Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Yeme Bozukluklarına Giriş Yrd. Doç. Dr. Ayça Çetinbaş

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Yeme Bozukluklarına Giriş Yrd. Doç. Dr. Ayça Çetinbaş"— Sunum transkripti:

1 Yeme Bozukluklarına Giriş Yrd. Doç. Dr. Ayça Çetinbaş

2 Amaç O Bu dersin sonunda dinleyicilerin; O Yeme bozukluklarının tanımı ve O Yeme bozukluklarının sınıflandırılması hakkında bilgi sahibi olmaları amaçlanmaktadır. 2

3 Yeme Bozukluğu Nedir? O Yeme davranışında bozulma, * Kiloyu kontrol etmeye dönük davranışların ısrarlı gidişi * Fiziksel ve psikososyal işlevselliğin bu nedenlerle bozulması * Sözü edilen belirti ve işlev değişikliklerinin bir tıbbi durum veya psikiyatrik bozukluğa ikincil olmaması ile seyreden klinik tablolar 3

4 Tanım O Yeme bozuklukları, beden ağırlığı ve şekline ilişkin algının değişmesi O Yeme davranışındaki ciddi bozulmayla karakterize psikolojik hastalıklardır. O Tıbbi, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açar O Yaşam kalitesini olumsuz etkiler 4

5 Yeme Bozukluklarının Genel Özellikleri O Bu gruptaki hastalıkların oluşumunu tek bir etkenle açıklamak mümkün değil O Çoğunlukla genç kızların ve kadınların hastalığı O Tıbbi komplikasyonların en sık ve ağır seyrettiği psikiyatrik hastalık grubu O Ölüm oranları yüksek 5

6 Tanı ve Sınıflandırma O Yeme bozukluklarını anlama ve sınıflandırmada göreceli olarak kısa bir sürede hızlı bir gelişim olmuştur. O Anoreksiya nervoza 1970’lerde geliştirilen özgül tanısal ölçütlerle sınıflandırılan ilk yeme bozukluğudur. O 1979’da bulimiya nervoza tanımlanmıştır. 6

7 Tanı ve Sınıflandırma O 1980’lerde ise atipik yeme bozukluklarının varlığı kabul edilmiştir. O Son zamanlarda ise tıkınırcasına yeme bozukluğu ve gece yeme sendromu tanımlanmıştır. 7

8 Tanı ve Sınıflandırma O Tanımlanma ile ilgili henüz tam bir fikir birliği sağlanamamış olmakla birlikte tanımlama için üç temel özellik gerekli görülmektedir: 1. Yeme alışkanlıklarında ya da kilo kontrolü davranışlarında kesin bir bozulma 2. Fiziksel sağlık ve psikososyal işlevsellikte klinik olarak anlamlı bozulmayla sonuçlanan ya davranış bozuklukları ya da temel yeme bozukluğu özellikleri (ör. yemek yemede bozulma, biçim ve kilo ile ilgili aşırı değerlendirme) 3. Herhangi bir genel tıbbi duruma ya da diğer psikiyatrik bozukluklara ikincil olmayan davranış bozukluğu 8

9 Tarihçe O 400 yıl önce tanımlanmış olan yeme bozuklukları hızla daha fazla ilgi odağı olmaya başlamıştır. O Bulimiya nervozanın geçmişi ise anoreksiyadan çok daha gerilere dayanmaktadır. O M.Ö.400’de doyma belirtileri göstermeksizin kontrol dışı aşırı yeme ile belirli bir klinik tablo "Fames Canina” olarak isimlendirilmiş ve bu deyimin İngilizce'ye "Dog Hunger-Köpek Açlığı" olarak geçtiğini ifade edilmiştir. O Bulimiya nervoza 1979'da Gerald Russell tarafından ilk defa tanımlanmıştır. 9

10 Tarihçe O Orta çağlarda azizelerin diyet yaparak kendilerini geri dönüşümsüz açlık durumuna getirdikleri bildirilmiştir. O Tarihsel süreçte aralarında Macar prensesinin de olduğu vakalar 20. yy kadar bildirilmiş ancak etiyolojisi aydınlatılamamıştır. O 20. yy'ın başlarında pituiter yetersizlik ve AN arasında ilişki olabileceği görüşü önem kazanırken 1950'li yıllarda Hilda Bruch AN’da psikolojik boyutun temel olduğunu tanımlamıştır. 10

11 Tarihçe O Anoreksiya nervozanın ilk kez Gull ve Laseque tarafından 1873' te birbirinden bağımsız iki ayrı bildiri ile psikiyatrik literatüre girdiğini belirtmektedir. 11

12 Tarihte Anoreksiya Nervoza Olguları O 13. yüzyılda yaşamış olan İskoç kraliçesi Mary Stewart’ın tıbbi hastalık geçmişi, tutulan kayıtlar nedeniyle ayrıntılı olarak bilinmektedir. O Ergenlik yaşlarında iken o yıllarda adı konulamayan ancak bugünkü bilgilerimizle AN olduğu anlaşılan bir dönemi olmuştur. O Bu dönem, kilo kaybı, iştahsızlık, kusma ve ishal, solukluk, bayılma ve solunum zorluğu olarak tanımlanmaktadır. O Tüm bu hastalık belirtilerine rağmen fiziksel etkinliğini sürdürdüğü, at binmeye ve geceleri dans etmeye devam ettiği bilinmektedir. 12

13 Tarihte Anoreksiya Nervoza Olguları O 1868 yılında, William Gull bir grup genç İngiliz kadında zayıflamanın yaygınlaştığını gözlemlemiştir. O Bu durumun henüz tanımlanmadığını, ancak olguların çok büyük kısmının kadın ve sıklıkla yaşlarında olduğunu bildirmiştir. O Gull, bu makalede Bayan A, Bayan B ve isimsiz olmak üzere 3 olgusunu ve 1887 yılında da Bayan K isimli dördüncü olgusunu tanımlamıştır. 13

14 Tarihte Anoreksiya Nervoza Olguları O Bayan A, kendisine 1866 yılında yönlendirilmiş, zayıflamadan muzdarip 17 yaşında bir kadındır ve hastalığı sürecinde 22,5 kilogram kaybetmiştir. O Solunumu, kalp ritmi ve kalp sesleri normaldir, ishal ya da kusma bulunmamaktadır, üriner sistem bulgusu yoktur. O Bu durumun temel nedeni olarak zaman zaman tüm hayvansal gıdaların reddi; bazen de yemenin tamamen reddine bağlı uzun süreli açlık dönemleri sorumlu tutulmuştur. 14

15 Tarihte Anoreksiya Nervoza Olguları O Gull tedavide birçok farklı ilaç ve farklı diyet rejimleri denemiş ancak başlangıçta belirgin başarı sağlayamamıştır. O İki yıllık tedavi sonrasında hastanın kilosu normale gelmiştir. 15

16 Etiyoloji O Yeme bozukluklarının etiyolojisi henüz belirsizliğini korumakta olup, araştırmalar tek bir etiyolojik kökenden ziyade birkaç faktörün bir arada olması yönünde yoğunlaşmıştır. O Yeme Bozuklukları (YB) gelişiminde özgün bir neden saptanmamıştır. O Pek çok etkenin kompleks etkileşimleri sonucu olarak YB’nın ortaya çıktığı düşünülmektedir. O Bu etkenler psikolojik, çevresel, sosyokültürel, genetik ve biyolojik olarak sıralanmaktadır. 16

17 Etiyoloji O Temel olarak iddia edilen etiyolojik faktörleri şu ana başlıklar altında toplayabiliriz: 1. Sosyokültürel etkenler 2. Psikolojik etkenler 3. Biyolojik etkenler a. Genetik faktörler b. Hipotalamik-nöromediatör etkenler 17

18 Etiyoloji O Son yıllarda aile ve genetik çalışmaları, yeme bozukluklarının genetik yatkınlığını vurgulamaktadır. 18

19 Etiyoloji Psikolojik görüşler O Anoreksiya nervoza (AN)’nın psikodinamik açıklaması başlangıçta “oral yolla gebe kalma fantezi ve endişesi nedeniyle yemeyi reddetme” şeklindedir. O Daha sonra psikanalitik teori anne veya babayla ilgili sembolik anlatımlar yerine çocuk ebeveyn ilişkisi üzerine odaklanmıştır. 19

20 Etiyoloji Psikolojik görüşler O Bruch (1974), ebeveyn yetersizliğine bağlı olarak AN’lı hastada emosyonel ve fiziki ihtiyaçlarını ayırt edememe durumunun geliştiğini öne sürmüştür. O Bu durumu hayatın erken dönemindeki bağlanma işlemlerindeki sorunlardan kaynaklanan yetersizlikler ve çaresizliklerle başa çıkma çabası olarak ele almıştır. O Ebeveyn ilişkilerindeki temel sorun olarak tanımladığı; pasif ve sıcak baba ile dominant annenin ilişkisinde arada kalma durumuna, reaktif tutum olarak yeme davranışı patolojilerinin geliştiğini iddia etmiştir. 20

21 Etiyoloji Psikolojik görüşler O Hastaların aşırı bir kontrol, kimlik ve etkinlik çabası içinde olduklarını ve bunun son aşaması olarak acımasız bir biçimde zayıf olmaya uğraştıklarını ileri sürmektedir. O Hem AN’li hem de BN’li hastaların gıdayı anksiyete ve psikolojik sorunları çözmede nasıl hatalı kullandıklarının anlaşılmasının gerektiğini vurgulamıştır. O Daha sonra AN’li hastaların davranışını özel ve sıradışı nitelikleri olan bir kişi olarak hayranlık ve değer kazanmak için çılgınca bir çaba olarak değerlendirmiştir. 21

22 Etiyoloji Psikolojik görüşler O Çocuklukta yaşanan travmanın ya da ergenlik döneminde yaşanan fiziksel, duygusal ya da cinsel istismarın, bu kişilerde ileride psikiyatrik bozukluk gelişmesine sebep olabildiği bilinmektedir. O YB olan hastaların bir bölümünde travma öyküsü saptanmıştır. 22

23 Etiyoloji Psikolojik görüşler O A. Crisp, AN’nin kilo alma korkusu düzeylerinden daha ileriye giderek, bu korkunun oluşturduğu vücut biçimindeki ve adet düzenindeki değişikliklerin sonucunda, erişkin beden biçimi ve sorumluluklarından kaçış olabileceğini öne sürmüştür. O AN; bağımsızlık, sosyal ve cinsel alanlarda etkinlik demek olan ergenlik dönemine tepki gibi yorumlanmaktadır ve psikolojik olarak anneden ayrılamama, kopamama söz konusudur. 23

24 Etiyoloji Psikolojik görüşler O Bilişsel-davranışçı yaklaşıma göre; düşük benlik saygısı ve olumsuz yaşam olayları sonucunda beden biçim ve ağırlık konularına odaklanarak diyet yapma ve kilo verme çabaları bağlamında sıkı gıda kısıtlamasını izleyen tıkınma nöbetleri ve BN gelişmektedir. O YB’li hastalarda yüksek oranlarda psikiyatrik komorbidite saptanmıştır: O Major Depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, anksiyete bozuklukları, madde bağımlılığı, sosyal fobi ve impulsif bozukluklar. 24

25 Etiyoloji Aile ilişkileri - etkileşimi O Birçok kuramcı AN hastalarındaki aile ilişkilerinde saptadıkları patolojileri AN’nin nedeni olarak göstermiştir. O Başka bir deyişle, altta yatan, konuşulmayan aile iletişim patolojisinin dışavurumu anoreksiyalı bireydir. O Psikosomatik ailenin özellikleri şunlardır: çok yapışık, çatışmadan kaçan, aşırı koruyucu; katı, kuralcı; sorun çözme kapasitesi sınırlı; ilişkiler çok yakın veya çok uzaktır. 25

26 Etiyoloji Aile ilişkileri – etkileşimi O Başka kuramcılar da benzer aile tanımlamaları yapmıştır; diğer örnek “anorektik aile” tanımlamasıdır. O Benzer özellikler sıralanmıştır: ebeveynlerin sorun çözme yetersizlikleri ve sorumluluk paylaşmamaları; iletişimi boğan, tıkayan yaklaşımlar; otonomi yokluğu; gizli koalisyonlar; anne agresif ve aşırı koruyucu; rol açısından mevcut olmayan baba. 26

27 Etiyoloji Açlık sendromu O Yeme bozukluklu hastalar şiddetli kilo verme çabalarına sekonder gelişen yemek konusundaki düşünce uğraşlarını, yeme ataklarını, emosyonel gerginliklerini, bilişsel kusurlarını ve sosyal izolasyonlarını değerlendiremezler. O Bu belirtilerin AN’ye özgü olduğu düşünülür; fakat bu belirtilerin kronik açlık durumunun sürmesiyle ilgili olabileceğinin bilinmesi gerekmektedir. 27

28 Etiyoloji Açlık sendromu O Kilo değişikliğine tepki kişiye göre değişebilmektedir; fakat aşırı zayıflık sadece vücut ağırlığının azalmasından ibaret bir durum değildir O Fiziksel, psikolojik ve sosyal alanda dramatik değişiklikler yaşanmaktadır. O Bu değişiklikler vakaların çoğunda rehabilitasyon veya tekrar beslenme aşamasında da sürmektedir. 28

29 Etiyoloji Açlık sendromu O Kronik açlığa sekonder olarak fizyolojik bozukluklar, cilt, kardiyovasküler, gastrointestinal, hematolojik, endokrin, üreme sisteminde ve sıvı elektrolit dengesinde klinik açıdan önemli anormallikler ortaya çıkar. O Açlık durumu karakteristik biçimde kişileri etkiler ve sıklıkla kendilerini başkalarından ayırma, inziva ve gizlilik, aile üyelerine yabancılaşma vardır. O Mizaçta değişiklik ve iritabilite artışı görülür. 29

30 Etiyoloji Açlık sendromu O Kronik açlık durumuna sekonder gelişen tıbbi ve psikolojik sorunların çoğu normal ağırlığa dönüldüğünde düzelmektedir O Beslenme dışında özel tedavi gerektirmez, kilo alınması ile düzelirler. O Normal kiloya dönüldüğü halde kilo ve beden biçimi konusunda hatalı düşünceler tutumlar en az değişir ve egzersiz konusundaki tutumu en son değişir O Kemik yoğunluğu fazla değişmez. 30

31 Etiyoloji Beden imgesi O AN hastalarında beden imgesinde bozulma olduğu veya bedenlerini mevcut durumlarından farklı algıladıkları için tablonun devamlılığına katkısı olduğu ölçütlerden biridir: O Kişinin beden ağırlığını, büyüklüğü ya da biçimini algılamada bozukluk olmasıdır. O Ör. tehlikeli zayıflığına rağmen kendisini şişman olarak hissettiğini ileri sürer. 31

32 Etiyoloji Beden imgesi O Özgül psikopatoloji beden imgesi bozukluğudur. O Şişmanlama korkusu aşırı değer verilen ve zihinden uzaklaştırılamayan bir düşünce olarak bulunur. O Hasta kendisi için, düşük bir beden ağırlığı eşiği saptamıştır. 32

33 Etiyoloji Beden imgesi O Kendisini olduğundan daha fazla şişman gösteren ayna görüntüleri AN için klişeleşmiştir. O Aslında beden imgesindeki bozulma bu kadar basit değildir; oldukça karmaşıktır. O Kaşektik hale gelmiş bir AN hastası kendisinin “şişman” olduğunu iddia eder, ama kendisi gibi çok zayıf başka bir anoreksiya nervoza hastasının aşırı, hastalık derecesinde zayıf olduğunu görür, anlar ve söyler. 33

34 Etiyoloji Sosyokültürel etkenler O Balerin, manken, atlet, güreşçiler gibi vücut biçimi ve ağırlığının önemli olduğu bazı meslek gruplarında YB görülme sıklığı daha yüksektir. O Cinsiyet açısından, yeme bozuklukları kızlarda erkeklere göre 8-12 kat daha fazla görülmektedir. O Bunun sebebi olarak da genç kızların ergenlikte yaşadıkları hızlı ve şiddetli bedensel değişime karşılık, bu değişime psikolojik olarak hazır olmama durumu gösterilmektedir. 34

35 Etiyoloji Sosyokültürel etkenler O Ayrıca zayıf olmanın incelik, güzellik, başarı ve çekiciliği temsil ettiği şeklindeki kültürel baskılar da diyet yapmaya yönlendirmekte ve YB gelişiminde rolü olabileceğine dikkat çekilmektedir. O Ancak güzellik algısındaki değişme, ince beden sahibi olma konusunda sosyal baskı ve medya baskısı, diyet ve kilo konuları toplumsal obsesyona dönüşmüş olsa bile AN prevalansı düşüktür. 35

36 Etiyoloji Sosyokültürel etkenler O Söz konusu kültürel etkenlerin büyük çoğunluğu AN yapmamaktadır sadece küçük oranda hastalığa yatkın olan kişiler AN olmaktadırlar. O Bu faktörlerin AN’yı açıklamak için yeterli olmadığı fakat BN ve TYB (Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu) için söz konusu sosyokültürel etkenlerin AN’ye göre daha fazla etkili olabileceği düşünülmektedir. 36

37 Etiyoloji Biyolojik görüşler O Kilo restorasyonu sağlanan AN hastalarında yapılan bir çalışmada beyin omurilik sıvısında serotonin yoğunluğunun, kontrollere göre daha yüksek olduğu bulunmuştur. O Bu bulgu, AN’deki obsesif özelliklerin, serotonerjik nörotransmitter sisteminin hiperfonksiyonu ile ilişkilendirilebileceğini düşündürmektedir. O BN’da serotonerjik işlev düzensizlikleri sorumlu tutulmaktadır; BN tedavisinde SSRI’lara kısmi yanıt bu görüşü desteklemektedir. 37

38 Etiyoloji Biyolojik görüşler O Beyin görüntüleme çalışmalarında AN geliştikten sonra saptanan yapısal beyin değişiklikleri (atrofi, ventrikül genişlemesi) bilinmekle birlikte AN gelişmeden önce varolan bir patoloji gösterilmemiştir. 38

39 Etiyoloji Genetik faktörler O AN hastalarının birinci derece akrabalarında %2 oranında AN, %4,4 oranında BN görülmekteyken; kontrol grubunda bu oranlar sırasıyla %0 ve %1,3 olarak bildirilmiştir. O Başka bir çalışmada anoreksiya ve bulimiya nevrozası olan kişilerin birinci derece yakınlarında her iki bozukluğun da görülme sıklığının yüksek olduğu gösterilmiştir. O Anoreksiya ve bulimiya arasında çapraz geçişin olduğunun gösterilmesi her iki bozukluk için ortak etiyolojik etkenler olduğunu düşündürmektedir. 39

40 Etiyoloji Genetik faktörler O Genetik olarak neyin aktarıldığı konusu tartışmalıdır, belirsizdir. O Yeme bozukluklarına katkıda bulunan belli genleri belirleme görevi son derece karmaşıktır. 40

41 Sonuç O YB’nda sosyokültürel, psikolojik, gelişimsel, fizyolojik ve biyolojik etkenlerin çoklu risk faktörlerini oluşturdukları ve hastalığın gelişimini belirledikleri gösterilmiştir. O Sıkı diyet uygulamasının bu etkenlerin tetikleyicisi olduğu kabul edilmektedir. 41

42 TEŞEKKÜRLER 42


"Yeme Bozukluklarına Giriş Yrd. Doç. Dr. Ayça Çetinbaş" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları