Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

VAROLUŞUN BAĞLAMLARI Ruhsal Yaşamın Öznelerarası Temelleri Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "VAROLUŞUN BAĞLAMLARI Ruhsal Yaşamın Öznelerarası Temelleri Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D."— Sunum transkripti:

1 VAROLUŞUN BAĞLAMLARI Ruhsal Yaşamın Öznelerarası Temelleri Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D.

2 senden geçerek ben oluyorum. -e. e. cummings Senden geçerek Ben olur bir insan -Martin Buber Bebek diye bir şey yoktur. -D. W. Winnicott Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli2

3 Öznelerarasılık teorisi Öznelerarasılık teorisi ruhsal fenomenleri (etraftan) yalıtılmış intrapsişik meka- nizmaların ürünleri olarak değil de; birbiriyle karşılıklı etkileşime giren öznelliklerin kesiştiği yerde şekillenen olgular olarak ele almanın peşinde bir alan ya da sistemler teorisidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli3

4 Daha önce de ileri sürdüğümüz gibi; psikanalitik araştırma için uygun alanı oluşturan etrafından yalıtılmış münferit zihin değil; hasta ve analistin ya da çocuk ve bakıcının öznel dünyaları arasındaki karşılıklı etkileşim tarafından yaratılan o geniş sistemdir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli4

5 Bu bakış açısından bakıldığında görürüz ki; münferit zihin ya da ruh (psişe) kavramının kendisi öznelerin birbiriyle ilişki kurduğu noktada ortaya çıkan ve özgül ruhsal işlevlere hizmet eden ruhsal bir üründür Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli5

6 Psikoloji teorileri büyük ölçüde teorisyenlerinin öznel kaygılarından türediği için, psikanalizin ihtiyaç duyduğu şey özerk bir öznellik teorisidir; Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli6

7 “gözlemci gözlenendir” Aslına bakarsanız; kitabın ana teması “gözlemci gözlenendir” cümlesinde özetlenmiştir. “Öznelerarası” terimini ilk defa psikanalitik te- davide aktarım ve karşı aktarım arasındaki etkileşimi, hasta ve analistin farklı şekillerde örgütlenmiş öznel dünyaları arasındaki etkileşimi yansıtan öznelerarası bir süreç olarak kavramsallaştırdığımız bir makalede (Stolorow, Atwood ve Ross, 1978) açıkça kullandık Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli7

8 Psikanaliz tedavisinde, gözlemci etkisini gözlemlenene içkin olarak ele aldık (ayrıca bkz: Kohut, 1982, 1984) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli8

9 Çoğu Bernard Brandschaft ile eşgüdümlü olarak yürütülen müteakip çalışmalarda (Stolorow, Brandschaft ve Atwood, 1983, 1987; Atwood ve Stolorow, 1984; Brandschaft ve Stolorow, 1984; Brandschaft ve Stolorow, 1987) öznelerarası bir bakış açısının olumsuz terapötik tepkiler ve canlandırmalar, terapötik eylem ve terapötik ittifaklar, çatışma oluşumu ve direnç, duygulanım gelişimi ve patoloji oluşumu ile borderline ve psikotik durumlar da dâhil olmak üzere geniş bir yelpazede seyreden klinik mevzuları aydınlatabileceğini gösterdik Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli9

10 Nihayetinde de “öznelerarası bağlamın bütün psikopatoloji formlarında belirleyici bir role sahip olduğu” sonucuna vardık ve “psikopatolojinin her bir türünün gelişimine ve sürmesine sebebiyet veren öznelerarası etkileşimin özgül örüntülerinin devam etmekte olan klinik psikanalitik araştırma açısından keşfedilmesi gereken en önemli alanlardan biri olduğunu” öne sürdük (Stolorow ve meslektaşları, 1987) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli10

11 Bu noktadaki şunu vurgulamak isteriz ki; “öznelerarası” terimini hiçbir zaman sembolik düşünceye, kişinin özne olarak kendisi kavramına ya da Sternci anlamda öznelerarası ilişkilere (1985) atıf yapacak şekilde kullanmadık Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli11

12 deneyim dünyalarının etkileşimiyle şekillenen Biz “özneler arası” terimini, gelişimcilerin aksine, hangi gelişim seviyesinde olursa olsun deneyim dünyalarının etkileşimiyle şekillenen her türlü ruhsal duruma gönderme yapmak amacıyla kullanmaktayız Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli12

13 Öznelerarası alan bir karşılıklı etki sistemidir (Beebe ve Lachmann, 1988a). Bu sistemde kendiliknesnesi deneyimleri için analiste dönen yalnızca hasta değildir; analist de aynı deneyimler için hastaya döner (Wolf, 1979; Lee, 1988) ; buna koşut bir açıklama çocuk-bakıcı sistemi için de yapılabilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli13

14 Daha da önemlisi, “öznel dünya” “kendiliğin” kapsadığından daha fazla yaşantıyı içine alan bir yapıdır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli14

15 Öznelerarası alan daha genel addedebileceğimiz durumları içine alır ve insani deneyimin travma, çatışma, savunma ve direnç gibi kendilik-nesnesi dışındaki pek çok boyutunu da kuşatabilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli15

16 1. K UR AMSAL TEMELL ER Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli16

17 YALITILMIŞ ZİHİN EFSANESİ MODERN İNSANIN EFSANELERİN YOKLUĞUNDAN MUSTARİP OLDUĞU GÖRÜŞÜNE KARŞI ÇIKIYOR VE ÇAĞDAŞ BATI KÜLTÜRÜNÜN GÖZENEKLERİNE SİNEREK PSİKANALİZİN KURUCU VARSAYIMLARINA SIZAN MÜHİM BİR EFSANEYLE, YALITILMIŞ MÜNFERİT İNSAN ZİHNİ EFSANESİYLE, YÜZLEŞİYORUZ Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli17

18 Kültürel deneyimin simgesi olarak bakıldığında, yalıtılmış zihin imgesi modern insanın doğaya, toplumsal hayata ve kendi öznelliğine yabancılaşmasının temsilidir. Günümüzde hâlâ yaygınlığını koruyan bu yabancılaşmanın önemli bir kaynağı teknokrasi ve teknokrasiyle ilişkili olarak makineleşmenin 20. yüzyıldaki insan doğası algısını hâkimiyeti altına almış zihinsel mirasıdır (Matson, 1964; Barrett, 1979) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli18

19 Doğaya Yabancılaşma Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli19

20 Toplumsal Hayata Yabancılaşma Her bir bireyin yalnızca kendi bilincini bilebileceği ve dolayısıyla başka insanların deneyimlerine hiçbir zaman doğrudan ulaşamayacağı bu efsanenin gücüne yenilenler tarafından dile getirilmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli20

21 Bir kimsenin herhangi bir deneyim kazanabilmesi için gereken unsurun dahi ilişki kurmak olduğunu göz ardı eden bu görünürde “ontolojik” yalnızlık (Mijuscovic, 1988) fikri, diğer insanlara duyulan kısıtlayıcı bir yabancılaşma hissi olarak tarif edebileceğimiz tikel bir öznel duruma evrensellik atfetmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli21

22 Kendi Öznelliğimize Yabancılaşma Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli22

23 Bu şeyleştirmeler; deneyime maddi gerçekliği bulunan şeylere olağan bir şekilde atfedilen mekânsallık, hacim, değişmez bir maddilik ve benzeri özellikler gibi nitelikler kazandırmaktadır. Dolayısıyla, zihin de, şeyler arasında bir şey olarak yerini almaktadır. Şeyleştirilmiş zihin biriminin içerisinde hapsolmuş, fiziksel dünyadaki elle tutulur nesneler için geçerli olan kategoriler üzerinden algılanan öznel yaşamın kendine has özellikleri bu süreç içinde yitip gitmiştir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli23

24 Bu kendilikten ayrı, değişmez ve maddi bir gerçeklik dünyası olduğuna dair anlatı öznel algıya zıt düşer; çünkü dış dünyaya ilişkin algımız da belli öznelerarası alanlarda tesis edilir ve sürdü-rülür Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli24

25 YALITILMIŞ ZİHNİN DEĞİŞİK BİÇİMLERİ Psikanalizin kurucusu Freud, bu öğreti içerisinde, yalıtılmış zihin efsanesinin çeşitli versiyonları için gereken zemini hazırlamıştır. Freud, metapsikolojik teorisinin neredeyse bütün safhalarında, zihni “zihinsel bir aygıt” olarak, organizmanın içinden, içsel olarak gelen dürtüsel enerjiyi yönlendiren bir enerji boşaltım mekanizması olarak tasvir etti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli25

26 Bu modele göre, kendilik deneyiminin değişen bir öznelerarası bağlamda şekillenmesinden kaynaklanan öz-saygı zayıflığı yalnızca erken çocukluk dönemi için, ruhun yapısallaştırılmasından öncesi için geçerlidir. Buna karşılık; gelişmiş sağlıklı çocuğun ya da yetişkinin özerk benliğin öznelerarası deneyimler-de yoluna çıkan “sapan ve oklara” karşı bağışıklık kazanmış oldu-ğu farz edilmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli26

27 Benlik psikolojisinin gelişime ilişkin özerkleşmeyi başarı addeden bu görüşü, Kohut’un “dönüştürmeli içselleştirmeye” sebep olan “optimal hayal kırıklıkları” aracılığıyla oluşan kendilik yapısı teorisinde de korunmuştur; Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli27

28 biz, yalıtılmış zihnin bir biçimini gelişimin ideal amacı konumuna yükselten dönüştürmeli içselleştirme teorisini mevcut bir öznelerarası sistem içerisinde gelişen duygulanım bütünlüğü ve tahammül (tolerans) artışı mefhumlarıyla değiştireceğiz (Socarides ve Stolorow, 1984/85; Stolorow ve meslektaşları, 1987). İddiamız şudur ki duygusal deneyim her zaman belli bir öznelerarası bağlam içerisinde düzenlenir ve o bağlamla belirlenir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli28

29 Mevzu bahis özerk, yalıtılmış zihin burada yalnızca optimal bir erken dönem gelişiminin son aşaması olarak değil, aynı zamanda başarılı bir psikanaliz sürecinin ideal neticesi olarak resmedilmektedir. Bu resmin aksine, böylesi bir deneyimin ve bu deneyimin örgütlenmesinin birbirinden ayrılmayacak şekilde öznelerarası bir bağlama gömülü olduğunu kavrayan bir bakış açısı hastanın analiste olan bağlılığını gelecekteki duygusal varlığını sürdürebilmesi için muhtemel bir kaynak olarak kabul edebilecek ve hatta hoş karşılayacaktır (Stolorow ve Lachmann, 1984/85; Stolo-row ve diğ., 1987) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli29

30 Bu yalıtılmış zihin öğretisinin kalıntıları Freudyen benlik psikolojisine radikal alternatifler olarak öne sürülen birtakım teorik çerçevede de mevcuttur; bu çerçevelere örnek olarak Schafer’in eylem dili anlayışını, nesne ilişkileri teorisini, Kohut’un kendilik psikolojisi yaklaşımı ve kişilerarası psikanalizi verebiliriz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli30

31 Schafer’in tasavvurunda, kendi deneyimlerini tek başına yaratan tümgüçlü fail imgesiyle, yalıtılmış zihnin eylem halindeki bir başka biçimiyle kapatılmaktadır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli31

32 Münferit zihnin tümgüçlülüğü Kleincı nesne ilişkileri teorisinin kimi versiyonlarında doruk noktasına ulaşır; bu durum en fazla yansıtmalı özdeşim kavramının klinik uygulamalarında görünür hale gelir. Örneğin; Kernberg (1975) Klein’ın ilkel fantezi tanımını (1950) bir kimsenin kendinden olan parçaları bir başkasının ruhuna ve bedenine geçirdiğinin varsayıldığı, nedensellikle işleyen bir mekanizmaya dönüştürmüştür Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli32

33 Kernberg (1976) Freud’un dürtü teorisinin gözden geçirilmesi gerektiğini öne sürdü; Kernberg kişilik yapısının temel direklerini insanın kendisine dair bir imgeden, ötekine dair bir nesne imgesinden ve duygulanımdan oluşan birimler olarak resmediyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli33

34 Olumsuz duygulanım değerine sahip olan birimler saldırgan dürtülerin zeminini oluştururken, olumlu duygulanım değerine sahip birimlerin libidinal dürtülerle birleştiği söylenmektedir. Kernberg duygulanımın gelişim sürecinde ve güdülenmedeki önemini tanısa da, bir kere süreklilik arz eden kendilik-nesne-duygulanım birimleriyle bütünleşmeye görsün, duygulanımların da dürtüler gibi davranmaya başladığını, yalıtılmış bir zihnin sınırları içerisinde harekete geçip, bütün bir yıkıcı savunma faaliyetini tetiklediğini düşünür. Böylelikle; duygulanım deneyiminin ömür boyu süregiden bir öznelerarası sistemde yaşanacağı gerçeğini yitirir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli34

35 Kohut kendilik psikolojisini geliştirerek yalıtılmış zihin öğretisinin çağdaş psikanaliz düşüncesi üzerindeki denetimini gevşetmeye yönelik çok büyük adımlar atmıştır. Kendilik deneyiminin örgütlenişinin her daim başkalarından geldiği düşünülen tepkilerle belirlendiğini vurgularken kullandığı “kendiliknesnesi işlevi” (Kohut, 1971, 1977, 1984) bunun en önemli örneğidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli35

36 Kohut (1984) geleneksel analizden kendilik psikolojisine doğru yaşanan değişimle Newtoncu fizik anlayışından Plankçı atom ve atomaltı parçacıklar fiziğine doğru yaşanan değişim arasında bir koşutluk olduğunu iddia eder; Plankçı fizik anlayışında da “gözlemlenen alan, mecburen, gözleyeni de içermektedir.” Kohut’a göre, geleneksel analiz “ analisti yalnızca gözlemci, analizanı da yalnızca gözlemcinin-analistin araştırdığı alan” olarak görürken, kendilik psikolojisi yönelimli analiz “analistin etkisini… analitik duruma içkin insan varlığı olarak tanır ve tahlil eder” Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli36

37 Yalıtılmış zihin efsanesine bu kadar güçlü bir şekilde meydan okumasına karşın, kendilik psikolojisi yazınında bu efsanenin kalıntılarına hâlâ rastlanmaktadır. Bu kalıntılardan biri de kendilik teriminin ısrarla hem varoluşsal bir fail (Schafer’in dikkat çektiği üzere bağımsız bir eylem başlatıcısı) hem de ruhsal bir yapı (kendilik deneyiminin örgütlenişi) anlamına gelecek şekilde kullanılmasıdır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli37

38 Kendilik psikolojisinde yalıtılmış zihin efsanesinden kalan ikinci bir tortu da kendiliğin, kendisini ifşa etmesini sağlayacak tepkisel bir alanın oluşmasını bekleyen (bkz: Mitchell, 1988), doğuştan gelen çekirdek bir programa ya da içkin bir tasarıma sahip olduğu (Kohut, 1984) fikridir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli38

39 Özerk bir zihne sahip olmayı gelişim sürecinin ideal sonucu olarak gören benlik psikolojisinin ak- sine, kendilik psikolojisi bu ideali bireyin doğum- öncesi (prenatal) ya da kalıtsal öntarihinde, gerçekleşme fırsatını bekleyen, önceden var olan bir potansiyel olarak konumlandırır. Böylesi bir fikir, bizim kendilik deneyiminin izlediği yolun gelişimin her bir aşamasında öznelerarası sistemle şekillendiği yönündeki görüşümüze net bir biçimde terstir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli39

40 Basch, “psikoloji ve biyoloji arasında uzun süredir devam eden, zararlı mesafeyi” kapatacak, “bilimsel temeli olan, birleşik, birleştirici bir psikoterapi teorisi” kurmayı amaçlayan bir kavramsal çerçeve sunmaktadır. Bu noktada, psikoloji ve biyolojinin birleştirilmesi Freud’un (1895) talihsiz “Bilimsel bir Psikoloji Projesi”nin ruhuna geri dönmemiz için gösterilen bir çaba; yani, ruhsal işlevlerin insanın sinir sistemi içerisinde gerçekleşen mekanistik süreçlere indirgenme talebi söz konusu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli40

41 Basch, modern sibernetik ve bilişim bilimlerinden devşirdiği metaforlara güvenerek, ruhsal faaliyeti özünde beynin içerisinde örüntü eşleş-tiren, hata düzeltici geri bildirim çevrimleri içeren bir mekanizma olarak tasavvur ediyor Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli41

42 Şimdi Basch’ın metapsikolojisindeki merkezi yapıyı, sözde kendilik-sistemini düşünün. Bu sistem; birbiriyle ilişkili, hataları düzeltici geri-bildirim döngülerinin hiyerarşik bir şekilde örgütlenmesinden oluşan bir biyolojik birim olarak tanımlanır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli42

43 Dahası; kendilik sistemi, beynin “düzenin muhafızları, yetkinliğin ve nihayetinde öz- saygının teminatı” işlevini gören “yazılım” düzenlemelerini kullanan, “kendi kendini programlayan bir bilgisayar gibi” işlev görmesini sağlayan bir sistem olarak resmedilmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli43

44 Kişilerarası psikanaliz Sullivan’ın Freudyen teorinin intrapsişik belirlenimciliğini toplumsal etkileşimin önemine vurgu yapan bir bakış açısıyla değiştirme çabasından doğdu (1953). Aslına bakarsanız; Sullivan psikiyatri ve psikanalizi sosyal bilimlerin alanı içerisinde yeniden konumlandırmak istemişti. Bize göre onun bu çabasını sekteye uğratan, iki tavır arasında tereddüt etmesiydi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli44

45 Sullivan’ın “parataksik çarpıtma” kavramıyla açıklanabilir; bir kimsenin başkalarına ilişkin güncel deneyimlerinin geçmişteki kişilerarası deneyimlerinin etkisiyle “çarpıtıldığının” söylendiği süreçtir bu. Tam burada şunu vurgulamak isteriz: Parataksik çarpıtma kavramı yalıtılmış zihin öğretisinin bir başka biçimini içinde saklamaktadır; Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli45

46 Çağdaş kişiler arası analiz en iyi temsilini Mitchell’in (1988) Sullivan’ın, İngiliz nesne ilişkileri teorisyenlerinin, en fazla da, Fairbairn’in çalışmalarından (1952) devşirerek bütünleşik bir “ilişkisel model” geliştirme çabasında bulur. Mitchell’in psikanalizde teorize edilen ilişkisel modele ilişkin genel tanımı bizim bakış açımızla bir hayli uyumludur: Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli46

47 Kişilerarası analizde, temel çalışma birimi arzuları dışsal gerçeklikle çatışan, ayrı bir birim olarak birey değil; bireyin içerisine doğduğu ve diğerleriyle irtibat kurmak, kendisini ifade etmek için çaba harcadığı etkileşimsel alandır. Arzu, her daim, ilişkisellik içerisinde deneyimlenir ve arzunun ne anlama geldiğini belirleyen de bu bağlamdır. Zihin ilişkisel düzenlemelerden oluşur… Deneyim etkileşimler yoluyla yapılandırılır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli47

48 Yeterince dikkat edilmeyen noktaysa hastanın analistin oyununda bir yan oyuncu haline gelmesi, mesela, analistin yorumlamaları tarafın- dan iletilen, analistin önceden tasarlamış olduğu kategorilerin (hastanın hesaplarla meşgul olduğu varsayımı da dâhil olmak üzere) hastanın deneyimlerine yaptığı etkidir. Görünen odur ki; söz konusu klinik yaklaşım oldu mu Mitchell’in ilişkisel modeli de eninde sonunda yalıtılmış zihin modelinin bir biçimi olduğunu göstererek çökmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli48

49 Gayri-şahsi makine, özerk ego, tüm-güçlü fail, bozulmamış saf kendilik… Çevrenin belirleyici etkisin-den soyutlanmış zihne dair bütün bu imgeler, Kundera’nın deyi-şine telmihle söylersek (1984) “varolmanın öznelerarası bağlamdaki dayanılmaz yerleşikliği ” olarak ifade edebileceğimiz duruma karşı konumlanmaktadır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli49

50 KİŞİSEL DENEYİMİN BİREYOLUŞU Biz, kişisel deneyimin gelişiminin her daim süregiden bir öznelerarası sistem içerisinde gerçekleştiğini öne sürüyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli50

51 Hem ruhsal gelişim hem de patoloji oluşumu… gelişim sürecini şekillendiren ve bu süreçteki kritik ödevlerin çocuk tarafından aşılmasını ve gelişim aşamalarından başarılı bir şekilde geçmesini kolaylaştıran ya da zorlaştıran özgül öznelerarası bağlamlar üzerinden kavram-sallaştırılır. Gözlemlenmekte ve odaklanılmakta olan çocuğun ve bakıcının farklı şekilde örgütlenmiş öznel-likleri arasındaki karşılıklı ilişki tarafından kurulan (ve kurulmaya devam eden) ruhsal alandır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli51

52 Kişi herhangi bir ortama ön-ceden tesis etmiş olduğu düzenleyici ilkelerle girer (bu da öznelerarası sisteme öznenin katkısı anlamına gelir) ancak bu ilkelerin nasıl bir sırayla söz konusu deneyimi örgütlemek üzere ortama dâhil olacağını belirleyen bağlamdır. Ortada yalnızca örgütlenmeye elverişli bir durum bulunduğunda, deneyim belli bir değişmez ilke tarafından örgütlü hale getirilir. Yani, deneyimin örgütlenişinin hem önceden var olan ilkelerce hem de bu ilkelerden birini diğerine tercih eden bir bağlamla belirleniyor olduğu görülebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli52

53 Lichtenberg (1989)’in de uygun bir şekilde öne sürdüğü üzere, “güdülenmelerin yalnızca yaşanan deneyimlerden” doğduğu ve “güdülenme deneyiminin hayatiliğinin çocuklar ve bakıcıları arasındaki duygulanıma bağlı değişimleri içinde barındıran davranışlara” göre belirlendiği gittikçe daha fazla geçerlilik kazanmaya başlamıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli53

54 “Kendiliğin duygusal çekirdeği” (Emde, 1988a) kişinin öznelerarası etkileşimiyle oluşur ve dolayısıyla dür-tüden duygulanıma doğru yaşanan eksen kayması güdülenmeye ilişkin psikanalitik açıklamayı dosdoğru ait olduğu yere, öznelera-rası alanın içerisine yerleştirir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli54

55 Gerçek Algısının Oluşumu Bize göre; çocuğun gerçek algısı temelde engellenme ya da hayal kırıklığının bir sonucu olarak vücuda gelmez; daha ziyade bakıcı çevrenin onaylayıcı uyumuyla, duygusal açıdan yoğun, olumlu ve olumsuz bir deneyimler yelpazesi minvalinde sergilenen uyumlanma aracılığıyla oluşur. Dolayısıyla, gerçeklik de, duygulanım açısından birbiriyle uyumlu öznelliklerin etkileşime girmesiyle oluşan alanda şekillenir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli55

56 Bu safhada, bakıcının çocuğun öznel durumlarıyla kurduğu katılımcı özdeşim sözel ve başka türlü simgelerle gittikçe daha fazla iletilir; bu da çocuk tarafından gerçek olarak deneyimlenen, kendiliğe ve ötekine ilişkin sembolik bir dünyanın tedrici gelişimine imkân tanır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli56

57 Gerçek algısının sapmasının patolojik sonuçları ilerleyen bölümlerde tartışılmaktadır. Bu patolojik sonuçlar sırasıyla şöyledir: Kendi üzerine düşünme alanının ciddi anlamda daralması (İkinci Bölüm); duygulanım ve zihin-beden bütünlüğü bozuklukları(Üçüncü Bölüm); erken dönemdeki travmatik yaraların gerçekli-ğine ve kişinin genel anlamdaki deneyimlerinin onay görmesine ilişkin eziyet verici endişeler (Dördüncü ve Beşinci Bölüm); ve son olarak, ruha başkaları tarafından el konulan sürecisomutlaştıran olağandışı fantezilerin oluşumu ve gelişimi (BeşinciBölüm) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli57

58 2 ÜÇ FARKLI BİLİNÇDIŞI Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli58

59 BÖLÜMDE ÖZNELERARASI BAKIŞIMIZI BÜTÜN BİR PSİKANALİZ DÜŞÜNCESİNİN TEMELİ OLAN BİLİNÇDIŞI ZİHİNSEL SÜREÇLER KAVRAMININ YENİDEN İNCELENMESİNE TEŞMİL EDİYORUZ Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli59

60 düşünüm öncesi bilinçdışı ve daha aşina olduğumuz dinamik bilinçdışı Daha önce bilinçdışını yeniden kavramsallaştırmaya çalıştığımızda (Atwood ve Stolorow, 1984) psikanaliz için önem arz eden iki bilinçdışı formu -düşünüm öncesi bilinçdışı ve daha aşina olduğumuz dinamik bilinçdışı- arasında bir ayrıma gitmiştik. Mevzu bahis her iki bilinçdışı formu da Freud’un (1910, 1915) “bilinç-öncesi” kavramından çok büyük bir çabayla bilince çıkabilmeleri minvalinde ayrılıyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli60

61 Bir kişinin öznel dünyasını örgütleyen ilkeler, ister olumlu işlesin (bilinçte belli yapılanmalara yol açsın) ister olumsuz işlesin (belli yapılanmaların ortaya çıkmasını engellesin) bizatihi bilinçdışı bir niteliğe sahiptir. Kişinin deneyimleri ruhsal yapılar tarafından şekillendirilir; ancak bu şekillendirme süreci kişi farkında olmaksızın ve üzerine düşünmeksizin işler Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli61

62 Çatışmayı şekillendiren özgül öznelerarası bağlamlar çocuğun merkezi duygulanım durumlarının, etrafından gerekli uyumlu tepkileri alamadığı için, bütünleşemediği, durumlardır. Böylesi bütünleşmemiş duygulanım durumları yaşam boyu sürecek bir iç çatışmanın kaynağı haline gelir, çünkü hem kişinin artık oturmuş olan ruhsal örgütlenmesine hem de hayati açıdan ihtiyaç duyulan bağların sürdürülmesine tehdit olarak deneyimlenir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli62

63 Bu noktadan bakıldığında, dinamik bilinçdışının bastırılmış içgüdüsel dürtü türevlerinden değil de erken dönemdeki çevreden uyumlu tepkiyi alamadığı için savunmacı şekilde birbirinden ayrışmış olan duygulanım durumlarından oluştuğu görülmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli63

64 Çocuğun sembol kullanma yetileri olgunlaştıkça semboller duyu- motor uyumlanmalarla kol kola gidecek şekilde, çocuğun deneyiminin gelişimsel sistem içerisinde onaylanmasını sağlayan araçlar olarak, önem kazanır. Bilincin sembollerle gitgide ifadeye kavuştuğu bu deneyim alanında, bilinçdışı sembollere dökülemeyen demektir. Bir deneyimin söze dökülmesi vazgeçilmez bir bağa tehdit olarak algılandığında, bastırma da bu deneyimin sembollerle kodlanma sürecini kesintiye uğratarak başarılabilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli64

65 Özetlemek gerekirse; birbiriyle ilişkili üç tür bilinçdışı olduğunu söyleyebiliriz: (1) bir kişinin deneyimlerini bilinçdışı yollarla şekillendiren ve aralarında bütünlük kuran örgütleyici ilkeler anlamında düşünüm-öncesi bilinçdışı. (2)varlığına ihtiyaç duyduğumuz bağlara tehdit olarak algılandığı için söze dökülmeyen (ifade edilmeyen) deneyimlerin oluşturduğu –dinamik bilinçdışı ve (3) çevreden hiçbir zaman onaylayıcı tepki almadığı için ifade edilemeyecek deneyimlerin oluşturduğu onaylanmamış bilinçdışı. Vurguladığımız üzere; bu üç bilinçdışı türü de özgül, şekillendirici öznelerarası bağlamlardan doğar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli65

66 Sürekli olarak sürdürülen empati tutumunu deneyimi bilinçdışı yollarla örgütleyen ilkeleri araştıran bir yöntem olarak tanımlıyoruz. Analistin araştırmacı faaliyetine vurgu yapan bu tanım, analitik empatiyi bir hastanın kendiliknesnesi özlemini dindirmek ve arkaik umutlarını karşılamak için gerekli koşul addeden karşı-aktarım temelli yanlış anlaşılmaların panzehiridir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli66

67 Dinamik bilinçdışının dönüşümü -öncelikle- direnç analizi aracılığıyla, yani hastanın aktarım esnasında merkezi duygulanım durumlarının ve geçmiş özlemlerinin analiste ifşa olması durumunda, analistin asıl bakıcılardan gelen travmatojenik, hatalı tepkileri tekrarlayacağı yönündeki beklentilerini ve korkularını araştırmakla, gerçekleşir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli67

68 Erken dönemde yaşadıkları deneyimin ekseriyetine karşılık bakıcılardan onaylayıcı uyumlama tepkisi alamayan, bunun sonucunda iyi tanımlanamamış ve sallantıda kalmış kavramlarına başkalarının yargılarıyla kolayca el konulan, duygulanımları sembolik açıdan karmaşık hale gelmiş hislerden ziyade yayılmış bedensel durumlar olarak hissetmeye müsait bu hastalar genellikle parçalanmış, örgütlenememiş veya psikosomatik durumlara eğilimlidirler Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli68

69 Analist bunu hastanın deneyimini belirgin kılarak, daha yüksek örgütlenme seviyelerine çıkartarak ve güvenini pekiştirerek yapar. Bize göre, bu durum, kendilik hissinin temel taşıdır; bu kendiliknesnesi işlevi öylesine hayati ve esastır ki analiz sırasında ortaya çıkışını özgül bir terimle, kendiliği-tanımlayan kendiliknesnesi aktarımı olarak adlandırıyoruz (Stolorow ve diğ., 1992) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli69

70 Çok-katlı bir bina ve yerin altında kalan bir bodrum katı tahayyül edin. Bu örnekte, bilinç zemin katın üstündeki kısımlara denk gelirken, daha yüksek katlar bir kişinin nispeten daha fazla gelişim ve bütünleşme gösterdiği farkındalık alanlarını temsil etmektedir. Dinamik bilinçdışı binanın yer altında ve gözden uzakta kalan bodrumudur. Burada, dayanılmaz çatışma ve özneyi tehdit eden durumlarla ilişkisi yüzünden bilincin dışına sürülmüş içerikler barınır. Düşünüm öncesi bilinçdışının bu imgede somut bir karşılığı yoktur, o daha ziyade, bir binanın inşasına göre planı hazırlayan mimarın tasarısına denk düşmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli70

71 Yaptığımız benzetmede, onaylanmamış bilinçdışı karşımıza binanın çevresinde ve bodrumda duran tuğlaların, kerestelerin ve geri kalan kullanılmayan malzemelerin, olabilecekse bile hiçbir zaman yapının bir parçası olmamış malzemelerin formunda çıkar. Bu çok çeşitli nesneler daha önce hiç ifade edilmemiş ve bilinç yapısıyla bütünleşmemiş deneyimleri temsil eder ve sonuç olarak gerekli onay gelmedikçe de büyük oranda bilinçdışı kalmaya mahkûmdur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli71

72 İkinci rüyasında hasta,ellerine ve ayaklarına bağlanmış ipler tarafından iki farklı yöne doğru çekilirken yerde yüzükoyun yatıyordu; bu iplere hastayı derisinden yakalayan küçük kancalar geçirilmişti. Cine benzer küçük yaratıklar bu ipleri çekiyor, hastanın derisini bir o yöne bir bu yöne geriyorlardı. Bu rüyayı da hastanın iki ayrı baba görünümü yüzünden kendilik hissinde oluşan gerilimlerinin somutlaşması olarak anladık; bir yanda -gün ışığının var olduğu dünyada- onu seven, sorumluluk sahibi bir baba varken; öte tarafta gecelerini işgal eden kötü niyetli, cinsel istismarcı bir baba vardır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli72

73 Onaylanmamış bilinçdışıysa, rüyada, tuvaletten çıkan, yanmakta olan, ne olduğu anlaşılmayan, tanımlamayan madde mahiyetinde kendisini ele verir. Yerin altından çıkan şey, hatırlanacağı üzere, tanımlanabilen, etiketlenebilen belli nesneler ve dolayısıyla belli şekillerde ifade edilen hislere ya da anılara tekabül eden olgular değildir. Oradan gelen, daha ziyade, hastanın tanıyamadığı göz korkutucu bir kitledir. Bu hastanın bilinçli yaşamından çıkarması gereken deneyimler hiçbir zaman hiç kimse tarafından tanınmamış ya da onaylanmamıştır; aslına bakılırsa, her iki ebeveyn tarafından da reddedilmiştir: Baba bunu ensest ilişkiyi özel bir tören olarak tanımlamak ve kızını bu ritüelden zevk almaya zorlamakla, anneyse kızını yalanlar uydurduğunu düşündüğü için öfkeye kapılıp cezalandırmakla yapmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli73

74 Tedavisinin başlangıcında bu hastanın kendisine ne olduğuyla ilgili zerre kadar duygusal bilgisi yoktu. Boyutlarının farkında olmasa da, ortada ensest bir ilişki olduğunu biliyordu; ancak mağdur olduğuna, istismar edildiğine ya da sömürüldüğüne dair herhangi bir his taşımıyordu. Benzer şekilde annesinin durumu görmezden geldiğini biliyordu, ancak annesi tarafından ihanete uğramış ya da yüz üstü bırakılmış gibi bir algıya da sahip değildi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli74

75 3 ZİHİN VE BEDEN Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli75

76 Metafizik bir mesele olarak ele alınan kadim zihin-beden sorunsalı felsefi açıdan uzun ve karmaşık bir tarihe sahiptir; bu soruna materyalizm, idealizm, paralelcilik ve etkileşimcilik olmak üzere pek çok çözüm de önerilmiştir (genel bir bakış için bkz: Wallace, 1988) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli76

77 Klasik psikanaliz, maddeye –beden ve “dürtülerine”- ontolojik üstünlük atfederek ve deneyimin örgütlenişini bedensel olayların ikincil bir ifadesi şeklinde yorumlayarak, bu soruna materyalist bir çözüm benimsemiştir. Doğa bilimlerinden türetilen kavramlar şeyleştirilmiş ve deneyim fiziksel olanın yan ürünü olarak görülmüştür. Materyalist öğreti, kaçınılmaz şeyleştirmeleriyle, yalıtılmış zihin efsanesine mükemmelen uygunluk göstermektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli77

78 Biz hem zihin ve beden arasındaki öznel ilişkinin temel biçimlerine dair bir tanımın hem de bu ilişkinin her bir formuyla ilintili özgül öznelerarası bağlama dair bir açıklamanın peşindeyiz. Bu konuyu ele alırken, metafizik felsefenin en büyük meselelerinden birinin ruhsal alandaki köklerine ışık tutmayı ve kendilik deneyiminin bu temel boyutuna dair geniş bir idrakin oluşmasına katkı sağlamayı umuyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli78

79 DUYGULANIM DENEYİMİ Bu noktadaki savımız zihin ve beden arasındaki sınırların özgül, şekillendirici öznelerarası bağlamların sonucu olduğu yönündedir. Duygulanım deneyiminin alanına girdiğimizde anlarız ki zihin ve bedeni birbirinden ayıran sınır öznelerarası durumların içerisinde oluşur; bu tıpkı bilinç ve bilinçdışı arasındaki ayrımın da öznelerarası durumlara göre şekillenmesine benzer Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli79

80 Krystal (1988) duyguların erken dönemde bedensel duyumlar olarak deneyimlenmekten kademe kademe sözel olarak ifade edilebildikleri öznel durumlara dönüşmesinin duygusal gelişimin kritik bir boyutunu teşkil ettiğini öne sürmüştür Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli80

81 Empatik açıdan uyumlu sözel tepkiler, bedensel duygulanım deneyimlerinin sembolik olarak kodlanmış anlamlarla tedricen bütünleşmesini sağlar ki bu da nihayetinde özgün hislerin belirmesine sebep olur. Dolayısıyla bir kimsenin duygulanımlarını salt fiziksellikten (sadece bedende yaşanıyormuş gibi hissetmekten) ziyade zihinsel olarak da (mesela hislerle) deneyimleyebilmesi bunu mümkün kılacak bir öznelerarası bağlamın varlığına bağlıdır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli81

82 Daha gelişmiş, sembolik açıdan karmaşıklaşmış hislerin –çocuklukta kişinin çevresinden gördüğü hatalı tepkilerin tekrarlanmasıyla- göz ardı edileceği, reddedileceği ya da hayati bir bağa zarar vereceği yönünde beklentinin oluşması halinde, kişi daha arkaik, duygulanım deneyiminin ve ifadesinin bilhassa somatik hallerine geri döner (Socarides ve Stolorow, 1984/85). Bazı psikosomatik belirtiler duygulanım deneyiminin bedensel bileşeni engellendiğinde ortaya çıkabilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli82

83 DENEYİMİN SOMUTLAŞMASI Öznel deneyimlerle şekillenen zihin ve beden arasındaki ikinci bir karşılıklı ilişkiler dizisi somutlaştırma olarak terimleştirdiğimiz bir ruhsal sürecin (Atwood ve Stolorow, 1984) mülahazasıyla açığa çıkmaktadır- somutlaştırma, somut ve duyu-motor simgelerin kişinin öznel deneyimini ifadeye kavuşturması demektir. Bu noktada yazar deneyimin belli bir form kazanarak görünür olması, somutlaşması sürecini kast etmektedir – ç.n Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli83

84 Deneyimin somutlaşması insanın ruhsal yaşamında sık sık meydana gelen temel bir süreçtir; pek çok ruhsal faaliyetin ve ürünün altında bu süreç yatmaktadır. Deneyim pek çok farklı forma bürünerek somutlaşabilir; hangi forma bürüneceği tercih edilen ifade yollarına ve biçimine bağlıdır. Örneğin; rüyalarda ve fantezilerde deneyimin o an gerek duyulan yapılanmalarını maddi bir forma kavuşturmak, somutlaştırmak için algısal canlandırmaya başvurulur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli84

85 Somutlaşma pek çok farklı şekilde zihin ve beden arasındaki ilişkinin sürdürülmesine aracılık edebilir. Bu aracılık faaliyetinin örnekleri bazı cinsel pratiklerde karşımıza çıkabilir; bu cinsel pratiklerde tehlikeli, parçalanmaya müsait bir ruhsal örgütlenmenin onarılacağının ya da süreceğinin teminatı yoğun bedensel deneyimlerdir (Kohut, 1971; Goldberg, 1975; Stolorow ve Lachmann, 1980; Socarides, 1988) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli85

86 Gelişimin erken dönemlerinde yaşanan duyusal deneyimlerin ve fantezilerin kendilik hissinin yapılanmasına önemli ölçüde katkı sunan ruhsal örgütleyiciler olarak ele alınması gerektiğini öne sürmüştük. Özellikle de; psiko-seksüel deneyimler çocuğa öznel dünyasının ifadeye kavuşmasındaki gelişimsel adımları somutlaştıran ve elle tutulur hale getiren bir dizi duyu-motor ve anatomik sembol temin eder Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli86

87 Bu gelişmeler ciddi oranda engellendiğinde –ki bu durum yapısal eksikliklere ve zayıflıklara sebep olur- kişi, yetişkin bir birey olduğunda, öznel yaşamının örgütlenişini sürdürmek için bu psiko- seksüel sembollerden medet ummaya devam eder. Orgazmın yanında bu sembolik formları da canlandırmakla hatalı bir kendilik hissini onarma çabalarını kanlı canlı, somut, maddi bir forma sokar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli87

88 Bu gibi örneklerde; Freud’un öne sürdüğünün (1905) aksine, kişinin saplandığı ve gerileyerek canlandırdığı yalnızca bebeklikteki erotik deneyim değildir. Bundan ziyade; gerilemeci bir biçimde güven duyularak muhafaza edilen erotik deneyimin erken dönemde gördüğü işlevdir; bu işlev dağılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan kendilik hissinin tutarlılığını ve istikrarını sağlar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli88

89 Cinsel ve diğer fiziksel pratiklerde, beden zihnin hizmetindedir; gereken deneyimi maddi bir gerçeklik haline getirir fakat zihnin yerine geçmez Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli89

90 Konversiyon belirtilerindeyse, bunun tersine, somut sembolleştirme birtakım çatışmacı deneyimlerin bedensel manada yedeğini yaratır ve böylelikle zihinle beden arasındaki sınırı psikosomatik durumlarda gerçekleşene benzer bir biçimde değiştirir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli90

91 Lacan’ın deyişiyle (1953) “ete yazılı bir sembol” olan konversiyon bedenin deneyim alanını zihninkini daraltmak pahasına genişletir. Konversiyon belirtilerine sebep olan öznelerarası durumlar birtakım psikosomatik vakaların, duygulanım deneyiminin sözel ifadesinin engellendiği, böylelikle ihtiyaç duyulan bir bağın tehdit edildiği vakaların meydana geldiği durumlarla oldukça benzerlik gösterebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli91

92 Ancak, duygulanımı ifade etmenin pre-sembolik yollarını izleyen psikosomatik durumların tersine, konversiyon belirtileri sembolik süreçler vasıtasıyla ortaya çıkar. Konversiyon belirtileri bir kimsenin söylenmemesi gerektiğine ya da duyulmayacağına inandığı somut, anatomik simgelerle ya da analiz sürecinde yoğun bir araştırma ve yorumlama faaliyetinin odağı haline gelen inançlarla ifadeye kavuşur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli92

93 Psikosomatizasyon ve konversiyon belirtileri bedensel işlevlerde –doğal olarak- değişiklikler yaratırken, böylesi değişiklikler hipokondriya ile`ilgili durumlarda gerçekleşmez. Hipokondriya ile ilgili durumlarda, deneyimin somutlaşması süreci beden hakkında kaygıyla güdülenen fantezilerin oluşumuyla sonuçlanır; bu fantezilerde bedenin belli parçaları hastalıklı ya da dayanıksız olarak resmedilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli93

94 Hasta, bedeninin zayıf olduğunu düşündüğü kısımlarını kafasında canlandırırken, eli kulağında bir ruhsal felaketi, kendilik dağılmasını, anatomik sembollere başvurarak somutlaştırır (Kohut, 1971; Stolorow ve Lachmann, 1980) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli94

95 RUHUN BEDENDE CİSİMLEŞMESİ, RUHUN BEDENDE CİSİMLEŞEMEMESİ, RUHLA BEDENİN AYRIŞMASI Tutarlı kendiliğin temel bir bileşeni de Winnicott’un “ ruhun bedende ikamet etmesi” adını verdiği (1945,1962) ruhun bedende yaşadığının hissedilmesi, ruhun bedende cisimleşmesi deneyimidir. Ruhun bedende ikamet etmesiyle, deri kendilik ve kendilik olmayan arasındaki öznel sınır halini alır ve kişi ruhun (psişenin) bedenin (somanın) içinde barındığı hissine kapılır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli95

96 Zihin ve beden birliğinin bu hale gelmesini sağlayan ruhsal gelişimin erken dönemlerinde çocuğun bedenine dokunulması ve bu bedenin tutulması, erken dönemdeki çocuk-bakıcı etkileşimlerinin içerisinde gerçekleşen duyusal ve başka türlü uyarımlar (Hoffer, 1950; Mahler, Pine, ve Bergman, 1975; Krueger, 1989), ve erken dönemde ortaya çıkan çeşitli aynalama ve aynalama-benzeri deneyimlerdir (Lacan, 1949; Winni­cott, 1967; Kohut, 1971, 1977) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli96

97 bakıcı bebeğin duygulanımlarına verdiği uyumlu tepkiyi başat olarak bebeğin bedenini tutarak ve bu bedenle duyusal-motor irtibat kurarak iletir. Erken dönemde gerçekleşen bu uyumlamadaki eksiklikler çocuğun bedensel-kendilik algısındaki çeşitli bozulmalarda yahut ruhun bedenin içinde ikamet ettiği hissini edinme eksikliğinde kendisini gösterir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli97

98 Bu bozulmalardan birinde; çocukluk dönemindeki cinsel istismar vakalarında sıklıkla gözlendiği üzere, zihnin bir şekilde bedenin dışında ya da üzerinde bir yerlerde gezdiğine dair bir algı vardır; ancak beden ve zihin arasında tam manasıyla bir bölünme olmamıştır henüz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli98

99 bu bozukluk formunda kendiliğin bütünlüğü kendiliği bedensel ihlal ve müdahale alanından çıkararak korunmaya çalışılır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli99

100 Zihin ve beden arasındaki birliğin bozulmasının daha ılımlı bir formu da zihnin kişinin kafasının içinde konuşlandırıldığı ve bu şekilde bedenin geri kalanından ayrı tutulduğu deneyimlerde görülür Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli100

101 Genellikle kafa ve beden arasındaki bir bölünme olarak ifade edilen böylesi bir ayrışma temelde tepkisiz, reddedici olduğu hissedilen dünyada “bedensel” ihtiyaçlar ve (şefkat, cinsel irtibat gibi) özlemlerin ifadesi üzerine katlanılmaz çatışmalar doğduğunda savunmacı bir örgütlenme olarak baş göstermeye meyyaldir. Böylesi örneklerde; beden ve bedenin ihtiyaçlarının başkalarına savunmacı ve itici geldiği yönünde bir algıya kapılır kişi; savunmacı bedenin içinde ikamet eden reddedilmiş, kabul görmeyen kendiliktir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli101

102 bu bağlamı, çocuğun bakıcılarlarla güvenli bağlantılar kurma kabiliyetinin dışarıdan dayatılan katı ölçütlere ve beklentilere göre değiştiği etkileşimlerle nitelendirmek daha doğru olacaktır. Çocuk, bu noktada, bakıcıyla kurulan bağı koruma umuduyla, kendi aynalanmamış deneyimini bir kenara bırakır ve dışarıdan gelen bir bakışı benimser. Bu değişiklik de, kişinin kendi bedeninin dışında konumlanmış olduğuna dair bir algıya sebebiyet verebilir; Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli102

103 sonrasında da beden eleştirel bir incelemenin ve değerlendirmenin, genellikle de yoğun bir utanç duygusunun odağı haline gelir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli103

104 analistin birincil görevi hastanın duygulanım deneyimini, sözel simgelerle ifadeye kavuşmasını kolaylaştırmak suretiyle, daha yüksek bir örgütlenme düzeyine taşımaktır ki bu da kendiliği-tanımlayıcı kendiliknesnesi işlevi tabir ettiğimiz şeyin bir örneğidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli104

105 4 TRAVMA VE PATOLOJİ OLUŞUMU Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli105

106 Krystal (1988)’in de belirttiği gibi, Histeri Üzerine Çalışmalar’da iki ayrı ruhsal travma modeli sunulmaktadır. Birinde, travma dayanılmaz, alt edici bir duygulanım durumunun ürünüyken, diğer modelde travmaya sebep olan fantezi gibi kabul edilemez bir fikrin doğuşudur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli106

107 Daha sonra; Freud (1926) birbirine karşıt bu iki modeli – travmaya dış faktörler sebep olsa da iç faktörler yol açsa da- içgüdüsel gerilimlerin zirveye ulaşması sonucunda benliğin çaresiz kalması minvalinde kavramsallaştırarak birleştirmeye çabaladı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli107

108 Kaygı ve savunmaların psiko-ekonomik bir felaketi engellemek üzere harekete geçirilen mekanizmalar olarak ele alındığı görülmektedir. Dolayısıyla, Freud’un zihin teorisi geliştikçe, travma kavramı da gitgide kaçınılmaz bir intrapsişik belirlenimciliğin içine gömülmüştür (Stolorow ve Atwood ; 1979), bu da kendi derinliklerinden doğup taşan içgüdüsel enerjileri işleme kabiliyeti olmayan, etrafından yalıtılmış, tutuk bir zihinsel aygıt imgesinin şeyleştirilmesiyle sonuçlanmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli108

109 Enerjiyi işleyen bir aygıta haddinden fazla yükleme yapan içgüdüsel uyarımın niceliğini vurgulayan ruhsal travma kavramı Freudyen benlik psikolojisi içerisinde (örn; Kris, 1956) geçerliliğini korumaktadır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli109

110 Bu kavram aynı zamanda Kohut’un (1971) kendilik patolojisiyle sonuçlanan travmatik hayalkırıklarıyla ruhsal gelişimi ileri taşıyan “optimal hayalkırıklıklarını” birbirinden ayırma çabasında da görülebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli110

111 Bu noktada “optimal hayalkırıklığı” kavramına itiraz ediyoruz; çünkü bu kavram dürtü teorisinin kalıntılarını; ekonomik ve niceliksel metaforları içinde barındırıyor Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli111

112 Biz ise, bunun aksine, belirleyici olanın çocuğun depresif (ve başka türlü) tepkilerine verilen cevaplardan oluşan alan olduğunu iddia ediyoruz. Böylelikle; vurguyu “optimal hayalkırıklığından” duygulanım uyumlamasının merkeziliğine kaydırıyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli112

113 Krystal’in iddialarına (1988) uygun olarak, biz de travmanın özünün katlanılmaz duygulanım deneyiminde yattığı görüşündeyiz. Bir önceki alıntıda da belirtildiği üzere, bir duygulanım durumunun katlanılabilir olup olmaması yalnızca, hatta başat olarak, yaralayıcı olayın uyandırdığı acı verici hislerin niceliği ya da yoğunluğu temelinde açıklanamaz. Birinci Bölüm’de de vurguladığımız üzere, çocuğun duygulanım deneyimi çocuk-bakıcı sistemine içkindir ve bu sistem içerisinde düzenlenir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli113

114 Bizce; çocuk etrafından hoş görülmek, kucaklanmak, yatıştırılmak yönünde uyumlu tepki görmediğinde acı dolu ya da korkutucu duygulanım travmatik hale gelir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli114

115 Balint, travmanın çocukluk çağındaki oluşumunda payı bulunan üç evre olduğunu varsayıyordu. İlk önce, çocuk güvendiği bir yetişkine bağımlıdır. İkinci evrede; bu yetişkin çocuğu fazla uyararak, ihmal ederek ya da geri çevirerek güvenilmez olduğunu ortaya koyar. Üçüncü ve en mühim evrede, çocuk kopuşu sürdüren yetişkinden “biraz anlayış, takdir ve teselli görmeye” çabalar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli115

116 Ancak, söz konusu yetişkin ortada rahatsız bir durum olduğunu görmeyi reddeder, telaşa sebep olan olayı ya da reddedişi inkâr eder, huzursuzluğu için çocuğu suçlar ve tabii çocuğun yeniden güven verici bir ilişki kurma çabalarını da geri çevirir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli116

117 Acı, patoloji demek değildir illa ki. Acıyı dayanılmaz kılan, dolayısıyla travmaların ve patolojinin kaynağı haline getiren çocuğun acı verici duygusal tepkilerine uyumlu bir cevap verememektir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli117

118 Bu kavramsallaştırma hem somut, çarpıcı travmatik olaylar için hem de hemen göze çarpmayan, daha ince “müdahaleler” (Winnicott, 1949), aşırı uyarımlar (Greenacre, 1958) ya da narsisistik yaralanmalar (Kohut, 1971) ve çocukluk dönemi boyunca sürekli olarak yaşanan “sessiz travmalar” (Hoffer, 1952) ya da “birikimli travmalar” (Khan, 1963) için geçerlidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli118

119 Khan (1963) birikimli travmayı “annenin bütün bir çocukluk dönemi boyunca üstlenmesi gereken koruyucu kalkan rolündeki aksaklıklar” sonucunda oluşan travma olarak kavramsallaştırırken, bizler bu travmayı daha ziyade “koruyucu kalkan” bir kere delindi mi artık çocuğun acı dolu duygulanımına yeterli tepkinin verilememesi olarak kavrıyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli119

120 Kohut’unda sürekli olarak tekrarladığı gibi (1971), bu birikimli travma genellikle ebeveyndeki özgül türde bir karakter patolojisinden doğar ki bu patolojinin – örneğin- narsisistik kullanımı çocuğun acı dolu duygulanım durumlarının anlaşılmasını, kabul edilmesini ve durumlara yönelik uyumlu bir tepkisellik geliştirilmesini engeller Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli120

121 Yaşadığı duygulanımı bütünleştirici, kapsayıcı vebu duygulanıma göre uyarlanan öznelerarası bağlamdan yoksun kalan ve travmaya uğrayan çocuğun yapacağı bu acı dolu duygulanımı süregiden deneyiminden ayrıştırmaktır; işte bu durum genellikle psikosomatik vakalarla ya da öznel deneyimler yaşayan zihin ve beden arasındaki ayrışmalarla (Üçüncü Bölüm) vehayut da koruyucu bir kalkan kullanarak, bir kozanın içine saklanarak geri çekilmeyle (Modell, 1976), diğerlerine bağlanmanın getireceği olası yaralanmalardan güvenli bir biçimde kaçınmayla sonuçlanır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli121

122 "[gelişim travmalarının her daim önemli oluşunun sebebi kendi üzerine düşünümün ya da müteakip deneyimin etkisinin… ötesinde, değişmez ve katı ilkelerin bu dönemde tesis edilmesidir {Brandchaft veStolorow, 1990) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli122

123 Örneğin; travmaya uğramış çocuk karşılanmamış ihtiyaçlarının ve duygusal acısının kendilikte bulunan tiksinti ve utanç verici eksikliklerin ifadesi olduğu “sonucuna varabilir” ve dolayısıyla bu ihtiyaçların bilinçli bir şekilde yaşanmasını engellemek durumunda olduğunu düşünür; bu çocuk, gerçekte, tepkilerini oluşturan yaraların suçunu kendi tepkilerinde bulur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli123

124 Örgütleyici ilkelerin, bu şekilde, genellikle çocuğun öznel gerçekliği yerine bakıcının öznel gerçekliğinin geçeceği şekilde tesisi (bkz: Jessica vakası, Beşinci Bölüm, ayrıca bkz: Brandschaft, 1991) hem yaralayıcı ya da yeterince uygun tepkiler vermeyen bakıcıyla kurulmuş olan bağı muhafaza eder hem de çocuğu yeniden travma yaşama ihtimaline karşı korur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli124

125 Genellikle bilinçdışında işleyen bu ilkeler (İkinci Bölüm) bir kere yerleştiğinde, travmaya uğramış kişiye asli travmanın gerçekten tekrarlandığı ya da tekrarlanmak üzere olduğu yönündeki algıya uygun düşecek müteakip deneyime dair hassasiyet kazandırır ve bu hassasiyet de savunmacı faaliyetin harekete geçirilmesini gerektirir (Ornstein, 1974) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli125

126 Etrafından yalıtılmış zihin öğretisi ilişkilendiği hiçbir konuya travma kavramsallaştırmasından daha fazla zarar veremez Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli126

127 Çocukken istismara uğramış hastaların duygulanım karmaşasını ya da şizoid geri çekilmesini “fantezi” ya da “sınır kişilik örgütlenmesi” olarak ele almak mağduru suçlamaya denk bir tavırdır ve bu tavır asıl travmanın özelliklerini yeniden üretmekle sonuçlanacaktır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli127

128 Hem Winnciott (1963) hem de Kohut (1963) aktarım esnasında travmaya sebep olan gelişim hatasını –hasta açısından- yeniden deneyimlemenin geçerliliğini tanımanın ve kabul etmenin elzem bir terapötik önemi haiz olduğunu vurguladı: Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli128

129 Haliyle analiz ilişkisi onarılacak ve serpilecektir;hasta reddedilme ve hayalkırıklığı deneyimlerine verdiği duygusal tepkilerin analist tarafından algılanacağına, anlaşılacağına ve kucaklanacağına gittikçe daha da çok güvendikçec gelişim çağına ilişkin birincil nitelikli özlemlerin daha serbest bir şekilde ortaya çıkmasına izin verilecektir. Bu doğrultuda, önceden engellenmiş acı dolu tepkisel duygulanımlar ve hastanın geçmişindeki gelişim travmasından kalanlar aşama aşama bütünleşip değiştikçe ve hastanın duygulanıma tahammül etme yetkinliği arttıkça yeni bir gelişim süreci başlar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli129

130 Analiz ilişkisinin duygusal yoğunluğu, bastırılmış olan gelişim çağı özlemlerinin ve acı dolu duygusal zaafların aktarım esnasında yeniden harekete geçirilmesinde, hastanın olası yeniden travmatizasyonları için verimli bir zemin işlevi görür. Bize göre; hastanın analist tarafından yeniden travmatize edileceği yönündeki beklentisi ya da korkusu psikanalizdeki direnç fenomeninin merkezinde bulunmaktadır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli130

131 Yeniden travmatize olma korkusunun uyanması için analistin bedensel varlığı ya da iyi niyetle hastanın deneyimini bilme isteği- ki bu bilme isteği aşağılayıcı bir ifşa edilmeve yakıcı bir utanç duygusunun heyulasını da uyandırabilir- bile yeterli olabilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli131

132 5 FANTEZİ OLUŞUMU Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli132

133 F REUD FANTEZI TERIMINI BILINÇLI YA DA BILINÇSIZ KURULAN HAYALLER ANLAMıNA GELECEK ŞEKILDE KULLANDı VE BU HAYALLERIN UYURKEN GÖRDÜĞÜMÜZ DÜŞLERE NE KADAR BENZEDIĞININ ALTıNı ÇIZDI (1900) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli133

134 Fanteziler de düşler gibi deneyim yapısını somut algısal imgelere döker Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli134

135 Fanteziler klinik psikanalitik çalışmada karşımıza çıkan bütün ruhsal işlevleri –isteklerin gerçekleşmesi, savunmacılık, kendimizi cezalandırma vb.- yerine getirmeye yarar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli135

136 fantezideki somut duyu-motor imgeler kişinin duygusal deneyimini – kişiye bu deneyimle ilgili başka türlü yoksun kalacağı bir onaylanma ve gerçeklik hissi kazandırarak- temsil eder ve şeyleştirir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli136

137 Bir kimsenin hiçbir zaman sembolik olarak kodlanamayacak deneyimlerini ifade etmesine yardımcı olan belli başlı canlandırma türleri de benzer bir işlev görebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli137

138 Ancak, Kohut’un aksine, biz bu büyüklenmeci fantezileri gelişimin temeli olarak görmüyoruz. Bizim görüşümüz, daha ziyade şu yöndedir: Bu gibi fanteziler çocuğun heyecan, taşkınlık, gurur, etkin olma ve kendisinden hoşnutluk duyma gibi birincil duygulanım deneyimlerinin bakıcılarda geçerli bir onaylayıcı tepki uyandıramadığı durumlarda karşı-tepki olarak oluşturulur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli138

139 Ancak kişinin zihninin içerisinde olumlu bir nesneye sahip olma fantezisinin bir onaylanmama halini somutlaştırmadığı, çocuğun kendi kendisini onaylama konusundaki tam yerleşmemiş yetisini destekleme çabasını ifade ettiği durumlar da vardır. Bu durumda da yine bir yer değiştirme olayı gerçekleşmekte ve fantezi yoluyla somutlaştırılmaktadır, ancak ötekinin çocuğun deneyimine müdahil olan ruhsal gerçekliğinin en temel özelliği onaylayıcı empati işlevi görmesidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli139

140 Her türlü deneyim içeriği gibi hayaller ve fanteziler de, kendileri ya da somutlaştırdıkları duygulanım deneyimleri ruhsal varoluş için gerekli bir bağa tehdit olarak algılandığında, bastırma işlemine maruz kalabilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli140

141 Slap’in de işaret ettiği üzere (1987), bu gibi formülasyonlar bastırılmış hayalleri değil de kişinin o an yaşadığı deneyimleri özdeşleştirdiği, önceden- oluşmuş bilinçdışı şemaların işleyişini tarif eder. “Bilinçdışı fantezi” lafzı –belli belirsiz de olsa- düşünüm-öncesi bilinçdışı olarak terimleştirdiğimiz bilinçdışını oluşturan örgütleyici ilkeler anlamına gelecek şekilde kullanılmaktadır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli141

142 İşte hem algıyı örgütleyen zihinsel setlerin hem de –somutlaştırıldıkları zaman- semptomlar, canlandırmalar, rüyalar ve fanteziler gibi fenomenlerin temelini oluşturan, öznelerarası bir çocuk-bakıcı matrisi içerisinde şekillenmiş olan bu bilinçdışı örgütleyici ilkelerdir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli142

143 II KLİNİK UYGULAMALAR Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli143

144 6 TERAPÖTİK İTTİFAKIN TÜRLERİ Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli144

145 Geçmişe baktığımızda görüyoruz ki Amerika’da hasta ve analist arasındaki özgül bir nesne ilişkisi olarak tanımlayabileceğimiz terapötik ittifaka duyulan ilgi(Sterba, 1934; Bibring, 1937; Fenichel, 1941; Greenson, 1954; Zetzel, 1956; Stone, 1961), benlik psikolojisinin gelişimiyle teşvik edilmişti ve Büyük Britanya’da Klein’la birlikte Winnicott, Balint ve Fairbairn’in çalışmalarında örneğine rastladığımız nesne ilişkileri gibi daha genel bir konuya yeni yeni gösterilmeye başlanan ilgiyle koşutluk arz etmekteydi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli145

146 Gelişim ve patoloji oluşumu sürecinde benliğin asli rolüne odaklanan benlik psikologları analitik ilişkiyi iki boyutlu addediyordu. Bu boyutlardan birisi hastanın analistle ve özellikle de analistin hastanın bilinçdışına dair kavrayışıyla özdeşim kurmasıydı. Onlara göre, bu durum, terapötik ittifakın temelini teşkil etmekteydi. Analitik ilişkinin diğer boyutu ise dirençti: Hastanın benliğinin öteki parçası, bilinçdışı gerilemeci içgüdüsel güçlerin ve aktarım nevrozundaki patoloji oluşturucu ödipal karmaşayı şekillendiren yapısal çatışmaların açığa çıkışına direnç göstermekteydi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli146

147 Terapötik ittifakın sürdürülmesi deneyim edinen bir benlikle direnç gösterebilmek için daha makul, ayrışmış ve gözlem yapan bir benlik (Zetzel, 1956; Greenson, 1967) arasındaki bölünmeye bağlıydı. Hastanın, kendi acısının üstesinden gelmek için analistle işbirliği yapma noktasındaki akılcı isteği ve “analistin talimatlarıyla içgörülerini takip etme” (Greenson, 1967, s.192) kabiliyeti sayesinde bu bölünmenin üstesinden daha kolay gelinecektir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli147

148 Greenson terapötik ittifakın özgül amacının hastanın analistin yorumlarıyla özdeşim kurması olduğunu vurgulamıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli148

149 Şunu vurgulamak gerekir ki benlik psikologları terapötik bağın kuruluşunu anlatırken hastanın yalnızca analistin temel araştırma yöntemleriyle ve aktarım, direnç, öznel deneyimi şekillendiren bilinçdışı güçler gibi genel ilkelerle özdeşleşmesi gerektiğini iddia etmiyorlardı; bu özdeşim süreci aynı zamanda hastanın temel güdülenmeleri ve zihninin içeriklerine dair analistin teorik varsayımlarını da içermeliydi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli149

150 Bu şu demekti: Eğer hasta analistin dürtülerle ilişkili çatışmaların, özellikle de ödipal çatışmanın, hastanın semptomlarının ve gelişim sürecinin merkezini teşkil ettiğine dair görüşünü reddeder ya da kabullenemezse, bu durum analistin bir süredir ifşa etmeye çalıştığı ödipal karmaşanın ta kendisiyle ilgili bir çekişmenin kesin ifadesi addedilirdi; işte şimdi ödipal karmaşa aktarıma sirayet ediyordu kaçınılmaz olarak (Abraham, 1919) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli150

151 Direnci yalnızca hastanın içindeki çatışmalardan kaynaklanan bir durum olarak kavrayan benlik psikologları aynı zamanda hastanın analistin aslen tarafsız olduğuna, çatışmaların yansıtıldığı perde olduğuna dair yaygın görüşle de özdeşim kurması gerektiğini de söylediler Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli151

152 Öte yandan Büyük Britanya’da baskın ekol olan nesne ilişkileri ekolü (Klein) terapötik ittifakın, zaten bizatihi karmaşık bir nesne ilişkisi olan, aktarımda yattığını öne sürüyordu. Kendiliğin “normal” bağımlı parçasının “iyi” bir kısmi-nesneye yani memeye bağlanması analizde yeniden canlandırılıyordu ve bu durumla özdeşim terapötik ittifakın çekirdeğini oluşturuyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli152

153 Bu ilişkideki aksaklıklar da benliğin ilkel savunmacı önlemlerinin tekrar işlemeye başlamasına atfediliyordu. Bu ilkel savunmacı güdülenmeler hastanın analist de dâhil olmak üzere “gerçek nesnelere” ilişkin algısını şekillendiriyor ve çarpıtıyordu; sonuçta kötü nesneler ya da tümgüçlü fantezi içinde hastanın yıkıcılığından hasar gören nesneler patoloji oluşturucu şekilde içe atılıyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli153

154 Terapötik ilişkinin yeniden tesisiyle birlikte iyi, koruyucu ve korunan içsel nesnelerle kurulan güvenli bağın gelişim ve üretkenliğin temeli olduğu düşünülüyordu. Bu bağ da bilinçdışı arkaik savunma mekanizmalarının yorumlanması, belirsizliğe ve hastanın kendisini savunduğu patolojik kıskançlığa dair bebeklik çatışmalarının derinlemesine çalışılmasıyla, hastanın analiste ve analistin onun öznel gerçekliği, kaygıları ve depresif hislerinin niteliğiyle ilgili açıklamalarına gittikçe daha fazla güvenmesiyle tesis edilecekti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli154

155 Benlik psikologlarından ayrı olarak Klein (1950) benliğin işlevselliğinin her daim dış ve iç nesnelerle kurulan ilişkilerle belirlendiğini düşünüyordu. Benlik ve ilkel nesneler ya da kısmi nesneler arasında kurulan arkaik bağların en başından beri var olduğu konusunda ısrarcıydı; herhangi bir bireyin gelişim süreci benlik ve nesneler arasındaki karmaşık ilişkinin dökümüne bakarak ortaya çıkarılabilirdi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli155

156 Nesne ilişkileri yaklaşımında hastanın benliğinin daha kuvvetli olmasını sağlayan yapısal üstünlükleri ya da uyum sağlayabilme yetisi analizin ön-koşulu olarak vurgulanmadı ve bunun sonucunda çocuklarla psikozlular da analiz için prensipte uygun addedilmeye başlandı. Bu da iki ekol arasında bir ihtilaf noktası oluşturmaktaydı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli156

157 Klein’in ilkel savunma mekanizmalarını özellikle de bölünme ve yansıtmalı özdeşimi merkezi önemde görerek oluşturduğu yorumlayıcı ilkeler içerdeki içgüdüsel güçlere ya da yansıtılan içerikler tarafından çarpıtılmış içsel nesnelere yönelmiştir. Bu sistem içerisinde; olumsuz terapötik tepkilere yol açan yoğun ve uzun süreli dirençler ölüm içgüdüsünün bir değişiği olan patolojik ve yıkıcı kıskançlığın çalışılmasına atfedilmiştir ve atfedilmeye devam edilmektedir (Klein, 1957; Joseph, 1982; - Rosenfeld, 1987) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli157

158 Terapötik ittifak ve analiz başarısının hastanın nihayetinde olaylara analistin gözlemleriyle yorumlarını örgütleyen ve yönlendiren temel kavramlara uygun şekilde bakmaya başlaması olduğu iddia edilmektedir. Bu da zaten hastanın analistle kurduğu hayati bağı korumanın bedeli olarak genellikle riayet etmeye mecbur hissettiği bir kuraldır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli158

159 Bu varsayım geleneksel aktarım görüşünün ve hastanın analiste ilişkin algısının çarpıtma, analistin kendisine ilişkin algısının gerçek olduğu yönündeki dikotominin sürdürüldüğü yaklaşımın merkezini teşkil etmektedir. Söz konusu dikotomi birbirinden farklı iki psikanaliz ekolünün detaylı ve deneyim-uzak teorik yapılarının üzerine bina edildiği temeldir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli159

160 Biz de Schwaber’le (1983) aynı fikirdeyiz ve psikanalitik araştırmaya (yani empati ve içe- bakışa) konu olabilecek tek gerçekliğin öznel gerçeklik-yani hastanın gerçekliği, analistin gerçekliği ve ikisi arasındaki etkileşim sayesinde oluşan ruhsal alan- olduğunu öne sürüyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli160

161 Çarpıtma kavramı benimsendiğinde, bir güvenlik kordonu çekilir araya ve bu kordon analistin ruhsal alana yaptığı katkının araştırılmasını engeller Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli161

162 Peki, bizim öznelerarası bakışımıza göre terapötik ittifakın özünü oluşturan nedir? Elbette ki hastanın analistin içgörülerine yüzde yüz uyum sağlamasıyla kurulan bağ değildir. Bize göre, terapötik ittifakın temelleri analistin hastanın ifadelerinin, duygulanım durumlarının ve en temelde de analistin etkisinin anlamlarını dışarıdan bakarak değil de sürekli olarak hastanın öznel atıf çerçevesi içerisinden anlama çabasıyla atılır (Kohut, 1959) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli162

163 Peki, bu tavrın avantajları nelerdir? İyice kemikleşme tehlikesi taşıyan katı dirençlerin ortaya çıkmasına sebep olan hasta-analist bağı kopukluklarının psikanalitik açıdan daha fazla aydınlatılmasının yolunu açar öncelikle. Hüsran, hayal kırıklığı ve uyum sağlayama deneyimlerinden kaynaklanan kopukluklar; analitik diyalogun, farklı şekilde örgütlenmiş iki öznel galaksinin çarpışmasının özneler arası mahiyetinin kaçınılmaz sonucudur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli163

164 . Böylelikle hastanın analiste dair deneyimini örgütlediği özgül ve şahsi yollara ve bu deneyimin kodladığı anlamlara erişim sağlanır. Öncekilerden farklı ve çatışmalı bir deneyim alanına, en gizli sırların, özlemlerin ve en kişisel olayların saklı tutulduğu odaya yeni ve (öncekilerden farklı) bir bakış için gereken pencere açılmış olur. İşte bu alan sayesinde, açılan bu pencere aracılığıyla “yeni bir başlangıç” yapılabilir ancak Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli164

165 Peki, terapötik ittifaka katılanları bir araya getiren hedef nedir? Hastanın öznel evreninin tedricen gözler önüne serilmesi, aydınlatılması ve dönüştürülmesidir. Analist ve hasta birbirlerinin gerçeklerini tasdik etme gereksiniminden azade olduklarında, ikisi de kendi üzerine düşünmeye cesaret eder ve bunu hayata geçirmek için uğraşırlar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli165

166 Kişinin kendi algısal gerçekliğini korumada başarısız olmasının psikotik durumlara yatkın hale gelmesindeki faktörlerden biri olarak göründüğü üç vakanın sunumunu yaptık (Stolorow ve diğ., 1987). Bu vakalarda, hezeyan oluşumu saldırı altında olan ve parçalanmaya başlayan bir algısal gerçekliği bir forma büründürmek ve bu gerçekliği muhafaza etmek için girişilen canhıraş bir çabayı temsil etmekteydi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli166

167 Analistin hastanın söz, hal ve hareketlerinde kodlanmış olan öznel gerçekliğinin çekirdeğini fark etmedeki başarısızlıklarının terapötik durumlarda ister istemez zararlı bir rol oynadığını özellikle vurguladık Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli167

168 Analistin hastanın deneyiminin algısal geçerliliğine gösterdiği sürekli ve etkin ilgiyle bu geçerliliğin kabul edilmesinden daha aktif bir aynalama faaliyetine ihtiyaç yoktur; bu faaliyetle birlikte analistin hastanın henüz kendi öznel dünyasında henüz kabullenmediği durumlara işaret eden reddedilmiş duygulanımların ipuçlarına karşı uyanık da olmalıdır analist Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli168

169 Sürdürülen empatik araştırma öznelerarası alandaki güvenlik ve uyumu geliştirdiği ve bunların kapsamını genişlettiği için terapötik ittifakı güçlendirir. Ancak öznel gerçekliğin sürekli ifadesi ve güçlendirilmesi terapötik deneyimin yalnızca bir parçasıdır. Terapötik ittifakın bir başka hedefi de öznel deneyimi dönüştürmektir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli169

170 Burada analistin kendi etkisini keşfetmesi ve hastaya müdahale etmesi ya da kendisinin ve hastanın deneyimini örgütleyen değişmez ilkeler üzerine düşünmesindeki dönüştürücü yönlere odaklanmayacağız. Daha ziyade; hastanın algısal gerçekliğinin tehdit altında olmadığı bir alanın hastayı kendi üzerine düşünüm yetisini geliştirmeye ve arttırmaya teşvik ettiğini vurgulamak istiyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli170

171 Ancak böylelikle yapısal zayıflığı, ruh daralmasını, erken dönemdeki gelişim sürecinin raydan çıkışını ve arkaik savunma- faaliyetini yani dönüşümden geçmesi gereken özgül durumları yansıtan deneyim örüntülerine erişim sağlanır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli171

172 Kernberg (1987) “psikanalize başladığında histerik kişilikten, kocasıyla cinsel ilişki yaşadığında doyuma ulaşamamaktan ve fantezininde ulaşamayacağı adamlarla romantik ilişkiler tahayyül etmekten mustarip” bir kadından bahsetmektedir bildirisinde. Hasta, analistin yardımıyla, analiste dair korkularıyla ilgili konuşma konusundaki isteksizliğini yendikten sonra, analistin “ özellikle kösnül, daha doğrusu, şehvet düşkünü davranışlar sergilediği ve kendisiyle cinsel tatmin yaşayabilmek için cinsel hislerini uyandırmaya uğraştığı” bir fantezisini anlatmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli172

173 Hastanın tavrı ayartıcı değildir. Tersine “davranışları ketlenmiş, soğuk, neredeyse aseksüeldir” ve sözel olmayan iletişim biçimlerinde çok az erotizm dozu bulunmaktadır. Analist bunu ve özellikle de – düşünüm üzerine- hastasıyla ilgili duygusal tepkilerinin ve fantezilerinin hafif nitelikli olduğunu, herhangi bir bilinçli unsur içermediğini önemle vurgulamıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli173

174 Bu gözlemler temelinde, hastanın “bastırılmış cinsel fantezilerini ve isteklerini kendisine yönelttiğini” ve “nevrotik aktarımın bu tipik örneğinin yansıtma mekanizmasının ister geniş isterse kısıtlı anlamıyla olsun karşı-aktarım malzemesinin az bir aktivasyonuyla nasıl işlediğini gösterdiği” sonucuna varmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli174

175 Yazılan rapor sonraki yıl gerçekleşen değişikleri anlatmaya devam etmektedir. Hastanın analistin kendisine cinsel anlamda ilgi duymasıyla ilgili korkusunu yaşlı adamların genç kadınlara karşı cinsel ilgi duymasından hissettiği tiksintinin ifadesi izlemiştir; hasta bu şehvet düşkünü adamlarda kendi babasının özelliklerini görmektedir. Bu arada, ulaşabileceği bir erkek olan kocası da dâhil olmak üzere erkeklerle cinsel etkileşime geçme fikri karşısında dehşete düşerken, ulaşamayacağı adamlarla ilgili romantik fantezileri de sabit bir şekilde varlığını sürdürmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli175

176 Analistin anlattığı üzere; hastanın cinsel heyecanı yasak cinsel ilişkilerle ilintilidir ve “aktarım esnasında cinsel hislerini bastırma ve yansıtmada” azalma meydana gelmiştir. Hastanın artık analistin kendisiyle cinsel anlamda ilgilendiğine dair hisleri geçmiş ve analistin ta en başından beri beklediği ve yorumladığı gibi, ona ilişkin “doğrudan ödipal” cinsel fantezilere sahip olmaya başlamıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli176

177 Aktarım deneyimlerinin savunma mekanizmalarının işleyişiyle açıklanması gerektiği varsayımı analistlerin çoğu tarafından paylaşılmaktadır kuşkusuz. İşte tam da bu yüzden klinik göstergelerin yeniden incelenmesi konusunda istekliyiz. Burada sorguladığımız şeyin Kernberg’in yorumlamalarının özgül teorik içeriği olmadığını vurgulamak istiyoruz. Burada sorguladığımız; kendi üzerine düşünüm edimleri doğrultusunda analistin kendisine ilişkin nesnel gerçekliğe ayrıcalıklı bir şekilde ulaşmış olduğunun ve hastanın farklı algılama biçimlerinin çarpıtma sonucu oluştuğunun farz edilmesine sebep olan epistemolojik duruştur. Bu duruşun illa ki Kernberg’in yorumlamalarında aranması gerekmez; kendisinin aktarım yorumlamalarına nasıl vardığına ilişkin anlatılarında da kolaylıkla seçilebilir. Bu epistemolojik duruşun terapinin seyri üzerindeki amaçlanmamış ve incelenmemiş etkisine ilişkin her geçen gün artan farkındalığımız bizi bu bölümü yazmaya iten temel endişelerimizden birisidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli177

178 Bir noktada; hastasının fantezilerine cevaben, analist kendisini erotik bir tepki verirken bulmuş, nihayetinde hastasıyla kuracağı bir cinsel ilişkiden zevk alıp “bütün geleneksel engelleri aştığı” ve “hastasına ne kadar özel ve çekici olduğu hissini sonuna kadar yaşatarak armağan verdiği” fantezisini anlatmıştır. Analist bu durumu aktarımda duygusal tepkiden ayartmaya geçiş olarak açıklamıştır; bu geçişte analistin içindeki “fantezide konumlandırılmış, ayartıcı bir ödipal babanın bütünleyici tavrı” aktive edilmiştir. Bunun ardından, hasta analisti bir kere daha onu kızdırmak ve aşağılamakla suçlamıştır; hastasının ne düşündüğüyle ilgili hiçbir ipucu bulamayan analist de hastanın geçmişinden gelen, babasıyla ilgili deneyimlerini kendisine yansıttığı sonucuna varmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli178

179 Diğerlerinde olduğu gibi bu ikinci çağrışım ve yorum dizisinde de hastanın deneyiminin temelini kendi öznel atıf çerçevesinden bakarak inceleme çabasına dair bir şey görünmemektedir. Hasta, muhtemelen, analistin ses tonunda ya da davranışlarında niyetlenmemiş olduğu ya da habersizce ilettiği bir şeyler sezmiştir. Analistin hastadaki “erotizm” belirtilerine dair (başlangıçtaki) araştırması hasta için farklı bir şey mi ifade etmiştir? Hastayla ilgili tahayyül ettiği ve tepkisel olduğuna inandığı cinsel ilişki fantezisi hastanın endişelerini uyaracak şekilde mi iletilmiştir? Burada önemli olan nokta analistin “nesnel” olarak herhangi bir yanlış yapmış olması değildir; analist açık ve net bir şekilde profesyonel sınırlar içerisinde kalmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli179

180 Önemli nokta şudur: Analistin hastadan çıkarabileceği tekil anlamlar ya da diğer ipuçları irdelenmeden bırakılmıştır. Yalnızca başvurulan teoriye uygunluk gösteren ipuçlarına dikkat edilmiştir. Analist bu vakada öz-düşünümünü birincil veri olarak kullanmış ve bu durum onu hastanın deneyiminin çarpıtma mekanizmalarının bir sonucu olduğuna ikna etmeye yetmiştir. Bu noktada analistin öznel atıf çerçevesi nesnel gerçek konumuna çıkarılmıştır; şu durumda hasta da analistin görüşünü nesnel addetmeli, ittifakın bir parçası olarak kabul etmelidir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli180

181 Ancak, raporda da belirtildiği üzere, direnç derinlemesine çalışılmalıdır; böylelikle hasta analistin algısını kabul etmeye karşı gösterdiği savunmalarının farkına varacaktır; çünkü hastanın kendi istekleriyle yüzleşmekten korktuğu varsayılmaktadır. Gerçekliklerden birisi, analistinki, açık bir şekilde doğru; ötekiyse, yani hastanınki, yanlıştır! Terapinin görevi bu “çarpıtmaya” bir izahat getirmektir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli181

182 Ancak, verilere ulaşabileceğimiz önemli bir kaynak incelenmeden bırakılmıştır. Bu kaynağa erişim engellenmiş, yani hastanın deneyiminin onun öznel çerçevesinden bakarak irdelenmesi çabası, empatik araştırma doktrin baskısının hilafına bir köşeye bırakılınca, es geçilmiştir. Bu hasta için ayartmanın nelerin işareti olduğunu ortaya çıkarabilecek süreç rayından çıkmıştır. Hastanın deneyiminin (nesnel değil) algısal geçerliliğinin kabulü, ayartmanın kişisel anlamının ve analistten gelen çeşitli ipuçlarının bünyeye katılmasıyla hissedilen aşağılanma duygusunun araştırılmasına adanan bir terapötik ittifakı mümkün kılacaktır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli182

183 Böylesi bir araştırma hastaya kocasıyla ilgili cinsel sorunlarının daha rahat ifade bulabileceği güvenli bir alan da sağlayabilirdi; kocasıyla ilgili deneyiminin hangi unsurlarının onla olan cinsel ilişkisizliğini açıklayabileceğini bu alan sayesinde aydınlatabilirdik. Böylelikle evlilik-dışı fantezilerinin sebebi de açığa kavuşabilir; karşımıza ödipal saplanmadan çok kabul görme, tepki alma ve hastanın başka türlü erişemeyeceği bir zenginliğe ulaşma umutları gibi şeyler çıkabilirdi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli183

184 Terapötik ittifakın tesisinde, muhakkak ki iki baş bir baştan yeğdir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli184

185 Ancak kafa kafaya verilirse analist ve hasta arasında yalnızca analistin görüşüne uygun düşen bir “sahte-ittifakın” kurulduğu fark edilebilir ve hastanın öznel dünyasının empatik olarak araştırılmasına dayalı, terapötik açıdan değişebilir bir analizin önü açılır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli185

186 . Cinsellikle yüklü olsun olmasın, gizli bir cinsel niteliğe sahip olsun olmasın, istismar ve ayartma deneyimleri genellikle cinsel sembolizm yoluyla somutlaştırılmakta ve muhafaza edilmektedir. Hastanın fantezileri içerisinde kodlanmış olan bu gerçeğin çekirdeğine dair içgörü bütün deneyimin keşfi için tam manasıyla yeni bir yol açar; bu yol hastanın algılarının çarpıtma olarak görülüp baştan savıldığı vakit kapılarını kapatan bir yoldur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli186

187 SONUÇLAR Hem geleneksel benlik psikolojisinde hem de Kleincı psikanalizde örtülü bir biçimde var olan terapötik ittifak mefhumunun eleştirisini yaptık. Özellikle; hastanın yalnızca analistin empatik araştırma anlayışıyla değil aynı zamanda teorik öncülleriyle de özdeşim kurması gerektiğini söyleyen terapötik ittifak kavramına itiraz ettik. Böyle bir ittifak anlayışının aslında aktarıma uyum sağlamanın bir biçimi –hasta bu noktada gelecekle ilgili umutlarının tamamının bağlı olduğu terapötik bağı korumak için böyle bir uyumun gerekli olduğuna inanabilir- olduğunu öne sürdük Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli187

188 Bu “sahte-ittifak” kavramına hastanın öznel dünyasına ilişkin sürdürülen empatik araştırma aracılığıyla tesis edilen terapötik ittifakı öne sürerek karşı çıktık. Hastanın aktarım deneyimine ilişkin algısal geçerliliğinin kabul edildiği bu ikinci ittifak türü hastanın iç dünyasını bilinçdışı örgütleyen değişmez ilkelerin açığa kavuşmasını ve dönüşmesini teşvik etmektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli188

189 Her ekolden analistin hastasına önceden belirlenmiş fikirlerle yaklaştığından ve bizimki de dâhil olmak üzere her bir teorik çerçevenin hastalar tarafından mutlaka uyum sağlamaları gereken bir şeymiş gibi algılandığından haberdarız elbette Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli189

190 Vurguladığımız nokta şudur: Analistin, yorumlayıcı faaliyetinin ve (ne tür olursa olsun) teorik önyargılarının etkisini hastanın kendi öznel gerçekliği çerçevesinden bakarak araştırmaya çalışması hastanın bilinçdışı örgütleyici ilkelerinin tam manasıyla aydınlatılabileceği ve böylelikle terapi aracılığıyla dönüşüme açık hale gelebileceği bir terapötik bağlamın tesisi için merkezi önem teşkil eder Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli190

191 7 TERAPÖTİK AÇMAZIN TÜRLERİ Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli191

192 B U BÖLÜMDEKI SAVıMıZ ŞUDUR : PSIKANALITIK TERAPIDEKI AÇMAZLAR HASTANıN VE TERAPISTIN deneyimlerini örgütleyen bilinçdışı ilkelerden yola çıkılarak araştırıldığı vakit psikanalitik anlayışın kazanılması için gereken benzersiz patikanın- “kral yolunun” taşlarını döşer Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli192

193 öznelerarası uyum ve öznelerarası ayrışma. Hasta ve terapistin ruhsal dünyaları arasında süregiden etkileşimden tekrar tekrar iki temel durum hâsıl olur: öznelerarası uyum ve öznelerarası ayrışma. Öznelerarası uyumun örneği hastanın deneyimlerini yapılandıran ilkelerin, terapistin ruhsal hayatındaki benzer merkezi yapılanmalarla özdeş olan dışavurumları su yüzüne çıkarttığı durumlarda görülür. Bunun tersi olan, öznelerarası ayrışma ise, analist hastanın ifadeye döktüğü malzemeyi bu malzemenin anlamını hasta için önemli ölçüde değiştirecek olan yapılanmalarla bir tuttuğunda vuku bulur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli193

194 Öznelerarası uyumun ve ayrışmanın tekrar tekrar yaşanması terapötik sürece kaçınılmaz olarak eşlik eden ve birbirinden farklı şekilde örgütlenmiş öznel dünyaların etkileşimini göstermektedir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli194

195 Bu öznelerarası durumların terapi sürecini kolaylaştırması yahut zora sokması büyük ölçüde terapistin öznel dünyasını örgütleyen ilkelerden kendi üzerine düşünüm vasıtasıyla haberdar olmasına bağlıdır. Terapist böylesi bir düşünümsel bilinç örneği sunduğunda, hasta ve terapistin öznel dünyaları arasındaki uyum da ayrışma da empatik kavrayışı ve içgörüyü geliştirebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli195

196 Mesela; varlığı tanınan bir öznelerarası uyum durumunda terapist kendisine sunulan deneyimlerde hayatının bir benzerini bulabilir; böylelikle analistin kendisine ait bilgisi hastanın dışavurumlarının muhtemel anlamlarına ilişkin paha biçilemez bir tamamlayıcı bilgi kaynağı işlevi görebilir. Ayrışmalar ise, bir kere kabul edildiklerinde, terapistin hastayı anlamaya ilişkin mevcut çabalarına yardımcı olabilir; çünkü bu durumda da analistin kendi duygusal tepkileri hastanın deneyimlerini yapılandıran durumların muhtemel öznelerarası temellerinin ipucunu verebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli196

197 Genellikle; analitik araştırmanın dikkatinden kaçan öznelerarası uyumun özgül alanı hasta ve terapist tarafından paylaşılan savunmacı bir çözümün varlığına delalettir. Bu uyum direncin ve karşı direncin karşılıklı olarak güçlenmesine ve böylelikle tedavi sürecinin uzamasına vesile olur Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli197

198 Peter Vakası Peter (tedavisi Atwood ve Stolorow tarafından 1984’te tartışılmıştı) Amerikan yaşamının kişiyi makineleştirdiğinden ve benlik yitimine sebep olduğundan durmaksızın şikâyet ediyor, kendi varoluşunun öneme ve anlama sahip olacağı bir Ütopya toplumuna dair özlemlerini dile getiriyordu. Toplumumuza dair bu olumsuz düşünceyi paylaşan terapistiyse bu ifadelere analitik olarak hiçbir tepki vermiyordu; çünkü ona göre bu ifadeler modern yaşam koşullarına ilişkin gerçekler anlamına gelmekteydi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli198

199 Her ikisi de (terapist de hasta da) ilişkilerindeki zorlukları gayrişahsi güçlere ve kurumlara atfetmeye meyilliydi, dahası kendi kişisel evrenlerinde geçmiş çağlarda kaybolup gitmiş, idealize edilmiş imgelerle biçimlendirilmiş bir dünyaya özlem duyuyorlardı. Bu imgelerle meşgul olmak aynı zamanda samimiyet ve bağlanmayla ilgili kimi çatışmalarla acı dolu bir yüzleşme yaşamayı önlüyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli199

200 Hasta ve terapist arasında yalnızca dışa vurulan imgelerin içeriği açısından değil aynı zamanda bu imgelerin savunmacı bir amaca hizmet etmeleri noktasında da uyum vardır. Aktarıma dair belli imalar da içeren malzemenin anlamlarını ve kaynağını aydınlatma fırsatı böylelikle yerini hastanın ve terapistin kendileriyle ilgili daha çok bilgiye ulaşabilme imkânını kısıtlayan kasıtsız, sessiz bir gizli antlaşmaya bırakmıştır Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli200

201 OLUMSUZ TERAPÖTİK TEPKİLER Uzadıkça uzayan ve niteliği anlaşılmayan öznelerarası ayrışma sonucunda ortaya çıkan müdahaleler tedavi için özellikle zararlıdır. Böyle durumlarda, hasta ve terapist arasındaki benzemezlik her ikisi için de kendi öznel yaşamlarında belirginlik kazanmış korku dolu sahnelerle daha çarpıcı bir şekilde yüzleşmelerinin yolunu açan karşı-terapötik sarmalların oluşumuna sebebiyet verebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli201

202 Empatinin kronik olarak yanlış anlaşılmayla yer değiştirdiği böyle direngen ayrışmalar hastanın acısını mütemadiyen yoğunlaştırıp körükleyebilir ve psikopatolojiyi dışa vurabilir. Tam da burada analistlerin “olumsuz terapötik tepki” olarak kibar bir şekilde adlandırdıkları durumun kaynağını buluyoruz Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli202

203 “Olumsuz terapötik tepki” “Olumsuz terapötik tepki” kavramı analistler tarafından doğru olduğu farz edilen yorumlamaların aslında hastayı iyileştirmekten çok kötüleştirdiği rahatsız edici durumları açıklamak üzere kullanıma sokulmuştur. Tipik olarak; analistin iyi niyetle yaptığı yorumlamalara verilen nahoş tepkiler yalnızca hastanın intrapsişik mekanizmalarına atfedilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli203

204 Bu mekanizmalar söz-gelimi bilinçdışı suçluluk hissi ve ceza ihtiyacı, ilkel mazoşizm (Freud, 1923, 1937), narsisistik karakter dirençleri (Abraham, 1919), tümgüçlü denetim aracılığıyla depresifliği savuşturma ihtiyacı (Riviere, 1936), ya da bilinçdışı kıskançlık ve analitik çalışmayı sekteye uğratmaya çalışan zorlanım (Kernberg, 1975; Klein, 1957) olabilir. Ancak biz, bunun tam tersine, diyoruz ki bu gibi terapötik açmazlar ve felaketler yeşerdikleri öznelerarası bağlamlardan soyutlanarak ele alınamazlar Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli204

205 Tecrübelerimize göre; hastaların “olumsuz terapötik tepki” tabir edilebilecek derecede ağır psikopatolojilerinin kötüleşmesi ve yerleşmesi genellikle hastanın duygusal ihtiyaçlarının tutarlı bir şekilde yanlış anlaşıldığı ve dolayısıyla terapist tarafından katı bir şekilde inkâr edildiği uzayan, niteliği anlaşılmayan öznelerarası ayrışmalar dolayısıyla gerçekleşir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli205

206 Böyle yanlış anlaşılmalar da, sanki var olan durum kötücül, patolojik bir direncin ifadesiymiş gibi, tipik olarak karşılanmamış bir gelişim dönemi isteğinin uyanışı yönündeki hatalı yorumlamalara dönüşür. Hasta terapötik ilişki içerisinde böyle bir ihtiyacı canlandırdığında ve terapist de bu gelişimsel gerekliliği yalnızca patolojik bir dirençmiş gibi yorumlamaya devam ettiğinde, hasta bu yanlış yorumları devasa uyumlanma hataları olarak deneyimler Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli206

207 Sonuç olarak, travmatik psikolojik yaralanmalar tekrar tekrar yaşanır; üstelik hastanın yaşamının erken dönemlerindeki patoloji oluşturucu olaylara verdiği tepkilere benzer tepkiler vermesine neden olur (Kohut, 1971; Stolorow ve Lachmann, 1980) Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli207

208 Robyn Vakası Böyle yıkıcı bir olaylar zincirinin örneğine Robyn’in tedavisinde (Atwood ve Stolorow tarafından 1984 yılında tartışılmıştır) rastlayabilirsiniz. Robyn’in sorunları ailesinin erken dönemde ona gerekli teyit edici ve onaylayıcı tepkiyi vermemesinden ve böylelikle Robyn’in sürekli ve tutarlı bir kendilik hissi geliştirememesinden kaynaklanmaktaydı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli208

209 Bu tepkisizlik örüntüsünün hatırlayabildiği tek istisnası babasının cinsel ilgisiydi; hatırladığına göre bu ilgi dokuz yaşındayken başlamıştı. Bunun ardından tükenme ve var olmama gibi berbat hislere karşı koyma ve kabul görme yönünde canhıraş bir çabayla ayartıcı, çapkın bir tavır ve nihayetinde babasının yerine koyduğu herkesle zorunlu olarak yatma gibi bir davranış örüntüsü geliştirmişti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli209

210 Robyn’in terapisti tedaviye klasik psikanaliz ilkeleri yönündeki anlayışına uygun bir şekilde başladı; bunun içinde kaçınma kuralının öylesine aşırı bir yorumu vardı ki terapist Robyn’in onaylanma ve aynalanma gibi acil taleplerine sessizlikle ya da en fazla kısa bir yorumlamada bulunarak cevap verdi. Hasta da terapistin bu uzaklığını ve “tarafsızlığını” çocukluğunda yoksunluğunu çektiği durumlardan kaynaklanan travmatik koşulların bir tekrarı olarak algıladı ve tedavide önce aktarımı cinselleştirip ayartma çabalarına başvurdu, sonra da öteki olan terapiste derin bir öfke duyduğunu ifade etti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli210

211 Terapistin öznel dünyasındaki merkezi yapılanmalar güç ve denetim meseleleriyle ilgiliydi. Bu meselelerin öne çıkmasının sebebi de çocukken annesiyle olan sorunlu ilişkisiydi; annesinin zorlayıcı ve baskıcı istekleri olduğunu düşündüğü durumlara boyun eğmeye çok direnmişti çocukken. Öznel yaşamının temelini örgütleyen çıkmaz ise denetim ve özerkliğini kaybetmekti ki bu durum ona başkalarının kölesi haline gelmekle eşdeğer görünüyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli211

212 Hastanın aynalama tepkisi görmek yolundaki ümitsiz talepleri terapist tarafından bilinçdışı olarak kendi dünyasında duygusal yüke sahip olan güç ve deneyim temalarıyla bir tutulmuştu ki bu da terapistte katı bir direnç tepkisi uyandırmış, zaten var olan geri çekilmeci ve tepkisiz tavrını daha da kötüleştirmişti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli212

213 Sebep olduğu karşı-aktarım tepkisinden habersiz, hastanın gitgide artan taleplerini de hâkimiyet kurma yönündeki kötücül bir ihtiyacın ifadesi olarak görmüştü. Böylelikle bir kısır-döngü hâsıl oldu; bu kısırdöngüde hastayla terapistin birbirine zıt algıları, ihtiyaçları ve tepkileri yıkıcı bir şekilde karşılıklı olarak güçlendi. Tedavi bu şekilde 18 ay boyunca, hastanın intihara kalkışmasıyla son bulana kadar devam etti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli213

214 AÇMAZLAR: KRAL YOLU Açmaz durumlarında, hastanın ve terapistin deneyimlerini bilinçdışı yollarla örgütleyen ilkeler başarılı bir şekilde araştırıldığında ve izah edildiğinde terapi sürecine dair yeni kavrayışlar ve kazanımlar elde edilebilir Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli214

215 Alice Vakası Alice bahsedeceğimiz açmaz vuku bulmadan iki sene önce terapiye başlamış olan 34 yaşında, Doğu kökenli bir öğretmendi. Terapiye başlama sebebi bir senedir görüştüğü yaşlı bir adamla yaşadığı ilişki hakkındaki depresif hisleriydi. Adamın kendi faaliyetlerine Alice’e duyduğundan daha fazla ilgi göstermeye başladığı yönünde bir hisse kapılmış ve onun ihtiyaçlarına önem vermediği yolunda bir düşünce geliştirmişti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli215

216 20li yaşlarının başında bir yıl kadar evli kalmıştı ancak evliliği bitmişti çünkü kocası ilgisiz davranıyordu; bu Alice’i çok öfkelendirmişti. Çocuğu yoktu ki bu da ayrı bir hayalkırıklığı yaratıyordu onda, kronik bir kayıp duygusuyla yaşıyordu; bununla birlikte kadınsı olmadığı, bir kadın olarak tam bir başarısızlık örneği olduğu yönünde sürekli bir hissi de vardı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli216

217 Bu hisleri ancak çalışırken bir kenara koyabiliyordu; öğrencilerine okuma ve tarihle ilgili bir şeyler öğretirken ne kadar da mutlu olduğundan bahsediyordu. Sık sık bu çocukların kendi çocukları olduğunu tahayyül ediyor ve bu sayede yanılsamalı bir tamamlanmışlık hissine erişebiliyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli217

218 Alice uzun süredir devam eden bir içsel deneyiminden bahsetmişti: Kendisini eksik hissediyordu ve çekici bir kadın olduğunda inanma konusunda sorun yaşıyordu. Anne- babası oldukça yaşlıyken dünyaya gelmişti, yalnız bir çocuktu. Babası erkek çocuk sevdalısı bir adamdı ki bu durum ailesinin kültürel arka planıyla oldukça tutarlıydı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli218

219 Çocukluğu boyunca hem annesi hem de diğer akrabaları ona sürekli doğduğu zaman büyük hayal kırıklığına yol açtığını söylemişlerdi. Görünen o ki babası çocuğun her daim arzuladığı gibi erkek olacağına çok inanmıştı; ne de olsa karısı bunca yıldan sonra hamile kalmıştı. Alice doğduğunda bu yüzden yıkılmış ve aylarca evden ayrı yaşamıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli219

220 Döndüğünde onu gerçek anlamda görmezden gelmiş, onunla ilgilenmemiş ve bakımını tamamen annesine bırakmıştı. Çocukluğu boyunca bu durum devam etmişti. Hasta terapistle konuşurken babasının ona hiçbir zaman açıkça zulmetmediğini vurgulamıştı; ancak hissettiği şuydu: Hiçbir zaman babasının gözünde gerçekten var olmamıştı Alice Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli220

221 Annesi her daim ev işleri altında ezilen titiz ve mükemmeliyetçi bir kadındı. Annesi babasının onun doğumuyla ilgili tepkilerini defalarca çok da duygusal bir emare göstermeden anlatmıştı; ancak hasta annesinin de Alice erkek olmadığı için utanç duyduğu yönünde kalıcı bir izlenim edinmişti. Annesi hastanın okuma aşkına yön vermişti ve hasta büyürken gitgide daha içine kapanmış, edebiyat ve fantezi dünyasına çekilmişti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli221

222 Çocukluğu boyunca oldukça utangaç ve yalnızdı ancak akademik dünyaya girdiğinde fark edilmiş ve öğretmen olmaya karar vermişti Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli222

223 Alice, terapinin ilk seanslarında erkek arkadaşıyla olan ilişkisini anlatırken, onun gittikçe daha ben- merkezci bir adama dönüştüğünü ve kendisiyle meşgul olmaya başladığını hissettiğini söylüyordu. Yalnızca kendi işiyle ilgili konuşmak istiyor, Alice’in ne yaptığıyla çok da ilgilenmiyordu. Alice çok ihmal edildiğini düşünüyor, hor görüldüğünü hissediyor ve erkek arkadaşına iyice öfkeleniyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli223

224 Terapistle kurduğu ilişki genellikle Alice’e destek oluyordu, ancak birkaç sefer, ihmal edildiğini düşününce kendisini nasıl hissettiğine odaklanan terapistin erkek arkadaşıyla yaşadığı deneyimin gerçek olmadığını ve Alice tarafından uydurulduğunu ima ettiği yönünde bir hisse kapılmıştı. Böyle zamanlarda terapiste de kızıyor ve kendi teorisini ispatlamakla ilgilendiği, onu anlamayı gerçekten istemediği konusunda diretiyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli224

225 Terapist böyle durumlarda hastanın deneyimine dönüyor ve kendisinin onun tarafında olduğunu hissetmediği ve terapistin erkek arkadaşıyla ilişkisinin ne kadar zor olduğunu görmesine ihtiyaç duyduğu yönünde açıklamalar yapıyordu. Böyle zamanlarda anlıyordu ki erkek arkadaşıyla ilişkisi çocukken bir kız evlat olarak değer görmediği yönündeki hissini canlandırıyor ve bu da onun erkek arkadaşına olan kızgınlığını pekiştiriyor, ateşliyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli225

226 Tedaviye başladıktan dokuz ay sonra erkek arkadaşıyla görüşmeyi bırakmaya karar verdi ve bu onun için çok zor oldu, çünkü ona nasıl daha cazip gelebileceği üzerine düşünüp taşınmaya başlamıştı. Bilhassa fiziksel özelliklerine ve kendisinin çekici olmadığına dair genel hissine odaklanmaktaydı. Terapist hastaya yine bu deneyimin anlamını eksiklik hissine göre nasıl örgütlediğini açıkladı. Bu durum hastanın bir kız çocuğu olduğu için babası tarafından reddedilmekle ilgili acı dolu hislerini canlandırmıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli226

227 Alice aldığı kararla ilgili daha iyi hissettikçe, aktarımda başka bir örüntü şekillenmeye başladı. Hasta romantik bir ilginin kaynağı olarak terapiste odaklanmaya başladı. Bu durum tedricen meydana geldi ama birkaç aylık bir dönem içinde çok yoğunlaştı. Hasta en başta utanıyordu ancak terapisti çekici bulduğu ve tıpkı onun gibi bir adamla karşılaşmak istediği yönünde sinyaller gönderiyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli227

228 Ona kendisini rahatsız edici bulmasından ve geri çekilmesinden endişelendiğini söylüyordu. Hastanın endişelerini kendi örgütleyici ilkesiyle özdeş tutarken, hastaya geri çekilmeyeceğine dair güvence verdi. Ayrıca şunu da iletti: Şuanki hisleri kendilik hissini güçlendirmek ve inşa etmek için duyduğu özlemi temsil ediyordu; böyle bir hissi aile yaşamında hiç tatmamıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli228

229 Kısa bir süre sonra hastanın romantik ilgisi buram buram cinsellik kokmaya başladı. Terapistle ilgili cinsel içerikli rüyalar gördüğünü söylüyor ve ayrıntıları anlatmaya çok utandığını da ekliyordu. Terapistten daha doğrudan bir tepki gelmesini bekliyordu. Terapistin kendisini çekici bulduğunu sezdiğini hatta bunu kesinlikle hissettiğini söylüyordu. Terapist hastanın kendisini özel hissetmesinin ne kadar önemli olduğunu tasdik ediyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli229

230 18 aylık bir terapi döneminden sonra hasta sekiz haftalık bir geziye çıktı; bir grup öğrenciyi birkaç yabancı ülkeye götürecek, kültürel tur yapacaktı. Döndüğünde çok mutlu ve heyecanlıydı, ancak bu heyecanını paylaşacak bir erkeğin yokluğunu hissediyordu. Gezi boyunca terapisti düşünmüş ve bu güzelliğin tadını birlikte çıkardıkları fanteziler kurmuştu. Terapiste aldığı hediyeden bahsettiğinde, terapist bunu huzursuzlukla karşıladı ve kendisine hediye vermesinin gerekli olmadığını söyledi. İşte o zaman Alice çok kırıldı ve öfkelendi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli230

231 Terapistin kendisini tam manasıyla reddettiği ve kendisiyle özel bir ilişki kurabileceği yönünde başlangıçta onu yüreklendirmesine rağmen şimdi tutumunu değiştirdiği yönünde bir hisse kapıldı. Terapistin onu kandırdığını düşündü ve yeni bir terapist bulmayı ciddi ciddi aklından geçirdiğini söyledi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli231

232 Çok fazla baskı hisseden terapist de nihayetinde Alice’in pek çok erkek tarafından çekici bulunabilecek bir kadın olduğunu doğruladı. Hasta duyduğu bu yarım ağız cevap karşısında iyice öfkelendi. Yalnızca onun tarafından heyecan verici bulunmak istediğini söylemeye devam etti. Cinsel olarak hiçbir şey yaşamayacaklarını bildiğini tekrar etti, ancak yine de onunla ilgilendiğini ve cinsel açıdan kendisini heyecanlandırdığını göstermesini istiyordu terapistten. Bu artan taleplere karşılık, terapist de duygusal olarak daha fazla uzaklaşıyordu hastasından ve daha akli bir tavır benimsiyor; niçin tam da bu anda çekici bulunmaya ihtiyaç duyduğunu soruyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli232

233 Bu istişare sonucunda, hastanın ve terapistin örgütleyici ilkeleri arasındaki etkileşimden mühim bir terapötik açmaz hâsıl oldu. Hastanın değişmez ilkesi hiçbir erkeğin kadınlığıyla ilgilenmediğiydi. Bu da babasının erkek çocuk olmadığı için ona tamamen ilgisiz davranması deneyiminin tekrarlanmasının bir sonucuydu. Terapiyle birlikte kadınlığının aynalanması için duyduğu yoğun, erotize edilmiş istek harekete geçmişti. Terapist de hastanın ihtiyaçlarına cevap vermek konusunda esnek davranmaya çabalamıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli233

234 Ancak terapistin cevap verme çabalarını yönlendiren etkenlerden birisi de kendisinin arkaik örgütleyici ilkesiydi. Çocukken her zaman kendisini annesinin, fiziksel özelliklerini aynalamak suretiyle, öz-saygısını korumaya mecbur hissetmişti. Bununla birlikte, annesi zaman zaman ona öfkelenirdi; çünkü cılız tepkiler verdiğini düşünürdü. Bu anlar çok sık yaşanmasa da terapist hafızasında oldukça korkutucu ve güçlü izler bırakmıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli234

235 Bu yüzden de annesini kızdıracak şeyleri öngörmek ve ne pahasına olursa olsun bunlardan kaçınmak onun için mutlak bir buyruk halini almıştı. İşte tedavi esnasında hastanın cinsel çekiciliğine ilişkin aynalanma ihtiyacı ve yaralandığı zaman öfkelenme eğilimi terapistin bu acı dolu hatıralarını canlandırmıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli235

236 Terapist de hastanın içsel deneyimini araştırıp aydınlatmaya odaklanacağına onun duygusal dengesini korumaya odaklandı. Hastanın talepleri terapistin arkaik bir örgütleyici ilkesine özdeşti: Bu ilkeye göre, terapistin hastanın tasdik edilme isteğini gerçekten ve somut olarak karşılaması ve çocukluğundaki acı verici gelişim hatalarını kendisiyle yeniden deneyimlemekten hastayı koruması gerekiyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli236

237 Ancak; hastanın ihtiyaçlarını doğrudan gerçekleştirme yolunda ilerlemek terapisti bir analist olarak edinmiş olduğu kişisel fikirleriyle ters düşürüyordu. Bu yüzden terapist de hastanın gelişmekte olan kadınlık hissiyle ilgili mesajını hastaya cılız bir şekilde iletebiliyordu. Zaman zaman cevap verme ve kendi sınırlarını genişletme çabasıyla hastayı somut olarak tasdik etse de, diğer zamanlarda bu tepkinin muhtemel sonuçlarından ve hastanın gittikçe artan taleplerinden çekiniyor; daha soğukkanlı bir akli tavra geri dönüyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli237

238 Sonraki seanslarda terapist Alice’e aralarındaki etkileşim ve bu etkileşimin nasıl geliştiğine dair düşüncelerini iletti. Hastaya, ihtiyaçlarına cevap verebilme çabasıyla, onunla olan etkileşimlerini arttırmaya çalıştığını söyledi. Alice aynalama tepkisi ve daha uzak bir akli tavra geri çekilme arasındaki bu salınımı algılıyor ve buna cevap veriyordu; bu durum kendisini ilginç bir vaka gibi hissetmesine sebep oluyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli238

239 Terapist bu noktada kendi sınırlarıyla ilgili daha kesin bir tanımlama yapmak istediğini belirtti; bu durum aralarındaki terapötik bağın onarılmasını sağlayabilirdi. Alice’e bir analist olarak kendisine dair idealinin, onu cinsel açıdan çekici ve heyecan verici bulup bulmadığıyla ilgili sorularına doğrudan cevap vermekten alıkoyduğunu söyledi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli239

240 Kendi içindeki bir çelişkiden – ona cevap vermesi gerektiği yönündeki hissi ve kendi analitik ideallerine uyması gerektiği yönündeki aynı derecede güçlü hissi arasındaki çelişkiden- ötürü, zaman zaman kendisini geri çekmişti; tıpkı hediyesini geri çevirdiğinde olduğu gibi. Bir analist olarak kendisine dair görüşünün sınırları içerisinde kalarak Alice ile olan ilişkisini yeniden tesis etmek üzere çalışmak istediğini söyledi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli240

241 Hasta buna çok olumlu bir tepki verdi. Terapistin aldığı eğitimi aptalca bulsa da şimdi ne olduğunu anlamış ve ne umması gerektiğine dair bir fikir edinmişti. Alice, analitik araştırmanın ardından, analistin yeni tavrını cinsel açıdan çekici olmadığından ya da hisleriyle isteklerini dile getirdiğinden ötürü kendisinden geri çekilme olarak deneyimlemediğini ortaya koydu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli241

242 Öznelerarası ayrışmanın açığa çıkması hasta ve terapist arasında daha kolaylaştırıcı bir ortamı yeniden tesis etmiş ve aktarım esnasında hastanın deneyimini örgütleyen ilkelere dair daha derin bir kavrayışı mümkün kılmıştı. Hasta terapiste karşı romantik hisler beslemeye devam etti ancak somut karşılık talepleri sönümlendi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli242

243 Bununla birlikte; terapistin hastanın sahip olduğu romantik ve erotik hislerinden ötürü mutlak surette geri çekileceği yönünde bir düşüncesi olduğunun farkına vardı. Alice ve terapist nihayetinde şunu anladı: Alice’in aktarımdaki en temel ve acı verici korkusu cinsel olarak çekici bulunmayıp reddedilmek değil, karşısındakinden bir cevap almak yönündeki hisleri ve isteklerinin terapisti itmesi ve yabancılaştırmasıydı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli243

244 Bu korkuya bir de Alice ile ilişki kurduğunda terapistin kirlenmiş hissettiğine ve iğrendiğine, Alice ofisi terk ettiğinde rahatladığına dair bir inanç eşlik ediyordu. Dolayısıyla, var olan açmazın başarılı bir şekilde izah edilmesi hastanın duygusal özlemlerinin kendiliğindeki tiksinti verici bir eksikliğin belirtisi olduğuna dair derin bir inancı olduğunu ortaya koydu. Bu inanç sonradan, çocukluk dönemindeki kökleriyle birlikte, analitik araştırmanın başlıca odak noktası olabildi Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli244

245 Sarah Vakası 27 yaşında, henüz evlenmemiş bir fizyoterapist olan Sarah tedaviye başladı; çünkü kendisini güçlü yetişkinlerin karanlık dünyasında küçük, zayıf bir çocuk olarak algılıyordu. Gerçek hayatta başarılı, saygı duyulan bir fizyoterapistti; uzmanlığına güvenen pek çok danışanı ve engelli hastası vardı. Ancak öznel olarak; birdenbire güçlü yetişkin rollerine sokulmuş ve yetişkin sorumluluklarına itilmiş zayıf ve yetersiz bir kız çocuğuymuş ve ağır tehdit altındaymış gibi hissediyordu Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli245

246 Sarah üniversitede okurken psikoterapi girişiminde bulunmuştu ancak terapisti onu kendi cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmaya başlayınca, terapi iki yılın ardından feci bir sonla bitmişti. En sonunda Sarah’ın fiziksel yakınlıklarıyla ilgili karmaşasını ve kuşkularını ifade etmesiyle analistin onun “olgun bir aşk” yaşama yetisine inanmakla hata ettiğini öfkeli bir şekilde söylemesi sonucu Sarah yıkılmıştı Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli246

247 Psikoterapi Enstitüsü /Bayramoğlu/Kocaeli247


"VAROLUŞUN BAĞLAMLARI Ruhsal Yaşamın Öznelerarası Temelleri Robert D. STOLOROW, Ph.D. George E, ATWOOD, Ph.D." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları