Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

TÜRK İ YE’DE JEOLOJ İ VE JEOF İ Z İ K Doç. Dr. Ferhat Özçep İ stanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisli ğ i Bölümü YER BİLİMLERİ TARİHİ Dersi için EK Güncelleme:

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "TÜRK İ YE’DE JEOLOJ İ VE JEOF İ Z İ K Doç. Dr. Ferhat Özçep İ stanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisli ğ i Bölümü YER BİLİMLERİ TARİHİ Dersi için EK Güncelleme:"— Sunum transkripti:

1 TÜRK İ YE’DE JEOLOJ İ VE JEOF İ Z İ K Doç. Dr. Ferhat Özçep İ stanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisli ğ i Bölümü YER BİLİMLERİ TARİHİ Dersi için EK Güncelleme: İ

2 JEOLOJİK ÇALIŞMALAR

3 Türkiye’de jeolojik araştırmalar 19. yüzyılın ilk yarısında inceleme gezileri ile başlamış, daha sonra bu gezileri bölgesel incelemeler izlemiştir. 1809’da Oliver, ylları arasında W.J Hamilton, H.E. Strickland, W.F. Ainstworth, T. Sprat Anadolu’nın batı, kuzey ve iç ve doğu bölgelerinde, A. Boué (1828) ve A. Viquesnel Trakya’da, De Verneuie ( ) İstanbul çevresinde jeolojik ve jeomorfolojik araştırma gezileri yaparak elde ettikleri bilimsel sonuçları yayınlamışlardır (Ketin, 1983). 19. yüzyılın ikinci yarısında H. Abich Doğu Anadolu bölgesinde, P. De Tschihatscheff ise orta ve batı Anadolu’da yıllarca süren sürekli ve sistemli araştırmaları ile Türkiye’nin ilk jeoloji haritalarını düzenlemişlerdir. Bu dönemde, X. Hommaire De Hell ( ) Türkiye ve İran’da yapmış olduğu inceleme gezileri ile her iki ülkenin jeolojisine büyük ölçüde katkıda bulunmuş, F. Pompecki (1897) genel olarak Anadolu’nun o zamanki Paleontolojik ve stratigrafik özelliklerini belirtmiştir. Yine bu sure içinde bir çok araştrmacı; Zonguldak kömür havzası (G. Ralli, ), Karadeniz kıyı dağları (J. Stebniski, 1882), İstanbul Boğazı çevreleri (G Washborn, 1873) ve Kula volkan bölgesi çalışmaları (H. Washington, 1894) yapmışlardır (Akyol, 1942; Ketin, 1983).

4 Yirminci yüzyılın başlarında ( ) Anadolu’daki jeolojik araştırmalar belirli bir safhaya girmiş doğu bölgesinde F. Oswald, Batı Anadolu’da A. Philippson, Güneydoğu’da Schaffer yıllarca süren saha çalışmaları yapmışlardır. Yine bu dönemde F. Frech (1916) İstanbul- Bağdat demiryolu boyunca jeolojik ve paleontolojik incelemeler yapmış ve W. Peck (1917, 1918) ise İstanbul çevresinde Batı Anadolu’da yapmış olduğu çalışmaların sonuçlarını yayınlamıştır. Bu dönemde Marmara çevresi (N. Arabu, ); Batı Anadolu (G. Bukowski, ); Kocaeli yarımadası (W. Endriss); Kuzey Anadolu’nun batı bölgesi (J. Nowack); Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi (F. Schafer), Marmara ve Karadeniz Bölgesi (F. Toula, ); Trabzon çevresi (F. Kossmat, 1910); Kuzeybatı Anadolu (R. Leonhard, 1915) üzerine jeolojik araştırmalar yapılmıştır (Akyol, 1942; Ketin, 1983). Türkiye kökenli bir araştırmacının jeoloji dalında yapmış olduğu bilinen ilk doktora çalışması İstanbul doğumlu Anastase Georgiadès Bey’in 1918 yılında Zürih Üniversitesi’nde yaptığı “Moluk Takımadalarında Halmahera Adasının (Djilolo) Püskürük Kayaçları Üzerinde İncelemeler” adını taşıyan, Prof. U. Grubenmann’ın yönetiminde yapılmış olan tezdir (Şengör, 1988).

5 Osmanlı’da jeoloji eğitiminin kısa bir gelişimini verecek olursak, ilk jeoloji dersi Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin kuruluşundan (1850) sonra Miralay Dr. Abdullah bey (Macarlı Abdullah bey) tarafından Fransızca olarak başlatılmıştır. Abdullah bey’in Fransızca yazdığı kitap, daha sonra Dr. İbrahim Lütfü Paşa tarafından “İlm-i Arz ve Meadin” adıyla Türkçeye çevrilmiş ve 1875’de basılmıştır. Türkiye’de jeoloji konusundaki kitap şeklinde ilk yayın “İlmü Tabakat ül’Arz” adıyla Mehmet Ali Fethi Efendi tarafından yazılmış ve 1852 yılında basılmıştır. Kitabın orijinali Ellie De Beamont tarafından yazılmış ve önce Arapçaya oradan da Türkçeye çevrilmiştir. Abdullah Bey’den sonra jeoloji derslerini Türkçe olarak Dr. İbrahim Lütfü Paşa vermiştir senesinde kurulan Darülfünün birkaç defa açılıp kapatıldıktan sonra, 1900 yılında yeniden açılmış ve burada kurulan “Ulumu Tabiye Şubesi”nde Halil Ethem bey tarafından “İlm-i Tabakatül Arz ve’l Meadin” dersi okutulmuş ve İlm-i Meadin ve’l Tabakatül Arz” isimli ders kitabı 1889 yılında yayınlamıştır. Balkan savaşı sırasında kapatılan (1912) İstanbul Darülfünunu 1913 yılında tekrar açılınca Darülfünunu Osmani Ulumu Riyaziye ve Tabiiye Şubesinde “İlmi Arz” dersi Dr. Müştak bey ile Eczacı Mazhar Hüsnü Bey tarafından yürütülmüştür Darülfünunun yeni düzenlemesiyle Arziyat kürsüsüne alman hocalardan Walter Peck davete edilmiş ve yardımcılığına Hamit Nazif (Pamir) bey atanmıştır. W. Peck ile Hamit Nazif Bey Anadolu’da aylarca süren uzun inceleme gezisi yapmışlardır. Bu yıllarda Penck’in çabalarıyla zengin bir kütüphane oluşturulmuş çeşitli taş ve malzeme koleksiyonları ile laboratuar aletleri temin edilmiş, Vefa’daki Abdülkerim Paşa Konağında gerçek bir enstitü kurulmuştur. Fakat 1918 Vefa yangınında bu enstitü tamamen yanmış W. Peck ile H.N. Pamir’in notları da bu arada kül olmuştur. Daha sonra Zeynep hanım Konağına yerleşen “İlmi Arz” Kürsüsünde Dr. Müstak Bey, Ahmet Malik Bey, Damat Kenan bey görev almışlardır yılında damat Kenan bey’in yerine Hamit Nazif Bey getirilmiş ve bir yandan Tabiiye Şubesi öğrencilerine jeoloji ve mineraloji dersleri verilirken, öte yandan da yanmış olan kürsüyü büyük bir çaba ile yeniden canlandırmaya çalışmışlardır (Akartuna, 1982; İshakoğlu, 1998; Erguvanlı, 1952, 1954, 1965a,b; 1978, 1979, 1994).

6 Jeoloji Konusunda İlk Yayınlar 1773 yılında kurulan ve bügünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temeli sayılan “Muhendishane-i Berri Hümayun” ders programı ve yayınları Erguvanlı (1978) tarafından yapılan inceleme yer bilimleri açısından incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin sonuçları aşağıdaki paragraflarda verilecektir. “Muhendishane-i Berri Hümayun”un baş hocası İshak Efendi yer bilimlerinin bazı konularında, 1835’de basılan “Memua-i Ulumu Riyaziye” adlı yapıtının “Madeniyat” Bölümünde tuzlar, taşlar, kıymetli taşlar, altın, platin, kurşun, demir vb. madenler anlatılmakta ve özellikleri açıklanmaktadır. Bundan sonra yeryüzünde görülen jeolojik olaylar adlı alt bölümünde sıcak maden suları, içlerindeki tuzlar, yanardağlar ve depremler anlatılmaktadır. Erguvanlı (1978)’e göre İshak hoca düşüncelerini o yıllarda çok tartışılan “Plütonist” düşünce ile açıklamakta( örneğin depremleri volkanik aktiviteye bağlamakta)dır. Jeoloji konusundaki ilk kitap daha önce de söylendiği gibi 1852 yılında basılmıştır.Cumhuriyet dönemine kadar ülkemizde jeoloji ve mineraloji ile ilgili Arap harfleriyle yayınlanmış yaklaşık 24 (yirmidört) adet kitap vardır (Erguvanlı, 1978, 1994). Bu kitapların üniversite, yüksekokul ve liseler için yazılmıştır ve %80’inin arapça, ingilizce, fransızca, almanca çeviri yada derlemedir. Kalan %20 lik kısım ise büyük emek ve katkı ile hazırlanmış ve yurdumuzdan örneklerle süslenmiş ve yararlı bilgiler içerdiği saptanmıştır (Erguvanlı, 1978).

7 Bu kitaplardan bazıları (Erguvanlı, 1978) baz alınarak aşağıda sunulmuştur: 1) 1852 (1269)- Mehmet Ali Fethi: İlmü Tabakatülarz. Arapçadan çeviri. 158 sayfa. 1 Şekil.Darültıbatüatül Amire. Kitabın Özellikleri: Kitap mederese sitilinde yazılmıştır. 2 Ana Bölüm (Nazariyat ve Ameliyat). Ülkemizde jeoloji terimi ilk bu kitapta kullanılmıştır. 2) 1875 (1292)- Abdullah Bey (Çeviren Dr. İ. Lütfi). İlmülarz vel Maadin. 584 Sayfa, 129 Şekil, 3 levha. Mektebi Tıbbiyei Şahane Matbası, İstanbul. Kitabın Özellikleri: Mekteb-i Tıbbiyeden doktor Abdullah Bey okuttuğu dersin kitabını fransızca olarak yazmış ve muavini Dr. Binbaşı İbrahim Lütfi tarafından Türkçeye çevrilmiştir. Bu eser ülkemizde yazılan ve yayınlanan ilk ders kitabıdır. Kitabın öneli yanı yıllarında yapılan çalışmalardan söz etmesi ve depremlerin o yılların açıklama şekli olan volkanizma ile ilgili olduğunu söylemesi ve o yıllarda ünlü Elie de Beaumont ve F. Hochstaetter’in görüşlerini yansıtmasıdır. 3) 1878 (1296) – Hüseyin Remiz (Dr): İlmülarz vel Maadin. 48 Sayfa Kitabın Özellikleri: Bu kitap “Muhtasar Tarihi Tabii” kitabının I. Kısmıdır. Kitabın diğer bölümleri “Nebatat” ve “Hayvanat”dır. Bu yapıt 1887’de yeniden basılmıştır.

8 1852 (1269)- Mehmet Ali Fethi: İlmü Tabakatülarz. Arapçadan çeviri. 158 sayfa. 1 Şekil.Darültıbatüatül Amire. Kitabın Özellikleri: Kitap mederese sitilinde yazılmıştır. 2 Ana Bölüm (Nazariyat ve Ameliyat). Ülkemizde jeoloji terimi ilk bu kitapta kullanılmıştır.

9 4) 1844 (1305)- Mehmet nazım: Kitabi Tabakatül Arz vel Maadin. Mektebi Tıbbiyeyi Şahane Matbası. 5) 1887 (1305)-Hüseyin Remzi: İlmülarz vel Maadin. Çeviri. 48 sayfa. 6) 1887 (1305)- Ali Fuat (Çeviren: Dr. Yüzbaşı). Tabakatülarz. 298 Sayfa. 48 Sekil. 2 Çizelge. Taşbasması. İstanbul. (Kitap A. Geike tarafından yazılmıştır) Kitabın Özellikleri: Edinburg Üniversitesi Mineraloji ve jeoloji hocası E. Geike tarafından yazılan bu kitap Mühendis Hanri Graver tarafından Fransızcaya ordan da Türkçeye çevrilmiştir. Kitapta minerallerin özellikleri, taşlar, oluşumları, volkanlar, depremler, sular, kaplıcalar, buzullar ve Yer’in oluşumu ile ilgili bilgi vardır. 7) 1887 (1305)- Le Coq (Lökok Paşa, Çeviren: Rusçuklu Şevki): Ameli İlmüarz. Mühendishanei Berri Humayun Matbası, 101 Sayfa. 8 Şekil. İstanbul. Kitabın Özellikleri:Kitap bugün inşaat jeolojisi derslerinde okutulan konuların bir kısmını kapsar. Taşların bileşimi, taş türleri, tortul, mağmatik ve metamorfik kayaçları açıklamakta, kömürler ve Ereğli kömür havzası hakkında ilginç bilgiler ve öneriler vermektedir. 8) 1889 (1309) – Mahmut Esat: İlmüarz vel Maadin. İzmir. 9) 1889 (1309) – Mahmut Esat. Çeviri. Madeniyat ve Tabakatül Arz. Kitabın Özellikleri:Langerber’in kitabı temel alınarak yazılan Tarihi Tabii adlı yapıtın 3. Kısmı. 10) 1889 (1309)- Halil Ethem: İlmi Maadin vel Tabakatülarz. 304 Sayfa. 128 şekil. 1 renkli harita. Mihran matbası. İstanbul. Kitabın Özellikleri: Bu kitap Halil Bey’in çeşitli yüksekokullarda okuttuğu mineraloji ve jeoloji derslerinin kitabıdır. İfadesinin sadeliği, şekil ve resimlerinin güzelliği, deyimlerin açıklanışı, ülkemize ait bilgilerin yer alması özelliklerindendir.

10 11) 1889(1307)- İbrahim Lütfi.: İlmi Arz. De Lapperent’in “Precise de Géologie” adlı eserin çevirisi. 496 sayfa. 122 şekil. Mahmut Bey Matbaası., İstanbul. Kitabın Özellikleri: Dr. İbrahim Lütfi’nin Mekteb-i Tıbbiyede okuttuğu derslere temel olarak hazırlanmıştır. Kitabın sonunda minerallere ait bir çizelge vardır. 12) 1896 (1314) Fahri Paşa: İlmülarz vel Maadin. Fransızcadan çeviri. 13) 1898 (1316)- Ali (Dr. Binbaşı) Telhüsü İlmü Maadin. 14) 1898 (1316) – Esat Feyzi: İlmülarz vel Maadin. 272 Sayfa. 170 şekil. Mahmut Bey Matbaası. Kitabın Özellikleri: Esat Fevzi Bey Tıbbiye’de fizik (Hikmet-i Tabiiye) muallim muavini iken bu kitabı yazmıştır. Esat Fevzi Bey ülkemizde ilk kez fizik deneyleri yapmış ve röntgeni kullanımıştır. Kitap İstanbul kıyılarından, Çitli maden suyundan, Pamukkaleden, Ereğli kömürlerinden madenlerden ve 1898 İstanbul depreminden bahsetmektedir. 15) 1899 (1317) – Halil Ethem: Muhtasar İlmi Tabakatülarz. Hochsetter-Bisching’den çeviri. 165 sayfa. 59 şekil. Mahmut Bey Matbaası., İstanbul. Kitabın Özellikleri: Avusturya’da liselerde okutulan ders kitabının çevirisidir. Ülkemizde o zamanlar liseler için kabul edilen ders kitabıdır. Kitaba ülkemize ait Pamukkale, Gelibolu, Uşak, Harpu’a ait resimler ile Türkiye depremleri, volkanları ve Türkiye jeolojisi hakkında başka kitaplarda bulunmayan en yeni bilgiler eklenmiştir. Kitabın sonuna 152 tane sınav sorusu konulmuştur. 16) 1906 (1324) Dr. Rifat: Tabakatülarz. 17) 1907 (1325) – Hüseyin Remzi: İlmütabakatülarz. 106 sayfa. 50 Şekil. İstanbul. Kitabın Özellikleri: Bu kitap bir çok lisede hoca olan yazar tarafından bu zamana kadar ayrı ayrı okutulan ve sonradan birleştirilen botanik, zooloji ve jeoloji konularını birleştirip yeni ders programına göre yazılmış şeklidir.Kitapta ülkemize ait tuzlar, kömürler, İstanbul civarı fosilleri örnek olarak verilmiştir. 18) 1909 (1327)- M. Sadi: İlmi Arz. 196 sayfa. 119 şekil. Matbai Hayriye. İstanbul. Kitabın Özellikleri: Kitaba Kırşehir, Bursa, Zonguldak, Pamukkale ve Kıbrıs’a ait yazar tarafından çekilmiş ve kuşe kağıda basılmış fotoğraflar eklenmiştir. 19) 1911 (1327)- Ebül Muhsin Kemal: Yeni İlmi Arz. 166 sayfa. 97 Şekil. İstanbul. 20)1912 (1331)- Mazhar Hüsnü: İlmi Arz. İstanbul. 21) 1913 (1331)- Hüseyin remzi: İlmi Arz. 92 sayfa. 75 şekil.İstanbul 22) 1914 (1332)- Hüseyin Remzi: İlmi Arz.84 Sayfa. 45 şekil. İstanbul 23) 1922 (1338) – Ali Kenan: Madeniyat Dersleri. İstanbul. Kitabın Özellikleri: Mühendis Mekteb-i Alisinde okuttuğu derslerin notlarıdır. 24) 1923 (1339)- Harun Reşit: Yeni İlmi Tabakatülarz. 270 sayfa. 185 şekil. İstanbul.

11 Jeoloji Eğitimi ile ilgili İlk Çabalar İshakoğlu (1998) Osmanlı imparatorluğundaki jeoloji eğitimini üç başlıkta incelemiştir: Darülfünunu Şahane’de jeoloji eğitimi, Darülfünunu Osmani’de jeoloji eğitimi ve İstanbul Darülfünunu’nda jeoloji eğitimi. Bu başlıkların ayrıntıları aşağıdaki bölümlerde verilecektir. Darülfünunu Şahane’de Jeoloji Eğitimi 1 eylüül 1900 günü açılan Darülfünunu Şahane’nin Ulumu Riyaziye ve Tabiye Şubesinde ders yılında uygulandığı tahmin edilen ve Darülfünunu Şahane nizamnamesinde yer alan ders programında Maadin ve Tabakatül Arz iki dersin adı geçmektedir. Bu dersler Halil Edhem bey ( ) tarafından verilmiştir. Halil Edhem bey İsviçre’de Zürich üniversitesinde eğitim görmüş ve doktora yapmıştır. Bu doktora aynı zamanda temel bilimler alanında Avrupa’da yapılan ilk doktora çalışmasıdır (İshakoğlu, 1998). Darülfünunu Osmani’de Jeoloji Eğitimi Darülfünunu Şahane, meşrutiyet’in ilk yıllarında “Darülfünunu Osmani” adını almıştır. Ulumu Riyaziye ve Tabiye Şubesinde, ders yılında birinci ve ikinci sınıfında madeniyat ve dördüncü sınıfta Tabakatül Arz mazhar bey tarafından verilmiştir ders yılında İlmi Tabakat muallim muavinliğine Avrupa’da öğrenim görmüş Semoil Siyon atanmıştır (İshakoğlu, 1998).

12 İstanbul Darülfünunu’nda Jeoloji Eğitimi yılındaki İstanbul Darülfünunu talimatnamesi, Fünun şubesinin Ulumu Tabiye kısmında üç yıl boyunca İlm-i Arz ve Maden dersinin okutulması öngörülmüştür. Birinci dünya savaşının ilk yıllarına kadar bu esas korunmuştur yılları arasında Darülfünun’da jeoloji dersleri İlm-i Arz ve Maden adıyla yine Eczacı Mazhar Hüsnü Bey ve Dr. Müştak bey tarafından yürütülmüştür. Birinci dünya savaşı yıllarında, Darülfünun’a Almanya, Avusturya ve macaristan’dan öğretim üyesi getirme programı çerçevesince Leipzig’den Walter Penck getirilmiştir. Walter Penck’in bulunduğu yıllarda dersler Arziyat ve Madeniyat adıyla Penck ve yardımcısı H. N. Pamir tarafından verilmiştir (İshakoğlu, 1998).

13 JEOFİZİK ÇALIŞMALAR

14 İlk Jeofizik Çalışmalar

15 Jeomanyetik Çalışmalar

16 Türkiye'de jeofizik ölçmelerinin tarihi, yerin mağnetik alanı ile ilgili Osmanlı coğrafyasında yapılan ölçümlerle 1600’lere değin uzanmaktadır. Örneğin Sipahioğlu (1957)'na göre Krugeras, Fournier ve Chazelles tarafından sıra ile 1600, 1625 ve 1694'te İstanbul'da, Gauttier tarafından 1820'de İstanbul, Marmara adası ve Çanakkale'de, 1824'de Sinop ve Trabzon'da; G. Fisher tarafından 1829'da İzmir'de, aynı yıl içinde Rus subayları tarafından Lüleburgaz ve Dimetoka'da ve nihayet Evans tarafından 1858'de İstanbul'da sapma açısı ölçmeleri yapılmıştır). Jeofizik ile ilişkili ilk bilimsel eser İbrahim Müteferrika'nın tercüme edip, 1731'de basımını yaptığı "Füyüzat-ı Mıknatissiye"dir. Bu eserde Yerküre'nin mağnetik alanı konu edinilmiştir. Mağnetik eğim pusulasından da bahsedildiği eserde; o dönemde batıda kabul edilen bilgiler özetlenmiştir (Demirel 1982).

17 Müteferrika'nın tercüme edip, 1731'de basımını yaptığı "Füyüzat-ı Mıknatissiye“ adlı kitaptaki Pusula resimleri.

18 Batılılaşma hareketinin hızlandığı yıllarda jeofiziğin yermağnetizması dalında her hangi bir çalışmanın yankılarına rastlamak amacıyla, Sipahioğlu (1957), Salih Zeki'nin "Asar-ı Bakiye"sini, Hoca İshak Efendi'nin "Mecmua-i Ulum-i Riyaziye'sini inceler. "Mecmua-i Ulum-i Riyaziye'de pusula ve sapma açısı değişimlerine ilişkin genel anlamda kısa bir bölümden başka hiç bir kayıt bulamaz aralığında M. Antoine D'Abbadie; Mısır, Arabistan Yarımadası, Ege Denizi sahilleri, Yunanistan ve İtalya'da 32 noktada mağnetik ölçmeler yapmış ve bu arada 1885 Mayıs ve Haziran'ında İskenderun, Mersin, İzmir ve İstanbul'da mağnetik sapma açısı, eğim açısı ve yatay şiddet ölçmüştür. Elde ettiği değerler 1890 yılında Fransa Boylamlar Bürosu Yıllığında yayınlanmıştır (Sipahioğlu, 1957).

19

20 Washington'un ünlü Carnegie Enstitüsü'nün, aralığında dünya çapındaki jeomağnetik kampanyası sırasında İran'dan gelen bir ekip, yıllarında 3'ü Trakya'da olmak üzere bugünkü sınırlarımız içinde 44 noktada jeomağnetik elemanları belirlemiştir (Sipahioğlu, 1957). Birinci dünya savaşına girmemiz üzerine o zamanki müttefikimiz Almanlar çok gerekli olarak düşündükleri bir meteoroloji ağını ülkemizde kurmayı üzerlerine almışlardır. İlk olarak 1915 yılında Balkan Yarımadasında, Anadolu, Suriye ve Süveyş kanalında bazı istasyonların kurulması için gerekli hazırlıklar yapılmıştır (Çölaşan, 1960).

21 Dönemin eğtim kurumlarından biri olan Mühendishane-i Berri Hümayun'un baş hocası İshak Efendi; "Mecmua-i Ulumu Riyaziye" adlı tanınmış eserinde depremlerin oluş nedenlerini volkanik hareketlere bağlamakta ve "Netice hareket-i arz volkanlarda vaki harikalardan hadis ve alel umumcevf-i arzda vaki ve kibrit ve zift ve mevaddımüşte ile memlu hufreleden hasıl olur" demektedir (Akyol, 1942). Görülebileceği gibi, bu yaklaşım ifade edildiği dönem gözönüne alındığında oldukça çağdaş bir yaklaşımdır. Türkiye'de meteoroloji dersi ilk olarak Halkalı Ziraat Mekteb-i Ali'sinde, "Alaim-i Cevviye" adı altında ve Allahverdi Efendi tarafından 1909 yılında Şurayı Devlet'in verdiği kararla okutulmaya başlanmıştır (Çölaşan, 1960). Osmanlı İmparatorluğu'nda Tanzimat döneminde kurulan eğitim kurumlarında jeofizik bilimi, astronomi, mineraloji ve jeoloji gibi doğa bilimlerinen sayılmaktadır ve bu bilimler fizik ve kimyanın konusu olarak düşünülmektedir (Akyol, 1942).

22 İshak Efendi; "Mecmua-i Ulumu Riyaziye"

23 Katip Çelebi'nin "Cihannüma" ve Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın "Maarifname" adlı eseri de az çok jeofizik alanında çeşitli bilgileri içermektedir. Fakat bu eserler bütünüyle jeofiziğe ait sayılmazlar. İlk Türk matbaasıyla 1726 yılında İbrahim Müteferrika tarafından basılan kitaplar arasında Cihannüma da vardır. Cihannüma'nın matbu nüshasına Ibrahim Müteferrika; "Tezyil-al-tabi" başlığı altında uzunca bir not eklemiştir. Bu notta mağnetik sapma açısının nedenlerine, yer ve zamana göre değişeceğine ilişkin bir hayli bilgi vardır.

24

25 Osmanlılarda jeofiziğin bir dalı olan sismoloji konusunda birtakım eserlerin kaleme alındığı görülmektedir (İzgi, 1997). Bu tür eserlerde genel olarak Aristo'nun depreme yeraltında sıkışıp genleşen gazların neden olduğu yönündeki klasik görüşü ile İslam coğrafyacısı Suyuti’nin depremleri Kaf dağının ardında gelişen olaylara bağlayan görüşü işlenmektedir. Arapçada "zilzal", "zelzele" ve "hareketü'l-arz", türkçede "deprem" ve "yer sarsıntısı" gibi kelimelerle ifade edilen deprem hakkında Osmanlılar'da saptanan belli başlı türkçe eserler şunlardır (İzgi, 1997): Risale-i Zelzele: Recep el-Kostantini'nin 1726 yılında yazarak Sultan I. Ahmet'e ithaf ettiği bu eser, 1719'da İstanbul'da meydana gelen büyük deprem üzerine yazılmıştır. Yazar, depremin dünyayı sırtında ya da boynuzunda taşıdığı sanılan öküzün kılını kıpırtatmasından oluştuğuna uzun uzun yer vermektedir. İşaret-Nüma: 1855'de Bursa'da meydana gelen depremi bütün ayrıntılarıyla açıklayan ve önceki diğer depremlerle ilgili bilgi veren bu eser Gökmen-zade Hacı Çelebi'nindir. Ayrıca, son dönemde basılan eserler arasında Ahmet Tevfik (Kocamaz)'ın 45 sayfalık 1890'da basılan "Hareket-i Arz ve Esbab-i Zuhuru hakkında…" eseri, Halil Ethem (Eldem)'in 23 sayfalık 1894'de istanbul'da basılan "Hareket-i Arz'a Dair birkaç söz", Ali Muzaffer Bey'in 139 sayfa halinde İstanbul'da basılan "Zelzele hakkında Malumat", Salih Paşa-zade Abdullah Mazhar'ın 1897'de Bursa'da basılan "Hareket-i Arz" isimli eserleri sayılabilir. Bu eserler batı kaynaklı eserlerden çevirilerek oluşturulan eserlerdir.

26 Bir diğer örnek olarak İbrahim Hakkı Erzurumlu'nun Maarifetname'sinde volkanik depremler: "Yerin altında sallanan duman, arzın ağırlığı ile sıkışsa arzın dışına çıksa ol yer hareket eder ki zelzeleyi zemin bulur. Arzun içinde biriken buhar bazen çok kuvvetli olur ki tazyikle yeri şöyle bir şak eder ki ondan büyük bir ses çıkar, bazen bu sıcak duman ve lavlar günlerce aylarca ve hatta senelerce devam eder" şeklinde açıklanmaktadır. İ. H. Erzurumlu'nun hava olayları, yapısı ve bunun insan üzerindeki etkileri; su, su dolaşımı, denizler ve faydaları ve toprak konusunda bugün bile jeofizikte geçerli olan görüşleri vardır.

27 Türkiye'nin ilk maden mühendisi olarak ta bilinen İbrahim Ethem Paşa tarafından 1872 yılında yerçekimi ivmesi bile bugünküne eşdeğer bir yaklaşıklıkla belirlenmiştir (Erguvanlı, 1954). Türkiye’de ilk gravite çalışması 1895 yılında Fransa’dan sözleşmeli olarak getirilen ve Tuğgeneral rütbesiyle Harita komisyonu başkanlığına atanan Gilbert Defforges (Deforj Paşa) tarafından 1896 yılında Eskişehir ve Bakırköy’de sarkaçla yaptığı mutlak gravite ölçümleriyle başlamıştır. Daha sonraları 1936’da Kandilli Rasathanesinde sarkaçla yapılan mutlak gravite ölçümü Potsdam’a bağlanmıştır. Potsdam’daki yerçekimi ivmesi g = gal ve Kandilli’de g = gal elde edilmiştir (Şerbetçi, 1999).

28 Oşinografi çalışmaları Osmanlı İmparatorluğu’nda 1681’de İtalyan asilzadelerden Kont Luigi Ferdinando Marsigli’nin, Boğaziçindeki iki yönlü akıntı konusunda ilk araştırmaları ile başlatılabilir. Marsigli Boğaziçindeki yüzey akıntısının fiziksel etkisi ile ters yönde bir alt akıntının varolmasını savunmuş bu savının doğruluğunu boğazdaki balıkçılar da deneysel olarak kanıtlamışlardı. Şekil 3.5’de Marsigli’nin 1681 yılında yazdığı eserin kapağı ve İstanbul Boğazı yüzey akıntılarını gösteren bir harita yer almaktadır de Kaptan Spratt; Boğaziçi’nin oşinografisini incelemeye girişmiştir. Yaptığı akıntı ve tuzluluk ölçümleri ile Marsigli’nin iddiasının aksine bir alt akıntı olmadığını ileri sürmüştür. 1872’de ise Amiral W.J.L. Warton; ”Shearwater” adlı gemiden Boğaziçinde ve Çanakkale boğazında yaptığı dikkatli akıntı, yoğunluk ve sıcaklık ölçümleri sonucunda Spratt’ın aksine Ege’den İstanbul boğazına kadar uzanan sistem boyunca bir alt akıntının varlığını bilimsel olarak kanıtlamış oldu. Gene bu dönemde yapılan Gazelle (Alman) ve Vitiaz (Rus) seferleri ve bu arada özellikle de Pola (İtalyan) gemisiyle yılları arasında Çanakkale boğazı da dahil olmak üzere Akdeniz ve Kızıldeniz’de gerçekleştirilen seferler ile Makaroff’un 1872’de Marmara ve Karadeniz’de Taman gemisiyle sürdürdüğü çok geniş kapsamlı oşinografik seferler ve gene denizlerimize düzenlenen Taurus seferleri de belirtilmeye değerdir. İlk Türk oşinografik araştırma gemisi donanmaya ait “Selanik”dir. Bu gemi ile yılları arasında yapılan çalışmalarda ilk Türk oşinografı olarak bilinen Ahmet Rasim, Spinler ile birlikte Marmara ve Boğazlar sisteminin oşinografisinin ana hatlarını ortaya koymuşlardır. 1910’da Türkiye sularını da içeren sistematik araştırmaların sürdürüldüğü Akdeniz ve bağlı denizlere yönelik Thor seferi gerçekleştirilmiştir (Artüz, 1990).

29

30

31 Rasathane-i Amire-i Alaimül-cev” / Kandilli Rasathanesi

32 1868 yılında hava tahminlerinin telgrafla belirli merkezlere iletilmesi için Fransız hükümetinin önerisi üzerine ayını sistemle çalışıcak bir rasathane İstanbul Pera (İstiklal Caddesi)'da açılmış ve müdürlüğüne Türkiye'deki telgraf şebekesinin ıslahı için gelmiş olan I. Coumbari (Kumbari Efendi) atanmıştır. Bu kurulan Rasathane-i Amire'de jeofizik olarak meteorolojik, sismolojik gözlemler yapılmıştır.

33 Rasathane idaresi bünyesinde 10'dan fazla meteoroloji gözlem istasyonu bulunmaktaydı. Bu istasyonlar her günkü gözlemlerini telgraf ile Rasathane-i Amire'ye bildiriyorlardı. İstanbul'daki merkez büro gelen gözlem sonuçlarını Paris, Berlin, Viyana, Petersburg ve Macaristan rasathanelerine telgrafla bildiriyor ve bu rasathanelerin gözlemleri de aynı yolla alıyordu. Aynı zamanda bu değerler günü gününe snoptik haritalara işlenmekteydi. Rasathane Pera (İstiklal Caddesi) üzerinde bulunuyordu. Üç kişiden oluşan rasathane konseyinde zaman, enlem boylam ve mağnetik sapma açısı (denklinasyon) belirlemeleri gibi konularda tartışılırdı.

34 1894 büyük İstanbul depremini izleyen yıllarda o zaman ki hükümet tarafından İstanbul'a İtalyan sismoloğu G. Agomennone resmen çağırılmıştır. Bu bilim adamı İstanbul'da bir grup sismograf kurarak iki sene çalıştırmış ve sismometreyi gençlere öğretmiştir. "Osmanlı Impratorluğu Zelzele Servisi'ni kurarak bu servis adına yıllarına ve 1896 başlangıcına ait sismik notları içeren bir bülten yazmıştır (Aktaran; Sipahioğlu, 1957). G Depremi’nden sonra Rasathane’de deprem konusunda bazı alet ve donanımın eksik olduğu iyice anlaşılmış, bu konuda vakit kaybetmeden Avrupa’dan alet sağlanması için girişimde bulunulmuştur. Depremlerin kaydedilmesine yönelik aletin en iyisinin cinsi, fabrikası ve fiyatı hakkında Avrupa’da ayrıntılı bir araştırma yapması yanısıra Rasathane müdürü Coumbary’nin yanında istihtam edilmek üzere Paris veya İtalya’dan uzman bir kişi getirtilmesi ve deprem konusunda yetiştirilmek üzere Osmanlı’dan da bir kaç kişinin atanması için 18 Temmuz 1894’de irade çıkmıştır. Bunun üzerine, Dışişleri Bakanlığı aracılığıyla Berlin Paris, Viyana, Roma kentlerindeki uzmanlarla bağlantı sağlanmış, buralarda yapılan inceleme sonucunda elde edilen bilgiler Osmanlı hükümetine bildirilmiştir. İlk önce Berlin Rasathanesi’nde yapılan incelemenin sonucu İstanbul’a ulaşmıştır.Viyana’da yapılan araştırmada, oradaki Rasathane müdürünün bizzat verdiği bilgiden, Viyana’da depremin nadiren meydana geldiği, bu nedenle rasathanede “sismograf” aletinin mevcut olmadığı, ayrıca yine mükemmel bir alet ve donanımın da ancak İtalya’da kullanıldığı anlaşılmıştır. Elde edilen bilgiler daha sonra Roma’da yapılan incelemeler sonucunda da anlaşılmıştır. Roma sefirinden gelen bilgiye göre, zamanın en iyi sismograf aletinin Roma’da ancak dört ayda imal edilebileceği, bu alet ile gerekli diğer iki aletin fiyatının ise 3000 frank olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan, Fransa’da kullanılan sismograf aletlerinin en iyisi Mösyö Ango’nun icadı olan ve Bereke fabrikasında imal edilmiş alet olduğu, değerinin ise 1500 frank olduğu sipariş edilirse ancak ikibuçuk ayda tamamlanıp teslim edilebileceği, Paris Sefareti aracılığıyla 17 Temmuz’da Dışişleri Bakanlığına bildirilmiştir. Elde edilen bütün bu bilgiler Sedaret tarafından Padişah’a iletilmiş ve üzerinde görüşülerek alınması istenen aletin Roma’dan siparişine karar verilmiştir. Bununla birlikte, satın alınacak aletlerin kullanışını öğretmek üzere ihtisas sahibi kişinin de yine Roma’dan davet edilmesi uygun bulunmuştur. Bu amaçla, Roma Rasathanesi deprem şubesi müdürü Agamennone, Roma Rasathanesi’nin müdürü Tacini’nin tavsiyesi üzerine, Rasathane-i Amire’de istihdam edilmiştir. Agamennone, yıllık 8500 frank maaş ve hanımı ile çocuğu da dahil olmak üzere yol harcırahının ödenmesi ve ikamet edeceği dairenin kirasının Osmanlı Hükümeti tarafından karşılanmak koşuluyla bir yıl süreyle hizmet etmek üzere bir anlaşma sağlanmış ve bu kişi “Deprem Şubesi Müdür” ünvanıyla göreve başlamıştır. Yer sarsıntılarını belirlemek için satın alınan aletin de önce Mekteb-i Harbiye-i Şahane’de denenerek sonucunun Padişaha bildirilmesi konusunda irade çıkmıştır (Ürekli, 1999). Ismarlanılan iki adet sismograf aletinin bir tanesi Rasathane’ye diğeri de Sultan II. Abdülhamit’in ikametgahı olan Yıldız Sarayı’na yerleştirilmiştir (Karakışla, 1999). Şekil 3.3.’de Başbakanlık Osmanlı arşivinde bulunan 1894 depreminden sonra Osmanlı imparatorluğu’na satılmak üzere teklif edilen sismograflar görülmektedir. İstanbul’da meydana gelen deprem dolayısıyla Mesine Başşehbenderliği’nden Osmanlı hükümetine gelen bir raporda, Sicilya civarında Panteleria adası yakınında 1891’de deniz altında meydana gelen yanardağ ve patlamadan ve orada oluşan depremin ortaya çıkışı ile ilgili olarak yapılan incelemeden söz edilmekte ve özellikle Avrupa’nın bütün rasathanelerinde kullanılan sismograf aleti hakkında bilgi verilmektedir. Bu aletin, şiddetli yer sarsıntısının süresi, yönü ve şiddetini belirleyecek özellikte olup İtalya’nın meteoroloji ve jeodinamik uzmanlarından Mösyö Bartelli, Galile Çekki, Merkalli, Dirus ve Agamennone tarafından tasarlandığını belirtilmiştir Ayrıca, söz konusu aletin Roma’nın Meteoroloji Merkezi yönetimi imalat mühendisleri Braser kardeşler tarafından en son şekli verilerek Avrupa’nın bütün rasathanelerinde kullanılmakta olduğuna da işaret edilmiştir.

35 Osmanlı İmparatorluğu tarafından sipariş edilen sismograflar

36 Sultan II. Abdülhamit, meydana gelen büyük depremin bilimsel ve teknik olarak araştırılmasını istemiş ve bu amaçla Atina rasathanesi müdürü D. Egenitis’i İstanbul’a davet etmiştir. Araştırma ve incelemelerin daha kolay yapılabilmesi için özel bir vapur tahsis edilmiştir. Ayrıca, rasathane müdürü Coumbari ve yardımcısı Emile Lacoin beyler de kendisine katılmışlardır. Bu heyet tarafından sahada yapılan incelemelere ve Valiliklerden gelen telgraflar aracılığla elde edilen bir çok bilgiye dayanarak çeşitli bölgelerde depremin devam ve şiddetine ilişkin ayrıntılı bir rapor hazırlanmış ve Padişah’a sunulmuştur. Şekil 3.3’de sunulan raporun kapak sayfası görünmektedir. D. Egenitis, bu raporun dışında, H. Kiepert tarafından hazırlanan haritanın Marmara bölgesi paftası üzerinde bu depremin eşşiddet haritasını hazırlamıştır. Bu harita aynı zamanda, Türkiye’de yapılan ilk jeofizik harita sayılabilir. Bu harita’da esas olarak beş şiddet bölgesi tanımlanmıştır. 1 Bölge şiddeti en yoğun hisseden ve en çok zarar gören yerleri kapsamaktadır. Bu bölge dahilindeki bütün binalar yıkılmıştır. 2. Bölgede ise, iyi inşa edilmemiş bazı binalar yıkılmış, diğer binaların duvarlarında ince çatlakalar meydana gelmiştir. Bunun büyük ekseni 248 km ve küçük ekseni 74 km uzunluğundadır. 3. Bölgede deprem şiddetli olmuşsa da, bazı eşyaları yere düşürmüş veya yerinden oynatmış fakat binalara hasar vermemiştir. Bu etkinin büyük ekseni 354 km ve küçük ekseni 174 km dir. Etkilenen yerler: 4. Bölge Yanya, Bükreş, Girit, Yunanistan, Konya ve Anadolu’nun büyük kesimidir. Doğrudan doğruya sarsılmış fakat hasar meydana gelmemiştir. 5. Bölge, Avrupa, Asya ve Afrika’nın bir kısmını içine almaktadır. Bu bölgelerde deprem çok hafifi hissedilmiş ancak sismograflarla İngiltere’nin Birmingham, Rusya’nın Pavlousk, Fransa’nın Paris kentleinde yine aletlerle kayıt edilmiştir. Egenitis, raporunda bu depremin odak derinliğini 34 km olarak vermiş ve depremi tektonik (yani osmanlıcayla “arzın teşkilatına müte’alik” olarak) nitelendirmiştir. Ayrıca Egenitis, bu depremle ilgili bulgularını, “Annales de Géographie” Dergisinin 1895 yılı sayısı Vol.4’de yayınlamıştır (Ürekli, 1999).

37 D. Eghenitis tarafından 1894 İstanbul Depremi için Hazırlanan Harita

38 Coumbary Efendi’nin vefatı (1896) nedeniyle Rasathane müdürlüğüne Salih Zeki Bey 31 Ocak 1896 tarihinde atanmıştır. Salih Zeki’nin Rasathane müdürlüğü sırasındaki çalışmaları hakkındaki bilgi oldukça sınırlıdır (Günergun, 2005). Bu dönem içerisinde gerek rasathane’de gerekse ona bağlı kurulan Hareket-i Arz (Deprem) Şubesinin teknik ölçümler yada bilimsel çalışmalar yapıp yapmadığını bilmiyoruz. Öte yandan, Rasathane için satın alınan sismografın kullanımı için İtalya’dan çağrılan Giovanni Agamennone ( ) de onun müdür olduğu yıllarda İstanbul’dadır. Bu İtalyan uzmanla Salih Zeki’nin ilişkisi bilinmemektedir (Günergun, 2005). Salih Zeki’nin müdür olduğu dönemde iki deprem olmuştur. Birincisi Nazilli-Aydin-Denzili-Uşak bölgesini diğeri ise Malazgirt – Muş ve çevresini sarsmıştır. Salih Zeki bölgede araştırma ve ölçme yapmak üzere Maarif Nezareti’nden izin istemiştir. Maarif nazırı Sedaret’e bu talebi özetle şöyle iletmiştir (Günergun, 2005): Rasathane-i Amire’ye bağlı bulunan “Hareket-i Arz” Şubesinin görevi sismik hareketleri ölçmek ve bunları yabancı rasathanelere bildirmektir. Ancak bu Şube 1.5 yıl önce Balıkesir’de meydana gelen yer sarsıntısını bilimsel olarak inceleyemediği için, istenen bilgileri yurtdışına ulaştıramamıştır Aydın depremi ile ilgili olarak da bir inceleme yapılamaz ise yine yurtdışından gelecek sorulara cevap verilemeyeceği için ya deprem şubesi kapatılmalı ya da Salih Zeki beyin Rasathane katiplerinden Said bey ile birlikte incelemelerde bulunmak üzere Aydın’a gitmesine izin verilmelidir. İncelemeler sarsıntının dikey mi yoksa yatay mı, yer yüzeyinde etkilerinin en derece kalıcı veya geçici etkilerden mi kaynaklandığının, sarsıntının yer tabakalarının kırılmasından mı yoksa volkanik bir etkiden mi kaynaklandığının anlaşılmasına yöneliktir. Salih Zeki bey ile Said beyin Aydın’a gönderilmesi yönünde irade çıkmış ise de bu inceleme gezisi ile ilgili bir rapora rastlanmamıştır (Günergun, 2005). Bununla birlikte Agamennone'nin Türkiye'nin bazı yerlerinde (Aydın, Bergama, Balıkesir) oluşmuş depremlerin değerlendirmesi de dahil olmak üzere ülkemizle ilgili jeofizik konusunda 10 kadar yayını vardır. Kanaatimiz bu çalışmalar Günergun (2005)’un ortaya koyduğu gezi/ölçümlerle ile ilişkili olabilir. Eğer ilişkili ise depremlere yönelik ülkemizde yapılan ilk aletsel jeofizik çalışma olma özelliğini de taşımaktadır.

39 Salih Zeki Bey'in Darülfünun'un umum müdürü (Üniv. Rek. ?) olması üzerine rasathane, Maçka'ya Topçu mektebi karşısındaki binaya nakledilmiştir. 12 Mart 1909 (31 Mart) ihtilalinde Maçka'da bulunan rasathane aletleri ve sismograflar tahrif edilmiştir. Daha sonra toplanan aletler Kabataş Lisesi'ne verilmiştir. Mehmet Fatih Gökmen -ki Türkiye'de astronomi ve jeofizik çalışmaların öncüsüdür- 1910'da Rasathane-i Amire müdürlüğüne getirilerek yeni bir rasathane kurmakla görevlendirildi. 1911'de Kandilli'de bir meteoroloji istasyonu kurdu. Amacı burayı astronomi ve jeofizik kurumu haline getirmektir.

40 Rasathane 1911'de sistematik olarak meteoroloji gözlemlerine başlamıştır. Rasatane-i Amire kayıtlarından başka aşağı yukarı Tanzimat yılı olan 1839 dan başlayarak çeşitli tarihlerde İstanbul, İzmir, Trabzon, Tekirdağ ve Merzifon gibi ülkemizin çeşitli şehirlerinde rasathane elemanları ve hükümet emrinde olmak üzere yabancılar tarafından birçok hava gözlemi yapılmıştır. En eski kaydedilmiş gözlemler, İstanbul'da yabancı okullarda yapılan (Saint-Benoit, Bebek) ve yalnız sıcaklığı ait olanlardır ( ). Daha sonra P. de Tchichatcheff ve A. Viguesnel tarafından Haydarpaşa'da İngiliz mezarlığında, Balkan Yarımadasında, Anadolu'da v.b. sıcaklık, basınç ve nem özelliklerini gösteren gözlemler önemli olanlardır (Çölaşan, 1960). Cumhuriyet'i izleyen yıllarda resmi yazışmalarda bir süre Rasathane-i Amire adı kullanılmış, daha sonra "Hey'et ve Arz-ı Fiziki Rasathanesi" olarak da kısa bir süre isimlendirilmiştir. Burada bizce önemli olan ilk kez resmi bir kurumun adında bilinçli bir şekilde jeofizik sözcüğünün (Arz-ı Fizik =Jeofizik) geçmesidir. Bunu da ülkemizde çağdaş anlamda ilk rasathanemizi kuran M. F. Gökmen'e borçluyuz.

41 MODERN TÜRKİYE’DE JEOFİZİK Türkiye’de jeofizik eğitimi ile ilgili çalışmalar Cumhuriyet’in ilk yılları ile görünmeye başlar. Bugünkü Jeofizik Bölümlerinin kökeni diyebileceğimiz bir enstitü, İstanbul Darülfünunu öğretim yılında Fen Şubesi (Fakültesi) içinde “Heyet (Astronomi) ve Jeofizik Enstitüsü”nü olarak açılmıştır. Enstitü müdürü Fatin Gökmen’dir ve jeofizikle ilgili ilk ders aynı öğretim döneminde “Meteoroloji ve Jeofizik” olarak okutulur (İshakoğlu, 1995).

42 Cumhuriyet döneminde Latin harfleri ile basılan adında jeofizik sözcüğü geçen ilk kitap, Yüksek Mühendis Mektebi’nin 1935 yılında yayınladığı Hamit Dilgan’a ait “Kürevi Hey’et ve Geofizik” isimli kitaptır

43 1933 üniversite reformu ile üniversitenin eğitim ve öğretim programında “Jeofizik”, 1948 yılında yerini alır. Bununla birlikte, eleman yokluğu nedeniyle temelleri atılan bu ilk enstitü ancak Prof. Dr. M.Fouche ve Doç. Dr. İhsan Özdoğan'ın gayretleri ile yılında öğrenime başlayabilecektir yılı içinde Göttingen, Jeofizik Enstitüsü direktörü, Prof. Dr. J. Barthels, Fen Fakültesi’ne davet edilir. Jeofizik lisans öğretim programı, ilk olarak bu ünlü bilgin tarafından düzenlenmiştir. Enstitü öğretime, hemen takip eden öğretim döneminde başlar.

44 1952: Prof.Dr. J. Barthels’in Jeofizik Enstitüsü Ders Programını Hazırlamak üzere Kürsüye davet edilmesi...

45

46 İlk Eğitim ve Öğretim Kadrosu. Prof.Dr. M. Fouché (Enstitü’nün İlk Başkanı) Doç.Dr. İhsan Özdoğan Asistan Hüseyin Soysal Dr.Ali Yaramancı (Görevlendirme)

47

48 1954: Paris Üniversitesi Jeofizik Enstitüsü Direktörü Prof.Dr. J. Coulomb’un bir yıl süreyle kürsü başkanlığını kabul edişi..

49 Coulomb, Nicholet, Chapman, Berkner, Beloussov

50 Coulomb’un İmzası

51 Coulomb’a Gönderilmiş bir Mektubun Zarfı

52 1954: İstanbul Teknik Üniversitesi Sismoloji Enstitüsünün Kuruluşu

53 İlk Yıllar İstanbul Üniversitesi Jeofizik Enstitü Yönetimi : Prof.Dr. M. Fouché 1954: Prof.Dr. Ali Yar (Vekaleten) : Prof.Dr. J. Coulomb : Prof. Dr. G.Grenet 1958: Prof. Dr. Cahit Arf 1959: Prof.Dr. İhsan Özdoğan

54 Prof.Dr. İhsan Özdoğan

55 Jeofizik Enstitüsü’ne Ders vermek üzere davet edilen Yabancı Bilim Adamları Ord.Prof. M.Fouché Ord.Prof.J.Coulomb Ord.Prof. G.Grenet Prof.Dr. O.Omote Prof.Dr.T. Rikitake Prof.Dr. O.Rosenbach Prof.Dr.N. Wolf

56 Prof.Dr.Kazım Ergin Doç.Dr. Mehmet Dizioğlu Mühendis Macit Erbudak Dr. Ahmet Aksoy Jeofizik Enstitüsü’ne Ders vermek üzere davet edilen Yerli Bilim Adamları

57 İlk Dönem Konferans için çağrılan Yabancı Uzmanlar Prof.Dr. S. Chapman Prof.Dr. E.Thelier Prof.Dr. K.E. Bullen Prof.Dr. Kiepenhauer Prof.Dr. T. Nagata Prof.Dr.K.Rawer Prof.Dr.S. Hammer Dr. Kunetz Dr.Creer Dr.J.Othomas Dr. Alandjelovic

58 1968: Tatbiki Jeofizik Kürsüsünün Kuruluşu: Prof.Dr. Mehmet Dizioğlu

59 1969 İlk Jeofizik Yüksek Mühendisliği Diploması

60 Umumi Jeofizik ve Tatbiki Jeofizik Kürsüleri uğraşlarını daha verimli hale getirmek için 1976 yılında Jeofizik Bölümünü oluşturmuşlar ve Yer Bilimleri Fakültesinin Kuruluşunu tamamlayıncaya kadar iki kürsülü bölüm olarak ortak görevler yürütmüşlerdir.

61 1981 Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü

62 1974 İstanbul Teknik Üniversitesi’nde Jeofizik Mühendisliği Eğitim ve Öğretiminin Başlaması

63 Prof.Dr.Kazım Ergin ( )

64 1979 Yıldız / Kocaeli Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Eğitim ve Öğretiminin Başlaması

65

66 1974: Ege / Dokuz Eylül Üniversitesi 1981: Karadeniz Teknik Üniversitesi 1982: Akdeniz / Süleyman Demirel Üniversitesi 1985: Boğaziçi Üniversitesi 1999 Cumhuriyet Üniversitesi 1999: Sakarya Üniversitesi 2001: Çanakkale 18 Mart Üniversitesi

67 KAMU KURUMLARINDA JEOFİZİĞİN TARİHSEL GELİŞİMİ Türkiye’de kamu kurumlarında ekonomik amaçlı ilk jeofizik çalışmalar MTA’nın kurulmasından 3 yıl sonra, yani 1938 yılında mağnetik ve elektrik yöntemlerin uygulanmasıyla başlamıştır. O yıllarda jeofizik yöntemlere yeterince önem verilmemesi ve ekipman yetersizliği nedeniyle, jeofiziğin MTA içindeki gelişmesi yavaş olmuştur. İlk kullanılan mağnetik ve elektrik yöntemlerin yanı sıra 1947 yılında gravimetre ve sismik aletlerin alınmasıyla MTA, petrol aramalarında jeofizik yöntemleri uygulamaya başlamıştır.

68 1954 yılında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı kurulmuştur. Bu tarihten itibaren jeofizik mühendisleri arama grubunun vazgeçilmezi olmuşlardır. TPAO’da hidrokarbon (petrol ve doğalgaz) aranmasında “Jeofizik Yöntemler” etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Jeofizik yöntemler olarak önem sırasının büyüklüğüne göre: sismik, gravite ve mağnetik; rezistivite (elektrik) şeklinde sıralanabilir. Sismik yöntem üç kısımda uygulanır. Bunlar; Sismik Veri Toplanması, toplanan bu verinin işlenmesi (Sismik Veri-İşlem) ve yorumlamadır (TPAO, 1994). “Veri-İşlem Merkezi” TPAO Araştırma Binası’nda yer almaktadır. Veri-İşlem Merkezi’nde 2 boyutlu, 3 boyutlu Sismik Veriler ile Gravite-Mağnetik Verileri en son teknolojik yöntemlerle, geniş kapasiteli bilgisayar aracılığıyla ve tecrübeli jeofizikçiler tarafından işlenerek yoruma hazır hale getirilmektedir.

69 Devlet Su İşleri (DSİ) bünyesinde, Fen Heyeti Müdürlüğü tarihinde Baş Mühendislik olarak kurulmuştur. Daha önce jeofizikçiler Etüt ve Planlama Fen Heyeti Müdürlüğü şemasında Teknik Şef ve Jeofizikçi olarak çalışmaktaydı tarihinde Jeofizik Fen heyeti Müdürlüğü şeması onaylanmış, bundan sonra ve ve son olarak da tarihinde de revize edilerek son şeklini almıştır.

70 Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü’ne bağlı olan Deprem Araştırma Dairesi sayılı “Umumi hayata müessir afetler dolayısıyla alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlara dair kanun”un 5. Maddesi gereği 1970 yılında bakan onayı ile doğrudan bakanlık katına bağlı bir birim olarak “Afet Araştırma Enstitüsü Genel Direktörlüğü” adı ile kurulmuştur. Bir yıl sonra, 1971’de yine bakan onayı ile “Deprem Araştırma Enstitüsü” haline dönüştürüldü. Bakanlık çapında yapılan düzenleme sonucunda da tarihinde “Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı” haline dönüştürülüp “Teknik Araştırma ve Uygulama Genel Müdürlüğü”ne bağlanmıştır. Ancak, 1989 yılında yapılan son bir düzenleme ile “Deprem Araştırma Dairesi Başkanlığı” ortak çalışmalarındaki yoğunluk ve işlevlerini yerine getirebilmede kolaylık sağlayacağı savı ile “Afet İşleri Genel Müdürlüğü”ne bağlanmıştır. Bugün bu yapılanma Acil Durum Yönetimi başkanlığına bağlı işlev görmektedir.

71 Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE), 1964 yılından beri, baraj yeri ve göl alanları, tünel güzergahları, santral yerleri, heyelan bölgeleri, alüvyon alanları, malzeme sahaları, şalt sahalarında ve ayrıca projelerin bulunduğu aşamalara ve sorunlara bağlı olarak geliştirilerek yürütülmekte olan jeofizik araştırma ve etütleri 1982 yılından itibaren “mühendislik jeofiziği” uygulamalarında yoğunlaşmış ve bu nedenle de gerek yerinde (in-situ) gerekse jeofizik laboratuarında yapılan araştırmalarda uzmanlaşmaya yönelmiştir.

72 İller Bankası İçme Suyu Dairesi bünyesindeki Jeofizik Etüt Grubu’nun kuruluşu ise 1977 yılına rastlamaktadır.

73 Cumhuriyetin ilanından sonra maden işletmeciliğinde devletin ilgisi, 1924 yılında kurulan Ergani Bakır Madeni Şirketi’nde Maliye bakanlığının üçte bir hisseye sahip olmasıyla başlamıştır. Bu şirket eliyle işletilecek madenin imtiyazı İtibarı Milli Bankasına verilmiştir. Daha sonra 1926 yılında bu şirketteki devlet hissesi Sanayi ve Maadin Bankasının kurulması üzerine bu bankaya intikal etmiş ve işletme böylece anılan bankanın iştirakleri arasına alınmıştır. Ülkemizin yeraltı servetlerinin bilimsel ve üretken yöntemlerle işletilmesi yolunda ilk ciddi adımlar 1935 yılında atılmıştır. Gerçekten de sözü geçen yılda yeraltı kaynaklarını arayıp bulmak ve bunların işletmeye elverişli olup olmadığını incelemek üzere Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nü kurarken, öte yandan elverişli madenleri işletip değerlendirmek üzere tarih ve 2805 sayılı yasayla Etibank kurulmuştur.

74 ASKERİ KURUMLARDA JEOFİZİK Askeri amaçlı jeofizik çalışmalar özellikle iki kurumda yoğunlaşmıştır: Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığı ve Harita Genel Komutanlığı. Seyir Hidrografi ve Oşinografi Daire Başkanlığında denizlerimize yönelik jeofizik çalışmalar yapılmaktadır. Harita Genel Komutanlığı'nda bölgesel ölçekli gravite ve mağnetik haritalar hazırlanmasına yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca, Harita Genel Komutanlı Ankara Mağnetik Rasathanesinin kurulma çalışmalarına 1984 yılı ortalarında başlanmış olup, 1986 yılı başından itibaren faaliyete geçmiştir. Yer seçimi konusunda yapılan jeomağnetik araştırmalar sonucunda Ankara Batısındaki Lodumlu Bölgesinde belirlenen arazide tamamiyle antimağnetik malzeme kullanılanarak inşaata başlanmıştır. Rasathane, devamlı kayıt binası, mutlak ölçü binası ve proton binası olmak üzere üç binadan oluşmaktadır (Ankara Manyetik Rasathanesi, 1988).

75 BİLİM VE MÜHENDİSLİK Türkiye ve yakın çevresinde yapılan jeofizik çalışmalar aşağıda Ergin (1981) ile Özçep ve Orbay (2002) baz alınarak, ülkemizde yapılan çalışmalar hakkında genel bir fikir vermesi bakımından özetlenmiştir.

76 Jeotermik Çalışmaları Tezcan (1977) tarafından yapılan çalışmada, sondaj kuyularından alınan sıcaklık gradyenti sabit bir ısısal iletkenlik değeri ile çarpılıp ısı akısı değerleri elde edilmiştir. Her ne kadar bu değerler ısısal iletkenlikteki değişimler dikkate alınmadan elde edilmemişlerse de genellikle, ısı akısının dağılımına ilişkin iyi bir fikir vermektedirler. İlkışık (1990 ve 1992) jeotermal suların silika içeriklerine dayanan çalışmalarla Türkiye için ortalama ısı akısını  44.5 mW /m2 olduğunu bulmuştur. MTA Genel Müdürlüğü Jeofizik Etüdler dairesince 1994 yılında başlatılan “Türkiye Isı Akısı Projesi” çerçevesinde kayaçların ısısal iletlenliklerindeki değişimleri de hesaba katan ayrıntılı jeotermik çalışmalar yapılmıştır (İlkışık ve diğ., 1994).

77 Gravite Çalışmaları Türkiye’de yerkabuğu çalışmalarıyla ilgili ilk etüdü Canıtez (1962) yapmıştır. Kuzey Anadolu fayını K-G doğrultusunda kesen birkaç kesit boyunca yaptığı araştırmada fayın kuzeyinde yerkabuğunun ince güneyinde daha kalın olduğunu saptamıştır. Daha sonra Özelçi (1973) Türkiye ve çevresi için Bouger gravite değerlerini derleyerek yayınlamıştır. MTA tarafından Türkiye rejyonal gravite haritası arazi çalışmaları 1987 yılında tamamlanmış ve Türkiye Bouger gravite anomali haritası hazırlanmıştır (Akdoğan, 1995). Son zamanlarda ters çözüm ve sinyal-işleme teknikleri (CNN) gibi çeşitli modelleme yöntemleri gravite (Bouger) anomali haritalarına uygulanmıştır (Sarı ve Ergün, 1998; Akçığ ve Pınar, 1990; Şenel, 1993; Akgün, 1994; R. Pınar ve diğ., 1994; Akgün ve diğ., 1994; Aydoğan, 1993; Pınar, 1995; Albora ve diğ., 2001).

78 Jeomağnetik Çalışmalar (1) Türkiye’de aeromağnetik etüdlere ilk olarak 1960 yılında başlanmıştır. Bu tarihte Canadian Aero Service isimli bir Kanada şirketi MTA Genel Müdürlüğü adına Batı, Orta ve doğu Anadolu’nun bazı yörelerinde demir arama amaçlı uçuşlara başlamış ve etüdlerini 1961 yılında tammalamıştır. MTA’nın 1966 yılında oluşturduğu kendi ekibi Doğu, Orta ve Batı Anadolu’da bir taraftan demir arama amaçlı havadan etüdlerini sürdürüken diğer taraftan da petrol ve jeotermal enerjiye yönelik havadan mağnatik uçuşlara devam etmiştir yılında bir proje olarak ortaya çıkan Türkiye Aeromağnetik haritaların hazırlanması çalışması 1989 yılı uçuşlarıyla tamamlanmıştır. (Karat ve Metin,1992; Aydın ve Karat, 1994; Ateş ve diğ., 1999).

79 Jeomağnetik Çalışmalar (2) Gerek Türkiye ve gerekse dünya verileri ile çeşitli matematiksel analiz yöntemleri jeomağnetik alana uygulanmıştır (Baydemir, 1990; Malin ve diğ.,1998; Düzgit ve diğ., 1999; Düzgit ve Malin, 1999). Jeomağnetik mikropulsasyonlar, güneş ve yer mağnetik alanının karşılıklı etkileşimleri, seküler değişimler, yermağnetik alanının yıllık değişimleri ve iyonosferin yapısı gibi konular çeşitli araştırmacılar tarafından incelenmiştir (Özdoğan ve diğ., 1966; Bulat, 1966; Işıkara, 1970; Işıkara, 1971; Bulat, 1971; Işıkara 1973a, 1973b; Işıkara, 1977; Bulat, 1977; Işıkara, 1980; Malin ve Işıkara, 1976; Orbay, 1981; Özdoğan ve diğ., 1981; Agopyan, 1986; Agopyan, 1994).

80 Mağnetotellürik Yöntem İncelemeleri İlkışık (1980) Trakya’da kuzey güney doğrultuda ölçüp değerlendirdiği mağnetotelürik kesit yerkabuğu- manto ilişkisini özdirenç değerler açısından ortaya koymaktadır. MTA, Ankara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi ve İTÜ elemanlarınca 1995 yılında başlayan kabuk araştırmaları projesi kapsamında batı Anadolu’da manyetotellürik ve TEM ölçüsü gerçekleştirimiştir. Ulusal Deniz Jeolojisi ve Jeofiziği programı çerçevesinde mağnetotellürk yöntem ile Ege bölgesi kabuk yapısı araştırması projesi gerçekleştirilmiştir (Başokur ve diğ., 1996).

81 Sismoloji Çalışmaları (1) Türkiye’de kabuk manto ilişkilerini saptamak amacıyla ilk çalışmalar Canıtez (1962) tarafından yapılmıştır. Bu çalışmalardan bazıları aşağıda özetlenmiştir. Kandisky-Cade ve diğ. (1979) Türkiye ve İran platolarında Pn hızının 7.6 km / sn ve çevresinde 7.9 km/sn olarak vermişlerdir. Che ve diğ. (1980) ne göre Türkiye’nin doğusunda ve kuzeyinde Pn hızı 7.73 km/sn dir. Canıtez ve Toksöz bu hızı 7.9 olarak vermişlerdir. Aralarında küçük farklar olsa da değerlerin tümü normal değerin altındadır. Canıtez ve Toksöz (1980) Pn dalgası hızını Batı Anadolu için 8.1 km/sn olarak bulmuşlardır. Molnar ve Oliver (1969) Türkiye’den geçen yollar boyunca Sn dalgasının soğurulmuş olduğunu ortaya koymuşlardır. Kabuk içinde granit tabakası ile ilgili Lg dalgaları Karadeniz’den geçen dalga yollarında görülmediğinden Kardeniz’in orta kesimlerinde granit tabakasının bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Yüzey dalgaları ile ilk çalışmalar Canıtez (1962, 1969) tarafından yapılmış, Anadolu’da ve Kuzey Ege’de kabuk kalınlığı ve hızları saptanmıştır. Canıtez ve Toksöz (1980) rayleigh dalgaları gurup hızlarının Orta ve Kuzey Anadolu’da Batı Anadolu’dakinden daha büyük olduğu sonucunu elde etmişlerdir. Ezen (1979) Yunanistan’ın batısında oluşan depremlerde girişim bulunduğu, buna karşılık, Ege Denizinde olup ta İstanbul’da kaydedilen depremlerde girişimin bulunmamasını, dalga yolunda yerkabuğu kalınlığında önemli değişmeler bulunmasına bağlamıştır. Kenar (1978) uzun peryodlu P dalgalarının spektral oranı üzerinde yaptığı çalışmada İstanbul ve çevresinde yerkabuğu kalınlığının D-B doğrultusunda 30 km, KD doğrultusunda ise km olduğunu hesaplamıştır. Gürbüz ve diğ. (1980) Marmara’nın doğrunda bir taş ocağında yapılan patlatmaları kullanarak kabuk kalınlığını yaklaşık 28 km olarak hesaplamıştır.

82 Sismoloji Çalışmaları (2) Türkiye ve yakın çevresinde oluşan depremlerin odak mekanizma çözümleri ve bunların tektonik yorumları bir çok araştırmacı tarafından yapılmıştır. Canıtez ve Üçer (1967), Türkiye ve çevresinde yılları arasında oluşan 77 depremin odak mekanizması çözümlerini vermişlerdir. McKenzie (1972, 1978), Jackson ve McKenzie (1984) Doğu Akdeniz, Türkiye, İran ve Pakistan’da oluşan depremler için odak mekanizma çözümleri yapmışlardır. Kocaefe ve Ataman (1976), Antakya, Finike ve Denizli dolayları, Büyükaşıkoğlu (1978), Kalafat (1978) güney Türkiye ve çevresi; Alkan (1979) Güneybatı Türkiye; Alptekin ve Ezen (1977) Akkuyu ve çevresi; Eyidoğan (1983) Bitlis Zağros Bindirme ve Kıvrımlı Kuşağı, Osmanşahin (1983); Özer (1983), Osmanşahin ve diğ. (1986); Ekşi (1983) Doğu Anadolu ve Kuzey Anadolu fay zonu; Gündoğdu ve diğ. (1999) Marmara ve çevresinde oluşan depremler için fay düzlemi çözümleri vermişlerdir. Türkiye ve çevresi odak mekanizmalarının derlenmesi ilk olarak Canıtez ve Üçer tarafından daha sonra, Yoğurtçuoğlu (1984), Özçep (1994) ve Kalafat (1998) tarafından yapılmıştır. Alptekin ve diğ. (1987), Eyidoğan ve Jackson (1985), Taymaz (1990) ve Taymaz ve diğ. (1991), Yılmaztürk (1993) dalga şekillerinin ters çözümü ile Türkiye depremlerinin kaynak mekanizmalarını ve A.Pınar (1994) ise Türkiye’de meydana gelen bazı büyük depremlerin moment tensörlerini incelemiştir.

83 Sismoloji Çalışmaları (3) Türkiye ve yakın çevresinin depremselliği ve deprem risk analizi çeşitli matematiksel yaklaşımlar ve yöntemler (Markov, Poison, Gumbel, GIS vb gibi) kullanılarak incelenmiştir (Kolçak, 1976; Altınok, 1988; Sipahioğlu ve Alptekin, 1988; Bağcı, 1996; R.Pınar ve diğ., 1989; Altınok, 1991; Eyidoğan ve Güçlü, 1993; Altınok, 1995; Bağcı, 1995a ve 1995b, N.Özer ve diğ., 1999). Türkiye ve yakın çevresine ilişkin, depremler tarafından oluşturulan tsunamiler üzerine tarihsel ve güncel yönüyle ilgili çalışmalar çeşitli araştırmacılar tarafından yapılmıştır ( Soysal ve diğ., 1981; Soysal, 1985; Kuran ve Yalçıner, 1993; Altınok ve Ersoy, ; Altınok ve Ersoy, 1997; Altınok ve Ersoy, 2000; Altınok ve diğ., 1999; Yalçıner ve diğ., 2000). Türkiye ve yakın çevresinde oluşan depremlerin katologlanmasına ilişkin çalışmalar çeşitli araştırmacılar tarafından oluşturulmuştur (Pınar ve Lahn, 1952; Öcal, 1964; Ergin ve diğ., 1967; Ergin ve diğ., 1971; Alsan ve diğ., 1975; Güçlü ve diğ., 1986; Soysal ve diğ., 1982; Ayhan ve diğ., 1980; Kalafat ve diğ., 2000).

84 Paleomağnetik Çalışmalar Türkiye’de, Türkçe yayınlanan ilk paleomağnetik çalışma, Istanbul Üniversitesi Jeofizik Kürsüsü ( o zamanki adıyla) bünyesinde kurulan "Alternatif alan Temizleme Sistemi" ile Orbay (1975) tarafından başlamıştır. Bundan önceki çalışmalar ya yabancı araştırmacılar tarafından yada yurtdışı olanaklarından yararlanan türk araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Son yıllarda ülkemizde paleomağnetizma konusunda yapılan çalışmaları proje bazlı çalışmalar, bölgesel çalışmalar ve yüksek lisans ile doktora düzeyinde yapılan çalışmalar olarak sınıflandırılabilir. Proje bazlı çalışmalar genellikle ya Üniversitelerin Araştırma Fonları ya da TÜBİTAK destekli projeler şeklinde olmuştur. TÜBİTAK içinde oluşturulan çeşitli programlar, örneğin Ulusal Deniz Jeolojisi ve Jeofiziği Programı gibi programların da paleomağnetizmanın ülkemizdeki gelişimine olumlu yönde katkıları olmuştur. Son yıllarda yapılan paleomağnetik çalışmalarda dikkati çeken önemli bir özellik te bölgesel jeodinamik evrimi açıklamaya yönelik çalışmalar olmuştur. Bu çalışmalara örnek olarak Batı Anadolu’da yapılan paleomağnetik çalışmalar verilebilir. İstanbul Üniversitesi ve İTÜ’ Jeofizik Mühendisliği Bölümlerinin Batı Anadolu’nun tektonik gelişimini ortaya koymak üzere ortak olarak yürüttükleri paleomağnetik projeler bu yönde çok olumlu örnekler olarak durmaktadır. Ayrıca, Cumhuriyet Üniversitesi’nin Liverpool Üniversitesi Jeomağnetizma Laboratuarı ile ortaklaşa yürüttükleri projeler de bir diğer önemli örnek olarak sayılabilir. Yüksek Lisans ve Doktora düzeyinde gerek İstanbul Üniversitesi’nde ve gerekse İTÜ ve Boğaziçi Üniveristesinde yapılan çalışmalarla İç Batı Anadolu, Orta Anadolu, Güneydoğu Anadolu gibi bölgelerde son yıllarda yapılan akademik düzeyde çalışmalar adı geçen bölgelelerin jeodinamik gelişiminin açıklanmasına yönelik net nicel kanıtlar sağlamıştır (Van der Voo, 1968; Sanver, 1968; Orbay, 1976; Tonger, 1978; Orbay ve Bayburdi, 1979; Sanver ve Ponat,1980; 1981; Baydemir, 1982, 1989/90; Orbay ve diğ, 1983; Sarıbudak ve diğ., 1985a,b; Orbay, 1987; Orbay ve Baydemir, 1987; Sarıbudak ve diğ., 1986,1989; Sarıbudak ve diğ., 1988; Sarıbudak, 1989; Sarıbudak 1989a,b,c; Sarıbudak ve diğ., 1989; Evans ve diğ., 1990; Beyhan, 1992; Orbay ve diğ., 1993a, b; Kondopolou ve Lauer, 1984; Lauer, 1986; Orbay ve diğ., 1995; Orbay ve diğ., 1997, 1998; Orbay ve diğ., 1997; Karavul, 1995; Tatar ve diğ., 1995; Platzman ve diğ., 1998; Gürsoy ve diğ.,1998, Orbay ve diğ., 1998; Orbay ve diğ., 1999; Orbay ve diğ., 2000a, Orbay ve diğ., 2000b; Orbay ve diğ., 2000c; Özçep ve Orbay, 1996; Özçep ve Orbay, 1998; Özçep ve Orbay; 2000 )

85 Ulusal Deniz Jeolojisi ve Jeofiziği Programı Çalışmaları 1994 yılında TÜBİTAK ve MTA genel Müdürlüğü arasında imzalanarak yürürlüğe giren “Denizlerde Jeolojik ve Jeofizik Araştırma ve Geliştirme Faaliyetleri İşbirliği Protokolüne dayanarak konuya paralel araştırmalar yürüten üniversitelerin yer bilimleriyle ilgili bölüm mensupları ve MTA Genel Müdürlüğü elemanlarınca hazırlanan, TÜBİTAK tarafından desteklenen “Ulusal Deniz Jeolojisi ve Jeofiziği Programı 1995 yılında uygulanmaya başlamıştır. Denizlerimizin komşu ülkelerle paylaşımı ve kıyılarımızın belirlenmesinde jeofizik ve jeolojik bilgilerin üretimi, uluslararası bilimsel platformlarda savunulması, batimetrik haritaların yeni teknolojik araçlardan yararlanılarak revize edilmesi ve “Ulusal Jeoloji-Jeofizik Veri Bankası”nın oluşturulması gibi faaliyetlerin eşgüdümlü araştırma ve geliştirme projeleri halinde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu program hazırlanmıştır. Bu proje kapsamında Marmara ile Ege Denizleri ve çevreleriyle ilgili bir çok jeofizik veri (sismik, gravite, mağnetik, ısı akısı, paleomağnetik, sismoloji, mağnetotellürik, derin elektrik özdirenç vb gibi) toplanmış ve mevcut olan veriler değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır (Başokur ve diğ., 1996; Genç ve diğ., 1996; Orbay ve diğ., 1996; İlkışık ve diğ., 1996; Çağlar ve Duvarcı, 1996; Özer ve diğ., 1996; Eyidoğan ve diğ., 1996; Kuşçu ve diğ., 1996, Ecevitoğlu ve diğ., 1996; Çetin ve diğ., 1998; Eyidoğan ve diğ., 1998; Demirbağ ve diğ., 1998; Orbay ve diğ., 1998; Aygül ve Genç, 1998; Horosan ve diğ., 1998; Çiftçi ve Ergün, 1998; Demirel ve diğ., 1998; Çağlar ve diğ.,1998; Ergün ve diğ., 1998 ).

86 Depremleri Önceden Belirlenmesi Çalışmaları Türkiye'de Depremlerin Önceden Belirlemesi çalışmaları ilk olarak, 1974 yılında İstanbul Üniversitesi ve Kandilli Rasathanesinin ortaklaşa yürüttüğü "Marmara Bölgesinin Sismomağnetik Özelliklerinin Saptanması" isimli bir TÜBİTAK projesi ile başlamıştır. Daha sonra yılları arası "İ.Ü. Mühendislik Fakültesi, “Depremleri Önceden Belirlenmsi Ulusal Projesi” başlatılmış ve pek çok bölüm elemanı bu projede aktif olarak çalışmıştır. Ayrıca, gene aynı dönem Tokyo Teknik Üniversitesi ile işbirliği yapılarak “Electric and Magnetic Research on Earthquake Prediction in Noth Anatolian Fault Zone” (Kuzey Anadolu Fay Zonunda Depremlerin Önceden Belirlenmesine Yönelik Elektrik ve Mağnetik Çalışmalar) projesi hayata geçirilmiştir. Bu projeleri İ.Ü. Mühendislik Fakültesi, “Depremleri Önceden Belirlenmesi Ulusal Projesi”, Mağnetik Çalışmaları Projesi, ve İ.Ü. Mühendislik Fakültesi, “Depremleri Önceden Belirlenmesi ve Zararlarının Azaltılması Projesi”, Mağnetik ve Elektrik Çalışmaları Projesi takip etmiştir yılları arası bir Türk-Alman ortak projesi olan Turkish-German Project on Earthquake Prediction Research in the Western Part of the North Anatolian Fault Zone, Magnetic-Electric Research ( Kuzey Anadolu Fay Zonunun Batı Kesiminde Depremlerin Önceden Belirlenmesi üzerin Türk-Alman Projesi: Mağnetik ve Elektrik Çalışmalar) isimli proje kapsamında çalışmalar yapılmıştır. 1990’lı yıllarla birlikte Boğaziçi Üniversitesi Kandili Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü bünyesinde İznik-Mekece pilot bölgesi üzerinde bu çalışmalara Tokyo Üniversitesi işbirliği ile devam edilmektedir (İspir ve diğ., 1976; Işıkara ve diğ., 1986; Honkura ve diğ., 1985; Işıkara ve diğ., 1985; Tuncer ve diğ., 1991a ve b; Osiman ve diğ., 1991; Orbay ve diğ. 1994).

87 Mühendislik ve Çevre Jeofiziği Çalışmaları 1980’lerle birlikte jeofiziğin inşaat mühendisliği ve çevre sorunlarına çözüm bulma bağlamında uygulamaları başlamış ve günümüzde bilimsel ve mühendislik açısından oldukça yoğun bir faaliyet alanı olmuştur (Bingöl ve diğ., 1995; Ercan, 1995; 1998; Keçeli, 1990; Tezcan ve Durgunoğlu, 2000; Türker ve diğ., 1991)

88 Zemin Davranışı Çalışmaları Zeminlerin (gerek statik yüklerle gerekse dinamik etkilerle) davranışının belirlenmesine yönelik bilimsel ve teknik çalışmalar 1990’lardan sonra yoğunlaşmış ve artan ivmesiyle çalışmalar sürmektedir (Ansal 1994, 1997, 1999; 2004; Ansal veErken, 1989; Ansal ve Siyahi, 1995; Tezcan ve Durgunoğlu, 2000; Özel ve diğ., 2002; Özel ve Sasatani, 2002; Özçep ve diğ., 2005; 2006; Zarif ve Diğ., 2004; 2005, 2006;; Zarif ve Özçep, 2006, Karabulut ve diğ., 2007)

89 Arkeoloji Jeofiziği Çalışmaları Türkiye’de arkeolojik alanlarda jeofizik çalışmaların kullanımı oldukça yenidir ve ilk örnekleri 1960’larda görünür. Özellikle 1970’li yıllarda kuramsal çalışmaların hızla gelişmesi bir çok jeofizik yöntemin arkeolojik alana uygulanmasına olanak sağlamıştır. Bu gelişmeyle birlikte 1980’lerin ikinci yarısından itibaren Türkiye’de arkeolojik alanlarda yoğun jeofizik araştırmalara sahne olmuştur (Drahor, 1991; 1992, 1993; Ercan, 2000; Sayın ve diğ., 1995).

90 Atmosfer Fiziği / Meteoroloji Çalışmaları Atmosfer fiziği yada meteoroloji konusunda cumhuriyet döneminde yapılan çalışmaların tamamına ulaşmak olanaklı olmamıştır. İTÜ meteoroloji mühendisliği bölümünde 1980’den sonra yapılan doktora tez bir fikir vermesi açısından aşağıda sunulacaktır. Orta Anadolu ve civarı üzerindeki atmosferde momentum ve kinetik enerji analizi Borhan (1980) tarafından incelenmiştir. Durakanoğlu (1981), Doğu Karadeniz dağları üzerinde engebe perturbasyonlarının incelemiştir. Barla (1981), Türkiye’de global güneş reyonmanından yararlanma olasılığı konusunda çalışmıştır. İstanbul'da atmosferik elektrik alanı ve meteorolojik elemanlarla ilişkisi Kısakürek (1983) tarafından incelenmiştir. İncecik (1983) ise İstanbul’un haliç bölgesinde hava kirliliği üzerine bir çalışma yapmıştır. Şen (1985), ayırımsız nötron aktivasyon analizi sonuçlarını kullanarak geliştirilen hava kirliliği analiz yönteminin İzmir iline uygulanması üzerine çalışmıştır. Termaller ve cumuluslerde meteorolojik parametrelerin ölçülmesi analizi ve konvektif yapının modellenmesi Aslan (1987) tarafından incelenmiştir. Kılıç (1987) minimum sıcaklığı tahmin için bir yöntem ve Antalya'nın minimum sıcaklıklarına uygulanması konusunu çalışmıştır. Şenhan (1988) deniz meteorolojisinde deniz durumu tahmin yöntemlerinin kritiği ve Karadeniz’e uygulaması üzerine çalışmıştır. Açık ve bulutlu atmosfer koşullarında saatlik toplam ışınım öngörüsü için bir model Topçu (1988) tarafından incelenmiştir. Menteş (1996) atmosferik sınır tabakanın yüksek mertebe kapama yöntemi ile bir boyutlu modellenmesini yapmıştır. Kaotik davranış kriteri olarak fraktal boyut değişimi ve dinamik sistemlere uygulanması, Koçak (1996) tarafından çalışılmıştır. Türksoy (1997) saatlik ve aylık rüzgar verisiyle rüzgar enerjisi modellemesi üzerine çalışmıştır. Türkiye'yi etkileyen sinoptik sistemlerin klimatolojisi, deniz (1997) tarafından yapılmıştır. Şahin (2000) Ankara'da hava kirliliği episodları esnasında atmosferik şartların analizini yapmıştır meteorolojide çok istasyonlu yağış modeline kalman filtresi yaklaşımı Latif (1999) tarafından incelenmiştir. Habib (1999) Zaman-Uzay meteoroloji değişkenleri için toplam yarıvariogram desteği ile en iyi (optimum) modellemesi çalışılmıştır. Okçu (1999) Türkiye'de bitki örtüsü indeksi değerlerinin değişimi ve meteorolojik parametrelerle ilişkilendirilmesi üzerine çalışmıştır. Toros (2000) İstanbul'da asit yağışları, kaynakları ve etkileri konusunda çalışmıştır. Türkiye genelinde derece-günlerin yersel ve zamansal dağılımının modellenmesi, Gültekin (2001) tarafından çalışılmıştır. Anteplioğlu (2001), İstanbul bölgesinde yüzey ozonunun fotokimyasal-dinamik bir modelle incelenmesi üzerine çalışmıştır. Türkiye rüzgarlarının alan-zaman modellemesi, Şahin (2001) tarafından çalışılmıştır. Sırdaş (2002) Meteorolojik kuraklık modellemesi ve Türkiye uygulaması yapılmıştır. İstanbul'da coğrafi bilgi sistemleri ile hava kalitesinin incelenmesi Dalyan (2002) tarafından çalışılmıştır.

91 Fiziksel Oşinografi Çalışmaları Fiziksel oşinografide ülkemizde ODTÜ bünyesinde yer alan Deniz Bilimleri Enstitüsü Fiziksel Oşinografi anabilim dalı kapsamında çalışılan konular; dalga ve gelgit hareketleri, sediment transportasyonu, Doğu Akdeniz tsunamileri modellemeleri, şelf dinamiği ve sirkülasyonu denizlerimizin bölgesel oşinografisi, atmosfer-denizler etkileşimi, sirkülasyon dinamiği, iklim vb gibi konulardır. Bu konularda Temel Oğuz, Emin Özsoy gibi araştırmacılar yoğun bilimsel projeler üretmekte ve sonuçları saygın dergilerde yayınlanmaktadır. Benzer biçimde İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü Fiziksel oşinografi anabilim dalı bünyesinde Marmara Denizi ve Boğazlar sisteminin dinamiği; Doğu Akdeniz`in dinamiği; Karadeniz`in dinamiği; Nümerik modelleme; uydularından alınan verilerin analizi vb gibi konularda Halil İbrahim Sur, Hüsne Altıok ve grubu çalışmaktadırlar. Ayrıca Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Enstitüsü bünyesinde Fiziksel Oşinografi birimi mevcuttur.

92 Science Citation Index (SCI)”, “SCI Expanded”, “Social Science Citation Index (SSCI)”, “Arts and Humanities Citation Index (AHCI)” kapsamındaki Dergilerde Yayınlanmış jeofizik makaleler

93 Ülkemizde, Science Citation Index (SCI)”, “SCI Expanded”, “Social Science Citation Index (SSCI)”, “Arts and Humanities Citation Index (AHCI)” kapsamındaki Dergilerde Yayınlanmış jeofizik makaleler arasında incelenmiştir.

94 Katı Yer Jeofiziği (Solid Earth Geophysics) alanında Toplam olarak 1980 öncesi (bulabildiğimiz kadarıyla) 8 adet ve 1980–2009 zaman aralığında 502 adet yayın olmak üzere toplam 511 adet yayın elde edilmiştir. Bununla birlikte, atmosfer fiziği/meteoroloji ile fiziksel oşinografi alanında ise sırasıyla 79 ve 90 adet olmak üzere toplam 169 adet yayını da eklesek toplam yayın sayısı 680 olmaktadır

95 Tarama ile ve diğer yöntemlerle elde edilen yayınlardaki ölçüt çalışma içinde en az bir Türkiye adresli yazar olma ölçütüdür. İkinci ölçüt çalışmalarının Türkiye ve yakın çevresinde ilişkin olmasıdır. Bu çalışmaların jeofizik konulara göre dağlımı ise; Jeotermik Çalışmaları/JT (13), Gravite/G (17), Manyetik Çalışmalar/M (24), Jeomağnetik Çalışmalar/JM (6), Mağnetotellürik Yöntem/MT İncelemeleri (13), Elektromanyetik/EM (11), Elektrik/E (22), Sismoloji/SİS Çalışmaları (147), Sismik/SİSM (41), Tsunami/TSU (8), Paleomağnetik/PL Çalışmalar (21), Deniz Jeofiziği Çalışmaları/DJ (36), Çevre ve Yeraltısuyu Jeofiziği/ÇY (12), Zemin Davranışı ve Mikrobölgeleme Çalışmaları/ZM (21), Arkeoloji Jeofiziği/AJ Çalışmaları (13), Mühendislik Sismolojisi ve Deprem Mühendisliği/MSD (39), Jeodinamik/ Tektonik/JDT (59), Atmosfer Fiziği/Meteoroloji/AF (79) ve Fiziksel Oşinografi/ Deniz Fiziği/FO (69) adettir.

96

97 Jeofizik ve Diğer Bilim Dalları Arasında Karşılaştırılmalar Türkiye Bilimsel Yayın Göstergeleri, 1981–2007 periyodunda E. Akıllı ve diğ. (2009) tarafından yayın sayısı ve etki değerine göre incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Temel bilimler kapsamnda kimya, fizik, matematik, biyoloji ve bu disiplinlere ait yan dallar da dahil olmak üzere 52 bilim dalı bulunmaktadır. Bu 52 bilim dalı arasında, “Jeokimya ve Jeofizik” bilim dalı, temel bilimler içinde 20. sıranın üzerinde, 18. sırada yer alan tek bilim dalıdır. Yer Bilimleri ve mühendisliği kapsamında 8 alt bilim dalına ait yayın, atıf sayıları ile etki değerleri ise izleyen Çizelge’de verilmiştir.

98 Yer Bilimleri ( ) Yayın sayısı Atif Sayısı Etki Değeri Jeokimya ve Jeofizik ,39 Jeoloji ,56 Limnoloji903333,7 Mineroloji ,25 Oşinografi ,85 Paleontoloji ,51 Mühendislik, Jeoloji ,76 Meteoroloji ve Atmosferik Bilimler ,1 Yer Bilimleri ve mühendisliği kapsamında 8 alt bilim dalına ait yayın, atıf sayıları ile etki değerleri (E. Akıllı ve diğ., 2009’dan alınmıştır).

99 ÖZEL SEKTÖR JEOFİZİĞİ Başlangıcı 1960'lere uzansa da sistemli olarak 1980'lerden sonra özel jeofizik ve Jeoloji şirketlerinin sayısında belirgin bir artış vardır verilerine göre TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası'na ve Jeoloji Mühendisleri Odasına tescilli 1000’in üzerinde özel jeofizik ve jeoloji şirketi ekonomik amaçlı özel çalışmalar (su, zemin etüdleri, çevre sorunları, deprem riskleri, maden ve endüstriyel hammadde etütleri vb.) yapmaktadırlar.

100 MESLEKİ ÖRGÜTLENME 1956’da Türk Jeofizik Derneği ve 1961’de de Türk Jeofizikçiler Birliği ve son olarak da 2002’de ise Jeofizik Kurumu kurulmuştur. Sivil toplum örgütü yada bilim “cemiyetleri” kategorisinde yer alan bu kurumlardan Türk Jeofizikçiler Birliği genel kurulunun kararı ile Jeofizik Mühendisleri Odası’na dönüşmüştür. Meslek alanındaki nicel ve nitel gelişmeler sonucu bir meslek örgütüne duyulan gereksinim sonucu tek yasal meslek örgütü olarak TMMOB Jeofizik Mühendisleri Odası 1986'da Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB)'nin bir üyesi olarak kurulmuştur. Oda, 1961'de kurulmuş olan Türkiye Jeofizik Birliği'nin bilimsel ve teknik birikiminin devamı ve sahibidir.

101 Bilim Politikaları ve Jeofizik Türk Bilim Politikası ( ) Temel Bilimler Araştırma Politikası E. Yerbilimleri 598. Yerbilimleri konusunda ele alınması öncelikli konuların başında Türkiye’nin temel jeolojik-jeofizik yapısını ortaya çıkarmak amacıyla tüm yurt çapında uygulanması gereken “jeotravers” çalışmaları gelmektedir. …. Ayrıca yerkabuğu incelemesinde gravite, sismik kırılma, tellürik ve manyetellürik ölçme, paleomanyetizma ve çeşitli sismolojik tekniklerin geliştirilmesi ve uygulanması sağlanacak, bu teknikleri uygulayan ve sonuçlarını yorumlayabilen uzmanlar yetiştirilebilecektir.

102 Türk Bilim Politikası ( ) Dördüncü (son !) öncelikli desteklenecek bilim alanları: –Jeofizik Sismoloji Oşinografi, Meteoroloji Jeodezi


"TÜRK İ YE’DE JEOLOJ İ VE JEOF İ Z İ K Doç. Dr. Ferhat Özçep İ stanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisli ğ i Bölümü YER BİLİMLERİ TARİHİ Dersi için EK Güncelleme:" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları