Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TEKKELER ve ZAVİYELER Tasavvuf bir aksiyon ve fikir hareketi olarak ortaya çıkıp tarikat biçiminde teşkilatlanmaya başlayınca, önceleri "ribât" adiyle,

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TEKKELER ve ZAVİYELER Tasavvuf bir aksiyon ve fikir hareketi olarak ortaya çıkıp tarikat biçiminde teşkilatlanmaya başlayınca, önceleri "ribât" adiyle,"— Sunum transkripti:

1 TEKKELER ve ZAVİYELER Tasavvuf bir aksiyon ve fikir hareketi olarak ortaya çıkıp tarikat biçiminde teşkilatlanmaya başlayınca, önceleri "ribât" adiyle, daha sonra "tekke" ve "hankâh" nâmıyla anılan müesse­selerin kurulmaya başlandığı görülmektedir. "Ribât" hudud boylarında bulunan kale ve hisar türünden, yarı askerî, yarı tasavvufî bir müsessesedir. İlk defa 150/767 yılında Hasan Basrî'nin mürîdlerinden Abdülvâhid b. Zeyd Ribât kelimesi, X ve XI. asırlardan itibaren hankâh ve tekke mânâsına kullanılmaya başlanmıştır. Bu yüzyıllar İslâm dünyasında medreselerin de kuruluş yıllandır. Tasavvuf ve medeniyet tarihimizde "ribât" kelimesinden başka tekke, hankâh, dergâh, âsitâne ve zaviye kavramları da kullanılmıştır. Bunların ifâde ettikleri anlamlar genellikle birbirine çok yakındır. Hattâ birini diğerinden ayıracak çok kesin çizgiler yoktur. Tekke: Arapça "tekye" kelimesinin galatıdır, (c. tekâyâ). Dayanma, dayanacak yer demektir. Cami ve mescidin dışında tarikat zikir, âyin ve sohbetlerinin yapıldığı binalar hakkında kullanılır. Mısır Mevlevî şeyhi Aynî Efendi Nuhbetü'I- âdâb adlı eserinde "Tekkeler, ilim ve fen tahsil ederek dünya alâkalarından el çekenler ve ruhî yükselişe çalışanlar için yapılırlar. Bu yüzden ilimden behresi olmayan câhiller, evvelâ ilim tahsili için medreseye gönderilirler, ya da tekkede ta'lim ve tedrise iktidarı olanlar tarafından eğitilirler." der. Tasavvuf bir aksiyon ve fikir hareketi olarak ortaya çıkıp tarikat biçiminde teşkilatlanmaya başlayınca, önceleri "ribât" adiyle, daha sonra "tekke" ve "hankâh" nâmıyla anılan müesse­selerin kurulmaya başlandığı görülmektedir. "Ribât" hudud boylarında bulunan kale ve hisar türünden, yarı askerî, yarı tasavvufî bir müsessesedir. İlk defa 150/767 yılında Hasan Basrî'nin mürîdlerinden Abdülvâhid b. Zeyd Ribât kelimesi, X ve XI. asırlardan itibaren hankâh ve tekke mânâsına kullanılmaya başlanmıştır. Bu yüzyıllar İslâm dünyasında medreselerin de kuruluş yıllandır. Tasavvuf ve medeniyet tarihimizde "ribât" kelimesinden başka tekke, hankâh, dergâh, âsitâne ve zaviye kavramları da kullanılmıştır. Bunların ifâde ettikleri anlamlar genellikle birbirine çok yakındır. Hattâ birini diğerinden ayıracak çok kesin çizgiler yoktur. Tekke: Arapça "tekye" kelimesinin galatıdır, (c. tekâyâ). Dayanma, dayanacak yer demektir. Cami ve mescidin dışında tarikat zikir, âyin ve sohbetlerinin yapıldığı binalar hakkında kullanılır. Mısır Mevlevî şeyhi Aynî Efendi Nuhbetü'I- âdâb adlı eserinde "Tekkeler, ilim ve fen tahsil ederek dünya alâkalarından el çekenler ve ruhî yükselişe çalışanlar için yapılırlar. Bu yüzden ilimden behresi olmayan câhiller, evvelâ ilim tahsili için medreseye gönderilirler, ya da tekkede ta'lim ve tedrise iktidarı olanlar tarafından eğitilirler." der.

2 Hankâh: Tekke mânâsına gelen Farsça "hânegâh"tan Arapçaya intikal etmiştir. Hankâhlann büyüklerine tekke, küçüklerine zaviye denilirdi. Tekke ve zaviyelerin ihtiyaçları, bağlı bulundukları hankâhlar vasıtasıyle temin edilirdi. Bu sebeple hankâh postunda oturan şeyh, tarikatın en büyük uzvu sayılırdı. Tarikatların bir kısmında tekke ve zaviyelerin şeyhleri de onun tarafından seçüirdi. Hankâhlarda o tarikata mensup tekke ve zaviyelerin kaydı da tutulmaktaydı. Dergâh: Farsça "kapı eşiği" anlamınadır. Tarikat mensu­bu şeyhlerle dervişlerin ikametgâhı olan tekkelere ıtlak olunurdu. Dergâh-ı Mevlânâ gibi. Hürmeti artırmak için bazen sonuna "şerif" sıfatı da eklenerek "dergâh-ı şerif" de denilirdi. Âsitâne: Farsça "âsitâne" eşik ve dergâh demektir. Büyük ve merkez tekkeler için kullanılan bir tâbirdir. Ayrıca saltanat merkezi (eskiden İstanbul) anlamına da gelir. Mevlevî ıstılahında çile çıkarılan büyük tekkelere bu ad verilirdi. Küçük Mevlevî tekkelerine de "zaviye" denilirdi. Diğer tarikatlarda ise şubeleri bulunan merkez tekke, tarikat pîrinin medfun bulunduğu külliye anlamına idi. Hüdâyî âsitânesi gibi. Zaviye: Tekkenin küçüğüne verilen addır. Şehir ve kasabaların ücra yerlerinde olan tekkeler için kullanılır bir kavramdır, (c. zevâyâ) Zaviye şeyhlerine "zâviye- dâr", zaviye dervişlerine "zâviye-nişîn" denilir. Hankâh: Tekke mânâsına gelen Farsça "hânegâh"tan Arapçaya intikal etmiştir. Hankâhlann büyüklerine tekke, küçüklerine zaviye denilirdi. Tekke ve zaviyelerin ihtiyaçları, bağlı bulundukları hankâhlar vasıtasıyle temin edilirdi. Bu sebeple hankâh postunda oturan şeyh, tarikatın en büyük uzvu sayılırdı. Tarikatların bir kısmında tekke ve zaviyelerin şeyhleri de onun tarafından seçüirdi. Hankâhlarda o tarikata mensup tekke ve zaviyelerin kaydı da tutulmaktaydı. Dergâh: Farsça "kapı eşiği" anlamınadır. Tarikat mensu­bu şeyhlerle dervişlerin ikametgâhı olan tekkelere ıtlak olunurdu. Dergâh-ı Mevlânâ gibi. Hürmeti artırmak için bazen sonuna "şerif" sıfatı da eklenerek "dergâh-ı şerif" de denilirdi. Âsitâne: Farsça "âsitâne" eşik ve dergâh demektir. Büyük ve merkez tekkeler için kullanılan bir tâbirdir. Ayrıca saltanat merkezi (eskiden İstanbul) anlamına da gelir. Mevlevî ıstılahında çile çıkarılan büyük tekkelere bu ad verilirdi. Küçük Mevlevî tekkelerine de "zaviye" denilirdi. Diğer tarikatlarda ise şubeleri bulunan merkez tekke, tarikat pîrinin medfun bulunduğu külliye anlamına idi. Hüdâyî âsitânesi gibi. Zaviye: Tekkenin küçüğüne verilen addır. Şehir ve kasabaların ücra yerlerinde olan tekkeler için kullanılır bir kavramdır, (c. zevâyâ) Zaviye şeyhlerine "zâviye- dâr", zaviye dervişlerine "zâviye-nişîn" denilir.

3 TEKELERDE EĞİTİM Tekkelerde yapılan eğitim, sözlü, yazılı, uygulamalı ve hâl ile eğitim olmak üzere dört şekilde özetlenebilir: Sözlü Eğitim: Tekkelerde yapılan sözlü eğitim genellikle tarikat şeyhlerinin sohbet ve irşad tarzında konuşmalarıdır. Mürşidler mürîdlerine ve halk kitlelerine muhtelif zamanlarda konuşmalar yaparlardı. Halka yönelik konuşmalar, daha çok dinî hayata, İbâdet ve ahlâka dâir genel bilgi ve öğüt tarzında olurdu. Tarikat mensupları ve özellikle seyr u sülükte ilerlemiş sâlikler için yapılan konuşmalar ise halka yapılan sohbetlerden farklı olurdu. Bu sohbetlerde tasavvufun lâtif mes'eleleriyle ma'rifetin incelikleri anlatılırdı. Şeyhler tekkedeki konuşma ve sohbetlerinde, ferdî hatâ ve kusurları dile getirip onlara yönelik uyarılarda bulunmak yerine, genel esasları, kendi üslûbları içinde, muhataplarının durumlarına göre anlatırlardı. Sâde bir üslûb içinde, sanat kaygısından uzak, aile sıcaklığında yapılan sohbetler, dinleyiciler üzerinde daha etkili olurdu. Özellikle mürşidlerin gizemli kişiliği ve ihvanın şeyhe bağlılığı, bu tür sözlü eğitimin tesirini artırırdı. Çünkü aynı mekânı paylaşan insanların aynı duygulan taşımalarının ayrı bir önemi vardır. Tekkelerde yapılan eğitim, sözlü, yazılı, uygulamalı ve hâl ile eğitim olmak üzere dört şekilde özetlenebilir: Sözlü Eğitim: Tekkelerde yapılan sözlü eğitim genellikle tarikat şeyhlerinin sohbet ve irşad tarzında konuşmalarıdır. Mürşidler mürîdlerine ve halk kitlelerine muhtelif zamanlarda konuşmalar yaparlardı. Halka yönelik konuşmalar, daha çok dinî hayata, İbâdet ve ahlâka dâir genel bilgi ve öğüt tarzında olurdu. Tarikat mensupları ve özellikle seyr u sülükte ilerlemiş sâlikler için yapılan konuşmalar ise halka yapılan sohbetlerden farklı olurdu. Bu sohbetlerde tasavvufun lâtif mes'eleleriyle ma'rifetin incelikleri anlatılırdı. Şeyhler tekkedeki konuşma ve sohbetlerinde, ferdî hatâ ve kusurları dile getirip onlara yönelik uyarılarda bulunmak yerine, genel esasları, kendi üslûbları içinde, muhataplarının durumlarına göre anlatırlardı. Sâde bir üslûb içinde, sanat kaygısından uzak, aile sıcaklığında yapılan sohbetler, dinleyiciler üzerinde daha etkili olurdu. Özellikle mürşidlerin gizemli kişiliği ve ihvanın şeyhe bağlılığı, bu tür sözlü eğitimin tesirini artırırdı. Çünkü aynı mekânı paylaşan insanların aynı duygulan taşımalarının ayrı bir önemi vardır.

4 Yazılı Eğitim: Tekkelerin eğitim fonksiyonunda yazılı eğitimin yeri büyüktür. Yazılı eğitim denilince, genellikle tarikat pirlerinin fikir ve düşüncelerini yazılı eserler olarak ifade etmesi ve bu eserlerden tekke muhitlerinde yararlanılması kasdedilir. Tarikat dönemi tasavvufunda tarikat pîri konumunda olan şeyhlerin pek çoğu manzum ve mensur yazılı eserler bırakmış ve bu eserler, tekke kütüphanelerinde daima okunan kaynaklar arasında yer almıştır. Yazıcıoğlu Mehmed'in Muhammediye'si, Eşrefoğlu Rûmî'nin Müzekki'n-nüfûs'u, Yunus'un şiirleri, Osmanlı döneminde tekkelerin yazılı eğitim araçlarının en yaygınları arasında yer alır. Yazılı eğitimin diğer bir yönü de, tarikat şeyhleri ve tekke mensuplarının irşad ve tebliğ amacıyla yazdıkları mektuplardır. Şeyhlerin gerek halîfeleriyle mürîdlerine, gerekse halktan insanlara yazdığı mektupların ayrı bir eğitim değeri vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in komşu devlet başkanlarına yazdığı davet mektuplarıyla başlayan bu an'ane Hasan Basrî'nin Ömer b. Abdülaziz'e yazdığı mektuplarla tasavvufî bir çehre kazanmış ve daha sonra tekke mensuplarınca devam ettirilmiştir. İmam-ı Rabbânî'nin (ö. 1034/ 1624) Mektûbat'ı ile çağdaşı Aziz Mahmud Hüdâyî (ö. 1038/1628)'nin sultanlara ve devlet ricaline yazdıkları mektuplar hep bu türdendir. Yazılı Eğitim: Tekkelerin eğitim fonksiyonunda yazılı eğitimin yeri büyüktür. Yazılı eğitim denilince, genellikle tarikat pirlerinin fikir ve düşüncelerini yazılı eserler olarak ifade etmesi ve bu eserlerden tekke muhitlerinde yararlanılması kasdedilir. Tarikat dönemi tasavvufunda tarikat pîri konumunda olan şeyhlerin pek çoğu manzum ve mensur yazılı eserler bırakmış ve bu eserler, tekke kütüphanelerinde daima okunan kaynaklar arasında yer almıştır. Yazıcıoğlu Mehmed'in Muhammediye'si, Eşrefoğlu Rûmî'nin Müzekki'n-nüfûs'u, Yunus'un şiirleri, Osmanlı döneminde tekkelerin yazılı eğitim araçlarının en yaygınları arasında yer alır. Yazılı eğitimin diğer bir yönü de, tarikat şeyhleri ve tekke mensuplarının irşad ve tebliğ amacıyla yazdıkları mektuplardır. Şeyhlerin gerek halîfeleriyle mürîdlerine, gerekse halktan insanlara yazdığı mektupların ayrı bir eğitim değeri vardır. Hz. Peygamber (s.a.s.)'in komşu devlet başkanlarına yazdığı davet mektuplarıyla başlayan bu an'ane Hasan Basrî'nin Ömer b. Abdülaziz'e yazdığı mektuplarla tasavvufî bir çehre kazanmış ve daha sonra tekke mensuplarınca devam ettirilmiştir. İmam-ı Rabbânî'nin (ö. 1034/ 1624) Mektûbat'ı ile çağdaşı Aziz Mahmud Hüdâyî (ö. 1038/1628)'nin sultanlara ve devlet ricaline yazdıkları mektuplar hep bu türdendir.

5 Tatbikî (uygulamalı) Eğitim: Tekkelerde yapılan tatbikî eğitim daha çok tarikat âyinleri, toplu zikir ve semâ türünden törenlerdir. Bu tür zikir meclisleri, kalb tasfiyesi ve gönlün duru hâle getirilip ilâhî mesajı alacak seviyeye yükseltilmesi açısından büyük önem arzeder. Bazan ney, kudüm, halile ve bendir gibi yardımcı âletlerle, bazan doğrudan Kur'an kıraati ve ilâhî eşliğinde yapılan zikir merasimleri, katılanların gönüllerinde itminan ve huzur hâli meydana getirir, ruhî bir duruluk sağlar. Burada cemaat bereketinin ve etkileşimin ayrı bir önemi vardır. Bu durum da bir terbiye usûlüydü.

6 Hâl ile eğitim: Bu eğitim tarzı, Kur’an'da Hz. Peygamber'in inanan insanlara "üsve-i hasene" olması şeklinde anlatılan ve modern eğitimde "örnek olma yoluyla eğitim" diye adlandırılan eğitim tarzının en canlı örneğidir. Nitekim Allah Resulü, manevî kişiliği ile çevresindekilere rûhânî bir hayat yaşatırdı. Sahâbîler, onun meclislerindeki, onunla birlikte bulunmadan doğan aşk, vecd ve heyecanlarını kendilerinden sonraki nesle hal yoluyla nakletmişler ve bu manevî hayat böyle bir teselsül ile günümüze kadar ulaşmıştır. Tekkedeki ahlâkî eğitimde, direkt eğitim yöntemi uygulanmaz; mürîd ve sâliklere şunları yap, şunları yapma, şeklinde talimatlar yağdırılmazdı. Aksine şeyh olan kişi, edeb ve ahlakıyla mürîdlerine örnek olur; haliyle, tavrıyla, sesiyle ve nefesiyle onları yönlendirirdi. Çünkü hallerin sirayet edici bir özelliği vardır. Özellikle güçlü ve doygunluğa ermiş şahsiyetler, yanında bulunanları kuvvetle etkileyebilirler. Bu yüzden tasavvufta nazar ve teveccüh, insanı etkilemede bir eğitim aracı olarak kullanılırdı. Hâl ile eğitim: Bu eğitim tarzı, Kur’an'da Hz. Peygamber'in inanan insanlara "üsve-i hasene" olması şeklinde anlatılan ve modern eğitimde "örnek olma yoluyla eğitim" diye adlandırılan eğitim tarzının en canlı örneğidir. Nitekim Allah Resulü, manevî kişiliği ile çevresindekilere rûhânî bir hayat yaşatırdı. Sahâbîler, onun meclislerindeki, onunla birlikte bulunmadan doğan aşk, vecd ve heyecanlarını kendilerinden sonraki nesle hal yoluyla nakletmişler ve bu manevî hayat böyle bir teselsül ile günümüze kadar ulaşmıştır. Tekkedeki ahlâkî eğitimde, direkt eğitim yöntemi uygulanmaz; mürîd ve sâliklere şunları yap, şunları yapma, şeklinde talimatlar yağdırılmazdı. Aksine şeyh olan kişi, edeb ve ahlakıyla mürîdlerine örnek olur; haliyle, tavrıyla, sesiyle ve nefesiyle onları yönlendirirdi. Çünkü hallerin sirayet edici bir özelliği vardır. Özellikle güçlü ve doygunluğa ermiş şahsiyetler, yanında bulunanları kuvvetle etkileyebilirler. Bu yüzden tasavvufta nazar ve teveccüh, insanı etkilemede bir eğitim aracı olarak kullanılırdı.

7 Tekkelerde Eğitimin Özellikleri 1. Bu eğitim zorunlu bir eğitim değildir. İnsanların dinin esaslarını öğrenmeleri zorunlu olmakla beraber tekke eğitimi zorunlu değildir. 2. Belli bir yaş sınırı yoktur. Tekke eğitiminde şu yaş ya da bu yaşta bu eğitime başlanmalıdır diye bir kural yoktur. 3. Mürşid gereklidir. Sufi yolunun olmazsa olmazlarından biri bu ilkedir. “Şeyhi olmayan şeyhi şeytandır.” Sözü “Tasavvufa girmeyenin hali haraptır.” anlamında değildir. Bu söz, “kendine yolda yürümek için rehber şahsı bulmak” anlamındadır. 4. Mürşidi aramak gerekir. Bu ilke yukarıdaki ilkeyle ilişkilidir. Herkesin mürşidini aramak ve bulmak özgürlüğü vardır. Yolcu adayının ailesinin veya yakın çevresine bağlanmak gibi bir zorunluluğu yoktur. 5. Birebir eğitimdir. Mürşid müridleriyle tek tek ilgilenir. Mürşid, ruhi yapılarına ve kültürel düzeylerine göre kendilerine “vazife” verir. 6. Mürşidler arasında mürid alışverişi vardır. Bu alışveriş günlük alışverişten farklı ruhların birbirini anlamasıdır. Bir mürid mürşidi vefat ettiğinde mürşidin halifesine bağlanabileceği gibi başka bir mürşide de bağlanabilir. 7. Teslimiyetçi bir eğitimdir. Bir mürşide bağlanan mürid bu yolda itiraz hakkına sahip değildir. İtiraz gönülden gönüle olan bağı keser. 8. Süresi belli değildir. Eğitimin süresi belli değildir. Çok kısa süre de olabilir, uzun süre de olabilir. Tekkelerde Eğitimin Özellikleri 1. Bu eğitim zorunlu bir eğitim değildir. İnsanların dinin esaslarını öğrenmeleri zorunlu olmakla beraber tekke eğitimi zorunlu değildir. 2. Belli bir yaş sınırı yoktur. Tekke eğitiminde şu yaş ya da bu yaşta bu eğitime başlanmalıdır diye bir kural yoktur. 3. Mürşid gereklidir. Sufi yolunun olmazsa olmazlarından biri bu ilkedir. “Şeyhi olmayan şeyhi şeytandır.” Sözü “Tasavvufa girmeyenin hali haraptır.” anlamında değildir. Bu söz, “kendine yolda yürümek için rehber şahsı bulmak” anlamındadır. 4. Mürşidi aramak gerekir. Bu ilke yukarıdaki ilkeyle ilişkilidir. Herkesin mürşidini aramak ve bulmak özgürlüğü vardır. Yolcu adayının ailesinin veya yakın çevresine bağlanmak gibi bir zorunluluğu yoktur. 5. Birebir eğitimdir. Mürşid müridleriyle tek tek ilgilenir. Mürşid, ruhi yapılarına ve kültürel düzeylerine göre kendilerine “vazife” verir. 6. Mürşidler arasında mürid alışverişi vardır. Bu alışveriş günlük alışverişten farklı ruhların birbirini anlamasıdır. Bir mürid mürşidi vefat ettiğinde mürşidin halifesine bağlanabileceği gibi başka bir mürşide de bağlanabilir. 7. Teslimiyetçi bir eğitimdir. Bir mürşide bağlanan mürid bu yolda itiraz hakkına sahip değildir. İtiraz gönülden gönüle olan bağı keser. 8. Süresi belli değildir. Eğitimin süresi belli değildir. Çok kısa süre de olabilir, uzun süre de olabilir.

8 9. Yatılıdır/Gündüzlüdür. Tekkenin yapısına göre eğitim tekke içinde de olabilir, dışında da olabilir. 10. Masrafları genellikle vakıflar karşılar. Cami ve medreselerde olduğu tekkelerin masrafları vakıf denilen bir kurum tarafından karşılanır. 11. Özel bir mekân gereklidir. Melamiler hariç her sufi ekolün eğitim sistemine uygun mekânı vardır. 12. Türkçe, Arapça ve Farsça öğretilir. İslam medeniyetinin üç temel dili mutlaka öğretilir ve müridin bilmesi de eklenir. 13. Bazı klasikler topluca okunur. Müridlerin yetiştirilmesinde Gazali’nin İhya’sı, Fûsusu’l-Hikem, Futuhat-ı Mekkiye, Mesnevi, Mektubat-ı Rabbani, Ramuzu’l-Ehadis bu eserlerin bazılarıdır. 14. Günlük dualar okunur. Dua ve Hz. Peygamber'e salat u selam merkezli kitaplar okutulurdu. Bu konuda “Delailü’l-Hayrat” adlı eser önemli bir kaynaktır. 15. Güzel sanat eğitimi de verilir. Sufi geleneği öğrenmeye çalışan müridlere bu yolun ilkeleri yanında aynı zamanda istidatına göre güzel sanatların bir dalında eğitim de alır. 16. Eğitimi bitiren herkes mürşid olmaz. 17. Birden çok tarikattan el alınabilir. 18. Hayat boyu eğitim vardır. Bu eğitim hayat boyu sürer. Yolcunun mürşid olması yolcu olduğunu bilmesine engel değildir. Mürşid de olsa bir insan her zaman yoldadır. 9. Yatılıdır/Gündüzlüdür. Tekkenin yapısına göre eğitim tekke içinde de olabilir, dışında da olabilir. 10. Masrafları genellikle vakıflar karşılar. Cami ve medreselerde olduğu tekkelerin masrafları vakıf denilen bir kurum tarafından karşılanır. 11. Özel bir mekân gereklidir. Melamiler hariç her sufi ekolün eğitim sistemine uygun mekânı vardır. 12. Türkçe, Arapça ve Farsça öğretilir. İslam medeniyetinin üç temel dili mutlaka öğretilir ve müridin bilmesi de eklenir. 13. Bazı klasikler topluca okunur. Müridlerin yetiştirilmesinde Gazali’nin İhya’sı, Fûsusu’l-Hikem, Futuhat-ı Mekkiye, Mesnevi, Mektubat-ı Rabbani, Ramuzu’l-Ehadis bu eserlerin bazılarıdır. 14. Günlük dualar okunur. Dua ve Hz. Peygamber'e salat u selam merkezli kitaplar okutulurdu. Bu konuda “Delailü’l-Hayrat” adlı eser önemli bir kaynaktır. 15. Güzel sanat eğitimi de verilir. Sufi geleneği öğrenmeye çalışan müridlere bu yolun ilkeleri yanında aynı zamanda istidatına göre güzel sanatların bir dalında eğitim de alır. 16. Eğitimi bitiren herkes mürşid olmaz. 17. Birden çok tarikattan el alınabilir. 18. Hayat boyu eğitim vardır. Bu eğitim hayat boyu sürer. Yolcunun mürşid olması yolcu olduğunu bilmesine engel değildir. Mürşid de olsa bir insan her zaman yoldadır.

9 TARİKAT VE TEKKELERİN SOSYAL FONKSİYONLARI Tarikatların Sosyal Fonksiyonları İslam tasavvufunun en mühim özelliklerinden birisi sadece nazari planda kalmayıp tarikatlar yoluyla pratik hayatta uygulama sahasına geçirilmiş olmasıdır. Böylece nazariyatta “tasavvuf” diye isimlendirilen bu akımın pratik hayattaki yani toplumsal plandaki ismi “tarikat” olmuştur. Tarikatlar fert üzerine eğitim veren kurumlar oldukları kadar toplum üzerinde de tesirleri olan mühim kurumlardır. Toplumun dini hayatının yaşanmasında ve dini hayatın toplumda yayılmasında tarikatlar önemli foksiyonlar üslenmişler ve bu vazifeyi de önemli ölçüde yerine getirmişlerdir. İslam tasavvufunun en mühim özelliklerinden birisi sadece nazari planda kalmayıp tarikatlar yoluyla pratik hayatta uygulama sahasına geçirilmiş olmasıdır. Böylece nazariyatta “tasavvuf” diye isimlendirilen bu akımın pratik hayattaki yani toplumsal plandaki ismi “tarikat” olmuştur. Tarikatlar fert üzerine eğitim veren kurumlar oldukları kadar toplum üzerinde de tesirleri olan mühim kurumlardır. Toplumun dini hayatının yaşanmasında ve dini hayatın toplumda yayılmasında tarikatlar önemli foksiyonlar üslenmişler ve bu vazifeyi de önemli ölçüde yerine getirmişlerdir.

10 Tarihimize baktığımızda islamın yaşanması, yaşatılması ve tebliğinde üç müessese önemli rol oynamıştır. Ordu Mücahidleri Tarikat Mensubları Alimler (İlmiyye Sınıfı). Özellikle mücahidlerle sufiler, tarikat mensubları bu hizmeti birbirlerine destek olarak paylaşmışlardır. Bazen mücahidler önden giderek toprakları fethetmişler (futuhu’l-büldan), onların ardından sufiler gitmiş ve gönüleri fethetmişlerdir. Bazen de sufiler önden giderek gönülleri islama açmışlar (futuhu’l-kulüb), gönülleri fethetmişler onların ardından gelen mücahidler de toprakları islamlaştırmışlardır. [1] İlmiyye sınıfı da hem mücahidlerin hem de sufilerin eğitimlerini temin etmişlerdir. [1] İslamlaşan topraklarda ilmiyye sınıfı bugünün ifadesiyle örgün eğitimi üslenmiş, yaygın eğitim ise yani toplumun topyekün dini eğitimi ise sufilerin/tarikat erbabının görevi olmuştur. Tarihimize baktığımızda islamın yaşanması, yaşatılması ve tebliğinde üç müessese önemli rol oynamıştır. Ordu Mücahidleri Tarikat Mensubları Alimler (İlmiyye Sınıfı). Özellikle mücahidlerle sufiler, tarikat mensubları bu hizmeti birbirlerine destek olarak paylaşmışlardır. Bazen mücahidler önden giderek toprakları fethetmişler (futuhu’l-büldan), onların ardından sufiler gitmiş ve gönüleri fethetmişlerdir. Bazen de sufiler önden giderek gönülleri islama açmışlar (futuhu’l-kulüb), gönülleri fethetmişler onların ardından gelen mücahidler de toprakları islamlaştırmışlardır. [1] İlmiyye sınıfı da hem mücahidlerin hem de sufilerin eğitimlerini temin etmişlerdir. [1] İslamlaşan topraklarda ilmiyye sınıfı bugünün ifadesiyle örgün eğitimi üslenmiş, yaygın eğitim ise yani toplumun topyekün dini eğitimi ise sufilerin/tarikat erbabının görevi olmuştur. [1 ] [1 ] Bu hususta (özellikle Anadolu’nun İslamlaştırılması konusunda) geniş bilgi için şu makale mutlaka okunmalıdır. Ömer Lütfi Barkan, “İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, Ankara 1942, sayı II, [1 ] [1 ] Bu hususta (özellikle Anadolu’nun İslamlaştırılması konusunda) geniş bilgi için şu makale mutlaka okunmalıdır. Ömer Lütfi Barkan, “İstila Devirlerinin Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”, Vakıflar Dergisi, Ankara 1942, sayı II,

11 Tarikatların bu bağlamda sosyal faaliyetlerini şöylece sıralayabiliriz:  İslam mücahidlerince fethedilen topraların islamlaştırılması ve bu topraklarda yaşayanların gönüllerinin İslama ısındırılması.  Seyyah dervişler vasıtasıyla İslamın gayr-i müslim diyarlara yayılması.  İslam diyarlarının işgale uğraması veya düşman saldırılarına maruz kalması sırasında tarikat erbabının direniş ve yurdu düşmana karşı savunması.  İslam mücahidlerinin ulaşamadığı uzak diyarlara islamın yayılması. Tarihte başta Hindistan olmak üzere bazı uzak Doğu ülkelerine İslam Kübrevî, Çiştî ve Nakşbendî dervişleri vasıtasıyla ulaşmıştır. Yine Afrika’nın bazı bölgelerine de Ticanî ve Kadirî dervişleri islamı ulaştırmışlar, Sibirya ve Tatarların İslam’a girmeleri de Yesevî dervişleri vasıtasıyla olmuştur.  Tarikat mensuplarının bir çok iç savaş ve çekişmelerde halklar arasında arabulucu rolü oynamaları. Tarikatların bu husustaki sosyal fonksiyonlarına dair en önemli iki örnek; XIX. Asırda Cezayir’de kabileler arasındaki kavgalar cezayirdeki tarikatların araya girmesiyle çözüme kavuşmuştur. Yine aynı yüzyılda Güneydoğu Anadolu ve Irak bölgesinde ırkçılık faaliyetlerinin önlenmesi Nakşi-Halidi şeyhlerinin girişimleriyle mümkün olmuştur.  Tarikatların genel anlamda sosyal faaliyetlerini bu şekilde özetledikten sonar şimdi tarikatların temsilcilikleri olan tekke ve zaviyelerin sosyal fonksiyonlarını ele alalım. Tarikatların bu bağlamda sosyal faaliyetlerini şöylece sıralayabiliriz:  İslam mücahidlerince fethedilen topraların islamlaştırılması ve bu topraklarda yaşayanların gönüllerinin İslama ısındırılması.  Seyyah dervişler vasıtasıyla İslamın gayr-i müslim diyarlara yayılması.  İslam diyarlarının işgale uğraması veya düşman saldırılarına maruz kalması sırasında tarikat erbabının direniş ve yurdu düşmana karşı savunması.  İslam mücahidlerinin ulaşamadığı uzak diyarlara islamın yayılması. Tarihte başta Hindistan olmak üzere bazı uzak Doğu ülkelerine İslam Kübrevî, Çiştî ve Nakşbendî dervişleri vasıtasıyla ulaşmıştır. Yine Afrika’nın bazı bölgelerine de Ticanî ve Kadirî dervişleri islamı ulaştırmışlar, Sibirya ve Tatarların İslam’a girmeleri de Yesevî dervişleri vasıtasıyla olmuştur.  Tarikat mensuplarının bir çok iç savaş ve çekişmelerde halklar arasında arabulucu rolü oynamaları. Tarikatların bu husustaki sosyal fonksiyonlarına dair en önemli iki örnek; XIX. Asırda Cezayir’de kabileler arasındaki kavgalar cezayirdeki tarikatların araya girmesiyle çözüme kavuşmuştur. Yine aynı yüzyılda Güneydoğu Anadolu ve Irak bölgesinde ırkçılık faaliyetlerinin önlenmesi Nakşi-Halidi şeyhlerinin girişimleriyle mümkün olmuştur.  Tarikatların genel anlamda sosyal faaliyetlerini bu şekilde özetledikten sonar şimdi tarikatların temsilcilikleri olan tekke ve zaviyelerin sosyal fonksiyonlarını ele alalım.

12 Tekkelerin Sosyal Fonksiyonları Tekke, Farsça’da dayanacak yer demektir. Tekkeler, dervişlerin ve tarikat ehlinin şeyh veya haİifesinin yönetimi altında zikir, ayin ve ibadet ettikleri, seyr u sulük ile meşgul oldukları, nefs terbiyesi gördükleri, ruhen ve ahlaken eğitilip olgun kişi haline geldekleri yerlerdir. Bu maksatla yapı şekillleri yani mimarileri de değişiklik arzeder. Bazı tekkeler uzaktan yakından gelen dervişlerin ihtiyaçlarını karşılamak maksadına matuf bina edilirken bazıları haftanın belirli günlerinde toplanmak ve zikir yapmak, sohbet dinlemek için bina edilmişlerdir. Tekkelere genel manada ribat, dergah, asitane, düveyr, savmaa, mescid, mihrab ve zaviye isimleri kullanılmıştır. Bazen belirli bir tarikatın veya şeyhin adıyla zikredilen mevlevihane, kadirihane, kalenderhane ve pir evi gibi adlarla anılan tekkeler de mevcuttur. Tekkeler, küçük tekkelere "zaviye", büyüklerine “hânkâh”, “dergah”, merkezi pozisyonda olanlara da “âsitâne” şeklinde de taksim edilmişlerdir. İlk tekke, Remle’de Ebu Hâşim el-Kufî (ö. 150/765) tarafından kurulmuştur. Erken dönem tekkelerine “Savma’a” adı da verilmiştir. Tekke, Farsça’da dayanacak yer demektir. Tekkeler, dervişlerin ve tarikat ehlinin şeyh veya haİifesinin yönetimi altında zikir, ayin ve ibadet ettikleri, seyr u sulük ile meşgul oldukları, nefs terbiyesi gördükleri, ruhen ve ahlaken eğitilip olgun kişi haline geldekleri yerlerdir. Bu maksatla yapı şekillleri yani mimarileri de değişiklik arzeder. Bazı tekkeler uzaktan yakından gelen dervişlerin ihtiyaçlarını karşılamak maksadına matuf bina edilirken bazıları haftanın belirli günlerinde toplanmak ve zikir yapmak, sohbet dinlemek için bina edilmişlerdir. Tekkelere genel manada ribat, dergah, asitane, düveyr, savmaa, mescid, mihrab ve zaviye isimleri kullanılmıştır. Bazen belirli bir tarikatın veya şeyhin adıyla zikredilen mevlevihane, kadirihane, kalenderhane ve pir evi gibi adlarla anılan tekkeler de mevcuttur. Tekkeler, küçük tekkelere "zaviye", büyüklerine “hânkâh”, “dergah”, merkezi pozisyonda olanlara da “âsitâne” şeklinde de taksim edilmişlerdir. İlk tekke, Remle’de Ebu Hâşim el-Kufî (ö. 150/765) tarafından kurulmuştur. Erken dönem tekkelerine “Savma’a” adı da verilmiştir.

13 Tekkeler mensub oldukları tarikatlerin adab ve erkanına göre manevi eğitim verme yerleri olmakla birlikte aynı zamanda içinde yaşadıkları topluma yönelikte bir takım sosyal fonksiyonlar icra etmişlerdir. Bunları şu şekilde tasnif etmek mümkündür: 1-Mescid ve Cami 2-Mektep 3- Kütütphane 4-Kervansaray 5- Darü’l-aceze 6- Meşveret Mekanı 7- İmaret 8- İstihbarat Merkezi 9- İltica Yeri 10- Vakıflar 11- Musiki Konservatuarı 12- Edebiyat Fakültesi 13- Beden Terbiyesi Yeri 14- Tecrid Yeri 15-Tedavi Yeri


"TEKKELER ve ZAVİYELER Tasavvuf bir aksiyon ve fikir hareketi olarak ortaya çıkıp tarikat biçiminde teşkilatlanmaya başlayınca, önceleri "ribât" adiyle," indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları