Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Vaazlarda Ayetlerden Yararlanma Yöntemleri Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ Rehberlik ve Teftiş Başkanı.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Vaazlarda Ayetlerden Yararlanma Yöntemleri Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ Rehberlik ve Teftiş Başkanı."— Sunum transkripti:

1 Vaazlarda Ayetlerden Yararlanma Yöntemleri Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ Rehberlik ve Teftiş Başkanı

2 ALLAH ÖĞÜT VERİR VAAZ Nasihat, uyarı ve öğüt anlamına gelen vaaz, dinî bir kavram olarak; 1. Bir kimseye kalbini yumuşatacak, 2. Onu günahlardan uzaklaştırıp sevaba yöneltecek, 3. İlahî mükâfatı ve cezayı hatırlatarak hayrı, iyiliği ve salih ameller işlemeyi haram ve kötülüklerden sakınmayı benimsetecek, 4. Allah ve Peygambere itaate sevk edecek ve 5. Doğru yolu gösterecek Güzel söz söylemek demektir.

3 VAAZ ETMEK DİNÎ BİR GÖREVDİR اِنَّ اللّٰهَ نِعِمَّا يَعِظُكُمْ بِه۪ۜ (Nisa, 4/58) Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. فَذَكِّرْ اِنَّمَآ اَنْتَ مُذَكِّرٌۜ ( Ğâşiye, 88/21) (Ey Peygamberim!) Öğüt ver, sen ancak öğüt vericisin. وَعِظْهُمْ (Nisa, 4/63) (Ey Peygamberim!) Onlara vaaz et. وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ (Zâriyât, 51/55) (Ey Peygamberim!) Sen öğüt ver, çünkü öğüt müminlere fayda verir.

4 ALLAH ÖĞÜT VERİR VAAZLARIN KUR’AN MERKEZLİ YAPILMASI GEREKİR اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ O ancak bir öğüttür. (Yasin, 36/69) وَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ İşte bu (Kur’ân), indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. (Enbiya, 21/50) فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ Kur’ân ile öğüt ver. (Kaf, 50/45; bk. En’âm, 6/70) ف َاِنَّمَا يَسَّرْنَاهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ Kavmin öğüt alsınlar diye biz Kur’ân’ı senin dilinle (indirdik ve onu) kolaylaştırdık. (Duhan, 44/58) وَلَقَدْ يَسَّرْنَا الْقُرْاٰنَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِنْ مُدَّكِرٍ Andolsun biz, Kur’ân’ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Öğüt alan var mı ? (Kamer, 54/17)

5 ALLAH ÖĞÜT VERİR KUR’AN MERKEZLİ VAAZLAR 1. Konu merkezli 2. Ayet merkezli Her iki yöntemde Vaiz: I. Önce ayetleri seçer, II. Sonra ayetleri anlar, III. Sonra ayetleri anlatır,

6 I. AYETLERİ SEÇMEK Kur’ân-ı Kerim, konularına göre tertip edilmiş bir kitap değildir. Bir konu, birçok sure ve ayette dile getirilebilmektedir. Mesela faiz konusu, 4 surede 8 ayette geçmektedir. Bir konu birçok sure ve ayette dile getirildiği gibi Bir ayet, birden çok konuyu içerebilir.

7 ALLAH ÖĞÜT VERİR ÖRNEK Ali-i İmran, 3/104 ayeti, 4 konuyu içermektedir: وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ 1. Hayra davet 2. Marufu emir 3. Münkeri men 4. Kurtuluşa ermek

8 ALLAH ÖĞÜT VERİR AYETLER NASIL SEÇİLİR? Ayetleri bulmada öncelikli olarak faydalanılabileceğimiz eser, Muhammed Fuat Abdulbaki’nin, el-Mu’cemü’l-Müfehres Li Elfazı’l-Kur’âni’l-Kerim adlı eseridir. -Bu eserin her vaizin elinde bulunması gerekir. -Kur’ân meallerinin fihristlerinden yararlanılabilir. -Bir vaizin, Kur’ân’a iyi hâkim olması, bir konu ile ilgili ayetleri Kur’ân’dan bulabilmesi gerekir.

9 ALLAH ÖĞÜT VERİR AYETLER NASIL SEÇİLİR? Ayetleri bulmada öncelikli olarak faydalanılabileceğimiz eser Muhammed Fuat Abdulbaki’nin, el-Mu’cemü’l-Müfehres Li Elfazı’l-Kur’âni’l-Kerim adlı eseridir. -Bu eserin her vaizin elinde bulunması gerekir. -Kur’ân meallerinin fihristlerinden yararlanılabilir. -Bir vaizin, Kur’ân’a iyi hâkim olması, bir konu ile ilgili ayetleri Kur’ân’dan bulabilmesi gerekir.

10 ALLAH ÖĞÜT VERİR Konu Merkezli Vaaz DİB yayını Kürsüden Öğütler (52 konu) TDV yayını Kur’ân’dan Öğütler (52 konu) TDV yayını Kur’ân’dan Mesajlar (52 konu) TDV’nin basım ve dağıtımını yaptığı Kur’ân’ı Yaşamak (52 konu) Adlı eserlerde vaazlar konu merkezli olarak hazırlanmıştır. Bu yöntemde; a) Bir konu seçilir, konu ile ilgili ayetler ve hadisler toplanır. b) Ayet ve hadislerin konu ile ilgili cümleleri anlatılır.

11 ALLAH ÖĞÜT VERİR

12

13

14

15 Ayet Merkezli Vaaz Ömer Nasuhi BİLMEN Hoca, Fatih, Beyazıt, Süleymaniye ve Ayasofya camilerinde vaazlarını ayet merkezli yapmıştır. Bu vaazlardan 30’u, Bilmen Yayınevi tarafından Kur’ân-ı Kerim’den Dersler ve Öğütler adıyla basılmıştır. اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْۚ وَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ BİLMEN Hoca bu ayeti; 1. iman, 2. salih amel, 3. namaz, 4. Zekat, 5. iman ve salih amelin mükâfatı başlıklarıyla işlemiştir.

16 ALLAH ÖĞÜT VERİR Ayet Merkezli Vaaz TDV yayını Kur’ân-ı Anlamak, Kırk Ayet ve Yorumu (40 ayetin yorumu), TDV’nin basım ve dağıtımını yaptığı İlahî Çağrı (91 ayetin yorumu) yapılmıştır. وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَارًا Bu ayet: 1. Kur’ân Allah kelamıdır, 2. Kur’ân Müminler için şifa ve rahmettir, 3. Kur’ân Kâfirlerin Ziyanını artırır başlıklarıyla işlenmiştir.

17

18

19 ALLAH ÖĞÜT VERİR II. AYETLERİ ANLAMAK 1. Önce ayetin ne dediğini 2. Sonra ne demek istediğini anlamak gerekir. Bir ayetin ne dediği anlamadan ne demek istediğini anlayamay ız.

20 a) Ayetin Ne Dediğini Anlamak Bir ayetin ne dediğini anlamak, o ayeti öğrenmek ve içeriğini kavramaktır. Ayetin ne dediğini anlayabilmek için; Önce kelimeleri, sonra cümleleri anlamak gerekir.

21 aa) Kelimeleri Anlamak Kelimeleri anlamak, anlamlarını öğrenmektir. Kelimelerin anlamlarını doğru bir şekilde öğrenmek ancak Kur’ân’ın indiği zaman diliminin esas alınması ile mümkün olur. Çünkü kelimelerin anlamları zamanla değişebilmekte veya anlam daralmasına veya anlam genişlemesine uğrayabilmektedir. Hatta kelimelere zamanla farklı anlamlar yüklenebilmektedir.

22 1. Esas ve İzafî Anlam Kelimelerin anlamları, yalnız başlarına değil, daima bir sistem veya sistemler içinde değer kazanır. Her sözcüğün kendine özgü bir anlamı vardır ki, o sözcük bulunduğu sistem dışında kullanılsa bile aynı anlamı taşır.

23 1.Esa s ve İzafî Anlam Sözcüklerin bu sürekli anlamına "esas mana" denir. Sözcüklerin anlamı, "esas manadan" ibaret değildir. İkinci bir anlamı daha vardır ki bu anlam, sözcüğün bulunduğu sistem içerisinde oluşur. İşte sözcüklerin kökünden gelmeyen, fakat içinde bulunduğu sistemden doğan bu manaya "izafî mana" denir. Örnek: küfr: Örtmek ve nimete nankörlük etmek aslî anlam, inkâr etmek ise izafî anlamdır. zulüm, yevm, saat

24 2. Çok Anlamlı Kelimeler: اَلزَّان۪ي لَا يَنْكِحُ اِلَّا زَانِيَةً اَوْ مُشْرِكَةًۘ وَالزَّانِيَةُ لَا يَنْكِحُهَآ اِلَّا زَانٍ اَوْ مُشْرِكٌۚ وَحُرِّمَ ذٰلِكَ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ (Nur, 24/3) Zina eden erkek, zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla evlenir. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek ile evlenir. Bu (nikah)müminlere haram kılınmıştır. Zina eden erkek ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir kadınla zina eder. Zina eden bir kadınla da ancak zina eden veya Allah’a ortak koşan bir erkek ile zina eder. Bu (zina), müminlere haram kılınmıştır. (Sa’id b. Cübeyr, İkrime, Mücâhid, İbn Zeyd, Taberî ) Hangisi Doğru?

25 2. Çok Anlamlı Kelimeler: وَلَا تَنْكِحُوا الْمُشْرِكَاتِ حَتّٰى يُؤْمِنَّۜ (Bakara, 2/221) İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan kadınlarla evlenmeyin. وَلَا تُنْكِحُوا الْمُشْرِك۪ينَ حَتّٰى يُؤْمِنُواۜ İman etmedikleri sürece Allah’a ortak koşan erkeklerle, kadınlarınızı evlendirmeyin.

26 2. Çok Anlamlı Kelimeler وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ الْمَح۪يضِۜ قُلْ هُوَ اَذًىۙ فَاعْتَزِلُوا النِّسَآءَ فِي الْمَح۪يضِۙ وَلَا تَقْرَبُوهُنَّ حَتّٰى يَطْهُرْنَۚ (Bakara, 2/222) الْمَح۪يضِۜ Kelimesi; hayız hali veya hayız yeri anlamındadır. وَالْمُطَلَّقَاتُ يَتَرَبَّصْنَ بِاَنْفُسِهِنَّ ثَلٰثَةَ قُرُوٓءٍۜ (Bakara, 2/228) قُرُوٓءٍۜ Kelimesi; temizlik veya hayız hali anlamındadır.

27 2. Çok Anlamlı Kelimeler: فَلَنَسْـَٔلَنَّ الَّذ۪ينَ اُرْسِلَ اِلَيْهِمْ (A’raf,7/6) Kendilerine peygamber gönderilenleri sorgulayacağız. فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِه۪ٓ اِنْسٌ وَلَا جَآنٌّۚ (Rahman, 55/39) O gün insana da cine de günahı sorulmaz (çünkü her şey kayıt altına alınmıştır.) وَاَمَّا السَّآئِلَ فَلَا تَنْهَرْۜ (Duha, 93/10) Sakın isteyeni, soranı azarlama. Görüldüğü üzere “seele” üç farklı anlamda kullanılmıştır.

28 2. Çok Anlamlı Kelimeler: Çok anlamlı kelimeler, bazen çok anlamı, bazen kelimenin anlamlardan sadece birini ifade eder. ا َلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَآبُّ؟ (Hac, 22/18) Görmedin mi ki şüphesiz, göklerdeki herkes, yerdeki herkes, Güneş, Ay, yıldızlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğu Allah’a secde etmektedir. "Secde"; “secde-i teshîr” ve “secde-i ihtiyar” Bu ayetteki secde kelimesi, her iki anlamdaki secdeyi ifade etmektedir.

29 2. Çok Anlamlı Kelimeler: اُتْلُ مَآ اُو۫حِيَ اِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ (Ankebut, 29/45) Bu ayetteki اُتْلُ kelimesi, 4 anlamı birlikte iade eder. 1. Kur’ân’ı oku, 2. Kur’ân’ın içeriğini anla, 3. Kur’ân hükümlerini uygula, 4.Kur’ân hükümlerini anlat.

30 2. Çok Anlamlı Kelimeler: ا ِنَّ اللّٰهَ وَمَلٰٓئِكَتَهُ يُصَلُّونَ عَلَى النَّبِيِّۜ يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا صَلُّوا عَلَيْهِ وَسَلِّمُوا تَسْل۪يمًا (Ahzâb, 33/56) “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salat ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de ona salât edin, selam edin.” Allah’ın, meleklerin ve müminlerin salatı farklıdır: Allah’ın Peygamberine salâtı; ona merhamet ve ihsan etmesi, onu övmesi, ondan razı olması, şan ve şerefini yüceltmesi, itibar ve değerini artırmasıdır. Meleklerin ve müminlerin salâtı ise; onun şan ve şerefinin yücelmesi, itibar ve değerinin artması için dua etmeleridir.

31 3. Mübalağalı ve Mübalağasız Kelimeler Kelimelerin mübalağalı veya mübalağasız olması, fiillerin dili geçmiş zaman veya geniş zaman, şimdiki zaman veya gelecek zaman olması; isim ve fiillerin üç, dört, beş veya altı harfli olması anlamda etkilidir. Mesela غَافِرِ الذَّنْبِ ayetindeki غَافِر kelimesi “bağışlayan” anlamına gelirken اِنَّهُ هُوَ الْغَفُورُ الرَّح۪يمُ “Çünkü o, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir” ayetinde geçen الْغَفُورُ kelimesi غَافِر kelimesinin mübalağalı şekli olup “çok bağışlayan” demektir.

32 4. Fiillerin mazi ve muzarî oluşlarına dikkat etmek gerekir. يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لِمَ تَقُولُونَ مَا لَا تَفْعَلُونَ Bazı meallerde ayet, “Yapmadığınız şeyi niçin söylüyorsunuz” şeklinde tercüme edilmiştir. Bu tercüme ayetin orijinali ile örtüşmemektedir. Bu çevirinin Arapça karşılığı مَالَمْ تَفْعَلُوا dür. Hâlbuki ayet مَا لَا تَفْعَلُونَ şeklindedir. مَا لَا تَفْعَلُونَ gelecek zamanın olumsuz şeklidir, yapamayacağınız şey” demektir. مَالَمْ تَفْعَلُوا ise “yapmadığınız şey” demektir. اَتَاْمُرُونَ النَّاسَ بِالْبِرِّ وَتَنْسَوْنَ اَنْفُسَكُمْ وَاَنْتُمْ تَتْلُونَ الْكِتَابَۜ اَفَلَا تَعْقِلُونَ Sizler kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? (Bakara, 2/44)

33 5. Fiillerin harf-i cer ile kullanımındaki anlamına dikkat etmek gerekir. Bir kelimenin edatlı veya edatsız kullanılması, anlam bakımından önemlidir. Mesela bir kelimenin (b), (ilâ) ve (min) edatı ile kullanılması farklı anlamlar ifade edebilir: اِنَّ اللّٰهَ يَاْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَا۪يتَآئِ ذِي الْقُرْبٰى ( Nahl, 16/19) Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara Yardım etmeyi emreder. Allah yararlı amelleri en güzel biçimde yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder. Hangisi Doğru?

34 لِلَّذ۪ينَ اَحْسَنُوا ف۪ي هٰذِهِ الدُّنْيَا حَسَنَةٌۜ Bu dünyada iyilik yapanlar için (ahirette) bir iyilik vardır. (Zümer, 39/10) Bu dünyada iyilik yapanlar iyilik bulacaklardır. Bu dünyada (iman edip) iyi ve salih iş yapanlar için iyilik (dünyada nimet, ahirette cennet) vardır. مَنْ جَآءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ عَشْرُ اَمْثَالِهَاۚ Kim bir iyilik getirirse ona on katı vardır. (En’âm, 6/60) Kim (iman edip) iyi ve salih amel (işleyerek ahirete) gelirse ona on katı vardır. Hangisi Doğru? الْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا وَأَزِيدُ وَالسَّيِّئَةُ وَاحِدَةٌ وَأَغْفِرُ فَالْوَيْلُ لِمَنْ غَلَبَتْ آحَادُهُ أَعْشَارَهُ

35 5. Fiillerin Harf-i Cer İle Kullanılması اِحْسَان kelimesi, Kur’ân’da üç anlamda kullanılmıştır: (a) Salih amel işlemek, iyi iş yapmak (b) salih ameli en güzel biçimde yapmak, (c) ب ve الى edatı ile kullanılırsa iyilik yapmak, iyi davranmak وَاَحْسِنُواۚ اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ “İşlerinizi ve görevlerinizi en iyi bir şekilde yapın, çünkü Allah işlerini ve görevlerini en iyi bir şekilde yapanları sever.” (Bakara, 2/195)

36 5. Fiillerin Harf-i Cer İle Kullanılması وَقَضٰى رَبُّكَ اَلَّا تَعْبُدُوٓا اِلَّآ اِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ اِحْسَانًاۜ Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. (İsra, 17/23) وَاَحْسِنْ كَمَآ اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ Allah’ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap. (Kasas, 28/77 )

37 5. Fiillerin Harf-i Cer İle Kullanılması وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ (Al-i İmran, 3/104) Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Siz insanları, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir toplum olun. İşte kurtuluşa erenler onlardır. Hangisi Doğru?

38 كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men edersiniz. (Al-i İmran, 3/110) وَالْمُؤْمِنُونَ وَالْمُؤْمِنَاتُ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَآءُ بَعْضٍۢ يَاْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُق۪يمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَيُط۪يعُونَ اللّٰهَ وَرَسُولَهُۜ اُو۬لٰٓئِكَ سَيَرْحَمُهُمُ اللّٰهُۜ Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar. Namazı dosdoğru kılar, zekâtı verirler. Allah’a ve Resûlüne itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. (Tevbe, 9/71)

39 وَاِذْ قَالَتْ اُمَّةٌ مِنْهُمْ لِمَ تَعِظُونَ قَوْمًاۨۙ اللّٰهُ مُهْلِكُهُمْ اَوْ مُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًاۜ قَالُوا مَعْذِرَةً اِلٰى رَبِّكُمْ وَلَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِه۪ٓ اَنْجَيْنَا الَّذ۪ينَ يَنْهَوْنَ عَنِ السُّوٓءِ وَاَخَذْنَا الَّذ۪ينَ ظَلَمُوا بِعَذَابٍ بَـ۪ٔيسٍ بِمَا كَانُوا يَفْسُقُونَ Hani onlardan (Eyle halkından) bir topluluk demişti ki: “Siz Allah’ın helak edeceği veya şiddetli bir azaba uğratacağı bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?” Onlar da: “Rabbinize bir mazeret beyan etmek için, bir de belki Allah’a karşı gelmekten sakınırlar diye (öğüt veriyoruz)” demişlerdi. Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık. Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladık. (A’raf, 7/ )

40 وَمَا كَانَ الْمُؤْمِنُونَ لِيَنْفِرُوا كَآفَّةًۜ فَلَوْلَا نَفَرَ مِنْ كُلِّ فِرْقَةٍ مِنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِيَتَفَقَّهُوا فِي الدّ۪ينِ وَلِيُنْذِرُوا قَوْمَهُمْ اِذَا رَجَعُوٓا اِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ۟ Müminlerin hepsinin toptan savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde yeterli bilgi sahibi olmaya çalışmak ve seferden dönen topluluğu uyarmak üzere geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar. (Tevbe, 9/122)

41 6. Fiillerde Zamirlerin Mercileri مَنْ كَانَ يُر۪يدُ الْعِزَّةَ فَلِلّٰهِ الْعِزَّةُ جَم۪يعًاۜ اِلَيْهِ يَصْعَدُ الْكَلِمُ الطَّيِّبُ وَالْعَمَلُ الصَّالِحُ يَرْفَعُهُ "Kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki şan ve şeref, tamamen Allah'a aittir. Ancak ‘iyi kelimeler’ O'na yükselir. Salih amele (gelince) onu da Allah'a iyi kelimeler yükseltir.” "Kim izzet ve şeref istiyor idiyse bilsin ki izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır), Onları da Allah'a amel-i salih ulaştırır.” (Fatır, 35/10) Hangi anlam doğru?

42 7. Hazifler Dikkate Alınmalıdır فَذَكِّرْ اِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰىۜ “Eğer fayda verirse öğüt ver” "Fayda versin vermesin sen öğüt ver.“ Hangisi Doğru? Birinci mealde اِنْ şart edatı olarak alınmıştır. İkinci mealde, اِنْ لَمْ يَنْفَعْ cümlesinin hazfedildiği dikkate alınmıştır. Doğrusu ikinci mealdir. Bunu hem devamındaki, سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰىۙ وَيَتَجَنَّبُهَا الْاَشْقٰىۙ ayetinden hem de وَذَكِّرْ فَاِنَّ الذِّكْرٰى تَنْفَعُ الْمُؤْمِن۪ينَ ayetinden anlıyoruz.

43 8. Hakikî ve Mecazî Anlam Dikkat Edilmelidir اَوْ لٰمَسْتُمُ النِّسَآءَ (Maide, 5/6) “…Veya kadınlara dokunduğunuz zaman …” لٰمَسْتُمُ fiili, iki anlama gelir: a) Cinsel ilişki b) Fizikî temas Hangisi?

44 8. Hakikî ve Mecazî Anlam وَمَنْ كَانَ ف۪ي هٰذِه۪ٓ اَعْمٰى فَهُوَ فِي الْاٰخِرَةِ اَعْمٰى وَاَضَلُّ سَب۪يلًا “Bu dünyada (Allah'ın nimetlerini, varlığının delillerini ve kudretini) göremeyen kimse ahiret (ve nimetleri) hakkında daha basiretsiz, hatta daha da şaşkındır.” “Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.” (İsra, 17/72)

45 8. Hakikî ve Mecazî Anlam وَنَحْشُرُهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ عَلٰى وُجُوهِهِمْ عُمْيًا وَبُكْمًا وَصُمًّاۜ (17/97) Onları kıyamet günü yüzüstü körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşredeceğiz. و وَمَنْ اَعْرَضَ عَنْ ذِكْر۪ي فَاِنَّ لَهُ مَع۪يشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ اَعْمٰى قَالَ رَبِّ لِمَ (Taha, 20/ ) حَشَرْتَن۪يٓ اَعْمٰى وَقَدْ كُنْتُ بَص۪يرًا “Her kim de benim zikrimden yüz çevirirse mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.” O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?”

46 8. Hakikî ve Mecazî Anlam وَرَاَ الْمُجْرِمُونَ النَّارَ فَظَنُّوٓا اَنَّهُمْ مُوَاقِعُوهَا وَلَمْ يَجِدُوا عَنْهَا مَصْرِفًا۟ Suçlular (o gün) ateşi görünce onun içine düşeceklerini iyice anlayacaklar ve ondan kurtuluş yolu da bulamayacaklardır. (Kehf, 18/53) قَالُوا رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلّ۪ينَ رَبَّنَآ اَخْرِجْنَا مِنْهَا فَاِنْ عُدْنَا فَاِنَّا ظَالِمُونَ (Mü’minûn, 23/ ) Onlar da şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.” “Ey Rabbimiz! “Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.”

47 8. Hakikî ve Mecazî Anlam اِذَآ اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقًا وَهِيَ تَفُورُ تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَآ اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَآ اَلَمْ يَاْتِكُمْ نَذ۪يرٌ قَالُوا بَلٰى قَدْ جَآءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪ير وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪يٓ اَصْحَابِ السَّع۪يرِ Oraya (cehenneme) atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler. Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya herhangi bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar. Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’, demiştik.”

48 8.Hakikî ve Mecazî Anlam Kur’ân’da “umy” (görme engelli), “bükm” (konuşma engelli) ve “summ” (işitme engelli) kelimeleri hem hakikî anlamda hem de mecazî anlamda kullanılmıştır. Acaba ahirette hangi anlamda kullanılmıştır? Konu ile ilgili ayetlere baktığımız zaman ahirette kafirlerin göreceği, duyacağı ve konuşacağını öğreniyoruz.

49 8.Hakikî ve Mecazî Anlam Kur’ân’da çelişki olmadığına göre iki grup ayet nasıl anlaşılacak? Buna iki şekilde cevap vermek mümkündür: a) Biri kâfirler görme, işitme ve konuşma engelli olarak diriltilirler sonra görme, işitme ve konuşma yetenekleri kendilerine iade edilir veya cehenneme girince görme, işitme ve konuşma engelli olurlar. (Kurtubî, X, 333) b) Diğeri görme, işitme ve konuşma engelliliği mecazi anlamdadır. Kâfirler; kendilerini sevindirecek şeyleri göremez, duyamaz ve kendilerini ibra edecek delil ile konuşamazlar. Birçok müfessir bu yorumu tercih etmiştir. (Taberî, IX, 16/229 )

50 9. Hass ve Amm Kelimeler Hass sözcükler; mutlak ve mukayyet kısımlarına ayrılır. وَلَقَدْ ذَرَاْنَا لِجَهَنَّمَ كَث۪يرًا مِنَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِۘ لَهُمْ قُلُوبٌ لَا يَفْقَهُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اَعْيُنٌ لَا يُبْصِرُونَ بِهَاۘ وَلَهُمْ اٰذَانٌ لَا يَسْمَعُونَ بِهَاۜ اُو۬لٰٓئِكَ كَالْاَنْعَامِ بَلْ هُمْ اَضَلُّۜ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْغَافِلُونَ (7/179) Ayetteki cin, insan ve en’am kelimeleri amm lafızlardır. اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَق۪يمَۙ صِرَاطَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْۙ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّآلّ۪ينَ (1/6) Ayetteki el-müstekîm kelimesi mukayyettir.

51 10. EMİR VE NEHİYLER Emir ve nehiy prensip olarak zorunluluk ifade eder, bağlayıcıdır. Bir karine ile ibaha, irşat ve tehdit gibi farklı anlamlar ifade edebilir: وَاِذَا حَلَلْتُمْ فَاصْطَادُواۜ (Maide, 5/2) İbaha فَاِذَا قُضِيَتِ الصَّلٰوةُ فَانْتَشِرُوا فِي الْاَرْضِ (Cuma, 62/10) irşat ااِعْمَلُوا مَا شِئْتُمْۙ اِنَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪ير (Fussılet, 41/40) tehdit

52 KELİMELER Aslî anlamda mı? İzafî anlamda mı? Hakikî anlamda mı ? Mecazî anlamda mı ? kullanılmıştır? Çok anlamlı kelimeler ayette hangi anlamda kullanılmıştır? Ayetleri doğru anlayabilmek için bütün bu anlamların iyi bilinmesi gerekir.

53 KELİMELER YANLIŞ ANLAŞILIRSA AYET DE YANLIŞ ANLAŞILIR (Casiye, 45/23) اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ اللّٰهُ عَلٰى عِلْمٍ Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah’ın halini bildiği için saptırdığı kimseyi gördün mü? Nefsinin arzusunu ilah edinen, Allah’ın; halini bildiği için sapıklıkta bıraktığı kimseyi gördün mü? HANGİSİ DOĞRU?

54 KELİMELER YANLIŞ ANLAŞILIRSA AYET DE YANLIŞ ANLAŞILIR وَمَا كَانَ اللّٰهُ لِيُضِلَّ قَوْمًا بَعْدَ اِذْ هَدٰيهُمْ حَتّٰى يُبَيِّنَ لَهُمْ مَا يَتَّقُونَۜ Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, saptıracak değildir. (Tevbe, 9/115) اِنْ تَكْفُرُوا فَاِنَّ اللّٰهَ غَنِيٌّ عَنْكُمْ وَلَا يَرْضٰى لِعِبَادِهِ الْكُفْرَۚ وَاِنْ تَشْكُرُوا يَرْضَهُ۬ لَكُمْۜ Eğer inkar ederseniz şüphesiz ki Allah sizin iman etmenize muhtaç değildir. Ama kullarının inkar etmesine razı olmaz. (Zümer, 39/7)

55 bb) Cümleyi Anlamak مَنْ كَانَ يَظُنُّ أَنْ لَنْ يَنْصُرَهُ اللَّهُ فِي الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ فَلْيَمْدُدْ بِسَبَبٍ إِلَى السَّمَاءِ ثُمَّ لْيَقْطَعْ فَلْيَنْظُرْ هَلْ يُذْهِبَنَّ كَيْدُهُ مَا يَغِيظُ Allah'ın ona (peygamberine) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğine kesin kanaat getiren kimse, semaya ulaşacak bir vasıta bulsun da sonra (Allah'ın yardımına) engel olsun. Baksın bakalım (din galip gelmesin diye kurduğu) tuzağı, öfkesini giderecek mi? (Hac, 22/15) Her kim ona (peygamberine) Allah’ın dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa hemen tavana bir ip çeksin sonra kendini assın da bir baksın; başvurduğu (bu yöntem), öfkelendiği şeyi giderecek mi? HANGİSİ DOĞRU?

56 bb) Cümleyi Anlamak Cümleler; 1. İsim cümlesi veya fiil cümlesi olur. 2. İhbarî veya inşaî olur. 3. Emir cümlesi veya nehiy cümlesi olur. Cümlede tekit, takdim ve tehir var mı? Cümle muhkem mi müteşabih mi?

57 bb) Cümleyi Anlamak Emir ve nehiy; Vücup mu? Nedb mi? İbaha mı? İrşat mı ifade ediyor? Emr-i sarih ve gayr-ı sarih Nehy-i sarih ve gayr-i sarih

58 bb)Cümleyi Anlamak Anlamı açısından sözcüklerin tekil, ikil veya çoğul, eril veya dişil, nekre veya ma’rife olması dikkate alınır. Mesela bir kelimenin nekre olması umum ifade edebildiği gibi başındaki elif-lam bulunması istiğrak ifade edebilir. Mesela وَمَا مِنْ دَآبَّةٍ فِي الْاَرْضِ اِلَّا عَلَى اللّٰهِ رِزْقُهَا “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızkı Allah’a ait olmasın” (Hûd,11/6) ayetinde دَآبَّةٍ kelimesi nekre olduğu için umum ifade eder. اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ cümlesindeki hamd kelimesinin başındaki “el” istiğrak ifade eder, dolayısıyla اَلْحَمْدُ “hür türlü övgü” anlamına gelir

59 Konu ili İlgili Ayetlere Birlikte Bakmak وَاتَّبِعُوٓا اَحْسَنَ مَآ اُنْزِلَ اِلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَاْتِيَكُمُ الْعَذَابُ بَغْتَةً وَاَنْتُمْ لَا تَشْعُرُونَۙ Farkında olmadan azap size ansızın gelmeden önce, Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun. (Zümer, 39/55) Hiç farkında olmadığınız bir sırada azap ansızın başınıza gelmeden önce Rabbinizden size indirilen en güzel hükümlere uyun. اَللّٰهُ نَزَّلَ اَحْسَنَ الْحَد۪يثِ كِتَابًا مُتَشَابِهًا مَثَانِيَۗ Allah sözün en güzelini; ayetleri, (güzellikte) birbirine benzeyen ve (hükümleri, öğütleri, kıssaları) tekrarlanan bir kitap olarak indirmiştir. (Zümer, 39/23) Hangisi Doğru?

60 b) Ayetin Ne Demek İstediğini Anlamak Ayetin ne demek istediğini anlamak, o ayeti derinlemesine bilmek, doğrudan ve dolaylı anlamlarını, işaretlerini, ilke ve hükümlerini, toplumlara ve çağlara vermek istediği mesajlarını, fıkhî hükümlerini anlamak ve bilmektir. Ayetin ne demek istediğini anlamak, anlamın anlamını bilmektedir. “Ayet ne diyor” sorusuna verilen cevap ayeti anlamaktır. “Ayet ne demek istiyor” sorusuna verilen cevap dinde derinlemesine bilgi sahibi olmaktır.

61 Ayetin ne dediğini belirli düzeyde bilgi sahibi olanlar anlayabilir, Ayetin ne demek istediğini anlamak için konunun uzmanı olmak gerekir.

62 Örnek تَبَّتْ يَدَآ اَب۪ي لَهَبٍ وَتَبَّۜ مَآ اَغْنٰى عَنْهُ مَالُهُ وَمَا كَسَبَۜ سَيَصْلٰى نَارًا ذَاتَ لَهَبٍۚ وَامْرَاَتُهُۜ حَمَّالَةَ الْحَطَبِۚ ف۪ي ج۪يدِهَا حَبْلٌ مِنْ مَسَدٍ Ebu Leheb’in elleri kurusun. Zaten kurudu. Ona ne malı fayda verdi, ne de kazandığı. O, bir alevli ateşe girecektir. Boynunda bükülmüş hurma liflerinden bir ip olduğu halde sırtında odun taşıyarak karısı da (o ateşe girecektir) Ebu Leheb, İslam, Kur’ân ve Peygamber düşmanı idi. Allah, Ebu Leheb’i cehennem ile cezalandıracaktır. Ayetin vermek istediği mesaj; Ebu Leheb’in konumunda olan herkes aynı akıbete uğrayacaktır.

63 c)Ayetin Nüzul Sebebini Bilmek اِنَّآ اَنْزَلْنَآ اِلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ النَّاسِ بِمَآ اَرٰيكَ اللّٰهُۜ وَلَا تَكُنْ لِلْخَآئِن۪ينَ خَص۪يمًاۙ وَاسْتَغْفِرِ اللّٰهَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ غَفُورًا رَح۪يمًاۚ وَلَا تُجَادِلْ عَنِ الَّذ۪ينَ يَخْتَانُونَ اَنْفُسَهُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ مَنْ كَانَ خَوَّانًا اَث۪يمًاۚ (Nisa, 4/ ) Rifâa b. Zeyd isimli sahabî, yabancı tüccarların Medine’ye getirdikleri has undan bir miktar satın alır ve bunu, içinde silâhlarının da bulunduğu evin sofasına koyar. Übeyrık ailesinden biri gece sofaya girer ve unla birlikte Rifâa’nın silâhlarını çalar. Rifâa durumu fark edince, yeğeni Katâde b. Nu‘mân’a anlatır. Katâde gerekli araştırmayı yapar ve hırsızlığı Übeyrık ailesinden birinin yaptığını tespit eder. Übeyrık ailesi, suçu Lebîd isimli bir Müslüman’ın üzerine attılar. Lebîd kılıcını çekip üzerlerine yürüyerek “Ben çalacağım ha! Vallahi ya hırsızı haber verirsiniz ya da şu kılıcımla sizi doğrarım!” deyince suçlamadan vazgeçerler.

64 c) Ayetin Nüzul Sebebi Hırsızın Übeyrık ailesinden olduğuna kesin kanaata varıldığı için konu Resûlüllah’a iletilir. Hz. Peygamber “Gerekeni yapacağım” cevabını verdi. Übeyrık ailesi, durumu öğrenince bir plan kurarlar. Plan şöyledir: Birini Resûlüllah’a göndererek iftiraya uğradıklarını, ortada bir delil bulunmadığı halde Katâde tarafından hırsızlıkla suçlandıklarını bildirip yakınırlar. Katâde durumu öğrenmek üzere Hz. Peygamberin yanına gider. Hz. Peygamber Katâde’ye, “Bana Müslüman ve iyi insanlar oldukları söylenen kimseleri, elinde bir delil olmadığı halde hırsızlıkla suçladın!” diyerek serzenişte bulunur. Katâde olup bitenden son derecede üzüntü duyarak amcasına geldi ve durumu anlattı. Rifâa “İşimiz Allah’ın yardımına kaldı” cevabını verir. Bu olay üzerine yukarıda ayetler iner. (Tirmizî, Tefsîr, 5/22)

65 - Ayetleri kendi terkibi ve bağlamı içinde anlamak, -Aynı konudaki ayetleri birlikte değerlendirmek, -Kur’ân-Sünnet bütünlüğüne dikkat etmek gerekir. -Ayeti bağlamından koparmamak, -Ayetin öncesini ve sonrasını dikkate almak, -Anlamı bozacak veya değiştirecek şekilde ayetteki cümleleri yarım olarak almamak gerekir.

66 YANLIŞ ANLAMAYA BİR ÖRNEK كَذَّبَ الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ فَاَتٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ حَيْثُ لَا يَشْعُرُونَ Onlardan öncekiler de yalanladılar ve azap kendilerine farkına varamadıkları bir yerden geldi. (Zümer, 39/25) Bir imam-hatip toplumdaki fitne ve fesat konusunu anlatırken bu ayet-i kerimeyi okuyup şöyle anlam veriyor: “Onların kalplerinden yalanlar fışkırır, onlar, şuursuz kimselerdir.” كَذَّبَ kelimesine yalan fışkırmak قَبْلِهِمْ kelimesine kalp لَا يَشْعُرُونَ cümlesine şuursuzluk Anlamı veriliyor. Tamamen yanlış.

67 YANLIŞ ANLAMAYA BİR ÖRNEK كُلُّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ رَه۪ينَةٌۙ اِلَّآ اَصْحَابَ الْيَم۪ينِۜۛ ف۪ي جَنَّاتٍۜۛ يَتَسَآءَلُونَۙ عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ مَا سَلَكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ الْمِسْك۪ينَۙ وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ الْخَآئِض۪ينَۙ وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ الدّ۪ينِۙ حَتّٰىٓ اَتٰينَا الْيَق۪ينُۜ فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِع۪ينَۜ Bir müftümüz, يَتَسَآءَلُونَۙ عَنِ الْمُجْرِم۪ينَۙ مَا سَلَكَكُمْ ف۪ي سَقَرَ cümlesini, cennetlikler cehenneme gidecekler ve niçin cehenneme girdiniz diye soracaklar şeklinde açıklıyor. قَالُوا لَمْ نَكُ مِنَ الْمُصَلّ۪ينَۙ cümlesini namazını şuursuz kılanlara delil için zikrediyor. Bu yanlış anlam; ayeti bağlamı, öncesi ve sonrası dikkate alınmadan verilmektedir. Halbuki ayet kafirlerden söz edilmektedir. Cennetliklerin cehenneme gidip onlara soru sorması diye bir şey yoktur.

68 Ayetleri anlama faaliyetinde Sözlük ve tefsir kitaplarından istifade edilir, sahabe, tâbiî ve diğer âlimlerin ayete nasıl anlam verdiklerine bakılır. Bir ayetin ne anlama geldiğini anlamak kadar niçin ve nasıl o anlama geldiğini anlamak da gerekir. Ayete anlam verirken; bir tek meale değil bir çok meale bakılmalıdır. Şu meallere bakılabilir: 1. Diyanetin Meali 2. Diyanet Vakfının Meali 3. Süleyman Ateş’in Meali 4. Suat Yıldırım’ın Meali Ayeti anlamak için mutlaka bir tefsire bakılmalıdır.

69 Ayetleri anlamada sadece meallere bakmak yeterli değildir. Mutlaka bir tefsire de bakılmalıdır. Yararlanabileceğimiz tefsirler: 1.Mehmet Vehbi‘inin Hülasatü’l-Beyan fî Tefsîri’l-Kur’ân’ı 2. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bastığı tefsir 3. Kurtubî’nin, el-Cami’u Li Ahkâmi’l-Kur’ân’ı 4. Hazin’inin, Lübâbü’t-Te’vîl fî Meâni’t-Tenzîl’i, 5. İbn Kesîr’in, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm’i

70 III. Ayetleri Anlatmak Ayetin ne dediği ve ne demek istediği iyice anlaşıldıktan sonra vaaza konu olarak seçilen ayetin veya ayetlerin müteaddit defalar okunarak zihne iyice yerleştirilmesi gerekir.

71 Ayetlerin seçiminde ve anlatımında, muhatap kitlenin durumunun dikkate alınması gerekir, aksi takdirde istenilen etkiyi göstermek ve netice elde etmek mümkün olmaz. اِنَّ اللّٰهَ يُلْقِي الْحِكْمَةَ عَلَى لِسانِ الْوَاعِظِينَ بِقَدَرِ هِمَمِ الْمُسْتَمِعِينَ Allah hikmeti, vaizlerin lisanına dinleyenlerin himmeti miktarı kadar verir.

72 ÖZET 1. Vaazlar ayet veya konu merkezli yapılır. 2. Vaaz konu merkezli yapılacaksa ilgili ayetler seçilir. Vaaz, ayet merkezli yapılacaksa bir ayet seçilir. 3. Önce anlatılacak ayetlerin iyice anlaşılması gerekir. 4. Önce ayetin ne dediğini sonra ne demek istediğini anlamak gerekir. Ayetin ne dediğini ve ne demek istediğini anlamak için: (a) Önce kelimeleri (b) sonra cümleleri anlamak gerekir. Kelimeleri anlamadan cümleleri; ayetin ne dediğini anlamadan ne demek istediğini anlamak mümkün değildir. 5. Konu ve ayetleri iyice anladıktan sonra anlatma aşamasına geçilir.

73 teşekkür eder saygılar sunarım Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ


"Vaazlarda Ayetlerden Yararlanma Yöntemleri Doç. Dr. İsmail KARAGÖZ Rehberlik ve Teftiş Başkanı." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları