. Gayet büyüktür. Ziyneti ve büyüklüğü akıllara hayret verir. O mazlum: (Ya Rabbi! Bu nedir?) der. Allahü teala: (Bu satılıktır. Benden satın alır mısın?) buyurur. O mazlum ise: (Ya Rabbi! Bunun kıymetini ödeyecek benim bir şeyim yoktur) der. Allahü teala buyurur ki: (Kardeşini zulümden af edip halas edersen, köşk senindir). O kul da: (Ya Rabbi! Emir-i ilahin sebebiyle ondaki hakkımdan vazgeçtim) der. İmam –ı Gazali “Kıyamet ve Ahiret”

34 Hac edip "Lebbeyk" diyenlere, Allahu Teala elinizde olan kul hakkını ödeyinceye kadar "size Lebbeyk yok" der. İmam –ı Gazali “İhya ul-m idin” Hacc Kitabı. Allahü Teala Peygamberlerine şöyle vahy etti: «Eğer bana doğru yürümekten ayaklarınız, dizlerinize kadar sürtülse, elleriniz semaya değecek gibi yüksek dağlara tırmansanız ve duadan dilleriniz de yorulsa.. kul haklarını ödemedikçe, duanıza icabet etmem ve ağladığınıza acımam.» İmam –ı Gazali “İhya ul-m idin”

35 Kul hakkının en mühimi ana-baba hakkıdır. Tatlı dil ile güler yüzle yardımlarına koşmakla, onların gönüllerini kazanmağa çalışmalıdır. Sonra komşu hakkı, hoca hakkı, karı- koca hakkı, arkadaşlık hakkı gelir. Dini Terimler Sözlüğü: (Muhammed Rebhami) Fatiha suresi her hastalığın şifasıdır. Hadis-i şerif-Darimi Yedi defa Fatiha sûresi okuyup dert ve ağrı olan uzva üflenirse, şifa hasıl olur. Ayet-i kerimenin ve duanın tesir etmesi için okuyanın ve okutanın, ehl-i sünnet itikadında olması, haram işlemekten, kul hakkından sakınması, haram yiyip içmemesi ve karşılık olarak ücret istememesi şarttır. Ebü'l-Hasen-i Şazili


"Resulullah (S.A.V.) şöyle buyurdu: Kim ki, uhdesinde bir din kardeşinin nefsine yahut malına tecavüzden mütevellit hakkı bulunursa; Dinar, dirhem bulunmayan." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları