Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

PSİKANALİTİK TERAPİ FREUD. SİGMUND FREUD (1856-1939)

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "PSİKANALİTİK TERAPİ FREUD. SİGMUND FREUD (1856-1939)"— Sunum transkripti:

1 PSİKANALİTİK TERAPİ FREUD

2 SİGMUND FREUD ( )

3 Freud'un görüşleri çağdaş uygulamaları etkilemeye devam etmektedir. Psikolojik danışma ve psikoterapi kuramlarının birçoğu psikanalitik ilkelerden ve tekniklerden etkilenmiştir. Bunlardan bazıları modeli daha da geliştirmiş bazıları modelin kapsamını, işlemlerini değiştirmiş bazıları ise karşı tepkiler oluşturmuştur.

4 Freud davranışı motive eden psikodinamik faktörlere dikkat çekmiş, bilinçaltının rolüne odaklanmış ve kişiliğin temel özelliğine ait yapının anlaşılması ve değiştirilmesi için gerekli ilk terapötik yöntemleri geliştirmiştir.

5 TEMEL KAVRAMLAR İNSAN DOĞASI GÖRÜŞÜ Freud'un bakışı temele deterministiktir. Freud a göre kişiliğini yaşamın ilk altı yılında geçirilen önemli psikoseksüel aşamalarda: – Mantık dışı güçler, – Bilinçdışı motivasyonlar, – Biyolojik ve içgüdüsel dürtüler belirlemektedir.

6 Freud un kuramında içgüdüler temeldir. Başlangıçta cinsel enerjimizin yerine geçen libido ifadesini kullanmasına rağmen sonra tüm yaşam içgüdülerinin enerjisi sözcüklerini kullanarak bu ifadenin kapsamını geliştirmiştir. İçgüdüler bireyin yaşamının ve türünün sürdürülmesi amacına hizmet etmekte, büyüme, gelişme ve yaratıcılık doğrultusunda bireyi yönetmektedir.

7 Freud yaşam içgüdüleriyle ilgili kavramına tüm zevk veren eylemleri dahil etmiş ve yaşamın en büyük hedefinin acıları engelleyerek zevk almak olduğunu belirtmiştir. Kişiyi saldırganlığa iten ölüm içgüdüsünün olduğunu da kabul etmiştir. Ona göre kişiler davranışları yoluyla bilinçaltlarındaki ölüm isteğini, kendilerini ve başkalarını incitme arzularını göstermektedir. İnsanın başlıca uğraşı bu dürtülerle başa çıkmasıdır. Bu dürtüler kişilerin davranışlarının nedenlerinin en güçlü belirleyicisidir.

8 KİŞİLİĞİN YAPISI Psikanalitik görüşe göre kişiliğin yapısı üç sistemden oluşur: id, ego, süperego. Her birinin kişiliği ayrı ayrı yönlendiren modeller olduğu düşünülmemelidir, kişilik birbirinden ayrı üç bölüm olarak değil bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ancak böyle işlevini yerine getirebilir.

9 Kişiliğin; İd Biyolojik Ego Psikolojik Süperego Sosyal bileşenidir.

10 Freud’un bakış açısına göre insanlar birer enerji sistemidir. Kişiliğin dinamikleri, psişik enerjinin İd’e, Ego’ya ve Süperego’ya dağılım yollarından oluşmaktadır. Bir sistem diğer iki sistemden baskın çıkarak mevcut enerjiyi kontrol altına alır. Davranış bu psişik enerji tarafından belirlenir.

11 İD: Kişiliğin özgün sistemidir. Yeni doğan bebek gibidir. İçgüdülerin yerleştiği alandır. Düzenden uzak, kör, talep edici ve ısrarcıdır. İd gerginliği kaldıramaz ve bunu kaldırmak için direk harekete geçer. Acının engellenmesi ve zevk alma ilkesine göre işler. Ahlaksız, mantıksız ve içgüdüler gereksinimlerin tatmin edilmesine yönelik çalışır. Hiçbir zaman olgunlaşmaz, kişiliğin şımartılmış çocuk kısmını oluşturur. Düşünmez ister ve hiçbir şeyin farkında değildir.

12 EGO: Dış dünyanın gerçekliliğiyle ilgilidir. Gerçeklik prensibine göre işler. Kişiliği yöneten, kontrol eden ve düzenleyen ‘yöneticidir.’ İçdürtüler ve dış beklentiler arasında ara buluculuk rolü oynar. Bilinci kontrol eder. Gerçekçi ve mantıklı düşünceler üretir. Gereksinimlerini karşılamak için planlar yapar. Zekanın ve mantığın kaynağı olan ego, idin kör güdülerini denetler ve kotrol eder.

13 SÜPEREGO: Kişiliğin yargılayıcı kısmıdır. Bir hareketi iyi-kötü, doğru-yanlış olup olmadığını belirleyerek bireyin ahlak kuralını temsil eder. Gerçeklikten çok ideallerle uğraşır. Yaşamdan zevk almak için değil mükemmellik için uğraşır. Anne babadan çocuklara geçen toplumun geleneksel değerlerini ve ideallerini temsil eder. İdin güdülerini engelleyerek, egoyu gerçek ahlaki hedeflere yönelterek mükemmellik için uğraş vererek işlevini yürütür. Topluma ait standartların iç merkezi haline gelen süperego daha sonra psikolojik ödüllendirme ve cezalandırmayla ilgilenir.

14 BİLİNÇ VE BİLİNÇDIŞI Freud davranışın ve kişilik problemlerinin açıklanmasında bilinç ve bilinçdışı kavramlarını kullanmıştır. Bilinçaltı üzerinde doğrudan çalışılamasa da davranışların bir sonucu olarak bilinçaltı ile dolaylı olarak çalışılabilir.

15 Bilinçaltını ortaya çıkaran klinik kanıtlar: 1.Bilinçaltı gereksinimlerin, isteklerin ve çelişkilerin sembolik temsilcileri olan rüyalar, 2.Dil sürçmeleri, 3.Hipnoz etkisindeki telkinler, 4.Serbest çağrışım tekniklerinden elde edilen malzemeler, 5.Projektif tekniklerden elde edilen malzemeler, 6.Psikotik belirtilerin sembolik içerikleridir.

16 Bilinç tüm aklın ince bir dilimidir. Aklın daha büyük bir parçası farkındalık düzeyinin altında bulunmaktadır. Bilinçaltı tüm deneyimleri, anıları ve baskılanan düşünceleri depolar. Psikolojik fonksiyonların çoğu farkındalık dışı bir alanda kalmaktadır. Bu nedenle psikanalitik terapinin asıl amacı bilinçdışı olan istekleri bilinç alanına getirmektir. Psikanalitik modele göre davranışın oluşumunun anlaşılması için bilinçdışının rolünün anlaşılması temeldir. İyileşmenin oluşması için ise davranışların ve baskılanmış düşüncelere ait sağlıklı işlevde bulunmayı engelleyen nedenlerin ortaya çıkarılması gerekmektedir.

17 KAYGI(ANKSİYETE ) Kaygı bizi bir harekete geçme, bir iş yapma, etkinlikte bulunma konusunda motive eden gerilim durumudur. Kaygı, id, ego ve süper ego arasında mevcut psişik enerjinin kontrolü için gerçekleşen çatışmalardan ortaya çıkar. İşlevi olası bir tehlikeye karşı organizmayı uyarmaktır. Üç tür kaygı türü vardır bunlar: 1.Gerçeklik Kaygısı 2.Nevrotik Kaygı 3.Ahlaki Kaygı

18 1.Gerçeklik Kaygısı: Dış dünyadan gelecek tehlikelere karşı duyulan korkudur. Düzeyi tehdidin derecesiyle orantılıdır Nevrotik ve ahlaki kaygı bireyin içindeki ‘güç dengesine’ gelen tehditlerle harekete geçer. 2.Nevrotik Kaygı: İçgüdülerin bireyi kontrolü altına alabileceğine ve bireyin kontrolsüz olarak yaptığı davranışlardan cezalandırılmasına neden olacağına ilişkin duyulan korkudur. 3.Ahlaki Kaygı: Bireyin kendi vicdanına karşı duyduğu korkudur. Gelişmiş vicdana sahip kişiler, kendi ahlaki kurallarına aykırı bir şey yaptıklarında suçluluk duyma eğilimindedirler.

19 EGO-SAVUNMA MEKANİZMALARI Bireyin kaygıyla başa çıkmasına yardımcı olan mekanizmalardır. Egonun fazla baskılanmasını önler. Gerçekle yüzleşmeyi önleyen bir yaşam tarzı haline gelmedikçe bireyin uyum sağlama güçlerini destekleyebilir. Bireyin kullandığı savunmalar bireyin gelişme düzeyine ve kaygının derecesine bağlıdır. Savunma mekanizmalarının iki temel özelliği vardır. Bunlar: 1. Gerçeği yadsıyabilirler yada çarpıtabilirler, 2.Bilinçaltı düzeyde işlev görürler.

20 Başlıcaları: BASKILAMA-BASTIRMA: Tehdit edici veya acı verici düşünce ve duyguların bilinçdışına itilmesi için yaygın kullanılan savunma mekanizmasıdır. Diğer birçok ego savunmalarının ve nevrotik bozuklukların temelini oluşturmaktadır. Freud baskılamayı bir olgunun istek dışında bilinçten atılması olarak açıklamıştır. YADSIMA: İnkar, bireyin durum karşısında ne düşündüğünü, ne duyumsadığını veya ne algıladığını çarpıtarak, kendisini korumasıdır.

21 KARŞIT TEPKİ GELİŞTİRME: Tehdit edici bir tepkiye karşı bireyin açıkça zıt tepkiyi savunması şeklinde oluşur. YANSITMA: Bireyin kendine ait kabul edilemez isteklerini ve tepkilerini başkalarında görme eğilimidir.

22 YER DEĞİŞTİRME: Tehdit edici nesnenin daha güvenli bir hedefle yer değiştirerek gelecek tehditlerin azaltılmasıdır. Asıl üstüne gidilmesi gereken nesne ya da birey ulaşılmaz olduğunda yer değiştirme, enerjinin başka bir nesneye veya bireye yönlendirilmesidir. MANTIĞA BÜRÜNME: Bireyin aşırı ego dürtülerini açıklamak için ürettiği iyi nedenlerdir. Belirli davranışların haklı gösterilmesi ya da başarısızlıkların üstünün örtülmesi gibi durumlarda bireyin çoğunlukla kendini kandırmasıdır.

23 YÜCELTME: Cinsel veya saldırgan enerjinin genellikle sosyal yönden kabul edilebilir ve hatta bazen de hayranlık uyandıran başka bir etkinliğe kanalize edilmesidir. GERİLEME: Bireylerin gelişimin daha önceki ve güvende olabilecekleri basamaklarında ortaya koydukları davranışları yapmasıdır. Ciddi stres ve aşırı güçlükle karşılaşan bireylerin çocukça ve uygun olmayan davranışlar sergilemesi durumudur.

24 İÇE YANSITMA: Kendini başkasının yerine koyma mekanizması, diğerlerinin sahip olduğu değerleri ve standartları olduğu gibi adeta yutarak almak ve bunlara inanmaktır. ÖDÜNLEME: Yerini doldurmak, bilinen zayıflıkları maskelemek ve sınırları zorlamak için bazı olumlu özellikler geliştirmektir.

25 KİŞİLİK GELİŞİMİ Gelişim dönemleri danışanların, danışma sürecinde çözüm aradıkları bazı güçlükleri anlamalarını kolaylaştırabilir. Freud’un görüşlerinin temel alındığı psikanalitik bakış açısına göre, bireysel ve sosyal gelişime ait sevgi ve güven, olumsuz duygularla başa çıkma ve cinselliğin olumlu olarak kabul edilmesi olarak sıralanabilecek bu üç alan, yaşamın ilk altı yılında temellenmektedir. Freud kişilik gelişimini 5 dönemde incelemiştir.

26 ORAL DÖNEM * Annenin göğsünü emerek, besin ve haz alma gereksinimleri karşılanmaktadır. * Oral saplantılar, bebeklikte oral hazdan yoksun bırakılmanın sonucudur. * Başkalarının sevgisini reddetmek ve kişisel ilişkilerden korkmak veya yakın ilişkileri kuramamak gibi kişisel sorunlarla karşılaşılabilir.

27 ANAL DÖNEM * Kişiliğin şekillenmesinde anal bölge haz kaynağıdır. * Gelişime ait olgular kişisel gücün kabul edilmesi, saldırganlığın nasıl ifade edileceğini öğrenilmesi ve bağımsızlığın öğrenilmesi gibi olgulardır. * Çocuk bu dönemde kasların gelişmesiyle tuvaletini tutmayı öğrenir.

28 FALLİK DÖNEMİ * Temel çelişki çocuğun karşı cinsten olan ebeveynine karşı bilinçaltındaki cinsellik duygusudur. * Oedipus-Electra Sendromu * Ebeveynlerin çocuklardaki bu duruma verdiği tepki çocuğun cinsel davranışlarını ve duygularını etkiler.

29 GİZİL (LATENT) DÖNEM * Bu dönemde çocuklar hemcinslerine yaklaşırlar. * İletişim,uyum gibi beceriler bu dönemde kazanılır. * Çocuk kendi cinsiyetine yönelik toplumsal rolünü güçlendirir. Sosyalleşme dönemi.

30 GENİTAL DÖNEM * Fallik dönemdeki eski dürtüler canlanmaktadır. Bu dönem ergenlikte başlar ve yaşlılığa kadar devam eder. * Ergenler sosyal yönden kabul edilen çeşitli faaliyetlere yönelerek cinsel enerjileriyle başa çıkabilir. * Kişi bu dönemde meslek seçimine ilişkin bazı tasarılar geliştirmeye başlar. Geçici bir rol belirsizliği dönemidir.

31 TERAPÖTİK SÜREÇ

32 Terapötik Amaçlar Freud’ a göre psikanalitik terapinin iki amacı bulunmaktadır. 1.Bilinçaltını bilinç düzeyine çıkarmak 2.Davranışın içgüdüsel tutkular ve gereksiz suçluluk duygusundan kurtarılarak, gerçeklik temeline göre hareket etmesi için egonun güçlendirilmesini sağlamaktır. Başarılı bir psikanaliz için bireyin kişiliğinde ve karakterinde belirgin değişiklikler yapması gerektiğine inanılır. Terapi sürecinin daha çok geçmişi derinlemesine araştırarak, bireyin karakter değişimi için gerekli olan kendi farkındalık düzeylerinin arttırılmasını amaçlamaktadır. Analitik terapi içgörü kazandırmayı amaçlar.

33

34 Terapistin İşlev ve Rolü Klasik psikanalistler genellikler, bazen “boş ekran” yaklaşımı olarak da tanımlanan bazı genel davranışlar sergilerler. “Bitirilmemiş işler” “Baskılanmış durumlardan” kaynaklanan bu yansımalar terapide ilerlemeyi sağlayan kritik bileşenler olarak görülmektedir ve bunların analizi terapötik ilişkinin temelini oluşturmaktadır.

35 Analizin en önemli işlevlerinden biri, danışanların sevme çalışma ve eğlenme özgürlüğü kazanmasına yardımcı olmaktır. Diğer işlevleri ise; – Kişisel farkındalığı arttırma, – Dürüst ve daha etkili kişisel ilişkiler kurabilmelerini sağlama, – Gerçekçi bir biçimde kaygılarıyla başa çıkma, – Mantık dışı ve tepkisel davranışları üzerinde kontrol sağlayabilmelerinde danışana yardımcı olmaktır. Psikanalist ilk olarak danışan ile bir iletişim kurar ve bu süre içinde bir çok dinleme ve yorumlama etkinliğinde bulunur. Danışanın özellikle direnç gösterdiği alanlar belirlenmeye çalışılır.

36 Analist dinler, öğrenir ve uygun yorumu ne zaman yapması gerektiğine karar verir. Analist danışana ait hikâyedeki boşlukları ve tutarsızlık gösteren yönleri bulmak için dinler, anlatılan rüyalardan ve serbest çağrışımlar dan dan bir sonuç çıkarır ve danışanın analiste karşı olası duygularına duyarlı kalır. “Analistin en önemli işlevlerinden biri danışanın sorunları ile ilgili içgörü kazanmalarını, değişim yolları hakkında farkındalıklarını arttırmalarını ve buna bağlı olarak kendi yaşamlarında daha çok kontrol kazanmalarını sağlamaktır.” Danışanın değişip değişmeyeceği terapistin yaptığı yorumlarından çok danışanların değişime hazır olmalarına bağlıdır.

37

38 Terapide Danışanın Deneyimi Geleneksel psikanalize Analist ile yüz yüze yapılan bazı oturumlardan sonra, danışanlar kanepeye uzanarak serbest çağrışımlar yaparlar; yani akıllarına geleni herhangi bir sansür uygulamaksızın içlerinden geldiği gibi ifade edilebilir. Bu süreç “temel kural” olarak bilinmektedir. Psikanalize yönelmiş uygulamacıların çoğu bu teknikleri kullanmaz. Fakat transferans, rüyalar ve bilinçdışı malzeme ile çalışırlar. Psikanalitik terapideki danışanlar yoğun terapötik süreçteki işlemlere uyma konusunda terapist ile bir kontrat yaparlar.

39 Genellikle de bu süreçte boşanmak ya da işlerinden istifa etmek gibi yaşamlarında kökten bir değişiklik yapmamaları istenir. Danışanlar çatışmalarını çözdükleri, geriye kalan duygusal sorunlarını belirleyip kabul ettikleri karşılaştıkları zorlukların geçmişe ait köklerini anladıkları ve geçmişteki sorunlarıyla ilgili farkındalıklarını şimdiki ilişkileriyle bütünleştirdikleri konusunda hem kendileri hem de analist ile fikir birliğine vardığında danışanlar oturumları sona erdirmeye hazırdırlar. Başarılı analiz, danışanın yaşamıyla ilgili “neden” sorusuna yanıt verebilir.

40 Terapist ve Danışan Arasındaki İlişki Psikanalist ile danışanının ilişkisi, psikanalitik yaklaşımın özü olan transfrans süreci ile kavramsallaştırılabilir. “Transferans, danışanın geçmişinde bulunan ve kendisi için önemli olan diğer kişilere karşı beslediği duygu ve fantezilerini bilinçsizce psikanaliste yönlendirmesidir.” ÖRNEĞİN; Danışanlar sert ve sevgisiz babalarına karşı duydukları çözümlenmemiş duygularını, kendi gözlerinde de sert ve sevgisiz hale gelen, psikanaliste transfer edilebilir. Düşmanca duygular olumsuz transferansın ürünüdür.

41 Fakat danışanlar analiste aşık olmak, onun tarafından benimsenmeyi ümit etmek veya tamamıyla güçlü gördükleri terapistin sevgisini kazanmak, kendilerini kabul etmesi ve onaylaması için çeşitli yollar aradıkları olumlu transferanslar da geliştirebilir. Danışan sevgi,cinsellik, kin, endişe ve küskünlükle ilgili geçmiş yaşantılarından getirdiği yoğun çatışmaları yeniden canlandırdığında transferans başlar, Danışan bu duyguları içine bulunan zamana getirir; bunları yeniden yaşar ve bu duyguları analistle paylaşır, analiste yöneltebilir.

42 Psikanalist geçmişte birey için önemli olan kişilerin bu gün yerine geçen kişi konumundadır. Etkili terapi danışanın terapi ile bugüne odaklanmış, düzeltici ve bütünleştirici bir yaşantı geçirebileceği, bir ilişki oluşmasını gerektirir. “Psikanalitik terapinin süresine bağlı olmaksızın, çocukluk döneminde yaşanan travmatik yaşantılara ait izler hiçbir zaman tamamen silinmemektir.

43

44 Danışanın terapiste olan her türlü duygusu transferans olarak adlandırmak yanlıştır. Danışanın her olumlu tepkisi olumlu transferans ya da danışanın her olumsuz transferansı negatif transferans olarak tanımlamak doğru değildir. Çünkü danışanın terapiste olan kızgınlığından da kaynaklanabilir. Terapist mantık dışı bir şekilde davrandığı, iletişimde objektifliğini kaybettiği ve uygun olmayan bir şekilde duygularını ifade ettiği durumlarda karşıt transferans yaşanabilir. Karşıt transferans aynı zamanda terapistlerin kendi objektifliğini kaybettiği zaman da yaşanabilmektedir.

45 Psikoterapistler, bazı danışanların tiplerinden hoşlanmama, bazı tip danışanları aşırı çekici bulma, terapötik ilişkilerde belli zamanlarda psikosomatik tepkiler geliştirme gibi semptomlarının farkına vardıkları takdirde, psikolojik danışmanlık almaları veya etkili terapist olmalarını engelleyen çözülmemiş kişisel sorunları üzerinde çalışmak için zaman ayırıp kendi terapilerini yapmaları gerekmektedir. Psikanalitik yaklaşımda, dinamik kişisel farkındalık ve kendini anlama olmadan, kişilikte köklü bir değişimin gerçekleşmeyeceğine veya karşılaşılan çatışmaların çözülemeyeceğine inanılır.

46

47 Terapinin Aşamaları 1.Açılma aşaması: İlk seanslar yüz yüze, danışan analize uygun mu? Projektif testler uygulanabilir. Danışan nevrotik mi, psikotik mi? Kendinin farkında mı? Öykü dinlenir. Temel kural anlatılır. Danışan divana uzanır ve aklına gelen her şeyi söyler. 3-6 ay kadar devam eder. 2.Aktarımın gelişmesi: Serbest çağrışımlarla birlikte, danışanın bilinçaltı malzemelerine ulaşılmaya başlanır. Zamanla danışan transferans yaşamaya başlar ve danışman danışanın hayatındaki en önemli kişi haline gelir. Danışman bu etkileşimleri uygun biçimde danışana analiz eder, yorumlar. 3.Derinlemesine çalışma: Aktarımlar devem eder ve danışan bunları anladıkça daha da kendini açar ve anlar. Daha derin analizler yapılır. 4.Aktarımın çözülmesi: Danışan ve danışman artık danışanın semptomlarına ve davranışlarına ilişkin içgörü kazandıklarını fark ettikleri zamana kadar analizler devam eder. Danışan danışmaya devam etmek isteyebilir, birlikte bu durum da analiz edilir. Son olarak danışman ve danışan analize son vermeye birlikte karar verirler.

48 UYGULAMA: TERAPÖTİK TEKNİK ve YÖNTEMLER Bu bölümde, psikanalitik yönelimli terapistlerin yaygın olarak kullandıkları teknikler ele alınmıştır. Psikanalitik terapi aşağıdaki özelliklere sahiptir: Bireyin kişiliğini yeniden yapılandırmadan çok, sınırlı amaçlar üzerinde durulur. Terapistler çoğunlukla terapi kanepesi kullanmazlar.

49 Terapi süresince daha az oturuma yer verilir. Terapist, güven verme, empati kurma, destek verici ifadelerde bulunma ve önerilerde bulunma gibi destekleyici müdahalelere daha sık yer verir. Terapist kendini açabilir. Danışanın fantezileri üzerinde çalışmaktan çok danışanın getirdiği daha pratik konular ve problemler üzerinde odaklanılır.

50 Psikanalitik terapide farkındalığın arttırılması, danışanın davranışlarına ilişkin iç görü kazanması ve sahip oldukları semptomların ne anlama geldiğinin anlaşılması amacıyla çeşitli teknikler kullanılır. Psikanalitik terapide altı temel teknik vardır: Analitik bir çalışma ilişkisi sürdürmek, Serbest çağrışım, Yorum, Rüya analizi, Direnç analizi, Transferans analizidir.

51 1) Analitik Bakış Açısını Sürdürmek Psikanalitik yaklaşımda terapinin amaçlarına ulaşabilmesi için analitik bir yapının oluşturulması ve terapi süresince sürdürülmesi gereği vurgulanmaktadır. Analistin çok etkin olmaması, oturumların düzenliliği ve sürekliliği, oturumlara zamanında başlanıp zamanında bitirilmesi gibi özellikleri ifade etmektedir. Burada dikkat edilecek nokta bu çalışma ilişkisini bozabilecek, uzun süreli ayrılıklar, ücretlerdeki değişiklik ya da oturumların yapıldığı yerin değiştirilmesi gibi etkilerden kaçınılmalıdır.

52 2) Serbest Çağrışım Terapötik ilişki içinde danışanın aklına gelenleri rahatça söylediği serbest çağrışım, psikanalitik terapinin en temel tekniğidir. Danışanların sansür koymadan bir duyguyu ya da düşünceyi izleyerek onu terapiste anında anlatmasıdır. Direnç gösterebilirler. Bu direnç terapist tarafından serbest çağrışım sırasında ortaya çıkarılır ve hemen ardından yorumlanarak danışanın iç görü kazanması sağlanabilir.

53 Serbest çağrışım danışanın bilinçaltı isteklerine, fantezilerine, çatışmalarına ve onu harekete geçiren unsurları açılan bir kapıdır. Terapistin bu süreçte görevi, bilinçaltında kilitli bulunan malzemeyi saptamaktadır. Dikkat edilmesi gereken bir nokta da danışanın konuşmasındaki çağrışımlar ve olaylar arasındaki kurduğu bağlantılardır. Terapist bu noktada danışanın yaptığı çağrışımlardaki tıkanıkları ile ilgili yorumlamalar ve ipucular vererek yardımcı olmaya çalışır.

54 Analist danışanlarının serbest çağrışımlarını dinlerken sadece söylediklerine değil söylediklerinin içerisinde yatan anlamlara da dikkat ederler. 3. kulakla dinlemek. Buradan danışanın söylediği hiçbir şey yüzeysel olarak değerlendirilmez. Danışandan beklenen ise kendisinin çağrışımlar yoluyla söylediklerinin ne anlama geldiği kendisinin keşfetmesi ve farkına varması beklenir.

55 3) Yorumlama Yorumların işlevi, egonun yeni malzemeyi özümlemesini ve daha farklı bilinçaltı malzemenin açığa çıkma sürecinin hızlandırılmasını sağlamaktadır. Yorum, danışanın kişiliğinin ve geçmişindeki hangi faktörlerin şu anda içinde bulunduğu güçlüklerin katkıda bulunduğunun, terapist tarafından değerlendirilmesidir. En uygun yorum danışanın yorumu benimsemesinde hazır olduğu kanısına vararak yapılmalıdır. Ayrıca danışan zamansız yapılan yorumları reddecektir.

56 Genel kural, danışan yorumlanacak olgunun bilinçli olarak fark edilmesine çok yakın olduğu bir zamanda verilmesidir. Diğer bir genel kural da yorumun yüzeysel bir şekilde başlatılması danışanın gidebildiği kadar derinleştirilmesidir. Üçüncü kural da bilinçaltında yatan duyguyu veya çatışmayı yorumlamadan önce, danışanın gösterdiği direnci veya savunmayı açıklamak en iyi yollardan biridir.

57

58 4) Rüyaların Analizi Bilinçaltını açığa çıkaran malzeme olması ve danışana çözümlenmemiş sorunlarına ait bazı alanlarda iç görü kazandırması nedeniyle önemli bir tekniktir. Uyku sırasında savunmalar en aza iner ve baskılanmış duygular kolayca ortaya çıkabilir. Freud rüyaları “bilinçaltına giden kraliyet yolu” olarak adlandırmaktadır.

59 İçerik olarak rüyaların iki düzeyi vardır: Gizli içerik ve açık içerik. Gizli içerik, sembolik olarak ifade edilen bilinçaltı, dürtü, istek ve korkulardan oluşur. Çok acı verici ve tehlikeli olduğundan, gizli içeriği oluşturan bilinçaltı, cinsel saldırgan güdüler, rüya gören kişi tarafından daha kabul edilebilir bir içeriğe dönüştürülmektedir. Terapistin görevi, rüyanın açık içeriğindeki semboller üzerinde çalışarak, rüyadaki gizli anlamları ortaya çıkartmaktadır. Baskılanmış malzemeyi ortaya çıkarmasının yanında rüyalar, danışanın hali hazır davranışlarının ne anlama geldiğinin anlaşılması sağlar. Önemli kişiler ( kral, kraliçe,…), ebeveynler; Küçük hayvanlar, haşerat, çocuklar, kardeşler; su, doğum; tren yolculuğu, ölüm; çamaşır, üniforma, çıplak olmak vb….

60 60  Simgeleştirme: bu mekanizmada beden bölgeleri ve işlevleri, aile üyeleri, doğum ölüm gibi çeşitli kavramlar rüyada doğrudan değil dolaylı anlatılır. Örneğin; dışkı=para, su doğum gibi simgeler kabul edilemeyecek duyguları maskelerken, bu duyguları kısmen olsun boşalmasına ve doyum sağlamasını sağlar  Yön değiştirme: Ruhsal enerji, rüyanın gizli içeriğinden, görünür içeriğine, yeni simgeler aktarır. Örneğin; rüyasında annesini gören kişi, annesinin yerine tanımadığı bir kadın görebilir. Ruhsal enerji başka bir kadın imgesine aktarılır  Daralma: bilinçdışındaki türlü işaretler ve dürtüler birleştirilerek görünür rüya içeriğindeki tek bir imgeye bağlanır. Örneğin; rüyasında korkunç bir canavar gören çocuk, sadece babasının değil annesinin de bazı yönlerini görmektedir.  Yansıtma: Kişi aslında kendi bilinçdışından kaynaklanan ancak kabul edilebilir nitelikte olmayan istek ya da dürtüleri, rüyasında başka bir kişiden kendisine yöneltiliyormuş gibi görebilir.

61 Tipik rüyalara örnek sevilen birinin öldüğünün görülmesidir. Freud bu rüyaları da bebeklikten kalma dileklere bağlamaktadır. Eğer öldüğü görülen kişi bir kardeş ise kişinin yaşadığı, yine erken yaşlardan kalma, kendisine gösterilen ilginin paylaşılma durumu ve buna bağlı olarak rekabet duygularını içermektedir.

62 5) Direncin Analizi ve Yorumu Analitik terapide direnç, baskıladığı bilinçaltı malzemenin farkına vararak, bu malzemenin yüzeye çıkmasını engellemeye yönelik danışanın gösterdiği bir isteksizliktir. Freud direnci, danışanların baskılanmış dürtülerin ve duyguların farkına vardıklarında ortaya çıkan, kullanılamayan endişe ve acıya karşı bireylerin bir savunma olarak kullandıkları bilinçaltı dinamik olduğunu ileri sürer. Terapistin yorumu, danışanın gösterdikleri dirence ait nedenleri fakına varmalarını sağlamak üzere, danışanlara yardımı hedeflemektedir.

63 Genel kural olarak, danışanın yapılan yorumu reddetme olasılığını en aza indirmek ve dirençle ilgili davranışlarının üzerinde odaklanma şanslarını arttırmak için, terapistler danışanın sahip oldukları belirli dirençler danışanlara göstermekte ve yorumlanmaktadır. Terapistlerin gösterilen dirençlere saygı duyması ve savunmaları üzerinde terapiye uygun olarak çalışmaları için danışanlara yardım etmesi hayati bir önem taşımaktadır. Yerinde kullanıldığı takdirde, direnç danışanı anlamak için değerli bir araç haline gelebilir.

64

65 6) Transferansın Analizi ve Yorumu Transferans, daha önceki ilişkilerinin çarpıtılarak, şimdiki durumda bu ilişkilerinin terapiye yönlendirilmesidir. Danışanların genellikle belirgin bir kişiye gösterdikleri tepkinin aynısını terapistlerine de göstermeleri söz konusudur. Danışanın başka yoldan ulaşılamayacak çeşitli duygularını yeniden yaşaması için fırsat sağladığından dolayı, transferans durumu çok yararlıdır. Transferansın analizi, danışanın şimdiki işlevleri üzerinde, geçmişinin etkileri ile ilgili iç görünün, burada ve şimdi ilkesine göre kazanılmasını sağladığı için psikanalitik terapinin çok kullanılan bir tekniğidir. Aslında, eski ilişkilerin etkileri, terapötik ilişkideki benzer duygusal çatışmalar üzerinde çalışılarak yok edilmektedir.

66

67

68 Psikanalitik Yaklaşımın Katkıları Psikanalitik yaklaşım danışanların ortaya koydukları davranışları ve sahip oldukları belirtileri arasındaki ilişkileri anlamalarında bir kavramsal çerçeve sağlamaktadır. Psikanalitik yaklaşımın terapide özellikle; Danışanların randevuları iptal ederek terapiden kaçmak, zamanından önce terapiden ayrılmak ve kendi kendisi üzerinde çalışmayı reddetmek şeklinde ortaya çıkabilen direncin anlaşılması, Danışanların kendilerini duygusal çöküntüye uğratan bitirilmemiş ileri üzerinde çalışılması

69 Transferansın değerinin ve rolünün anlaşılması Danışanların hem danışma ilişkisinde hem de günlük yaşamda etkili işlev görmesini engelleyen ego savunmalarını nasıl aşırı bir biçimde kullandıklarının anlaşılmasında yararlıdır. Bireyin şimdiki durumu veya geçmişten getirdikleri için geçmişi suçlamak çok az bir kazanç getirse de, danışanın şimdiki konumu ile ilgili olduğundan geçmişi anlamak ve üzerinde çalışmak yararlı olmaktadır.

70 70 ELEŞTİRİLER  Ekonomik problem  İyi analist azlığı  Süresi  “Profesyonel olma” ile birey olmaktan uzaklaşma  İnsanı, olumsuz ve yıkıcı bir varlık olarak görmesi  Kültürel farklılılara fazla önem vermemesi (özellikle gelişim kuramında)

71 71  Klinik kavramların deneysel olarak ispatlanmaması  İyileşmenin değerlendirilmesinde kullanılan ölçütler  Çocukluk yaşantısının bütün yaşamı ve kişiliği etkilemesi  Cinsellik içgüdüsünün herşeyi etkileyen bir güç oluşu  Bilinçdışı kavramının bu kadar büyük bir etkiye sahipken ispatlanmasının yine çok zor oluşu.

72 72  Çevresel faktörleri yok sayması  Kendi toplumu içindeki gözlemleri bütün insanlar ve toplumlar için geçerli sayılması  Erkek egemen bir görüşe sahip olması

73


"PSİKANALİTİK TERAPİ FREUD. SİGMUND FREUD (1856-1939)" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları