Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TOPLUMSAL DE ĞİŞ ME KURAMLARI Yazar Yrd.Doç.Dr. Feryal Ay ş ın KOÇAK TURHANO ğ LU DEĞİŞİM SOSYOLOJİSİ -1.Hafta-

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TOPLUMSAL DE ĞİŞ ME KURAMLARI Yazar Yrd.Doç.Dr. Feryal Ay ş ın KOÇAK TURHANO ğ LU DEĞİŞİM SOSYOLOJİSİ -1.Hafta-"— Sunum transkripti:

1 TOPLUMSAL DE ĞİŞ ME KURAMLARI Yazar Yrd.Doç.Dr. Feryal Ay ş ın KOÇAK TURHANO ğ LU DEĞİŞİM SOSYOLOJİSİ -1.Hafta-

2 De ğ i ş me, belirli bir dönem içinde, toplumsal ve do ğ al ya ş am ile insan tutum ve davranı ş larında gerçekle ş en farklıla ş mayı ifade eden bir kavramdır. Toplumsal de ğ i ş ime ise sosyolojik açıdan, toplumun yapısını olu ş turan toplumsal ili ş kiler a ğ ının ve bunları belirleyen kurumlarını, tarihsel bir süreç içerisinde de ğ i ş tirilmesini kapsamaktadır.

3 Bu de ğ i ş meler birey ve grupların davranı ş larına yansımakta ve toplumsal norm ve de ğ erlerin farklıla ş masına yol açmaktadır. Bu anlamda toplumsal de ğ i ş me, toplumlararası ili ş ki ve etkile ş imlerin niteli ğ ini ve içeri ğ ini belirlemektedir.

4 Toplumsal de ğ i ş me kavramı ilerleme, kalkınma ve geli ş me kavramlarıyla yakından ili ş kili bir ş ekilde kullanılmaktadır. Bu kavramlarla ili ş kili olmakla birlikte toplumsal de ğ i ş me kavramı, anlam açısından önemli farklılıklar ta ş ımaktadır.

5 Toplumsal de ğ i ş me kavramı, herhangi bir de ğ er yargısı içermemektedir. Buna kar ş ın ilerleme, kalkınma ve geli ş me kavramları de ğ er yargısı içeren, belirli bir amaca yönelik olan bir de ğ i ş meyi vurgulamaktadırlar.

6 Ekonomik göstergelerle ifade edilen ve daha çok ekonomi ile ilgili olan kalkınma ve geli ş me kavramları, bazı ekonomik ölçütlere göre toplumsal de ğ i ş menin yön ve niteli ğ ini göstermektedirler.

7 Bu anlamda kalkınma ve geli ş me kavramları, toplumsal de ğ i ş menin ancak bir kısmını açıklamaktadırlar. Toplumsal de ğ i ş me, belirli bir toplumsal gerçe ğ i bütün de ğ er yargılarından arınmı ş bir biçimde ifade etmekte ve özel durum ya da görünümleri bütün olarak kapsayacak bir ş ekilde anlatan, evrensel ve nesnel bir anlam ta ş ımaktadır

8 Ayrıca evrim, ba ş kala ş ma, devrim gibi kavramlar toplumsal, siyasal ve kültürel anlamda ele alındı ğ ında, de ğ i ş tirmenin özel biçimleri olarak de ğ erlendirilebilmektedir (Tolan, 1983, s ).

9 Toplumsal de ğ i ş meyi etkileyen bazı unsurlar bulunmaktadır. Co ğ rafi yapıda görülen toprakların verimlili ğ i, do ğ al felaketler, iklim de ğ i ş ikli ğ i gibi fiziksel çevre faktörleri; co ğ rafi ke ş ifler, yayılma gibi kültürel faktörler; pusulanın, matbaanın, buharlı makinelerin icadı, elektrik, telefon, bilgisayar kullanımı gibi teknolojik faktörler; hızlı nüfus artı ş ı, göç gibi demografik faktörler, toplumsal de ğ i ş meyi etkileyen ve birbirleriyle ili ş ki içinde yer alan unsurlardır.

10 Toplumsal de ğ i ş meyi etkileyen faktörler ve aralarındaki ili ş kiler açısından bir de ğ erlendirme yapıldı ğ ında, toplumların dura ğ an kalamadıklarını, bununla birlikte ilerleme, hareket ya da dönü ş üm gibi farklı de ğ i ş im biçimleriyle tarihsel süreç içerisinde yer aldıklarını söylemek mümkün olmaktadır. Bu nedenle toplumsal de ğ i ş me, kaçınılmaz ve evrensel bir süreç olarak kabul edilmektedir.

11 Toplumsal de ğ i ş me, günümüzde sosyoloji disiplininin çalı ş ma konularından biri olarak kabul edilirken, sosyolojinin bir bilim dalı olarak ortaya çıkmasına ve geli ş mesine, 18. yüzyılda kökleri Batı Avrupa’ya dayanan büyük toplumsal de ğ i ş imler ve dönü ş ümler yol açmaktadır.

12 * Toplumsal de ğ i ş me, toplumların farklı bölgelerinde, farklı toplumsal unsurlar üzerinde, farklı hız ve zamanda gerçekle ş mektedir. * Toplumsal kurum ya da unsurların bazıları de ğ i ş meden di ğ erlerine göre daha az etkilenirken, bazıları ise çabuk ve köklü bir biçimde etkilenmekte ve aynı zamanda ili ş kide bulundu ğ u di ğ er kurum ve unsurları da kendisiyle birlikte de ğ i ş ime sürüklemektedir. * Toplumsal de ğ i ş me a ş amalar ş eklinde, düzenli bir biçimde ortaya çıkabilece ğ i gibi, çok hızlı ve düzensiz bir biçimde de meydana gelebilmektedir.

13 AYDINLANMA Aydınlanma, 17. ve 18. yüzyılda Batı Avrupa’da ortaya çıkan, toplumsal dü ş ünce tarihinde önemli bir dönüm noktasını ifade eden ve kökleri önceki yüzyıllarda olu ş an Rönesans ve Reformasyona dayanan bir dü ş ünce hareketidir.

14 Fransa’da ba ş layan ve daha sonra di ğ er Avrupa devletlerine yayılan Aydınlanma dü ş üncesi, Hıristiyanlı ğ ın hâkimiyetindeki geleneksel dünya görü ş ü temelinde kökle ş mi ş olan anlayı ş la kar ş ı geli ş en bir harekettir.

15 Dünyayı anlama yolu olarak batıl inanç ve do ğ aüstü inancını reddeden Aydınlanma dü ş üncesi, insan, toplum ve do ğ a hakkında yeni bir dü ş ünce çerçevesinin yaratılmasını ifade etmektedir.

16 Bu anlamda rasyonel (akılcı) dü ş ünce, toplumsal hayat üzerindeki egemen gelene ğ in ve dinsel sistemlerin otoritesini sorgulanmısı, bu otoritenin geli ş tirdi ğ i kurumlara kar ş ı yeni bir dü ş ünce biçimini ileri sürmü ş tür.

17 Toplumsal düzen fikrinin, metafizik sisteme göre de ğ il, akla ve gözlem yoluyla üretilen verilere dayanan bir süreç içinde açıklanabilece ğ ini savunmu ş tur. Rasyonel dü ş ünce, do ğ anın düzeni, do ğ a kanunları ve insan do ğ asını içeren do ğ a kavramını temel almı ş ve bireyi, toplumsal hayata katılmakla birlikte, do ğ anın düzenine ait olarak kabul etmi ş tir. Bununla beraber ilerleme kavramı, yol gösteren dü ş üncelerden biri olarak ele alınmı ş tır.

18 Aydınlanma dü ş üncesi, cehalet ve batıl inancın, insanlı ğ ın bütün sefaletinin kayna ğ ı oldu ğ unu ifade etmi ş, bu durumun ancak bilgi, akıl ve bilimle ortadan kaldırılabilece ğ ini ileri sürmü ş tür. Bu ba ğ lamda Aydınlanma dü ş üncesi, cehaletin yerine bilimsel bilginin, sınırsız insani ilerlemenin yolunu açaca ğ ını savunmu ş tur.

19 Aydınlanma, birçok açıdan geleneksel ve modern toplumun olumlu ve olumsuz özellikleri ile ilgili olarak ortaya çıkan tartı ş ılmaların odak noktası haline gelmi ş tir. Geleneksel toplumların dayanaklarını olu ş turan cehaletin ve batıl inancın ana kaynakları din, otoriter yönetim, çiftçi ve köylülerin basit bakı ş açıları, gelenek ve görenekler, efsaneler olarak tanımlanmı ş tır. Aydınlanma dü ş ünürlerine göre, bu özellikler temelinde geleneksel toplumlar, özgürlük, mutluluk ve insani ilerleme için bir engel olu ş turmaktadırlar (Hollinger, 2005, s.11).

20 ilerleme fikri temelinde geli ş en ve gelenekten kopu ş u hedeleyen Aydınlanma dü ş üncesi, öncelikle “insanları zincirlerinden kurtarmak amacıyla bilginin ve toplumsal örgütlenmenin mistik ve kutsal kabu ğ unu korumayı” amaçlayan laik bir harekettir(Harvey, 1997, s.26).

21 Aydınlanma dü ş üncesinin insan hayatını iyile ş tirmek için ortaya koydu ğ u program, “gelecekteki kültürel ve politik mücadeleler için bir hareket noktası” olu ş turmaktadır. Bu programın temel ilkeleri ş u iddialara dayanmaktadır: 1. insanlı ğ ın epistemolojik birli ğ inin sa ğ lanması, bütün insan varlıklarının ve evrensel olarak geçerli bir yöntemin olu ş turdu ğ u bir temel üzerinde mümkün olacaktır. Bu epistemolojik birlik, insanlık tarafından rasyonel olarak onaylanan ve kabul edilebilen inançlar kümesi halinde bir araya getirilebilecektir. 2.insanlı ğ ın evrensel akıl ve moral ilkeleri, her yerde bütün akıllı varlıklar için ba ğ layıcı konumda bulunmaktadır.

22 Bu ilkeler, davranı ş ve yargı bakımından nsanlı ğ a rehberlik etmekte ve standartlar sa ğ lamaktadır. 3. Belirlenen bu hedeflerle çeli ş kili olan ya da bu amaçlara engel olan inançlar, de ğ erler, iddialar, insanın ilerlemesi ve mutlulu ğ u için bir engel olu ş turmaktadır. Sadece bilim ve evrensel de ğ erlere dayanan bir toplum, gerçekten özgür ve rasyonel bir toplumdur. Bu anlamda, yalnızca böyle bir toplumun üyeleri mutlu olabilir. 4. Hakikat insanı özgür kılacaktır. Mutsuzlu ğ un ve ahlâksızlı ğ ın nedeni bilgisizliktir. Bu nedenle insan, kendisi ve dünya hakkında ne kadar çok ş ey bilirse hayatı da o kadar iyi olacaktır (Hollinger, 2005, s.17-18).

23 Aydınlanma Düşünürleri Aydınlanma projesinin temeli, e ğ er dünyanın do ğ ru bir biçimde resmedilir ve temsil edilebilirse kontrol altına alınabilece ğ i ve akılcı bir biçimde düzenlenebilece ğ i varsayımına dayanmaktadır. Bütün bilimsel çabalar, bu tek bir do ğ ru temsil tarzına eri ş mek için gösterilmi ş tir. Aydınlanma, bu do ğ ru tarzı ke ş fedilebilirse hede ş erine ula ş ılmı ş olacaktır. Bu dü ş ünce biçimi, Voltaire, d’Alembert, Hume, Saint Simon, Auguste Comte gibi farklı Aydınlanma dü ş ünürleri tarafından payla ş ılmı ş tır. (Harvey, 1997, s.42). Aydınlanma dü ş ünürlerinin insan do ğ ası, toplumsal yapı ve ili ş kiler, toplumsal örgütlenme, ilerleme ve geli ş me konuları üzerinde çalı ş maları bulunmaktadır.

24 Thomas Hobbes, birey ve toplum arasındaki ili ş ki temelinde insan do ğ ası ile ilgilenmi ş ve insanların birlikte ya ş ama e ğ ilimlerinin olmadı ğ ını, “insan insanın kurdudur” sözleriyle belirtmi ş tir. Hobbes’a göre, zenginlik, toplumsal saygınlık ve iktidar için sürekli bir rekabet içerisinde bulunan insanlar, bu mücadele sürecinin kendi ya ş am ve çıkarlarıyla aynı yönde olu ş madı ğ ını kavramı ş, kar ş ılıklı görev ve sorumlulu ğ a dayanan toplumsal bir sözle ş menin gerekli oldu ğ unu fark etmi ş lerdir.

25 Bu sözle ş me ihtiyacı, onları devlet düzeyinde örgütlenmeye kadar ula ş tırmı ş tırr. John Locke, Hobbes’un insan do ğ ası hakkındaki bu görü ş lerine katılmamaktadır. Locke’a göre bireyler, do ğ al hakları olan e ş itlik ve özgürlük içerisinde ve barı ş ortamında ya ş amaktadırlar. En temel do ğ al hak ise, insanların çalı ş ması sonucunda ortaya çıkan mülkiyet hakkıdır. Bir örgütlenme olarak devlet, bireylerin bu haklarını korumak üzere, insanlar tarafından bir sözle ş meyle kurulmu ş tur (Tolan, 1983,s.5- 6). Bu ba ğ lamda, insan do ğ asıyla ilgilenen bir ba ş ka Aydınlanma dü ş ünürü de Jean Jacques Rousseau’dur. Rousseau, Hobbes’un iddia etti ğ i toplumun bir sözle ş meden do ğ du ğ u fikrini kabul etmekle birlikte, bu sözle ş menin Hobbes’un belirtti ğ i ko ş ullardan farklı bir ş ekilde olu ş tu ğ unu savunmaktadır.

26 Rousseau bireyin, do ğ anın de ğ il toplumun bir ürünü olması nedeniyle davranı ş larının toplumsal kökenli oldu ğ unu ileri sürmü ş tür. Bir toplulukta insanın kendi çıkarlarından önce, ortak bir çıkar aracılı ğ ıyla bir arada bulundu ğ unu ve toplumun bir sözle ş menin ürünü oldu ğ unu ileri sürmü ş tür. Rousseau, birey ve toplum arasındaki bu eylemi “toplumsal sözle ş me” kavramıyla ifade etmi ş tir (Szacki, 1979,s.62-64).

27 Aydınlanma dü ş üncesiyle yeniden tanımlanan insan do ğ asının kuramını olu ş turan dü ş ünür ise David Hume’dur. Hume, insan do ğ asının toplumun içinde ş ekillenen toplumsallık biçimlerini incelemi ş ve insanın eylemini, sürekli ba ş kalarının eylemine yönelik olması sebebiyle ‘toplumsal’ özellikli olarak tanımlamı ş tır. Baron de Montesquieu ise toplum yapısı ve yönetim biçimleriyle ilgilenmi ş tir. Toplumu, yapısal bir bütün olarak tanımlamı ş ve yönetim biçimlerini ideal tipler, ba ş ka bir ifade ile mantıksal kurgular olarak ele almı ş tır

28 Montesquieu toplumu, temel Unsurları iklim ve co ğ rafya olan bir sistem olarak görmü ş, bu unsurların toplumsal yapıya katkısını çözümlemeye çalı ş mı ş tır. Bir di ğ er Aydınlanma dü ş ünürü Voltaire bilim, dü ş ünce özgürlü ğ ü ve adalet konularında yazılar yazmı ş akıl ve bilginin uygulanması aracılı ğ ıyla toplumların nasıl ilerleyece ğ i konusunda çalı ş malar yapmı ş tır. Toplumsal tabakala ş manın i ş bölümü ile ili ş kisi ve eme ğ in yabancıla ş ması konularında ise Adam Ferguson’un çalı ş maları bulunmaktadır. Ferguson, insanın ilerleme kaynaklarından birinin sanayiye dayalı geli ş im oldu ğ unu ileri sürerek, bunun aynı zamanda yabancıla ş maya da neden oldu ğ unu belirtmi ş tir (Hamilton, 1996; Swingewood, 1998). Aydınlanma dü ş ünürlerinin akıl, bilim, bireycilik, dü ş ünce özgürlü ğ ü ve toplumsal ilerleme konularındaki metinlerini içeren Ansiklopedi (Encyclopedie) adlı çalı ş ma, 18. yüzyılda Avrupa’da yaygınlık kazanmı ş tır.

29 Aydınlanma dü ş üncesi, insanlı ğ ın geli ş imine bir engel olarak gördü ğ ü geleneksel toplumları, cehalet ve batıl inancın kayna ğ ı olarak olumsuz özellikleriyle tanımlamı ş tır. Bunun yerine, akıl ve bilimsel bilgiyle olu ş an yeni dü ş ünme biçimi ve toplumsal düzen anlayı ş ının, insanlı ğ ın özgürlü ğ ü ve mutlulu ğ u için ilerlemenin temel unsurları oldu ğ unu savunmu ş tur. Aydınlanma dü ş üncesi, “insanlı ğ ın ilerlemesi adına, insanın yaratıcılı ğ ını, bilimsel ke ş ifleri ve bireysel mükemmeliyeti” ön plana çıkarmı ş ve de ğ i ş imi olumlu kar ş ılamı ş tır.

30 Buna ba ğ lı olarak, e ş itlik, özgürlük, insan zekâsına inanç, evrensel akıl ö ğ retileri her alanda benimsenmi ş tir (Harvey, 1997, s.26). Bu de ğ er ve ilkeler do ğ rultusunda Aydınlanma dü ş ünürleri yeni olanı, geleneksel olanın kötülü ğ üyle ili ş kili olarak savunmu ş lardır. Fakat yeni olanı, savunuldu ğ u biçimde olumlu ve yararlı görmeyen dü ş ünürler de bulunmaktadır (Hollinger, 2005, s.11). 19. yüzyılın ba ş larında ortaya çıkan bu hareket, Kar ş ı- Aydınlanma olarak bilinmektedir.

31 Devrimler 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen devrimler, insanlık tarihinde büyük de ğ i ş im ve dönü ş ümlere yol açmı ş, insano ğ lunun dü ş ünme, ya ş ama, çalı ş ma ve örgütlenme biçimlerini tamamen de ğ i ş tirmi ş lerdir. Bilimsel Devrim, bu sürecin temeli olarak kabul edilmekte ve bütün di ğ er devrimlerin ondan türedi ğ i ileri sürülmektedir. İ ngiltere’de ortaya çıkan Endüstri Devrimi, 19. yüzyıl ekonomisini etkisi altına alarak ş ekillendirmi ş, bu ekonomik hareketin politikası ve ideolojisiyse Fransızlar tarafından biçimlendirilmi ş tir (Hobsbawm, 2003, s.63).

32 Yeni bir dünya görü ş üne geçi ş, fizik alanında evreni düzenleyen yasaların de ğ i ş ti ğ ine ili ş kin bilinçlenmeye dayanmaktadır. Bilimsel Devrim olarak nitelenen bu radikal de ğ i ş im, Isaac Newton tarafından evrensel yerçekimi yasasının ke ş fedilmesiyle ba ş lamı ş tır. Bu yasayla iki dünya görü ş ü arasında bir kopu ş belirlenmi ş ve Tanrı tarafından yönetilen bir do ğ adan, kendini düzenleyen bir do ğ a anlayı ş ına geçilmi ş tir (Jeanniere, 1994, s.17).

33 Yeni do ğ a anlayı ş ına ba ğ lı olarak Aydınlanma dü ş ünürleri, dini otoriteye dayalı geli ş tirilen ve yerle ş en bilgi biçimlerini reddederek, bilimsel yöntemlerle elde edinilen yeni bilgi biçimlerini kabul etmi ş lerdir.

34 Voltaire’in Letters Philosophiques adlı kitabı, Newton’un felsefesini anlatmaktadır. Bu anlamda yeni bilimsel yöntem hakkında bilginin yayılmasını sa ğ lamı ş tır (Hamilton, 1996, s.29-30) Bu kitap, bilim ve Aydınlanma dü ş üncesi arasındaki ili ş kinin önemli bir göstergesi olarak görülmektedir. Bilimsel devrimle insanın ve onun dünyasının olgusal ve yetkin bilgisine, ancak bilimin yanılmaz ilerleyi ş iyle ula ş ılaca ğ ı kabul edilmi ş tir. Bu dü ş ünce, yeni bir a ş amaya geçilmesine yol açan temeli olu ş turmu ş tur (Jeanniere, 1994, s.18).

35 Endüstri Devrimi Endüstri Devrimi, 18. yüzyılın sonlarında İ ngiltere’de ortaya çıkmı ş ve 19. yüzyılda bütün Batı Avrupa’ya ve Amerika Birle ş ik Devletleri’ne yayılmı ş tır. insanlık tarihinde ilk kez, toplumların üretim güçlerinin de ğ i ş imini gerçekle ş tiren Endüstri Devriminin ba ş langıç yeri olan İ ngiltere, dünyanın geleneksel ekonomik ve toplumsal yapılarında çok büyük bir ekonomik hareket sa ğ lamı ş tır. Birçok ülkeye hukuk kurallarını, bilimsel ve teknik örgütlenme modelini getirmi ş tir (Hobsbawm,2003, s.63).

36 Bu dönemde buhar ve elektrik gibi güç kaynaklarının kullanılmasıyla birlikte kömür, demir-çelik ve tekstil endüstrilerinin hızlı geli ş imi, ekonomik ve toplumsal yapıda önemli de ğ i ş imlere yol açmı ş tır. Üretim teknolojisi makinele ş mi ş ve seri üretime dayalı fabrika sistemi üretime geçilmi ş tir.

37 Endüstri Devrimi genelde, buhar gücünün imalatta kullanılması, buna benzer güç kaynakları aracılıyla çalı ş tırılanan yeni makine çe ş itlerinin ortaya çıkması gibi “teknik yenilikler dizisi” olarak sunulmaktadır (Giddens, 2005, s.4-5). Buna kar ş ın, bu teknik yenilikler daha geni ş toplumsal ve ekonomik de ğ i ş ikliklerin sadece bir parçasını olu ş turmaktadır. Bu de ğ i ş iklikler arasında en önemlisi, tarımsal üretimde yaygınla ş an makinele ş me nedeniyle i ş gücünün büyük bir kısmının tarımdan, sürekli büyüyen sanayi sektörlerine do ğ ru göç etmesi olmu ş tur. Bu süreç aynı zamanda kentlerin daha önce görülmeyen bir ş ekilde geni ş lemesine de yol açmı ş tır.

38 Endüstri Devriminin en temel özelli ğ i, eme ğ in soyutlanması olarak tanımlanabilir. Eme ğ in soyutlanması, “insanla do ğ a arasında aracı konumda bulunan teknik yapının, gittikçe daha büyük bir özerklik kazanmasını ifade etmektedir (Jeanniere,1994, s.20). Üretimin makinele ş mesiyle emek süreci, do ğ rudan üretici insana de ğ il,makineye ba ğ lı hale gelmi ş tir. Üretimin örgütlenmesi ve denetlenmesine ili ş kin yeni yöntemlerin geli ş tirilmesi verimlili ğ i artırırken, a ğ ır çalı ş ılma ko ş ullarında gösterilen yo ğ un fiziksel ve zihinsel çaba, i ş çilerin yabancıla ş masına neden olmu ş tur. Endüstri Devrimi ile ba ş layan büyük ekonomik hareketin dü ş ünce devrimleri Fransa’da gerçekle ş mi ş tir.

39 Politik bir devrim olarak nitelenen 1789 Fransız Devrimi’ni hazırlayan unsurlar, Aydınlanma döneminde olu ş an e ş itlik, özgürlük, güçlerin ayrılı ğ ı, ho ş görü gibi Aydınlanma’nın ilkeleri olmu ş tur. Bu ilkeler do ğ rultusunda Fransız Devrimi, Avrupa’da aristokrasi ve kilisenin otoritesi yönetimindeki geleneksel toplum düzenini yıkarak yerine yeni bir toplumsal düzen kurmayı hede ş emi ş tir.

40 Fransız Devrimi Fransız Devrimi, kendinden önceki ve sonraki devrimler içinde, kitlesel nitelikte tek toplumsal devrim olarak kabul edilmektedir. Bununla birlikte, ça ğ da ş devrimler içinde, dünyayı kapsama niteli ğ i açısından da tek devrim olarak tanımlanmaktadır (Hobsbawm, 1996, s.64).

41 Bu devrimle birlikte, otoritenin do ğ ası ve iktidarın kayna ğ ı radikal bir de ğ i ş ime u ğ ramı ş, iktidar ancak halkın onayıyla me ş ruiyet kazanabilir hale gelmi ş tir. Artık devletin halkla ili ş kisinin, geleneksel kurallara göre de ğ il, demokratik rasyonalite içinde kurulması ve uygulanması gerekmektedir. Fransız Devrimi sürecinde, modern demokrasinin önce İ ngiltere ve Amerika’da, ardından da Fransa’da görülmesiyle geleneksel yönetim kurallarından kopu ş belirgin bir ş ekilde gerçekle ş mi ş tir. Bu anlamda en önemli yenilik, demokrasinin, sadece bir yönetim biçimi olması de ğ il, devletin tek rasyonel biçimi haline gelmesidir. Böylece modern devletin, kaçınılmaz olarak demokratik olması gerekmektedir (Jeanniere, 1994, s.19).

42 Aydınlanma dü ş üncesi, Bilimsel Devrim ve ardından gelen Endüstri ve Fransız Devrimleriyle gerçekle ş en de ğ i ş im ve dönü ş ümler, moderniteyi belirleyen temel unsurları içermektedir.

43 Modernite

44 Aydınlanma dü ş üncesi ve devrimlerle, Avrupa toplumlarında meydana gelen büyük de ğ i ş imler sonucunda, geleneksel dünya görü ş ünden kopu ş u ifade eden modern dü ş üncenin temel nitelikleri bilim, ilerleme, nesnellik ve evrensellik olmu ş tur.

45 Modernite (Modernlik), Aydınlanma dü ş ünürlerinin “nesnel bir bilim, evrensel bir ahlâk ve yasa” geli ş tirme amacı ta ş ıyan çalı ş malarıyla biçimlenmi ş tir.

46 Bu anlamda modernitenin temeli, geleneksel dünya görü ş ünden kopu ş la tanımlanan, bilim, ilerleme, nesnellik ve evrensellik unsurlarını içeren modern dü ş ünceye dayanmaktadır.

47 Modernite projesi (Habermas, 1983 aktaran Harvey, 1997, s.25), Aydınlanma dü ş ünürleri tarafından kendi iç mantıkları temelinde nesnel bir bilim, evrensel bir ahlak ve hukuk ile “kendi ayakları üzerinde duran” bir sanatın geli ş tirilmesi konusunda gösterilen büyük bir dü ş ünsel çabadan olu ş maktadır.

48 Modernite projesi, çok sayıda bireyin özgür ve yaratıcı bir ş ekilde çalı ş masıyla katkı sa ğ ladı ğ ı bir bilgi birikimini, insanlı ğ ın özgürle ş mesi ve günlük ya ş amın zenginle ş mesine yönelik olarak kullanmayı amaçlamaktadır.

49 Do ğ a üzerinde sa ğ lanan bilimsel egemenlik, insanlara kaynakların kıtlı ğ ından, yoksulluktan ve do ğ al felaketlerden kurtulmayı vaat etmektedir.

50 Bununla birlikte, rasyonel toplumsal örgütlenme ve dü ş ünce biçimlerinin geli ş mesi sonucunda insanların, efsanenin, dinin, batıl inancın akıl dı ş ındalı ğ ını, aynı zamanda iktidarın keyfi kullanımından ve insanın kendi do ğ asının karanlık yönünden kurtulaca ğ ı savunulmaktadır.

51 Aydınlanma dü ş ünürleri, insanlı ğ ının evrensel, sonsuz ve de ğ i ş mez niteliklerinin, ancak böyle bir proje aracılı ğ ıyla ortaya çıkabilece ğ ini ileri sürmü ş lerdir.

52 Modernite, Batı Avrupa’da ortaya çıkan ve toplumsal, ekonomik ve politik dizgeler demetine gönderme yapan bir kavram olarak tanımlanabilmektedir.

53 Modernite, ilerici ekonomiyi, yönetimsel akılcıla ş tırmayı ve toplumsal dünyanın ayrımla ş tırmasını ba ş ka bir deyi ş le, olgunun de ğ erden, ahlâksalın kuramsal alanlardan ayrılmasını ifade etmektedir.

54 Ba ş ka bir ifadeyle modernite genel olarak “endüstrinin, kentlerin, pazar kapitalizminin, burjuva ailesinin do ğ u ş unun, sekülerle ş menin, demokratikle ş menin ve toplumsal yasa koyuculu ğ un güç kazanması” anlamına gelmektedir.

55 Modernitenin Kurumsal Boyutları Giddens Anthony tarafından modernite dört temel kurum aracılı ğ ıyla-Tanımlanmaktadır. Bu kurumlardan birincisi kapitalizmdir. Kapitalizm, meta üretimi, özel mülkiyete dayalı sermaye, mülksüz ücretli emek ve bu özelliklerden kaynaklanan bir sınıf sistemi tarafından karakterize edilmektedir.

56 İ kincisi olan endüstrile ş me (endüstriyalizm), malların üretimi için makineleri ve cansız güç kaynaklarının kullanımını içermektedir. Endüstrile ş me, i ş yeriyle sınırlı tutulamamakta ve ula ş ım, ileti ş im ve ev ya ş amı gibi bir dizi düzenlemeleri etkilemektedir.

57 Gözetim aygıtları, kapitalizm ve endüstrile ş me gibi modernitenin yükseli ş iyle ili ş kili olan üçüncü bir kurumsal boyutu olu ş turmaktadır. Bu anlamda gözetim, gözetime konu olan toplulukların siyasal alandaki faaliyetlerinin denetimini ifade etmektedir. Bir yönetimsel güç temeli olarak gözetimin önemi, hiçbir ş ekilde, sadece bu alanla sınırlı kalmamaktadır.

58 Denetim bir taraftan do ğ rudan olabilmektedir, ancak di ğ er taraftan daha betimleyici bir biçimde, dolaylı olmaktadır ve enformasyonun kontrol edilmesi üzerine kurulu olarak ortaya çıkmaktadır. Modernitenin son kurumsal boyutu olarak askeri güç ya da ş iddet araçlarının kontrolü, sava ş ın endüstrile ş mesini ifade etmektedir.

59 Askeri güç, modernite öncesi uygarlıkların her zaman merkezi bir özelli ğ ini olu ş turmu ş tur. Ancak, bu uygarlıkların siyasal merkezleri, hiçbir zaman sürekli bir askeri destek sa ğ lama gücüne sahip olmamı ş ve ş iddet araçları üzerinde kendi topraklarında tekelci bir kontrol gerçekle ş tirememi ş lerdir.

60 Ş iddet araçlarının, toprak açısından belirlenmi ş sınırlar içinde ba ş arılı bir ş ekilde tekel altına alınması, modern devlete özgü bir özellik olarak görülmektedir.

61 Ayrıca Giddens, modernite çözümlemesinde ulus devlet üzerinde odaklanmaktadır ve ulus devleti, modern öncesi toplumların özelliklerden radikal bir biçimde farklı olarak görmektedir.

62 Modernitenin Kurumsal Boyutları (Giddens, 1994) modernitenin bu dört temel kurumsal boyutu olan kapitalizm, endüstrileşme, gözetim ve askeri güç ya da şiddet araçlarının kontrolü arasında ilişkiler bulunmaktadır. Gözetleme (Enformasyonun ve toplumsal denetlemenin kontrolü) Kapitalizm (Rekabetçi emek ve ürün piyasaları ba ğ lamında sermaya birikimi) Askeri iktidar (Sava ş ın endüstrile ş mesi ba ğ lamında ş iddet araçlarının kontrolü) Endüstrile ş me Do ğ anın dönü ş türülmesi, “yapay çevre”nin geli ş imi)

63 Kapitalizm, rekabetçi piyasa ve ürün pazarları temelinde ekonominin siyasetten yalıtımıyla ilgili olarak görülmektedir. Di ğ er kurumsal bir boyut olarak gözetleme, modernitenin yükseli ş iyle ba ğ lantılı olan bütün örgütlenme biçimlerinin, özellikle de kar ş ılıklı geli ş im süreçlerinde tarihsel olarak kapitalizm ile iç içe geçmi ş bulunan ulus-devletin temelini olu ş turmaktadır.

64 Aynı zamanda modern dönemde askeri gücün de ğ i ş en do ğ ası ve ulus-devletlerin gözetim faaliyetleri arasında oldukça yakın ili ş kiler bulunmaktadır. Askeri güç ise sivil otoriteler tarafından ülke içerisinde sa ğ lanan hegemonyalara ancak uzak bir destek olu ş turmaktadır.

65 Bununla birlikte, askeri güç ve endüstrile ş me arasında do ğ rudan ili ş kiler görülmektedir. Bunların en önemlilerinden biri de sava ş ın endüstrile ş mesi olmaktadır. Benzer bir biçimde endüstrile ş me ve kapitalizm arasında da belirgin ba ğ lantıların kuruldu ğ unu görmek mümkündür.

66 Modernite öncesi kültürlerin birço ğ unda, insanlar genellikle kendilerini do ğ ayla birlikte de ğ erlendirmi ş lerdir. Bu insanların hayatları, do ğ al kaynaklar, ürün ve hayvanların durumu, do ğ al felaketler gibi do ğ anın de ğ i ş ken durumlarına ba ğ lı kalmı ş tır.

67 Bilim ve teknolojinin güç birli ğ i yaparak ş ekillendirdi ğ i modern endüstri ise do ğ al dünyayı önceki nesiller tarafından tahmin edilemeyecek yollarla de ğ i ş tirmektedir. Bu anlamda endüstrile ş me, “insano ğ lunun modernite ko ş ullarında do ğ ayla olan etkile ş iminin ana ekseni” durumuna gelmektedir

68 . Dünyanın endüstrile ş mi ş bölgelerinde insano ğ lu, artık sadece do ğ al de ğ il, aynı zamanda fiziksel olarak yaratılmı ş bir çevre içerisinde ya ş amaktadır (Giddens, 1994, s.59).

69 MODERNiZM Modernizm kavramı, moderniteyle ili ş kili, fakat ondan farklı olarak, 19. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan bir harekettir. Modern dü ş üncenin edebiyat, ş iir, müzik, resim ve mimari gibi özellikle sanatsal ve kültürel alanlardaki etkileri sonucunda meydana gelen de ğ i ş imleri ifade etmektedir.

70 Çe ş itli sanatlara egemen olan “sanatsal hareketle birlikte anılan özel bir kültürel ve estetik biçimler dizisi” ile ba ğ lantılı olan modernizmin temsilcileri olarak edebiyatta Joyce, Proust, ve Kafka; ş iirde Eliot, müzikte Stravinsky ve Schoenberg, resimde Cezanne, Picasso ve Matisse ile mimaride Bauhaus gösterilmektedir.

71 Bununla beraber modernizm, sadece sanatla ili ş kili bir hareket de ğ il, aynı zamanda dönemin teknolojik, politik ve ideolojik de ğ i ş imleriyle bu alanlardaki geli ş meleri etkileyen ve onlar tarafından etkilenen, geni ş kapsamlı entelektüel bir hareket olarak görülmektedir (Marshall, 1999, s.508).

72 Modernizm, modernite kavramı yerine kullanılabilmektedir. Fakat genel anlamda modernizm, sanatsal ve kültürel alanlarda ortaya çıkan de ğ i ş imleri ifade ederken modernite kavramını bu de ğ i ş im sürecine ait felsefi, politik ve toplumsal dü ş ünce sistemi olarak açıklamak mümkündür.

73 Modernizm, makine, fabrika, kentle ş me gibi üretim alanında, yeni ula ş tırma, haberle ş me sistemleri gibi dola ş ım alanında ve kitle pazarının reklâmcılı ğ ın, kitleye yönelik modanın ortaya çıkması gibi tüketim alanında, yeni ko ş ulların yaratılmasında öncü rolü oynamı ş tır.

74 Bu hızlı de ğ i ş imlerin içselle ş tirilmesinde, dü ş ünme ve kodla ş tırma konularında yarar sa ğ lamı ş tır. Aynı zamanda bu de ğ i ş imleri yeniden de ğ i ş ime u ğ ratmaya yönelik dü ş ünceler ortaya koymu ş tur.

75 Özellikle 1848 yılından sonra modernizm, büyük ölçüde kentsel bir olgu haline gelmi ş tir. Hızlı bir kentsel büyüme, kırdan kente yo ğ un bir göç, sanayile ş me ve makinele ş meyle birlikte mimari çevrede çok büyük bir de ğ i ş imle ve kentsel politik hareketlerle karma ş ık bir ili ş ki içinde varlı ğ ını sürdürmü ş tür

76 6. DERS Geleneksel ve Modern Toplumlar

77 Rönesans ve Reformasyon hareketi, Fransız Devrimi, Endüstri Devrimi ve kitle toplumların yükseli ş i, modernle ş menin altyapısını olu ş turan, modernle ş me sürecine katkıda bulunan bazı unsurlar içermektedirler. Bu dönemlerde ba ş layan toplumun dönü ş üm süreci, 19. yüzyılda doruk noktasına ula ş mı ş ve bugün bilinen biçimiyle modern toplumlar ortaya çıkmaya ba ş lamı ş lardır.

78 Bu anlamda modernite kavramı, Batı Avrupa’da Aydınlanma dü ş üncesinin akıl ve bilimsel bilgiye dayalı olarak geli ş tirdi ğ i seküler fikirlerin etkisiyle ortaya çıkan modernle ş me süreci içerisinde toplumları tanımlamak için kullanılmaktadır.

79 Modern kavramı niteliksel olarak modernle ş meyi takip eden toplum biçimlerini göstermektedir. Buna kar ş ılık, geleneksel ve modern öncesi adlandırmaları, modernle ş me sürecinden önceki toplum biçimlerini ifade etmek için kullanılmaktadır. Avrupa’da geleneksel toplumlar genellikle kırsal alanda ya ş ayan, tarımsal üretim yapan, otoriter ve dini toplumlar olarak tanımlanmaktadır.

80 Bununla birlikte fazla nüfusu olmayan, homojen bir yapıda ve kapitalizm öncesi dönemde görülen toplumlardır. Modern toplumlar ise kentsel alanlarda görülen artı ş ya da geli ş me, kapitalizmin çe ş itli biçimleri, demokrasi, bilim ve teknoloji, nüfus artı ş ve yo ğ unla ş ması, heterojen bir kültürel, politik ve dini yapı özelliklerini ta ş ımaktadırlar (Hollinger,2005, s.10). Bu ba ğ lamda, modern toplum biçimini tanımlayan özelliklerin, genelde geleneksel toplumun sahip oldu ğ u özelliklerin kar ş ıtlarını olu ş turdu ğ u görülmektedir.

81 Modern toplumları, geleneksel ya da modern öncesi toplumlardan farklı kılan özellikler, politik, ekonomik, toplumsal ve kültürel süreçler arasındaki etkile ş im sonucunda meydana gelmi ş tir.

82 Politik açıdan modern toplumlar, yeni yönetim biçimi olarak, sınırlarla tanımlanan ulus-devlet ve onun egemenlik ile me ş ruluk anlayı ş ının görüldü ğ ü toplumlar olmu ş lardır. Özellikle bürokratik örgütlenme devletin, halkın ya ş amında daha büyük bir rol oynamasını sa ğ lamı ş tır.

83 Ekonomi bakımından endüstrile ş meyle birlikte üretim kapasitelerinin hızlı ve sürekli geli ş imi, yeni çalı ş ma biçimleriyle mümkün olmu ş tur. Tarıma dayalı üretimin yerine endüstriyel üretim ön plana çıkmı ş ve yaygınla ş mı ş tır. Bu anlamda yeni üretim biçimi olarak kapitalizm, yeni tutumlar ve kurumlar getirmi ş tir. Ba ş ka bir deyi ş le, modern toplumlarda, metaların piyasa için geni ş ölçekli üretim ve tüketimine, yaygın özel mülkiyet sahipli ğ i ve sermaye birikimi ile ücretli eme ğ in kullanımına dayalı parasal de ğ i ş im ekonomisi görülmektedir.

84 Endüstrile ş me süreci ve kentle ş me ile i ş bölümü, uzmanla ş ma ve standartla ş ma artmı ş tır. Toplumsal ve cinsiyete dayalı i ş bölümü, yeni sınılfarın olu ş umu, kadın ve erkek arasında ataerkil ili ş kiler, modern kapitalist toplumları nitelemektedir. Ayrıca, ula ş ım ve ileti ş im teknolojilerinin hızlı geli ş imi görülmektedir.

85 Modern toplumlarda dinsel dünya görü ş ünün zayıflamasıyla dinsel kurumlar ve ö ğ retiler etkisini yitirmi ş tir. Sekülerle ş me ve rasyonelle ş me modern toplumların göstergeleri olmu ş, bilim, gerçek ve ilerleme, yeni inançlar haline gelmi ş tir (Hall, 1996, s.6).

86 Modernle ş me, modernite projesinin gerçekle ş mesini hedefeyen bir süreç olarak tanımlanabilir. Bu anlamda modernle ş me kavramı, geleneksel ya da modern öncesi toplumların, modern toplumlara dönü ş tükleri/dönü ş türüldükleri süreci ifade etmektedir. Bu ba ğ lamda ekonomik, toplumsal, siyasal ve kültürel bakımdan endüstrile ş mi ş ülkeler bir model olu ş turmaktadır. Modernle ş me, ülkelerin bu modele yönelik olarak de ğ i ş me göstermeleri anlamında kullanılmaktadır.

87 Batı sömürgecili ğ i, 15. ve 16. yüzyıllarda büyük co ğ rafi ke ş ifler sonucunda ula ş ılan toplumların, do ğ al zenginliklerinin ve de ğ erli maden kaynaklarının ele geçirilmesine dayanmaktadır. 18. yüzyılın sonlarından itibaren ba ş layan Endüstri Devrimiyle bu sömürgecilik anlayı ş ı de ğ i ş mi ş tir. Sömürgele ş tirilen ülkeler, fabrika sisteminde üretilen ürünler için bir taraftan hammadde sa ğ larken di ğ er taraftan, bu ürünler için pazarlar olu ş turmu ş lardır.

88 Sömürgele ş tirme süreci, bugünkü dünya haritasının toplumsal olarak ş ekillenmesinde merkezi bir rol oynamaktadır. Kendi sömürgelerini olu ş turan endüstrile ş mi ş ülkeler, Amerika Birle ş ik Devletleri (A.B.D.) ve Batı Avrupa ülkeleri, Birinci Dünya olarak tanımlanmaktadır. Bu ülkelerden daha dü ş ük endüstrile ş me düzeyine sahip olan Hindistan, Afrika ülkelerinin ço ğ u ve Güney Amerika ülkeleri ise genellikle Üçüncü Dünya toplumları olarak tanımlanmaktadırlar (Giddens, 2000, s.60).

89 20. yüzyılın ba ş larında toplum biçimlerini belirten bu kavramlar, aynı zamanda toplumların ayırt edici özelliklerini de göstermektedirler. Batı Avrupa ülkeleri, A.B.D., Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya gibi Birinci Dünya ülkelerinde, çok partili parlamenter hükümet sistemi bulunmakta ve ekonomileri özel mülkiyete dayalı sermaye ve rekabetçi piyasayı temel alan kapitalist sisteme dayanmaktadır.

90 İ kinci Dünya ülkeleri, önceki Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birli ğ i (S.S.C.B.) ile Polonya, Do ğ u Almanya, Çekoslovakya, Macaristan gibi Do ğ u Avrupa toplumlarından olu ş makta ve ekonomileri sosyalist merkezi planlamaya dayanmaktaydı. Endüstri ve tarım alanında mülkiyetin büyük bir bölümü devlet sahipli ğ indeydi ve çok az özel mülkiyet sahipli ğ i görülmekteydi yılında S.S.C.B.’nin da ğ ılması ile Rusya ba ğ ımsız bir devlet haline gelmi ş, di ğ er bölgeler ise Ukrayna, Gürcistan, Litvanya gibi ba ğ ımsız ulus devletler olu ş turmak üzere birlikten ayrılmı ş lardır. Böylece, bir tarafta Sovyetler Birli ğ i ile Do ğ u Avrupa sosyalist ülkeleri ve di ğ er tarafta A.B.D. ile Batı Avrupa’nın kapitalist ülkeleri arasında olu ş an rekabet, ba ş ka bir deyi ş le “So ğ uk Sava ş ”, sona ermi ş tir.

91 Bugün, Rusya ve di ğ er ikinci dünyayı olu ş turan toplumlar, Batı ülkelerinde yer alan özel mülkiyete dayalı sermaye ve rekabetçi bir piyasa sistemine do ğ ru ilerlemektedirler. Aynı zamanda bu ülkeler, model olan Batı toplumlarını izleyerek demokratik politik kurumları olu ş turmaya çalı ş maktadırlar

92 “Üçüncü Dünya” kavramı azgeli ş mi ş toplumları i ş aret etmektedir. Geçmi ş te sömürgele ş tirilmi ş fakat günümüzde ba ğ ımsızlıklarını ilan etmi ş toplumlar olarak tanımlanmaktadırlar.

93 Geli ş mekte olan ülkeler, tanımlanan azgeli ş mi ş ve geli ş mi ş toplumlar arasında yer almaktadır. Bu toplumlardaki en belirgin ş ekilde görülen de ğ i ş me, eski toplumsal yapıya uyum gösteremeyen yeni unsurların geleneksel toplum yapısının bütünlü ğ ünü bozması ve bu toplumların ekonomik, toplumsal ve kültürel yönden bunalıma dü ş mesi olmaktadır. Bu köklü dönü ş üm sürecinde yıpranmı ş ya da geçerliliklerini yitirmi ş geleneksel unsurlar, yeni olanların etkisiyle belirli ölçülerde de ğ i ş ikli ğ e u ğ ramakta ya da tamamen i ş levsiz kalmaktadır

94 Bugün Üçüncü Dünya toplumları, endüstrile ş mi ş ülkelere ba ğ ımlı olmakla birlikte, geleneksel toplumların daha önceki biçimlerinden çok farklı durumda bulunmaktadırlar. Bu ülkelerin politik sistemleri, Batı toplumlarında olu ş turulan sistemleri ba ş ka bir ifade ile ulus-devlet biçimini model almaktadır. Nüfusun büyük bir bölümü kırsal alanda ya ş amasına ra ğ men birço ğ unda hızlı bir kentle ş me görülmektedir. Temel ekonomik faaliyet olarak tarım devam ederken tarımsal ürünler, yerel tüketimin yanı sıra daha çok dünya pazarlarında satılmak üzere üretilmektedir.

95 Dünya nüfusunun dörtte birini olu ş turan üçüncü dünya ülkelerinde yoksulluk yaygın olarak görülmektedir (Giddens, 2000, s.62). Dünya ülkelerinin belirli özelliklere göre biçimlenmesi do ğ rultusunda modernle ş me, azgeli ş mi ş ülkelerin, endüstrile ş mi ş ülke modelini temel alan de ğ i ş me sürecini ifade etmektedir. “Bu açıdan bakıldı ğ ında modernle ş me, toplumsal de ğ i ş menin özel bir durumu veya görünümü olmaktadır” (Tolan, 1983, s.277).

96 Değişim Sosyolojisi 7. Ders ENDÜSTRiLE Ş ME VE KAP İ TAL İ ZM

97 Modern toplumların kapitalist mi, yoksa endüstriyel mi oldu ğ u tartı ş ması çerçevesinde bir açıdan endüstrile ş me (endüstriyalizm), kapitalizmin bir alt biçimi olarak görülürken, di ğ er açıdan kapitalizm, endüstrile ş menin bir ürünü olarak görülmektedir. Bu bakı ş açılarının indirgemecili ğ ine kar ş ı, kapitalizm ve endüstrile ş menin iki ayrı “örgütsel küme” ya da modernite kurumlarıyla ili ş kili boyutlar olarak ele alınması gerekmektedir

98 Kapitalizm, özel mülkiyete dayalı sermaye ile mülksüz ücretli emek arasındaki ili ş ki merkezinde yo ğ unla ş mı ş bir meta üretimi sistemidir ve bu ili ş ki, bir sınıf sisteminin temelini olu ş turmaktadır. Bu sistemde kapitalist giri ş imcilik, fiyatların yatırımcılar, üreticiler ve tüketiciler için farklı göstergeler olu ş turdu ğ u rekabetçi pazarlara yönelik yapılan üretime dayanmaktadır. Kapitalist giri ş im ve buna ba ğ lı parasal ili ş kilerle pazar a ğ ları, modern toplumlarda büyük ölçüde egemenlik kurmu ş tur

99 Endüstrile ş menin kapitalizmle olan yakın ili ş kisi nedeniyle ayırt edici özelliklerini açıkça belirlemek mümkün olmamaktadır. Fakat endüstrile ş menin temel özellikleri olarak i ş bölümü, fabrika sistemi ve makinele ş me, sorun çözmede evrensel bilimsel yöntemlerin uygulanması, zaman disiplini bürokrasi, kurallarla idareyle toplumsal ve co ğ rafi bakımdan hareketli i ş gücü gösterilebilmektedir. Bu özellikler, modernitenin çe ş itli biçimlerde kapitalizme ya da endüstrile ş meye ba ğ lı olarak tanımlanan çok sayıda özelli ğ ini de içermektedir.

100 Endüstrile ş menin kapitalizm ile kar ş ıla ş tırılması düzeyinde, temel özelli ğ i maddi kaynakların, malların üretiminde kullanılması olmaktadır. Bu üretim sürecinde, kaynakları kullanarak bir dizi i ş i yerine getiren bir araç olarak makineler önemli bir yer tutmaktadır. Endüstrile ş me, insan faaliyetini, makineleri, hammadde ve ürünleri birlikte ele alan üretimin, belirli kurallara göre toplumsal olarak örgütlenmesini gerektirmektedir.

101 Bu durumda endüstrile ş me kavramının dar bir anlam ifade etti ğ i anla ş ılmamalıdır. Endüstrile ş meyle ilk akla gelenler atölye ve fabrikalardaki büyük makineler ile kömür ve buhar gücü olmaktadır. Güç kayna ğ ının elektrik oldu ğ u ve elektronik mikro devrelerin kullanıldı ğ ı durumlara da uyarlanabilen endüstrile ş me kavramının daha önemli bir açılımı bulunmaktadır. Endüstrile ş me, sadece i ş ortamınıyla kalmayıp, ula ş ım, ileti ş im ve gündelik ev ya ş amını da etkilemektedir

102 Endüstrile ş me ve kapitalizm aynı anlama gelmemektedir. Kapitalizm, endüstrile ş menin “ilk ve ba ş lıca aktörü olmasına ra ğ men tek aktörü de ğ ildir”. Kapitalizm, endüstrile ş meden önce do ğ mu ş tur ve temel biçimi zamana ve toplumlara göre de ğ i ş iklik göstermektedir. Bununla birlikte, kapitalist toplumlar, modern toplumların ayrı alt biçimi olarak kabul edilmektedir. Kapitalist toplumun bir sistem olarak sahip oldu ğ u kurumsal özellikleri a ş a ğ ıdaki ş ekilde sı-ralamak mümkündür:

103 1. Kapitalist giri ş imcili ğ in katı rekabetçi ve geni ş lemeci do ğ ası, teknolojik yenilenmenin süreklili ğ ini ve aynı zamanda yaygınla ş ma e ğ ilimi ta ş ıdı ğ ını göstermektedir. 2. Ekonomik alan, di ğ er toplumsal alanlardan, özellikle politik kurumlardan ayrı tutulmaktadır. Bu ekonomik alan içerisindeki yüksek yenilenme oranları, ekonomik ili ş kilerin di ğ er kurumlar üzerinde önemli ölçüde egemenlik kurdu ğ unu göstermektedir.

104 3. Siyaset ve ekonominin birçok ş ekilde birbirlerinden ayrılması, yatırımlar üzerinde yaygın olan özel mülkiyet sahipli ğ inin üretim araçları içerisindeki baskın konumu üzerine kurulmu ş tur. Bu açıdan özel mülkiyete dayalı sermaye sahipli ğ i ile sınıf sisteminde yer alan “mülksüzlük” olgusu, ba ş ka bir ifadeyle i ş gücünün metala ş tırılması arasında do ğ rudan bir ili ş ki bulunmaktadır. 4. Devletin özerkli ğ i, üzerinde denetimin tam anlamıyla kurulmadı ğ ı sermaye birikimine dayanmaktadır. Bu nedenle devletin özerkli ğ i, tam olarak belirlenmesi mümkün olmasa da ko ş ullanmaktadır

105 SOSYOLOJ İ VE MODERLE Ş ME İ L İŞ K İ S İ


"TOPLUMSAL DE ĞİŞ ME KURAMLARI Yazar Yrd.Doç.Dr. Feryal Ay ş ın KOÇAK TURHANO ğ LU DEĞİŞİM SOSYOLOJİSİ -1.Hafta-" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları