Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

GÖÇ VE RUH SA Ğ Lı Ğ ı. GÖÇ, ki ş ilerin gelecek ya ş antılarının tamamını veya bir kısmını geçirmek üzere, sürekli ya da geçici bir süre için bir yerle.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "GÖÇ VE RUH SA Ğ Lı Ğ ı. GÖÇ, ki ş ilerin gelecek ya ş antılarının tamamını veya bir kısmını geçirmek üzere, sürekli ya da geçici bir süre için bir yerle."— Sunum transkripti:

1 GÖÇ VE RUH SA Ğ Lı Ğ ı

2 GÖÇ, ki ş ilerin gelecek ya ş antılarının tamamını veya bir kısmını geçirmek üzere, sürekli ya da geçici bir süre için bir yerle ş im ünitesinden bir ba ş kasına yerle ş mek amacıyla yaptıkları co ğ rafi yer de ğ i ş tirme olayını kapsayan sosyal bir de ğ i ş im sürecidir.[1-3] Toplumsal ve ekonomik de ğ i ş im süreçlerinin hem bir sonucu hem de bir nedeni olarak da de ğ erlendirebilece ğ imiz göç, her ş eyden önce kendine özgü olan bir süreçtir. Bu sürecin en önemli unsurları; göçün kaynaklandı ğ ı yerle ş im, göç eden ki ş iler ve bütün bu unsurları içine alan göç olgusudur.[4] Tarih boyunca çok önemli bir toplumsal olgu olan göç, toplumların sosyal, kültürel, ekonomik, politik biçimlenmelerini do ğ rudan etkileyen temel ö ğ elerden birisi olarak kabul edilmektedir.[5]

3 Göç olgusu bireyler açısından stresi arttıran bir olgu olmakla birlikte göçe maruz kalan her birey aynı a ş amaları deneyimlemeyebilir. Bu durumda göç eden bireylerin stresle ba ş etme durumlarının de ğ erlendirilmesi ve etkili ba ş etme yöntemlerinin geli ş tirilmesi gerekmektedir.[45] Ruh sa ğ lı ğ ı açısından bütün göçmenlerin riskli grupta oldukları söylenemez. Yapılan bir çalı ş mada göçmenler arasında ruhsal durumların farklılık gösterdi ğ i, psikososyal bakım alma konusunda ülkenin sa ğ lık politikalarının etkili oldu ğ u ve göçmenlerin psikososyal bakım arama davranı ş larının önemli oldu ğ u belirtilmektedir. Aynı çalı ş mada göçmenlerin ruh sa ğ lıkları ile ilgili çalı ş maların yetersiz oldu ğ u ve göçmenlerin ruh sa ğ lıklarına ili ş kin çalı ş maların arttırılmasına gereksinim oldu ğ u vurgulanmaktadır.[49

4 Meksikalı göçmen i ş çiler ile yapılan çalı ş mada, yeni kültüre uyum sa ğ layamayan göç- menlerde anksyete ve stres düzeylerinin yüksek oldu ğ u ve bunun sonucunda yüksek düzeyde depresyon görülmü ş tür. Aynı çalı ş mada göçmenlerin ya ş adıkları anksiyete ile ili ş kili de ğ i ş kenlerin, dü ş ük benlik saygısı, etkisiz sosyal destek, göçmenlerin normal ya ş am tarzına katılmalarındaki engeller, dü ş ük e ğ itim düzeyi ve yüksek düzeyde kültüre uyum sa ğ layamama kaynaklı stres oldu ğ u bildirilmektedir.

5 Göçmenlerde ortaya çıkan depresyon ile ili ş kili de ğ i ş kenlerin ise dü ş ük benlik saygısı, etkisiz sosyal destek, aile i ş levlerinde bozukluk, ya ş amı ile ilgili kararlara katılamama, yüksek düzeyde kültüre uyum sa ğ layamama kaynaklı stres ve yüksek düzeyde anksiyete oldu ğ u ifade edilmektedir.[8] Göçmen i ş çiler ile yapılan 125 göçmenin katıldı ğ ı ba ş ka bir çalı ş mada ise katı- lımcıların %38’inin yasal sorunlar, sosyal izolasyon ve çalı ş ma ko ş ulları ile ili ş kili ciddi düzeyde stres ya ş adıkları belirtilirken %18.4’ünde anksiyete, %41.6’sında depresyon saptanmı ş tır.[9] Strese verilen yanıt ve hastalıklarda göçmenlerin sosyal kaynakları belirleyici olabilir ve kar ş ıla ş ılan zorluk derecesi de etkiler.

6 Özellikle ruhsal sa ğ lık üzerindeki etkili olan uyum sürecinde sosyal a ğ, cinsiyet, ya ş, dil becerileri, e ğ itim düzeyi, dini inançları, göç nedenleri ve gidilen yerdeki kar ş ılanma biçimi etkili olmaktadır. Sosyal a ğ özellikle, göçmenlerin sa ğ lık davranı ş larında ve ruhsal sa ğ lıklarında çok önemlidir. Sosyal desteklerinin yetersizli ğ i ve akrabalarının beklentilerinin yüksek olması zaman zaman riskli sa ğ lık davranı ş larına ve ruhsal sa ğ lık sorunlarının görülme oranını arttırabilir.[45.[46]

7 ] Amerika’da yapılan tanımlayıcı bir çalı ş mada Bosna ve Kübalı göçmenlerin kar ş ıla ş tıkları güçlükler ile ba ş etmede, etkisiz ba ş etme yöntemi olarak sigara içmeyi kullandıkları ve sigara içme oranlarının yüksek oldu ğ u, erkeklerin kadınlara göre daha fazla sigara içtikleri ve daha fazla alkol tükettikleri belirtilmektedir

8 Hollanda’da ya ş ayan farklı etnik gruplar üzerinde yapılan bir çalı ş mada anksiyete ve/veya depresyon prevalansı en yüksek Türk hastalarda bulunmu ş tur.[34] Ülkemizde yapılan bir çalı ş mada özellikle zorunlu göçün ruh sa ğ lı ğ ını olumsuz yönde etkiledi ğ i ve kadın göçmenlerin erkek göçmenlere göre daha fazla duygusal zorlanma ya ş adı ğ ı ifade edilmektedir.[47] Amerika’da yapılan ba ş ka bir çalı ş mada Haitili göçmenlerin ruhsal bozukluklara daha duyarlı oldukları bulunmu ş tur. [48] İ ngiltere’de ya ş ayan Somalili mülteciler ile yapılan niteliksel bir çalı ş ma sonucunda bireylerde travma sonrası stres bozuklu ğ u, ba ğ lanma ve uyum sorunları, anksiyete, duygu durum bozuklu ğ u ve madde kullanımı gibi sorunların sıkça görüldü ğ ü bildirilmi ş tir.[38]]

9 NELER YAPILMALI ? NELER YAPILMAKTA? KIZILAY, 200 B İ N İ A Ş KIN MÜLTEC İ N İ N YÜZÜNÜ GÜLDÜRDÜ KIZILAY, 200 B İ N İ A Ş KIN MÜLTEC İ N İ N YÜZÜNÜ GÜLDÜRDÜ Kızılay’ın çok boyutlu insani yardım çalı ş maları ile mülteci sorunlarına da umut ı ş ı ğ ı oldu ğ unu söyleyen Kerem Kınık, "Bunların ba ş ında Türkiye’deki en büyük insani kriz olan Suriye insani krizinin yansıması olan mülteci meselesi var. Bu çerçevede Kızılay’ın çok boyutlu çalı ş maları var. Suriyeli Mültecilere yönelik yaptı ğ ımız çalı ş malarımız var. Bu çerçevede kamp içinde ve kamp dı ş ında olan mülteci nüfusu, kırılgan nüfusu desteklemeye çalı ş ıyoruz. Ş uana kadar Kızılay Kart projesi ile 200 bini a ş kın Suriyeli mülteciye bu anlamda maddi destek sa ğ lamı ş olduk. Yeni dönemde toplum merkezleri açıyoruz. 16 toplum merkezi açaca ğ ız burada daha çok toplumsal uyum çalı ş maları gerçekle ş tirece ğ iz. Meslek edindirme, Türk dini ö ğ retme, psikososyal destek verme, gibi. Ş uan üç bölgede, Urfa, Konya ve İ stanbul’da toplum merkezlerimiz var, bunun sayısını 16’ya çıkaraca ğ ız” ifadelerini kullandı.(M İ LL İ YETGAZETES İ 27 Mart :11)SuriyeKonya

10 KAYNAKÇA : Göçün Psikososyal Boyutu Psychosocial Aspects of Migration Ayla Tuzcu, Kerime Bademli Psikiyatride Güncel Yakla ş ımlar-Current Approaches in Psychiatry 2014; 6(1):56-66 doi: /cap GÖÇÜN İ NCELENMES İ NDE SOSYAL PS İ KOLOJ İ K BAKI Ş IN ÖNEM İ : BULGAR İ STAN GÖÇMENLER İ ÖRNE Ğİ Importance of a Social Psychological Viewpoint in the Analysis of Migration: The Example of Immigrants From Bulgaria D İ NLED İĞİ N İ Z İ Ç İ N TE Ş EKKÜRLER T.ESMA ÖZEL

11 GÖÇ VE SUÇLULUK Barı ş Mercan b

12 Göç neticesinde, ayrı kültürlerden gelen insanların aynı kentsel alanı paylaşmaya başlamasıyla, birbirinden çok farklı değer sistemleri karşı karşıya gelmekte ve kültür çatışmaları yaşanmaktadır. Kentsel mekana has bireysellik, acımasız rekabet anlayışı, heterojenlik, samimi olmayan, geçici ve yüzeysel ilişkiler, içinde suçluluğun rahatça filiz verebileceği bir sosyal düzeni ortaya çıkarmaktadır.

13 Toplumun normatif yapısını oluşturan örfler, adetler, inanışlar ve hukuki düzenlemeler sosyal dengeyi sağlamak adına bireyler üzerinde bir kontrol mekanizması meydana getirmektedir. Bireyi uyuma zorlayan bu mekanizmanın yeterince etkin olmadığı durumlarda suçluluk kendine zemin bulmaktadır. Göç sonucu gerçekleşen hızlı kentleşme, kırsal alandaki dayanışmanın ve sosyal kontrolün etkisini azaltarak bireyi kendi yalnızlığı içine ve suçlu davranışa itmektedir.

14 KENTLEŞME SÜRECINDE GÖÇ ILE ORTAYA ÇıKAN BAZı TOPLUMSAL SORUNLAR İş sizlik Yalnızlık Anomi Yabancıla ş ma Uyum- Kentsel Bütünle ş me

15 İŞSİZLİK Çalışma arzusu ve gücüne sahip olup da piyasa şartlarındaki geçerli ücret üzerinden, yasalarla veya örf ve adetlerle belirlenmiş saatler zarfında bir iş aradığı halde bulamayan kimse işsiz olarak tanımlanır (Ülgener, 1986: 113). İşsizlik ise, çalışmak için iş piyasasına gelen iş gücünün çalışma olanağı bulamamasıdır (Köklü, 1976: 72).

16 İşsizlik modern sanayi çağının bir ürünüdür. Modern sanayi ile birlikte gelişen iş bölümü, makineleşme ve otomasyon işsizliğin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Demirbaş’a (2005: 186) göre işsizlik, kişinin ruhsal yapısı üzerinde oldukça olumsuz bir etkiye sahiptir. Çünkü işsizlik ile birlikte ekonomik yönden ihtiyaçlarını karşılayamayan kişi yoksulluğa sürüklenir. Üstüne üstlük bakmakla yükümlü olduğu bir aile varsa, kişi manevi olarak daha ağır bir yükün altında ezilecektir.

17 İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre ülkemizde yıllarında işsizlik oranları aşağıdaki tabloda belirtildiği gibi gerçekleşmiştir. Yıllar İş sizlik Oranı Yüzde (%) Tarım Dı ş ı İş sizlik Oranı (%) Genç Nüfusta İş sizlik Oranı (%) ( yaş) ,325, ,914,821, ,812,418, ,211,517,5

18 YALNIZLIK Hızlı kentleşme, kırsal alandaki samimi, sıcak ilişkilerin, dayanışmanın ve sosyal kontrolün etkisini azaltarak bireyi kendi yalnızlığı içine iter, dostları ve yakınlarıyla olan içten bağlılığı zayıflatır. Metropol yaşamının kısa süreli temaslara dayanan ilişki biçimi insanların davranışlarında güvensizlik veya ihtiyatlılık şeklinde kendini göstermektedir. Bu ihtiyatlılığın bir sonucu olarak metropol insanı yıllardır komşu olduğu kişilerin yüzünü bile görmemektedir.

19 ANOMİ Kelime anlamı normsuzluk veya kuralsızlık olan anomi olgusu ilk kez Durkheim tarafından kavramsallaştırılmıştır. Durkheim anomiyi, toplumsal kuralların yokluğu veya ihtiyacı karşılamadaki yetersizliği nedeniyle birey ile toplumsal değerler sistemi arasındaki ilişkilerin bunalımlı bir durum alması, toplumsal dayanışmanın ortadan kalkması hali olarak tarif eder (Tolan, 1996: 25-26).

20 Karmaşık toplumlarda normlar, bireyler ve gruplar için daha az bağlayıcıdır. Bireylerin ve grupların davranışlarını düzenlemek böyle toplumlarda daha sorunludur. Bu nedenledir ki, anomi kavramı kentleşmeyle bir münasebet içinde kullanılmıştır

21 YABANCILAŞMA Yalnızlık en genel anlamda, bireyin içinde yaşadığı topluma, kültürel değerlere ve davranış kalıplarına karşı ilgisinin azalması, değer ve normları gereksiz görmesi, kendisini yalnız ve güçsüz hissetmesi hali olarak tarif edilebilir (Demir ve Acar, 1993: 377). Kentleşme sürecinde kırsal alanlardan göç edenler kendilerine tamamen yabancı olan kent ortamına girdiklerinde bir takım kişisel sorunlarla karşılaşırlar ve bu sorunları çözemedikleri takdirde düş kırıklığına uğrarlar. Eski dünyalarında edindikleri inançlar ve normlar çöker, çevre ile geçerli bir ilişki kuramadıklarından çevreye karşı yabancılaşırlar (Şenyapılı, 1978: 30).

22 Göç ve kentleşme sürecinde beliren yabancılaşmanın beş şekilde karşımıza çıkabileceğini söylemek mümkündür: 1)Güçsüzlük 2)Anlamsızlık 3)Kuralsızlık 4)Tecrit Edilmişlik 5)Kendine Yabancılaşma

23 UYUM-KENTSEL BÜTÜNLEŞME Her canlı gibi insanoğlu da kendisini, zamanla değişen doğal ve toplumsal çevreye uydurmak zorunda hissetmektedir. İnsanlar için yeni bir uyum sürecini başlatan en önemli toplumsal olaylardan biri göçtür.

24 Çoğu göçmen yeni yerleşim alanında, daha önce hiç karşılaşmadığı pek çok sorun ve farklılıkla yüz yüze gelebilmektedir. Özellikle derin kültürel farklılıkların bulunduğu ülkeler veya bölgeler arasında yapılan uzun mesafeli göçlerde, bu farklılıklardan doğan belirgin bir uyum sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, göç edenler kentsel koşullara ve kent kültürüne uyum sağlayabilmek için sosyo-ekonomik ve kültürel olarak değişmek durumundadırlar.

25 Bu değişim, birey ve grupların sosyal ilişkilerinde, dünya görüşlerinde, yaşam tarzlarında ve yaptıkları işlerde meydana gelen kapsamlı bir değişimdir (Erjem, 2009: 1). Kentsel bütünleşme ve kent kültürünü edinme olarak ifade edebileceğimiz bu değişim süreci, göç edenlerin sosyolojik profiline, göçün nedenlerine ve kentsel koşullara bağlı olarak oldukça sancılı bir hal alabilmektedir.

26 S İ NEMADA GÖÇ OLGUSU İ lknur Sönmez b

27 SUÇ VE SUÇLULUK Suç, insanoğlunun var oluşundan günümüze kadar süregelen evrensel bir olgudur. Çeşitli boyutlarıyla değerlendirilmesi gereken bir kavram olan suç, bu niteliğiyle muhtelif görüş açılarından ele alınmış, birçok bilim adamı suçu kendi teorileriyle izah etme çabasında olmuştur.

28 Suç, topluma zarar verdiği ya da tehlikeli olduğu kanun koyucu tarafından kabul edilen ve belirtilen eylemdir. Toplumda yürürlükte olan normlardan bir nevi sapışı ifade eder. Ancak sapıcı eylemlerden, kanun koyucu tarafından seçilmiş ve bir ceza yaptırımı ile karşılanmış olanıdır (Dönmezer, 1994: 47-48).

29 Toplumların daha karmaşık hale gelmesiyle de normların zorlayıcılığı şekil değiştirerek resmi olmayan yöntemlerden resmi usullere dönüşmüştür. Belirli normlar hukuki kodlarla yasalaştırılmış, suçun belirlenmesi ve cezaların saptanması mesuliyeti devlete atfedilmiştir. Bunun içindir ki, sapma kavramı her türlü norm ihlali için geçerliyken, suç yalnızca yasalarca menedilmiş sapma için söz konusu olmaktadır (Stark, 1975: 157).

30 Göç ve kentleşmenin yarattığı kültür değişimi suçluluk yönünde şu şekilde etkili olmaktadır (Özek, 1974: 78):  Kentle ş me kırdan kente göç eden insanların ferdile ş mesi, bencille ş mesi sonucunu do ğ urur.  Kentle ş me toplumsal denetim mekanizmasını zayıflatır.  Kentle ş me geleneksel yapı de ğ i ş imine yol açar.  Kentle ş me toplumda yeni çıkar gruplarının, yeni bir sınıfsal yapının ortaya çıkmasını sa ğ lar.  Kentteki yerle ş ik kültür ile kente göç edenlerin beraberlerinde getirdikleri kültür arasında çatı ş ma çıkabilir.

31 KAYNAKÇA Gürsoy, Mahmut. "Kentle ş me sürecinde göç suçluluk ili ş kisi." (2013).

32 TÜRKIYE SINEMASıNDA İ Ç GÖÇ Türk Sineması 1960’lı yıllar sonrasında iç göç,sendika ve i ş çi sorunlarını perdeye aktarmaya ba ş lamı ş tır. Sinemamızda, göç olgusunu bir sorunsal olarak ele alan ilk film Halit Refi ğ 'in 1964 tarihli Gurbet Ku ş ları adlı çalı ş masıdır. 70’li yılların ba ş larında Ö.Lütfi Akad'ın Gelin (1973), Dü ğ ün (1973) ve Diyet (1974)adlı filmleri yer almaktadır.

33 Ta ş ı Topra ğ ı Altın Ş ehir (1978-Orhan Aksoy). Avanak köylü tiplemesinin en ünlü oyuncusu Kemal Sunal'da; Çöpçüler Kralı (1977-Zeki Ökten), Kibar Feyzo (1978-Atıf Yılmaz), Ş ark Bülbülü (1979-Kartal Tibet), Tokatçı (1983-Natuk Baytan), Çarıklı Milyoner (1983-Kartal Tibet), Gurbetçi Ş aban (1985-Kartal Tibet), Yoksul (1986-Zeki Ökten), (1988- Ş erif Gören), Talih Ku ş u (1989- Kartal Tibet)

34 Göç olgusunun nedenleri, geli ş imi ve sonuçlarının yıllar içerisinde de ğ i ş im göstermesine paralel olarak filmlerinde içeri ğ i ve gözlemleri de de ğ i ş im göstermi ş tir ve 80'li yıllarda, 1960'lı yılların çekici ve cezbedici kent görüntüleri yerini; cayır cayır bir arabesk müzi ğ in e ş lik etti ğ i Eminönü, Sebze Hali, Topkapı Otogarı, ço ğ u kez zabıtalarla kö ş e kapmaca oynayan seyyar satıcı veya kat kat kasalar altında iki büklüm olmu ş hamal görüntülerine bırakır hale gelmi ş tir

35 GECEKONDU SINEMASı Sinemamızda, dolaylı veya do ğ rudan, gecekondu ya ş amına yorum getiren filmlerin belli ba ş lı olanları ş unlardır: Canım Karde ş im (1973-Ertem E ğ ilmez), Deli Yusuf (1975-Atıf Yılmaz), Sultan (1978-Kartal Tibet), Derdim Dünyadan Büyük (1978- Ş erif Gören), Devlet Ku ş u (1980-Memduh Ün), Çiçek Abbas (1982-Sinan Çetin), Fidan (1984-Erdo ğ an Tokatlı), Bir Yudum Sevgi (1984-Atıf Yılmaz), Düttürü Dünya (1988-Zeki Ökten), Bir Küçük Bulut.

36 1990'lardan itibaren sinemamızın göç temalı filmlere ilgisi azalmı ş tır. 1990'lar ve sonrası göç filmleri, gitgide çapra ş ıkla ş mı ş ve kaotik bir yapıda olan İ stanbul’da göçmenlerin travmaları üzerinde yo ğ unla ş maktadır. Örnek olarak kimi Zeki Demirkubuz filmleri (C Blok-1993, Üçüncü Sayfa-1998, Kader-2006), Sır Çocukları (2002-Ümit Cin Güven), Metropol Kabusu (2003-Ümit Cin Güven), Kayıp Cennet İ nsanları (2004-Ümit Cin Güven), Ba ş ka Semtin Çocukları (2008-Aydın Bulut), Kara Köpekler Havlarken (2008-Mehmet Bahadır Er) gösterilebilir.

37 TÜRKIYE SINEMASıNDA Dı Ş GÖÇ Dı ş ülkelere yapılan göç ve bunun sonucunda ya ş anan dramlara sinemamız seyirci kalmadı. Özellikle yurtdı ş ında ya ş ayan (Tunç Okan, Korhan Yurtsever, Tevfik Ba ş er) Türk yönetmenleri tarafından bu konu sürekli irdelendi. Yurtdı ş ında ya ş ayan insanlarımızın dramı, kimlik bunalımı, uyumsuzlukları, törelerden kaynaklanan sorunlar gibi temalar bu filmlerin konularını olu ş turmu ş tur. BAZI DI Ş GÖÇ F İ LMLER İ BABA (1971) – Yılmaz Güney. OTOBÜS (1975) – Tunç Okan ALMANYA ACI VATAN (1979) - Ş erif Gören KARAKAFA (1980) – Korhan Yurtsever KIRKMETRE KARE ALMANYA (1986) – Tevfik Ba ş er POLIZEI (1988) – Ş erif Gören BERLIN IN BERLIN – (1992) Sinan Çetin GURBETÇ İ LER (1972) – Türkan Ş oray GÜL HASAN (1979) – Tuncel Kurtiz KARDE Ş KANI (1984) – Muammer Özer CUMARTES İ CUMARTES İ (1984) – Tunç Okan ÖLMEZ A Ğ ACI (1984) – Yusuf Kurçenli YANLI Ş CENNETE ELVEDA (1988) – Tevfik Ba ş er SARI MERSEDES – (1993) Tunç Okan UMUDA YOLCULUK – 1990 Xavier Koller, Feride Çiçeko ğ lu Erhan I Ş IK

38 DÜNYADA GÖÇ SINEMASı ZEYT İ NBURNU/STOCHOLM GÖÇ F İ LMLER İ FEST İ VAL İ Zeytinburnu Belediyesi Kasım 2010 tarihlerinde göç ve göçmenlik konusundaki filmleri ve sinemacıları bir araya getirdi. Festival kapsamında; İ sveç’ten ve Türkiye’den 10 göç konulu film 8-12 Kasım tarihleri arasında Zeytinburnu Kültür ve Sanat Merkezi’nde gösterildi MALATYA ULUSLARARASI F İ LM FEST İ VAL İ Kasım 2011 tarihleri arasında düzenlenen festivalde ''göç'' teması ile ilgili film gösterimleri yer aldı. KIRMIZI LALE F İ LM FEST İ VAL İ Hollanda'nın Rotterdam ş ehrinde Mayıs tarihleri arasında gerçekle ş tirilen festivalde bu sene göç filmleri yarı ş tı. FEST İ VAL OF MIGRANT F İ LM (GÖÇMEN F İ LMLER İ FEST İ VAL İ ) 2010 yılından bu yana Dünya Mülteciler Günü’nü içinde barındıran haftada düzenlenen etkinlik kapsamında bu sene de Haziran arası göç, sı ğ ınmacılık ve mültecilik konulu eserler izleyiciyle bulu ş tu. 4.ULUSLARARASI SUÇ VE CEZA F İ LM FEST İ VAL İ Kasım 2014 tarihleri arasında İ stanbul’da “Herkes İ çin Adalet” dü ş üncesi ile gerçekle ş ecek festival, bu yılki temasını “Göç” olarak belirledi.

39 UNHCR REFUGEE FILM FESTIVAL (BM MÜLTEC İ LER YÜKSEK KOM İ SERL İĞİ MÜLTEC İ F İ LMLER İ FEST İ VAL İ ) Festival 2006 yılından bu yana BMMYK’nın Japonya temsilci ğ i tarafından Tokyo’da gerçekle ş tiriliyor. Bu festivalle mültecilerin ve üle ş inde yerinden edilmi ş ki ş ilerin dünyasını çevreleyen sorunlar konusunda Japon toplumunda bir bilinç yaratmak hedefleniyor. VERZIO INTERNATIONAL HUMAN RIGHTS DOCUMENTARY FILM FESTIVAL (VERZ İ O ULUSLARARASI İ NSAN HAKLARI BELGESEL F İ LM FEST İ VAL İ ) Macaristan’da 2004 yılından beri düzenlenen festivalin programı, sivil sava ş lar, politik baskı, terörizm, azınlıklar, mülteciler, kadın hakları, kaçakçılık ve çocuk hakları gibi konuları kapsıyor. HELSINKI MÜLTEC İ F İ LM FEST İ VAL İ Her sene düzenlenmesi planlanan festival, göç, insan kaçakçılı ğ ı, yerinden edilme, vatansızlık ve i ş kence konularında bilinç olu ş turmayı amaçlıyor. FISAHARA INTERNAT İ ONAL FILM FEST İ VAL (F İ SAHARA ULUSLARARASI F İ LM FEST İ VAL İ ) Batı Sahra Uluslararası Film Festivali (FiSahara), her yıl Güneybatı Cezayir’de yer alan Sahrawi mülteci kamplarında gerçekle ş tiriliyor.

40

41

42 BE Ş IR’LE VALS(2008)

43 Be ş ir'le Vals, 1982 yılında Lübnan'da ya ş anan sava ş ları ve katliamları konu eden belgesel niteli ğ inde bir animasyon filmdir. Yönetmen ve filmin ba ş karakteri olan Ari Folman, sürekli aynı kabusu görmektedir. Bu sorununu bir arkada ş ıyla payla ş ır. Ve bu kabusun geçmi ş te Ari Folman’ın İ srail askeri iken Beyrut’ta ya ş adıklarıyla ili ş kili olabilece ğ ine karar verirler. Fakat Ari Folman geçmi ş i hiç hatırlayamamaktadır. Beyrut’ta ya ş adıklarını yeniden hatırlayabilmek için bir yolculu ğ a çıkar ve o dönem kendisiyle birlikte askerlik yapan arkada ş larıyla görü ş erek geçmi ş üzerine konu ş maya ba ş lar. Bu sayede animasyon film bir belgesel gibi bize ya ş anan süreci yansıtmaya ba ş lar. Filistinli mültecilerin Batı Beyrut’ta ya ş adı ğ ı Sabra ve Ş atilla kamplarındaki katliam yansıtılır.

44 SABRA VE Ş AT İ LLA KATL İ AMI( 16 Eylül 1982) Nasıl ba ş ladı? Beyrut’u iki hafta i ş gal eden Ariel Ş aron komutasındaki İ srail ordusu uluslararası sözle ş me ile koruma altına alınmasına ra ğ men Sabra ve Ş atilla kamplarını ku ş atma altına aldı.Bu ku ş atmanın sebebi ise sözde 2000 FKÖ’lü militanın bu kamplarda bulundu ğ u bilgisini ö ğ renmi ş olmalarıydı. Bu ku ş atma ile kamplardaki Filistinlilerin kaçmalarına engel olundu. Beyrut o dönem mezhep ve din sava ş larıyla zaten çok kanlı bir dönem ya ş ıyordu. A ş ırı sa ğ cı İ srail yanlısı Hıristiyan Falanj milislerinin lideri Be ş ir Cemayel'in bir bombalı saldırı sonucu öldürülmesiyle Falanjistler, intikam amacıyla bu kampa geldiler. Ezici ço ğ unlu ğ u çocuk, kadın ve ya ş lılardan olu ş an kamp sakinlerine saldırdılar. Kampta bulunan Filistinli mülteciler silahsız ve savunmasız durumdaydılar. Falanjistler katliamı gerçekle ş tirirken İ srail Ordusu kampı ku ş atma altında tutarak ve gece i ş aret fi ş ekleriyle gökyüzünü aydınlatarak katliamlarini sürdürebilmelerini sa ğ lamı ş tır. Katliamlardaki rolü dolayısıyla Ariel Ş aron Beyrut kasabı diye anılmaktadır.

45

46 Esra Duyar b

47 ‘SAÇıNDA GÜN IŞıĞı’ JHUMPA LAHIRI Jhumpa Lahiri’nin 2013 Man Booker adayı olan “Saçında Gün Işığı” kitabı ise göç meselesine birkaç kuşak ve birkaç penceden bakıyor. İki kardeşin, iki ülkenin hikayesinden. Hindistan’da büyüyen, biri sakin diğeri asi, biri ABD’ye göç eden, diğeri kalıp ülkesinde politik mücadelelere katılan Subhash ve Udayan’ın gözlerinden. Böylece Lahiri, Udayan’ın yaşadıkları ile Hindistan’ın yaşadığı iç çatışmaları, Gandi’nin pasif direnişinin sonuçlarını bir Hintli yani yerel bir solcunun gözünden anlatırken, ABD’ye göç eden abi Subhash’la da Amerika’ya göçen bir ailenin hikayesini anlatıyor. Genellikle arka kapağında, “x’e göç etmiş bir ailenin üç kuşak hikayesi” gibi cümleler gördüğümüz romanlar, biraz göç edilen, biraz da göçülen ülkenin kültüründen bahseden (hem de karikatürize biçimde), iki kültür arasında sıkışıp kalmış (nedense kahramanlar bir türlü iki kültürden beslenmez) insanların dramı ve artık asla kurulamayacak ilişkiler üzerinedir. Hani, neredeyse birkaç sayfa okur okumaz, 200 sayfa sonrasında kimin hangi cümleyi sarf edeceğini bile söyleyebileceğimiz türden. “Saçında Gün Işığı” romanının keyifli bir dili var. Abinin kısa cümleleri, kardeşin politik söylemleri ile roman iç içe geçen iki kurgu ile farklı kültür ve karakterleri en doğal haliyle aktarıyor. Ayrıca roman, bir ailenin, iki farklı ülke ve kültürün, bir dönemin hikayesi olsa da tüm bunların üzerinde çok daha evrensel, zamana ve coğrafyaya meydan okuyan temalara da sahip: Kardeş olmak ve aile gibi. Hayatın baş döndürücü bir hızla değişmesine rağmen, kuşaklar boyu, hiç fark etmeden taşıdığımız duygularımız, sızılarımız ve karakterlerimiz üzerine.

48

49 LATIFE TEKIN’IN BERCI KRISTIN ÇÖP MASALLARı Latife Tekin, Berci Kristin Çöp Masalları adını verdi ğ i romanında, kentle ş me sorununu i ş leyen birçok eserde oldu ğ u gibi mekân olarak İ stanbul’u seçmi ş tir. Bu romanla Tekin, göç olgusunu masalsı bir dille i ş lemeyi uygun görmü ş tür. Berci Kristin Çöp Masalları’nda, çöpten olu ş an bir tepenin üzerine in ş a edilmi ş gecekondular arasında ya ş anılan olaylardan bahsedilmektedir. Gecekonduların sakinleri, Anadolu’nun bilinmeyen köylerinden İ stanbul’a gelmi ş umut yolcularıdır. İ stanbul’da varo ş diye adlandırılan semtlerde yoksul ya ş am biçimini payla ş ırlar. Evleri, derme çatmadır ve elektrikleri bir yana içecek suları dahi yoktur. Eserinde, okuru çöp tepesinde ya ş anılan sefaletle sarsan Tekin, gecekonducuları da konduları yıkmak için gönderdi ğ i belediye görevlileriyle sarsar. Tam “otuz yedi gün” süren yıkım sürecinde köyde biriktirip getirdikleri paralarını, umutlarını ve dahası gururlarını yitirip, her seferinde yeniden küllerinden do ğ arlar. Bu azimli direni ş kar ş ısında çaresiz kalan devlet, iki görevlisi ile konducuların direni ş ini ödüllendirir ve oraya “Çiçektepe” levhasını asarak olayı resmîle ş tirir. Artık belediyece resmîle ş en “Çiçektepe”nin cazibesine kapılan di ğ er köylüler, valizlerine ne varsa doldurup oraya akın ederler ve giderek yüz konduyu bulan bir mahalle yaratma sürecine girerler. Çiçektepe adı verildikten sonra adının güzelli ğ ine kanan, yıkımın durdu ğ unu duyan yüzlerce insan bu tepeye geldi. İ nsan akımını durdurabilmek için çöp yoluna derin çukurlar kazıldı. Kocaman kamyonlarla ta ş ınıp kum çakıl yı ğ ıldı.

50 Tepeye akan insanlar küreklere yapı ş ıp kumu, çakıllı çukurlara doldurdular. Yolu a ş ıp tepeye çıktılar. Bir gecede Çiçektepe ‟ ye fener ı ş ı ğ ında yüz kondu daha kuruldu. Sabah konduların çevresindeki bo ş yerler payla ş ıldı. Payla ş ılan yerler ufak ufak ta ş larla, tellerle çevrildi. Çevrilen yerlerin sahipleri birer iki ş er köylerinden e ş yalarını yükleyip geldiler. Kondularını kurup içine girdiler. Çiçektepe ‟ de çiçekler açılmadan kimi sırt sırta küs gibi duran kimi yüz yüze bakan kondulardan üç ayrı mahalle olu ş tu. Üçünün adını da çocuklar buldu. Birini adı Fabrikadibi, birinin adı Çöpaltı, birinin adı da Derea ğ zı oldu. Kendi içlerinde üç mahalleye ayrılan bu gecekondu silsilesi içerisinde dikkate de ğ er olan en önemli husus; köylerinden kalkıp, İ stanbul ‟ a gelen bu insanların ş ehre karı ş amadıklarıdır. Kendi kurdukları dünyada kendilerinden olana kucak açıp, kentli olana sırt çevirmek, gecekondu ya ş amında sıklıkla görülen bir olaydır. Gecekondu ya ş amında akrabalık ve hem ş erilik önemli yer tutar. Yeni bir yerde kendileri gibi olanlarla bir cemaat dayanı ş ması sa ğ lamak, kente uyum sürecinde esas yere sahiptir. Akrabalar ya da hem ş eriler arasındaki cemaat dayanı ş ması yalnızlıktan kurtulup bir birlik, grup olu ş turmaya yardımcıdır. Ayrıca “geleneksel kar ş ılıklı destek ve yardımla ş ma sistemi kente yeni göç edenlere sı ğ ınak ve istihdam sa ğ lamak gibi bir i ş lev yerine getirir. Yeni gelinen yerde ilk olarak kar ş ıla ş ılan sı ğ ınma problemi, aynı kökenden gelen ve hem ş erilerce olu ş turulan yardımla ş ma dernekleri ya da cemaat toplulukları tarafından çözülebilmektedir. Birlik duygusunu tadan birey, kentle ş me sürecini daha az sancılı geçirmektedir. Berci Kristin Çöp Masalları adlı eserde buna benzer bir konu içerir. Hem ş ericilik ve kom ş uculu ğ un had safhada oldu ğ u mekânda, kendi içlerine kapanan “Çiçektepe” halkı; batıl inançları, dedikoduları, hatta kendilerinin yaptı ğ ı mahalle camileri ile kendilerine köylerinin bir modelini yaratırlar.

51 “Yaratılan mekânın şehrin dışında ve gözlerden ırak olması, merkez tarafından kültürün merkezi İstanbul'dan dışlanmışlığı da akla getirmektedir. Bu anlamda şehirden dışlanan mekân ve bu mekânı paylasan insanlar, şehrin kültürel bağlamından farklı ve tamamen şehre getirdikleri kendi yasama biçimleriyle oluşmuş ve değişime karşı direnen korunaklı bir yapı oluşturmuştur. Zamanla gecekonduların çevresine fabrikaların kurulmasıyla kendilerine ait olan mabetlerinin zarar görmesinden korkan “Çiçektepe” halkı, önceleri buna şiddetle karşı çıksa da fabrikadan gelen mavi su ile yine saf çıkarcı yanlarını devreye sokarlar. Fabrika sahibi konducuların duasını aldıktan sonra fabrikanın serum ve ilaç şişelerinin yıkandığı mavimsi sıcak suyu oluk oluk mahallenin üstüne saldı. O gün Çiçektepe bayram yerine, düğün evine döndü. Sıcak suyun önü çevrildi. Aktığı deliğin çevresi çimentoyla sıvandı. Oraya bir çeşme kuruldu. Fabrikanın kendilerine sunduğu ölüm suyunda yıkanan, temizlik yapan Çiçektepe halkı; Anadolu'nun saf ve cehaletle örülü yönünü yansıtır. Belki bu durum, parasızlığın getirdiği çaresizliktendir. Gecekondulara yerleştiklerinden beri bir türlü bir işte dikiş tutturamayan Çiçektepe erkekleri, şehrin okumuş entel kesimine inat, şehrin belkemiğini oluşturan yüzlerce vasıfsız insanı temsil etmektedir. Üstelik şehrin formlarına uymak bir yana kendi içlerine kapanma durumu şöyle açıklanabilir: Şehirde devam ettirdikleri yasama biçimi bir kabuk gibi, şehrin bu biçimleri değiştirmesini de imkânsız kılmaktadır. Her ne kadar gecekondu etrafında değişim ve gelişim süreci devam etse de bu değişim ve gelişim kendi içerisinde ve dışarıyı reddeden bir yapı arz eder.

52

53 . Böylesine bir yapı içerisinde, öteki olarak değerlendirilen şehirle ilişki kurmayı reddeden yeni yapılanmanın sakinleri; inanışlarıyla, gelenek ve görenekleriyle, yerel özellikleriyle bu mekânın içerisinde ötekinden ayrı kolektif bir kimlik geliştirirler ve aynı zamanda şehir için de kendileri öteki olur. Eserin büyük şehrin kendisi gibi büyük işsizliğine atıfta bulunmasının yanında, okura Anadolu ‟ dan göç edenin, büyük şehirdeki yalnızlığını da sunmaktadır: Hemen yanı başındaki şehirle kolektiflik anlamında bağ kurmayı reddeden bu yeni mekân, bulunduğu yerin şartlarıyla mücadele edebilmek için kendine has bir kültür de meydana getirir. Minaresi tenekeden bir cami yapılması, gündelik ihtiyaçlara göre şekillenen ve dönüştürülen geleneksel kültür, caminin arkasındaki Fabrikadibi ‟ nde bulunan yazılı bir tasın aynı gün Su Baba yatırı olarak adlandırılması ve yatırın etrafında çeşitli inanışların şekillenmesi, adları unutulan insanların çeşitli işaretlerle tanımlanması veya çağırılması, yaşanılan mekânı dillendirecek yeni türkülerin yakılması, yeni adet ve geleneklerin yerleşmeye başlaması vb. gecekonduların kurulmasıyla meydana gelen ve bu yerleşim tarzına bağlı olarak gelişmeye başlayan kültürel birikim, ötekinin meydana getirmiş olduğu değerlerle hiçbir bağlantısı olmayan, sadece kendine has ama aynı zamanda gecekonducuların buraya gelmeden önce içerisinde şekillendikleri kültürle de ilişkilendiremeyeceğimiz bir yapı özelliği gösterir. Bunun yanında Çiçektepe halkı, erkeklerinin fabrikalarda iş bulmasıyla yeni kavramlarda öğrenirler. Grev, sendika, partileşme, siyaset kavramları her ne kadar ne olduklarını tam olarak bilmeseler de artık hayatlarına dâhil olmuştur. Fabrikalarda iş bulanlar kendilerini şanslı sayarken, iş bulamayanlar için elbet çare bulunur; Kaçak Fabrikalar. Şiirli Hoca kalemini avuçlarında sıkarken çöp ayıklayan kızların ve kadınların bir kısmı erkeklerle birlikte sahte fabrikalara işçi oldu. Birkaç gün içinde kurulan fabrikalarda, sabahtan akşama sahte deterjan, renk renk meyve tozları, meyve suları, ağız dağlayan çikolatalar, beyazlatmayan çamaşır suları, köpürmeyen sabunlar yapıldı. Kızlar; suları şişelere, tozları kâğıtlara doldurdu. Erkekler plastik preslerin başında elleri yana yana çalıştı. Çiçektepe ‟ den sahte meyve tozları, ağız dağlayan çikolatalar öteki kondu mahallerine yayıldı. Tüm kondularda suya karışınca kesilen deterjanlarla çamaşır yıkandı. Tüm kondularda mavi, kara meyve tozları için çocuklar ağladı. Misafirlere ikram etmek için saklanan renkli meyve sularıyla, muhtarın kendi kondusuna yapmasıyla başlayan ahşap kapı modasıyla, mahalleyi ikiye ayıran futbol takımıyla, Romanikasıyla Çiçektepe, Anadolu ‟ nun köylerinden kopup büyük şehirlere gelen aç, çaresiz, işsiz; fakat aynı zamanda tutkulu, umutlu ve inançlı insanların ta kendisidir. Hatta Latife Tekin ‟ in Çiçektepesi, göçün kendisidir

54 EMINE SEVGI ÖZDAMAR’ıN HAYAT BIR KERVANSARAY ADLı ESERLERINDE GÖÇ OLGUSU Emine Sevgi Özdamar, Hayat Bir Kervansaray adlı eserinde, Anadolu'dan göç eden bir ailenin ya ş amını sunar biz okuyuculara. Eser, bir tren yolculu ğ uyla ba ş lar. Anlatıcı aynı zamanda ailenin bir üyesidir ve bu yolculukta annesi ona hamiledir. Kocası askerde olan kadın do ğ um yapmak için baba evine gitmektedir. Anlatıcı, okura baba evinin Anadolu’da bir yerde oldu ğ unu ima etmektedir. “Bu cümlelerden sonra kadınlar gittiler. Düz dama çıktılar ve pamuklu bezlerin üzerine kuruması için tahıl serdiler. Be ş kadının hepsi de dedemin karılarıydı, yalnızca annemin annesi aralarında yoktu, çünkü genç ya ş ta ölmek zorunda kalmı ş tı.’ Eserin devamında anlatıcı, do ğ umunu ve devamlı a ğ lamasını anlatır okura. İş te tam o anda devreye Anadolu ‟ da hüküm süren batıl inanı ş lar girer. Anlatıcının sürekli a ğ lamasından yılan annesine, üvey anneleri yardım eli uzatırlar. Ben ve annem a ğ lıyorduk, be ş kadın gülüyordu ve ben öyle yüksek sesle ba ğ ırdım, öyle öyle yüksek sesle ba ğ ırdım ki; da ğ lar yer de ğ i ş tirdiler ve bütün tırnaklarım parma ğ ımdan söküldü ve kadınlar koro halinde, “Fatma, çocu ğ un ş ifasız bir hastalı ğ ın pençesinde. A ğ lama, onu mezarlı ğ a götür, yeni kazılmı ş bir mezara yatır ve bekle e ğ er a ğ larsa ya ş ar, a ğ lamazsa ölür. A ğ lama! Allah verir, Allah alır. E ğ er ölürse hemen cennete gider. Çok zayıf oldu ğ u ve henüz günahı olmadı ğ ı için daha kolay uçar, a ğ lama!” dediler.

55

56 Mezarlık serüveninden kurtulan anlatıcı büyür ve kendini Anadolu'dan İ stanbul'a uzanan bir göç hikâyesinin içinde bulur. Anadolu’da Ay ş e adında gök gözlü bir kadın tarafından ölümden çalınıp kendimi İ stanbul’da deniz kenarında, bir foto ğ rafçının önünde, babamla, annemle, bu gök gözlü kadının kuca ğ ında oturan benden iki ya ş büyük erkek karde ş imle, Kapadokyalı ninemle otururken buldum; elimde küçük bir çantayla poz veriyordum; tırnaklarımda yerindeydi. Artık kendilerine İ stanbul'da yeni bir ya ş am kurmayı amaç edinen ailenin, nine dı ş ında di ğ er tüm bireyleri bu yeni ya ş amdan memnundur. Nine, kendini Anadolu'daki ya ş amından soyutlamamaktadır ve köyünün özlemi içindedir; fakat aynı zamanda hayatta ona kalan tek varlı ğ ı o ğ lundan da vazgeçememektedir. Nine, o ğ lunun halen bir Anadolulu erke ğ i oldu ğ una inanmaktadır. Yalnız o ğ lu artık eskisi gibi de ğ ildir, o İ stanbullu olmu ş tur. Babam odada bir oraya bir buraya gidiyor; ba ş ında bir ş apka, gözünde güne ş gözlü ğ ü, elinde tuttu ğ u aynaya bakıyordu. Ayna, odanın duvarlarında babamı ve kendi kendisini yansıtıyordu. Annemin gramofona koydu ğ u plaktan odaya çok komik, yabancı bir ses yayılıyordu. Annem elini pla ğ ın üzerine tuttu, ellerini bu sesin üstünde ısıtır gibiydi. Sonra bir bardak su aldı ve yarım bardak suyu babamın yakasına döktü. Babam annemi makarna buklelerinden yakaladı, duda ğ ından öptü, ben odaya girdim, babam kırmızıya boyanmı ş duda ğ ıyla bana döndü ve “Ne gülüyorsun benim güzel kızım; benim, ben babanım,” dedi. Ceketinin cebinden bir foto ğ raf çıkardı, imzaladı ve bana verdi

57 Babam bana adının Erol Filayn oldu ğ unu söyledi, sonra cama gitti ve “ Ş evrole gelmi ş ” dedi. Annenin modern ş ehir kadınına, babanın ise Erol Filayn ‟ a dönü ş mesiyle daha ş ehirli bir ya ş am ş eklini alan aile için hiçbir ş ey eskisi gibi de ğ ildir. Babasının tam olarak ne i ş yaptı ğ ıyla ilgili bilgisi olmayan anlatıcı, okura annesinin moda evinden giyindi ğ ine, babasının lüks ya ş amına, anne ve babasının kendisini ve karde ş lerini ninesinde bırakarak Amerikan filmini izlemek için sinemaya gitti ğ ine dair bilgiler vermektedir. Aile, İ stanbul ‟ a göç ettikten sonra ş ehre adapte olmu ş izlenimi vermektedir. Ama gerçek olan ş ey, İ stanbul ‟ un onlara nerden geldi ğ ini yüzlerine tokat gibi vurmasıdır. Okula gittim. Bayan ö ğ retmen herkesin adını ve do ğ um yerini sordu. “Anadolu ‘da Malatya'da do ğ dum,” dedim ben. Ö ğ retmen, “O zaman Kürtsün, kıçında kuyru ğ un vardır senin,” dedi. Sonra güldü, ötekiler de güldüler ve bana isim taktılar: “Kuyruklu Kürt.” O andan itibaren en arkada oturdum ve ders sırasında yanımdaki kıza, ninemin bana bir gece anlattı ğ ı masalı anlattım. Okula hevesle ba ş layan anlatıcı için orası artık mecburiyetten gidilen bir hâle gelmi ş tir. Ö ğ retmeninin ve arkada ş larının takındı ğ ı bu acımasız tavır, ş ehrin yeni olanı ötekile ş tirmesini ima eder. Aile, bir yandan ş iddetli bir arzuyla ş ehirli ya ş ama dâhil olmak isterken, di ğ er yandan ş ehrin onlara oraya ait olmadı ğ ını hatırlatmasına ş ahit olmaktadır. İ stanbul ‟ a ziyaretlerine gelen annesinin babasıyla köye giden anlatıcı, ait oldu ğ u yerdedir. Ş ehir bir ba ş ka gezegendi. Güne ş e İ stanbul ‟ dan daha yakındı. Birkaç gün içinde kara bir kız oldum, bütün öbür kararmı ş insanlarla birlikte beyaz güne ş in altında gidip geliyordum. Sonraları foto ğ raf negatifleri gördü ğ ümde, bu bana o zamanı hatırlattı. Beyaz güne ş i ve kara insanları. Demek ki İ stanbul ‟ daki ö ğ retmen, kıçımda kuyru ğ um olup olmadı ğ ını bu ş ehirde do ğ du ğ um için sormu ş tu. İ stanbul ‟ daki insanlar, duvarlara seve seve asılan basılmı ş foto ğ raflardı, Anadolu ‟ daki insanlar ise tozun topra ğ ın içinde bırakıp unutulan negatifler…

58 Tam anlamıyla ş ehirliymi ş gibi davranı ş lar sergileyip, zamanla öz benliklerini unutan ailesine inat, dedesinin yanında anlatıcı; dua etmeyi, büyü ğ e saygıyı, günahı, Anadolulu olmayı, aile kavramını, samimiyeti ö ğ renir. Bu seyahat anlatıcı için köklerinin ya ş adı ğ ı yerleri tanımak için hayati bir fırsattır. Seyahatten döndükten sonra a ğ ır bir hastalı ğ a yakalanan anlatıcı ya ş ama tutunmaya çalı ş ırken, babası İ stanbul ‟ da bilinmeyen mesle ğ iyle büyük paralar kazanmaya ba ş lamı ş tır. Onlar, daha önce ya ş adıkları küçük mahalleden ta ş ınıp, bir villada ya ş amaya ba ş larlar. “Dindar soka ğ ımızdan ta ş ınmı ş tık. Kadınlar oradaki ah ş ap evin ruhların elinde oldu ğ unu, bu ev ruhlarının benim iyile ş meme izin vermeyeceklerini ve babamın ş ansına ayak koyduklarını dü ş ünüyorlardı. Benim yüzümden yarısı bitmi ş villaya ta ş ınmı ş tık”Hastalı ğ ın pençesinde kıvranıp duran anlatıcı için hayat artık çekilmez hale gelmi ş tir. Üstelik ailenin ba ş ında olan tek dert bu de ğ ildir. Baba, çok borçlanmı ş tır ve yeni bir ba ş langıç gerekiyordur ve bu ba ş langıcın çaresi bellidir; göç. “Bursa ‟ da bir sokakta, ta ş bir evin üçüncü katında uyandım. Ninemle annem, bir pencerenin önünde, yabancı bir a ğ acın üstüne konmu ş, sa ğ a mı sola mı uçmaları gerekti ğ ini bilmeyen iki ku ş gibi duruyorlardı”. Bursa, aile için gurbettir ve aynı zamanda alı ş ılması gereken bir yerdir. Anne ve nine zamanla mahalledeki di ğ er kadınlarla yakınla ş mı ş tır. Belli ki alı ş mı ş lardır bu yeni ş ehre. Ama bazı ş eyler hâlâ aynıdır. Baba hâlen borçludur, üstelik gece kulüplerine gidip oradaki kadınlarla para yeme gibi yeni adetler edinmi ş tir. Bu anne için çok a ğ ırdır. Bazı geceler eve gelmeyen kocasını bekliyordur. Yine kocasının gelmedi ğ i bir gün tentürdiyot içmi ş tir. Bu intihar, aslında yabancı bir yerde kendini yalnız hisseden bir kadının çaresizli ğ idir. İ ntihardan sa ğ kurtulan anne için göç edilen bu yeni ş ehir cehennem gibidir. Borçlar katlanarak ço ğ almaktadır ve ülke dar bir bo ğ azın içindedir. “Gaz, tuz, ş eker, çimento yoktu. Dükkânların önünde insan kuyrukları vardı, bir sürü gazete kapatılmı ş tı, insanlar iktidardaki Demokrat Parti ‟ ye artık a ğ ızlarını açamıyorlardı”. Ülkedeki dar bo ğ az, babanın az da olsa kazandı ğ ı paraları gece kulübünde yemesi sonucunda ailenin maddiyatını tamamen çökertmi ş tir. Tek çareleri yine ta ş ınmaktır

59

60 . Ben sekizinci sınıfa giderken yoku ş sokaktaki ah ş ap evimizden ta ş ınmak zorunda kaldık. Babam, “Kirayı artık ödeyemeyiz,” dedi. Soka ğ ın sonunda üç katlı ta ş tan bir ev vardı. Evin sahibesi bizi birkaç ay bodrum katında kirasız oturtmak istiyordu; çünkü babam onun evini tamir edecekti. Ya ş am ş artları aile için çok zorla ş mı ş tır. Babanın para kazınırken aldı ğ ı modern divanlar, koltuklar ve halılar satılmı ş tır. Artık yalnızca yatakları ve bir tane masaları kalmı ş tır. Baba, yeni adetlerine kumarı da eklemi ş tir. Pokerle kazanabildi ğ i birkaç kuru ş la ailesini geçindirmeye çalı ş maktadır. Bu arada zaman hızla geçmi ş tir. Anlatıcı, karde ş leri büyümü ş tür. Anlatıcı ilk a ş kını bile ya ş amı ş tır. Akıp giden hayatın içinde var olmaya çalı ş ırken, hayat aile için yeni sürprizler hazırlamı ş tır. Hayat, aile için yeni bir rota çizmi ş tir. “Bu babamdı. Ayakları bizimkiler gibi topra ğ ın yarım metre üzerindeydi. Ellerini çırptı ve “Ankara ‟ ya ho ş geldiniz,” dedi”. Aile, önceleri Ankara ‟ da bozkır olarak adlandırılan bir bölgesinde ya ş amaya ba ş lamı ş tır. Anlatıcı ve karde ş leri için bu yeni yerde ya ş adıkları en zor anlar, büyüyüp kimliklerini kazandıkları Bursa ‟ yı çok özlediklerini fark ettikleri zaman a ğ ladıkları zamanlardır. Annesinin babasının Ankara ‟ ya gelip, onlara maddi olarak yardım etmesiyle birlikte Ankara ‟ nın merkezine, Anıtkabir Caddesine ta ş ınmı ş lardır. Maddi sıkıntıların iyice arttı ğ ı ailenin kirasını dahi yardımsever kom ş uları vermektedir. Babanın A ğ rı'da i ş bulması, ailenin umutlarını biraz daha ye ş ertmi ş tir. Anlatıcı, genç bir kız olmu ş tur ve annesi onu kendilerini kurtarmak için daktilo kursuna göndermi ş tir. O sırada, aile için yeni bir geli ş me ya ş anmı ş tır. Babanın İ stanbul'dan tanıdı ğ ı eski bir dostu onlara yardım edece ğ ini söylemi ş tir. Böylece aile, ilk göç ettikleri yere İ stanbul'a geri dönmü ş tür. Göç, aile için bir ritüele dönü ş mü ş tür. Daha iyi bir ya ş am u ğ runa Anadolu'dan İ stanbul'a göç eden aile için ş artlar iyi gitmemi ş tir. İ stanbul'dan Bursa'ya, oradan Ankara'ya ve nihayetinde tekrar İ stanbul'a göç edilen bu serüvende, aile ş ehirli olmak ile Anadolulu olmak arasında gidip gelmi ş tir. Eser, yine bir göç hikâyesiyle sonlanmı ş tır. Bu sefer, gidilen yer çok uzaklardadır. Anlatıcı, ailesini İ stanbul'da bırakıp çok uzaklara Almanya'ya gitmi ş tir.


"GÖÇ VE RUH SA Ğ Lı Ğ ı. GÖÇ, ki ş ilerin gelecek ya ş antılarının tamamını veya bir kısmını geçirmek üzere, sürekli ya da geçici bir süre için bir yerle." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları