Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

HAVE GOT / HAS GOT “have got / has got” İngilizcede sahiplik bildiren bir kalıptır. “have” kelimesi ile genellikle aynı anlama gelir, fakat “have” bir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "HAVE GOT / HAS GOT “have got / has got” İngilizcede sahiplik bildiren bir kalıptır. “have” kelimesi ile genellikle aynı anlama gelir, fakat “have” bir."— Sunum transkripti:

1 HAVE GOT / HAS GOT “have got / has got” İngilizcede sahiplik bildiren bir kalıptır. “have” kelimesi ile genellikle aynı anlama gelir, fakat “have” bir fiildir ve bütün zamanlarda kullanılabilir. Öte yandan “have got / has got” sadece içinde bulunduğumuz zamanı (geniş zaman ya da şimdiki zaman) anlatan bir kalıptır. Türkçeye genellikle “sahip olmak” diye çevrilse de farklı cümleler içinde farklı anlamlara gelebilir. Bu anlamları örnekler içinde incelemek daha doğru olacaktır.

2 POSITIVE SENTENCES SHORT FORMS NEGATIVE SENTENCESSHORT FORMS I have got blue eyes.I've got …I have not got blue eyes.I haven't got… You have got blue eyes.You've got…You have not got blue eyes.You haven't got… He has got blue eyes. He's got … He has not got blue eyes. He hasn't got… She has got blue eyes. She's got … She has not got blue eyes. She hasn't got… It has got blue eyes. It's got … It has not got blue eyes. It hasn't got … We have got blue eyes.We've got …We have not got blue eyes.I haven't got … You have got blue eyes.You've got…You have not got blue eyes.I haven't got … They have got blue eyes.They've got…They have not got blue eyes.I haven't got …

3 YES / NO QUESTIONSSHORT ANSWERS Have I got blue eyes?Yes, you have. / No, youhaven't. Have you got blue eyes?Yes, I have. / No, I haven't. Has he got blue eyes?Yes, he has. / No, hehasn't. Has she got blue eyes?Yes, she has. / No, shehasn't. Has it got blue eyes?Yes, it has. / No, it hasn't. Have we got blue eyes?Yes, you have. / No, youhaven't. Have you got blue eyes?Yes, we have. / No, wehaven't. Have they got blue eyes?Yes, they have. / No, theyhaven't.

4 1. “have got” kalıbını sahip olduğumuz kişi ya da şeylerden bahsederken kullanabiliriz. I have got a car. (Ben bir arabaya sahibim. / Benim bir arabam var.) “have got” kalıbı Türkçeye genellikle “sahip olmak” diye çevrilse de yukarıdaki örnekte olduğu gibi “var” diye çevrilmesi de oldukça yaygındır. She has got two brothers. (Onun iki erkek kardeşi var.) They have got a big house. (Onların büyük bir evi var.) 1. “have got” kalıbını sahip olduğumuz kişi ya da şeylerden bahsederken kullanabiliriz. I have got a car. (Ben bir arabaya sahibim. / Benim bir arabam var.) “have got” kalıbı Türkçeye genellikle “sahip olmak” diye çevrilse de yukarıdaki örnekte olduğu gibi “var” diye çevrilmesi de oldukça yaygındır. She has got two brothers. (Onun iki erkek kardeşi var.) They have got a big house. (Onların büyük bir evi var.) 2. “have got” kalıbını insanları, hayvanları ya da eşyaları tarif ederken kullanabiliriz. John has got short hair. (John’ın kısa saçları var.) Birds have got wings. (Kuşların kanatları vardır.) The table has got four legs. (Masanın dört bacağı var.) 2. “have got” kalıbını insanları, hayvanları ya da eşyaları tarif ederken kullanabiliriz. John has got short hair. (John’ın kısa saçları var.) Birds have got wings. (Kuşların kanatları vardır.) The table has got four legs. (Masanın dört bacağı var.) HAVE GOT / HAS GOT KULLANIMI

5 3. “have got” kalıbını hastalıklardan bahsetmek için kullanabiliriz. I’ve got a headache. (Baş ağrım var. / Başım ağrıyor.) My dad has got a toothache. (Babamın diş ağrısı var. / Babamın dişi ağrıyor.) 3. “have got” kalıbını hastalıklardan bahsetmek için kullanabiliriz. I’ve got a headache. (Baş ağrım var. / Başım ağrıyor.) My dad has got a toothache. (Babamın diş ağrısı var. / Babamın dişi ağrıyor.) HAVE GOT / HAS GOT KULLANIMI

6 4. Bazı kalıplaşmış ifadelerde “have got” kalıbı kullanabiliriz. I have got a problem. (Bir sorunum var.) She has got a question. (Onun bir sorusu var.) HAVE GOT / HAS GOT KULLANIMI

7

8

9

10

11 Simple Past Tense (Geçmiş Zaman) Subject + V2+…… I You He/she/it We You they +V2+……….

12 REGULAR AND IRREGULAR VERBS (Düzenli ve düzensiz fiiller) ► İngilizce’de fiiller düzenli ve düzensiz olarak ikiye ayrılır. Düzenli fiilleri geçmiş hale çevirmek için, filler sondaki hecelerine göre -d, -ed ya da -ied takılarını almaktadır. Örneğin: move - moved watch - watched study - studied

13 KURAL 2: Bir sesli harf ve ardından bir sessiz harf geliyorsa, sondaki sessiz harf iki kere yazılır ve -ed takısı eklenir. plan - planned stop - stopped DİKKAT: w ve x harfleri iki kere yazılmaz. snow - snowed fix - fixed KURAL 1 : Bir sesli harf ve ardından e harfi geliyorsa, -d takısı eklenir. dance - danced erase - erased place - placed KURAL 3: İki sesli harf ve ardından sessiz harf gelirse -ed takısı eklenir, son harf iki kere yazılmaz. rain - rained need - needed KURAL 3: İki sesli harf ve ardından sessiz harf gelirse -ed takısı eklenir, son harf iki kere yazılmaz. rain - rained need - needed KURAL 4: Son iki harf sessiz olursa -ed takısı eklenir, son harf iki kere yazılmaz. help - helped add - added

14 KURAL 5 : Kelimenin sonunda bir sessiz harf ve arkasından -y harfi gelirse, -y harfi atılır ve kelimenin sonuna-ied eklenir. Worry - worried Reply - replied KURAL 6 : Kelimenin sonunda bir sesli harf ve arkasından -y harfi gelirse, -ied değil, - ed takısı getirilir. play - played stay - stayed Düzensiz fiiller adından da anlaşılacağı gibi herhangi bir kurala bağlı kalmadan değişirler bu yüzden öğrenilmesi gerekir. go - went swim - swam do - did Düzensiz fiilleri tekrar tekrar okuyarak öğrenmek zordur. Bu yüzden bol bol kitap okuyup, dinleme egzersizleri yaparsanız, bir süre sonra zaten tüm fiilleri öğrendiğinizi fark edersiniz.

15 1. Hali Base Form 2. Hali Past Simple 3. Hali Past Participle Türkçe Anlamı awakeawokeawokenuyanmak bewas, werebeenolmak beat beatenvurmak becomebecamebecomeolmak beginbeganbegunbaşlamak bendbent bükmek bet bahse girmek bid emretmek bitebitbittenısırmak blowblewblownesmek breakbrokebrokenkırmak bringbrought getirmek broadcast yayımlamak buildbuilt inşa etmek burst patlamak burnburned/burnt yakmak buybought satın almak catchcaught yakalamak choosechosechosenseçmek comecamecomegelmek cost değer biçmek creepcrept emeklemek cut kesmek dealdealt anlaşmak digdug kazmak dodiddoneyapmak drawdrewdrawnçekmek dreamdreamed/dreamt rüya görmek drivedrovedrivensürmek drinkdrankdrunkiçmek eatateeatenyemek fallfellfallendüşmek

16 feedfed beslemek feelfelt hissetmek fightfought dövüşmek findfound bulmak fleefled firar etmek flyflewflownuçmak forbidforbadeforbiddenyasaklamak forgetforgotforgottenunutmak forgiveforgaveforgivenaffetmek freezefrozefrozendonmak getgotgottenelde etmek givegavegivenvermek gowentgonegitmek growgrewgrownbüyümek hanghung asmak havehad sahip olmak hearheard duymak hidehidhiddensaklamak hit vurmak holdheld tutmak hurt yaralanmak keepkept saklamak knowknewknownbilmek laylaid yaymak leadled rehberlik etmek learnlearned/learnt öğretmek leaveleft ayrılmak lendlent ödünç vermek let izin vermek lielaylainyalan söylemek loselost kaybetmek makemade yapmak 1. Hali Base Form 2. Hali Past Simple 3. Hali Past Participle Türkçe Anlamı

17 meanmeant anlamına gelmek meetmet buluşmak paypaid ödemek put koymak read okumak rideroderiddenbinmek ringrangrungçalmak riseroserisenyükselmek runranrunkoşmak saysaid söylemek seesawseengörmek sellsold satmak sendsent göndermek showshowedshowed/showngöstermek shut kapamak singsangsungşarkı söylemek sitsat oturmak sleepslept uyumak speakspokespokenkonuşmak spendspent harcamak standstood ayakta durmak swimswamswumyüzmek taketooktakenalmak teachtaught öğretmek teartoretornyırtmak telltold anlatmak thinkthought düşünmek throwthrewthrownfırlatmak understandunderstood anlamak wakewokewokenuyanmak wearworeworngiymek winwon kazanmak 1. Hali Base Form 2. Hali Past Simple 3. Hali Past Participle Türkçe Anlamı

18 (+) OLUMLU CÜMLE (-) OLUMSUZ CÜMLE (?) SORU CÜMLESİ I played (Oynadım)I didn’t play (Oynamadım)Did I play? (Oynadım mı?) You played (Oynadın) You didn’t play (Oynamadın)Did you play? (Oynadın mı?) He played (Oynadı)He didn’t play (Oynamadı)Did he play? (Oynadı mı?) She played (Oynadı)She didn’t play (Oynamadı)Did she play? (Oynadı mı?) It played (Oynadı)It didn’t play (Oynamadı)Did it play? (Oynadı mı?) We played (Oynadık)We didn’t play (Oynamadık)Did we play? (Oynadık mı?) They played (Oynadılar)They didn’t play (Oynamadılar)Did they play? (Oynadılar mı?)

19 DİKKAT! Olumlu cümlelerde herhangi bir yardımcı fiil gelmez ve fiilin ikinci hali kullanılır. Olumsuz ve soru cümlelerinde did veya didn’t yardımcı fiili kullanılır ve fiil yalın haliyle kalır. (+) I visited my uncle yesterday. (Dün amcamı ziyaret ettim) (Bu cümle olumludur ve görüldüğü gibi fiilin ikinci hali kullanılmıştır.) (-) I didn’t visit my uncle yesterday. (Dün amcamı ziyaret etmedim.) (Bu cümle olumsuzdur ve didn’t yardımcı fiili kullanıldığı için fiil yalın haliyle gelmiştir.) (?) Did you visit my uncle yesterday. (Dün amcamı ziyaret ettin mi?) (Bu cümle soru cümlesidir ve "did" yardımcı fiili geldiği için fiil yine yalın haliyle kullanılmıştır.)

20 - I watched TV last night. (Dün gece televizyon seyrettim.) - The rain stopped a few minutes ago. (Yağmur birkaç dakika önce durdu.) - Mary came home very late last night. (Mary dün gece eve çok geç geldi.) - Last year I traveled to England. (Geçen yıl İngiltere’ye seyahat ettim.) - John studied hard all year. (John tüm yıl çok sıkı çalıştı.) Olumlu Cümleler Simple Past Tense olumlu cümlelerinde,özneden sonra V2 ( Fiillerin 2. halleri) kullanılır.

21 Olumsuz Cümleler Simple Past Tense olumsuz cümlelerinde, özneden sonra didn’t yardımcı fiili ve fiillerin yalın halleri( V1) kullanılır. V2 sadece olumlu cümlelerde kullanılır. - I didn’t go to a movie last night. I stayed at home. (Dün gece sinemaya gitmedim. Evde kaldım.) - Nick didn’t come to school yesterday. (Jane dün okula gelmedi.) - We didn’t have breakfast this morning. (Bu sabah kahvaltı yapmadık.) - I went to a movie yesterday but I didn’t enjoy it. (Dün bir filme gittim ama beğenmedim.) - It didn’t snow yesterday. (Dün kar yağmadı.)

22 Soru Cümleleri Soru cümleleri yaparken, did yardımcı fiili özneden önce (cümle başında) kullanılır. Fiil yalın halde (V1) kullanılır. - Did you sleep well last night? (Dün gece iyi uyudun mu?) - Did you see the postman this morning? (Bu sabah postacıyı gördün mü?) - Did Julie have a good time at the party yesterday? (Juile dün partide iyi vakit geçirdi mi?) - Did you make your own dinner last night. (Dün gece akşam yemeğini sen mi yaptın?) - Did they understand the question? (Soruyu anladılar mı?)

23 - I saw a bird yesterday. (Dün bir kuş gördüm.) - I didn’t see a bird yesterday. (Dün bir kuş görmedim.) - Last year, I traveled to Italy. (Geçen yıl İtalya’ya seyahat ettim.) - Last year, I didn’t travel to Italy. (Geçen yıl İtalya’ya seyahat etmedim.) - She washed her hands. (Ellerini yıkadı) - She didn’t wash her hands. (Ellerini yıkamadı) Olumlu ve Olumsuz Cümle Örnekleri

24 -I lived in Turkey for two years. (İki yıl Türkiye’de yaşadım.) -Ahmet studied English for five years. (Ahmet beş yıl İngilizce çalıştı.) -They sat at the beach all day. (Tüm gün sahilde oturdular.) -We talked on the phone for thirty minutes. (Yarım saat telefonda konuştuk.) - How long did you wait for them? (Onları ne kadar beklediniz?) -I lived in Turkey for two years. (İki yıl Türkiye’de yaşadım.) -Ahmet studied English for five years. (Ahmet beş yıl İngilizce çalıştı.) -They sat at the beach all day. (Tüm gün sahilde oturdular.) -We talked on the phone for thirty minutes. (Yarım saat telefonda konuştuk.) - How long did you wait for them? (Onları ne kadar beklediniz?) Olumlu Cümle Örnekleri

25 ► Düzensiz fiiller adından da anlaşılacağı gibi herhangi bir kurala bağlı kalmadan değişirler bu yüzden öğrenilmesi gerekir. go - went swim - swam do - did

26 Vocabulary studing Senden sonra After you I will clean my car after you

27 Allow me Bana izin ver Please allow me to come in the classroom.

28 A lovely day, isn’t it?Hoş bir gün, (öyle) değil mi? Sun is shining, weather is clear and warm. A lovely day, isn’t it?

29 Any thing else? Başka bir şey var mı?

30 Herhangi bir gün bana uğra -Sen merak etme kanka herhangi bir gün bana uğra onların icabına bakarız Any day will do

31 Are you kidding?Şaka mı yapıyorsun? Kafa mı buluyorsun? -My exam was very good -Are you kidding me?

32 Emin misin? Are you sure?

33 As for meBence, sanırım As for me, It is very funny. My husband is going to work. As for me, I will stay home and take care of the baby.

34 As soon as possible (A.S.A.P.)Mümkün olan en kısa sürede

35 Be careful!Dikkatli ol!

36 Be calm! Sakin ol!

37 Sabırlıol!Be patient!

38 Be quiet!Sessiz ol!

39 Bottoms up!Şerefe! İçkiyi bir yudumda bitirmek. Fondip yapmak

40 Çok yaşa Bless you!

41 Bu arada By the way

42 Can I help you? Size yardım edebilir miyim?

43 Tekrar edebilir misin?Can you repeat it?

44 Congratulations! Tebrikler!

45 Count me on Count me in Ben varım, Beni de sayın.

46 PRESENT SIMPLE TENSE (GENİŞ ZAMAN) Günlük davranışlarımızı veya evvelden beri sürekli olarak yaptığımız, yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz davranışları ifade etmek için kullandığımız bir tense (zaman) dir. Günlük davranışlarımızı veya evvelden beri sürekli olarak yaptığımız, yapmayı alışkanlık haline getirdiğimiz davranışları ifade etmek için kullandığımız bir tense (zaman) dir. Türkçe’de “Geniş Zaman” anlamındadır. “giderim, gelirim, yaparım, vb” şeklinde tercüme edilir.

47 Olumlu Cümle Yapısı: Simple Present Tense’de olumlu cümlede yardımcı fiil kullanılmaz. Eğer kullanacağımız özne (I, you, we, they)’den birisi ise bunlardan sonra fiilin birinci hali kullanılır. I / you / we / they + V (fiil 1. halde) + Object(Nesne) I play football everyday. They go on a picnic every weekend. We stay at home every night. You work in the factory every Monday and Friday. I read a newspaper every day. They call with us every hour. We write a letter to our brother every day. I / you / we / they + V (fiil 1. halde) + Object(Nesne) I play football everyday. They go on a picnic every weekend. We stay at home every night. You work in the factory every Monday and Friday. I read a newspaper every day. They call with us every hour. We write a letter to our brother every day.

48 Olumsuz Cümle Yapısı: Simple Present Tense’de olumlu cümlede yardımcı fiil kullanılmaz. Fakat bir cümleyi olumsuz yapmak için yardımcı fiile ihtiyacımız vardır. Çünkü bir cümleyi olumsuz yapmak için o cümlenin yardımcı fiiline olumsuzluk eki olan “not” eklenir. Bundan dolayı eğer kullanacağımız özne (I, you, we, they)’den birisi ise bunlardan sonra “do” yardımcı fiili kullanılır ve buna “not” olumsuzluk eki eklenerek cümle olumsuz yapılır. Fiilin yine birinci hali kullanılır.

49 I / you / we / they + do not (don’t) + Verb(1) + Object… I don’t play football everyday. They don’t go on a picnic every weekend. We don’t play card every where. You don’t read news paper every morning. I don’t use pencil to write letter. I use pen. They don’t like to study for exam. I / you / we / they + do not (don’t) + Verb(1) + Object… I don’t play football everyday. They don’t go on a picnic every weekend. We don’t play card every where. You don’t read news paper every morning. I don’t use pencil to write letter. I use pen. They don’t like to study for exam.

50 Soru Cümle Yapısı: Bir cümleyi soru yapmak için yine yardımcı fiile ihtiyacımız olduğundan bu yapıda da yardımcı fiil olan “do” yu kullanacağız. Bir cümleyi soru yapmak için yardımcı fiil özneden önce kullanılır. Simple present tense’de de “do” yardımcı fiilini özneden önce kullanacağız. Ve yine fiilin birinci hali kullanılır.

51 Do + I / you / we / they + Verb (1) + Object + ? Do I play football everyday? Do they go on a picnic every weekend? Do you watch tv on every Friday? Do we read novels every night of the day? Do you meet with your friends every weekend?

52 Buraya kadar kullandığımız öznelere dikkat ederseniz hiç 3. tekil şahıs kullanmadık. Ama eğer kullanacağımız özne 3. tekil şahıs ya da he, she,it‘den birisi ise bunlardan sonra fiilin sonuna (-s) eklenir. Fiillere (-s) ekleme kuralları isimlere (-s) ekleme kuralları ile aynıdır. I You He/she/it We You they V1V1 V1V1 VsVs object

53 Olumlu cümle Yapısı: He / she / it + Verb(-s) + Object He plays football everyday. She watches tv every afternoon. It runs very fast. Aylin (she) reads a book in her bed at night. My father (he) washes his car every Saturday. His mother (she) cleans their house every morning.  Olumlu cümle Yapısı: He / she / it + Verb(-s) + Object He plays football everyday. She watches tv every afternoon. It runs very fast. Aylin (she) reads a book in her bed at night. My father (he) washes his car every Saturday. His mother (she) cleans their house every morning. 

54 Olumsuz Cümle Yapısı: fiile –s eklenmez birinci hali kullanılır Olumsuz ve soru cümlelerinde yardımcı fiilin sonuna (-es) eklenir (do + es= does ) ve bu durumda yani olumsuz ve soru cümlelerinde, yani ” does” kullanıldığı durumlarda artık fiile –s eklenmez ve birinci hali kullanılır. play He doesn’t play football everyday. watch She doesn’t watch Tv every afternoon. run It doesn’t run very fast. Olumsuz Cümle Yapısı: fiile –s eklenmez birinci hali kullanılır Olumsuz ve soru cümlelerinde yardımcı fiilin sonuna (-es) eklenir (do + es= does ) ve bu durumda yani olumsuz ve soru cümlelerinde, yani ” does” kullanıldığı durumlarda artık fiile –s eklenmez ve birinci hali kullanılır. play He doesn’t play football everyday. watch She doesn’t watch Tv every afternoon. run It doesn’t run very fast.

55 Soru Cümle Yapısı: Does he play football everyday? Does she watch tv every afternoon? Does it run very fast? Does she visit your uncle on Mondays? Soru Cümle Yapısı: Does he play football everyday? Does she watch tv every afternoon? Does it run very fast? Does she visit your uncle on Mondays?

56 SIMPLE PRESENT TENSE’in KULLANILDIĞI DURUMLAR: a. Tekrarlaya geldiğimiz eylemleri veya alışkanlıkları ifade etmek için kullanılır. I get up at 7 o’clock every morning. My father usually watches the news in the evenings. b. Sürekli (uzun süre için geçerli) durumları bildiren ifadelerde kullanılır. He lives Denizli. People speak English and French in Canada. c. Her zaman geçerli genel veya doğal bir gerçeğin ifadesi için kullanılır. Water boils at about 100 degrees. SIMPLE PRESENT TENSE’in KULLANILDIĞI DURUMLAR: a. Tekrarlaya geldiğimiz eylemleri veya alışkanlıkları ifade etmek için kullanılır. I get up at 7 o’clock every morning. My father usually watches the news in the evenings. b. Sürekli (uzun süre için geçerli) durumları bildiren ifadelerde kullanılır. He lives Denizli. People speak English and French in Canada. c. Her zaman geçerli genel veya doğal bir gerçeğin ifadesi için kullanılır. Water boils at about 100 degrees.

57 d. Present Simple Tense a ayrıca sabit bir programa veya bir tarifeye bağlı gelecekteki olayları ifade etmek için de kullanılır. The next train leaves at The film starts at 9:30tonight. e. Spor müsabakası anlatımlarında, hikâyelemelerde de kullanılabilir. -İlhan shoots and goal!.. Turkey wins the match! -The little prince gets on his horse and rides away. But the evil king follows him… f. Gündelik dilde bir şey yapmayı tarif ederken de kullanılabilir. First, you put some oil. Then you break the eggs… d. Present Simple Tense a ayrıca sabit bir programa veya bir tarifeye bağlı gelecekteki olayları ifade etmek için de kullanılır. The next train leaves at The film starts at 9:30tonight. e. Spor müsabakası anlatımlarında, hikâyelemelerde de kullanılabilir. -İlhan shoots and goal!.. Turkey wins the match! -The little prince gets on his horse and rides away. But the evil king follows him… f. Gündelik dilde bir şey yapmayı tarif ederken de kullanılabilir. First, you put some oil. Then you break the eggs…

58 ÖNEMLİ NOT: 1. Always, usually, generaly, often, sometimes, seldom, rarely, hardly ever, never; every day, every morning, every year, every…; in the evenings, on Mondays, at the weekend…vb. gibi sıklık bildiren kelimelerle present simple yaygın kullanılır. He often goes swimming. We usually have a barbuce in the evenings. 2. Who, what veya which özne durumunda olduğu zaman do/does kullanılmaz. Who lives in this house? 3. (to) be fiilinin present simple şekli am, is, are’ dır. He is a doctor. I am from Denizli. ÖNEMLİ NOT: 1. Always, usually, generaly, often, sometimes, seldom, rarely, hardly ever, never; every day, every morning, every year, every…; in the evenings, on Mondays, at the weekend…vb. gibi sıklık bildiren kelimelerle present simple yaygın kullanılır. He often goes swimming. We usually have a barbuce in the evenings. 2. Who, what veya which özne durumunda olduğu zaman do/does kullanılmaz. Who lives in this house? 3. (to) be fiilinin present simple şekli am, is, are’ dır. He is a doctor. I am from Denizli.

59 4. Vurgulama amacıyla do/ does yardımcı fiili olumlu ifadelerde de kullanılabilir. He does read strange stories. I do want a help, please. 5. Like, know, want gibi bir durum ifade eden fiillerle şimdiki bir durum için present simple kullanırız. I don’t like this tea. 6. Üçüncü tekil şahıslarla yapılan olumlu cümlelerde fiillerin çoğu -s alır: works, plays, reads. -ss, -sh, -ch, -z -o Sonu -ss, -sh, -ch, -z veya -o ile biten fiillere -es eklenir: kisses, watches, wishes, goes.” Sessiz harf + y Sessiz harf + y” ile biten fiillerde -y, -ies’ ye dönüşür. study-studies, worry-worries vb. 4. Vurgulama amacıyla do/ does yardımcı fiili olumlu ifadelerde de kullanılabilir. He does read strange stories. I do want a help, please. 5. Like, know, want gibi bir durum ifade eden fiillerle şimdiki bir durum için present simple kullanırız. I don’t like this tea. 6. Üçüncü tekil şahıslarla yapılan olumlu cümlelerde fiillerin çoğu -s alır: works, plays, reads. -ss, -sh, -ch, -z -o Sonu -ss, -sh, -ch, -z veya -o ile biten fiillere -es eklenir: kisses, watches, wishes, goes.” Sessiz harf + y Sessiz harf + y” ile biten fiillerde -y, -ies’ ye dönüşür. study-studies, worry-worries vb.

60 I You He/she/it We You they V1V1 V1V1 VsVs object ÖZET ÖZET [PRESENT SIMPLE TENSE] (GENİŞ ZAMAN) OLUMLU DÜZ CÜMLE I play football on Sundays. He plays football on Sundays. They play football on Sundays.

61 I You He/she/it We You they V1V1 V1V1 V object ÖZET ÖZET [PRESENT SIMPLE TENSE] (GENİŞ ZAMAN) OLUMSU DÜZ CÜMLE I don’t play football on Sundays. He doesn’t play football on Sundays. They don’t play football on Sundays. don’t doesn’t

62 I you he/ she/ it we you they V1V1 V1V1 V1 object ÖZET ÖZET [PRESENT SIMPLE TENSE] (GENİŞ ZAMAN) SORUCÜMLESİ Do you play football on Sundays? Does he play football on Sundays? Do They play football on Sundays? Do Does

63

64 Temel sorular / Basic questions What? - Ne? Who? – Kim? How much? – Ne kadar? How many? – Ne kadar / kaç tane? What? - Ne? Who? – Kim? How much? – Ne kadar? How many? – Ne kadar / kaç tane? How? – Nasıl? Why? – Neden, niçin? How far? – Ne kadar uzakta? How can i get there? – Oraya nasıl gidebilirim? How? – Nasıl? Why? – Neden, niçin? How far? – Ne kadar uzakta? How can i get there? – Oraya nasıl gidebilirim? How long? – Ne kadar zamandır? Where? – Nerede? When? – Ne zaman? Which? – Hangi? How long? – Ne kadar zamandır? Where? – Nerede? When? – Ne zaman? Which? – Hangi? How are you? – Nasılsınız? What would you like? – Ne istiyorsunuz? Do you have …….? – Sizde …… var mı? What must I do? - Ne yapmam gerekiyor? How are you? – Nasılsınız? What would you like? – Ne istiyorsunuz? Do you have …….? – Sizde …… var mı? What must I do? - Ne yapmam gerekiyor?

65 Where can I find …….? – …….. nerede bulabilim? Where can I get …….? – ….. nereden alabilirim? What’s the matter? – Sorun nedir? How are you? – Nasılsınız? Where can I find …….? – …….. nerede bulabilim? Where can I get …….? – ….. nereden alabilirim? What’s the matter? – Sorun nedir? How are you? – Nasılsınız? Temel sorular / Basic questions Can I help you? – Size yardımcı olabilir miyim? Can you tell me? – Bana söyleyebilir misiniz? Can you show me …..? – Bana …… gösterebilir misiniz? What would you like? – Ne istiyorsunuz? Can I help you? – Size yardımcı olabilir miyim? Can you tell me? – Bana söyleyebilir misiniz? Can you show me …..? – Bana …… gösterebilir misiniz? What would you like? – Ne istiyorsunuz? Do you have …….? – Sizde …… var mı? Can you help me? – Bana yardım edebilir misiniz? Do you have …….? – Sizde …… var mı? Can you help me? – Bana yardım edebilir misiniz?

66 do or make do ve make kullanımı: Bu iki fiil ile sık sık karşılaştık. İkisinin de ingilizce anlamları "yapmak" tır. "do homework", "make a cake" gibi, farklı durumlarda farklı şekilde kullandık. Şimdi aradaki farkı, hangi durumlarda "do", hangi durumlarda da "make" kullanmamız gerektiğini anlatacağız. Bu fiiller hemen hemen hiçbir zaman birbirinin yerine kullanılmaz. Birçok durumda, aktiviteler, eylemler veya görevler için "do" kullanırız. do ve make kullanımı: Bu iki fiil ile sık sık karşılaştık. İkisinin de ingilizce anlamları "yapmak" tır. "do homework", "make a cake" gibi, farklı durumlarda farklı şekilde kullandık. Şimdi aradaki farkı, hangi durumlarda "do", hangi durumlarda da "make" kullanmamız gerektiğini anlatacağız. Bu fiiller hemen hemen hiçbir zaman birbirinin yerine kullanılmaz. Birçok durumda, aktiviteler, eylemler veya görevler için "do" kullanırız. do homework do housework do the dishes do the laundry do research do the job do exercise

67 My mother does the housework all by herself. I sometimes help my mother do the laundry. Professors do research in universities. You have to do your job properly. My mother does the housework all by herself. I sometimes help my mother do the laundry. Professors do research in universities. You have to do your job properly.

68 Bazı işler de do + v-ing şeklinde anlatılır. do cleaning do gardening do the driving do shopping My mother does the cleaning, my father does the gardening and my brother does the driving. Meslekler için de "do" kullanılır. do trade do business In this company, we do business with foreign companies. We do a great volume of trade with European countries.

69 Make fiili ise, var olmayan birşeyi yapmak, gerçekleştirmek, üretmek, imal etmek gibi manalardadır. Sık kullanıldığı durumlara ve örneklere göz atalım. make a cake make money make a mistake make a sound make progress make a promise make a speech make a turn make a choice make a decision

70 make a journey make a phone call make a profit make a remark make a comment make a suggestion make a visit make an arrangement make an announcement make a plan

71 Kazancımızı, maaşımızı "I make " şeklinde ifade ederiz. I make dollars a year. A taxi driver makes 500 dollars a week. I make dollars a year. A taxi driver makes 500 dollars a week. "What do you make?" veya "How much do you make?" soruları ile de insanlara kazançlarını sorabiliriz. Tabiki, bunu sormak biraz "kaba" olacaktır. -How much do you make a month? -I make around 1000 dollars. -What do you think, a lawyer makes in a month? -It should be at least 2000 liras.

72 too too cümleleri "Too" kelimesi "çok", "daha fazla", "dahi" bağlaç olan "de" anlamlarına gelir. "Too" kelimesi "çok", "daha fazla", "dahi" bağlaç olan "de" anlamlarına gelir. She plays piano and sings too. --> O piyano çalıyor ve şarkı da söylüyor. This table is too expensive for the child's room. --> Çocuk odası için bu masa çok pahalı. He is too professional soccer player. --> O, çok profesyonel bir futbolcu. Ayşe reads too much books. --> Ayşe çok kitap okuyor. This case is too advancive. --> Bu durum çok ileri düzey. You should be too cautious to do that. --> Buna karşı çok tedbirli olmalısın. New York is too far. --> New York çok uzak.

73 She is too beautiful for that guy. --> O (kadın), bu adam için çok güzel. This car is too old to drive from Ankara to Kars. --> Bu araba, Ankaradan Kars'a gitmek için çok eski. I have too much work to do. --> Yapılacak çok işim var. Ayşe puts too much salt in her meal. --> Ayşe yemeğine çok tuz koyuyor. He drives too close to the car in front. --> Öndeki arabaya çok yakın gidiyor. "The Man Who Knew Too Much." --> "Çok Şey Bilen Adam" (A. Hitchcock'un 1956 tarihli filmi) She is too beautiful for that guy. --> O (kadın), bu adam için çok güzel. This car is too old to drive from Ankara to Kars. --> Bu araba, Ankaradan Kars'a gitmek için çok eski. I have too much work to do. --> Yapılacak çok işim var. Ayşe puts too much salt in her meal. --> Ayşe yemeğine çok tuz koyuyor. He drives too close to the car in front. --> Öndeki arabaya çok yakın gidiyor. "The Man Who Knew Too Much." --> "Çok Şey Bilen Adam" (A. Hitchcock'un 1956 tarihli filmi)

74 - I smoke cigarette. --> sigara içerim. - Me too! --> Ben de! I- don't like to eat salty. --> Tuzlu yemem. - Me too! --> Ben de! - I love you darling, - Me, too - I love you darling, - Me, too I saw that accident on the high way today. I saw, too. I saw that accident on the high way today. I saw, too.

75 I'm good at "I'm good at drawing." "I'm good at video games." "I'm good at swimming." "I'm good at driving." "I'm good at reading." "I'm good at sports." "I'm good at writing." "I'm good at math." "I'm good at dancing." "I'm good at chess."I'm good at drawing.I'm good at video games.I'm good at swimming.I'm good at driving.I'm good at reading.I'm good at sports.I'm good at writing.I'm good at math.I'm good at dancing.I'm good at chess. I'm bad at "I'm bad at drawing." "I'm bad at video games." "I'm bad at swimming." "I'm bad at driving." "I'm bad at reading." "I'm bad at sports." "I'm bad at writing." "I'm bad at math." "I'm bad at dancing." "I'm bad at chess."I'm bad at drawing.I'm bad at video games.I'm bad at swimming.I'm bad at driving.I'm bad at reading.I'm bad at sports.I'm bad at writing.I'm bad at math.I'm bad at dancing.I'm bad at chess. We are good at playing football. Ali is good at running. They are good at talking in English. You are bad at driving. She is bad at to writing. He is bad at dancing.

76 Stay in touch "Call me more often man. We got to stay in touch." "I hope you stay in touch with me. I'll give you my contact information." "Let's stay in touch. I'll you whenever I can." "Are you staying in touch with her, or are you guys not talking any more?" A: "Since you are moving to England, I'm really going to miss you." B: "Yeah. I'm going to miss you a lot too." A: "You promise that you'll stay in touch?" B: "Of course. We'll always keep in touch."Call me more often man. We got to stay in touch.I hope you stay in touch with me. I'll give you my contact information.Let's stay in touch. I'll you whenever I can.Are you staying in touch with her, or are you guys not talking any more?Since you are moving to England, I'm really going to miss you.Yeah. I'm going to miss you a lot too.You promise that you'll stay in touch?Of course. We'll always keep in touch. "Call me more often man. We got to stay in touch." "I hope you stay in touch with me. I'll give you my contact information." "Let's stay in touch. I'll you whenever I can." "Are you staying in touch with her, or are you guys not talking any more?" A: "Since you are moving to England, I'm really going to miss you." B: "Yeah. I'm going to miss you a lot too." A: "You promise that you'll stay in touch?" B: "Of course. We'll always keep in touch."Call me more often man. We got to stay in touch.I hope you stay in touch with me. I'll give you my contact information.Let's stay in touch. I'll you whenever I can.Are you staying in touch with her, or are you guys not talking any more?Since you are moving to England, I'm really going to miss you.Yeah. I'm going to miss you a lot too.You promise that you'll stay in touch?Of course. We'll always keep in touch.

77 I can eat a horse "I'm so hungry that I can eat a horse." "I feel like I can eat a horse right now." "If I didn't eat anything for two days, I would feel like I can eat a horse too." A: "I didn't eat anything all day." B: "You must be really hungry." A: "I can eat a horse right now."I'm so hungry that I can eat a horse.I feel like I can eat a horse right now.If I didn't eat anything for two days, I would feel like I can eat a horse too.I didn't eat anything all day.You must be really hungry.I can eat a horse right now. "I'm so hungry that I can eat a horse." "I feel like I can eat a horse right now." "If I didn't eat anything for two days, I would feel like I can eat a horse too." A: "I didn't eat anything all day." B: "You must be really hungry." A: "I can eat a horse right now."I'm so hungry that I can eat a horse.I feel like I can eat a horse right now.If I didn't eat anything for two days, I would feel like I can eat a horse too.I didn't eat anything all day.You must be really hungry.I can eat a horse right now.

78 Take it easy "You're pushing yourself too hard. Take it easy." "Take it easy man. You're putting too much pressure on yourself." "I don't want to take it easy so stop telling me to take it easy." A: "Work has me working seventy hours a week." B: "You should take it easy. You're going to get sick at this rate." A: "I wish I could, but I have deadlines to meet."You're pushing yourself too hard. Take it easy.Take it easy man. You're putting too much pressure on yourself.I don't want to take it easy so stop telling me to take it easy.Work has me working seventy hours a week.You should take it easy. You're going to get sick at this rate.I wish I could, but I have deadlines to meet. "You're pushing yourself too hard. Take it easy." "Take it easy man. You're putting too much pressure on yourself." "I don't want to take it easy so stop telling me to take it easy." A: "Work has me working seventy hours a week." B: "You should take it easy. You're going to get sick at this rate." A: "I wish I could, but I have deadlines to meet."You're pushing yourself too hard. Take it easy.Take it easy man. You're putting too much pressure on yourself.I don't want to take it easy so stop telling me to take it easy.Work has me working seventy hours a week.You should take it easy. You're going to get sick at this rate.I wish I could, but I have deadlines to meet. son teslim tarihi

79 Never mind what you were going to do, we need to leave now!Never mind what you were going to do, we need to leave now!" "Never mind what I said before, I was wrong." "Never mind cooking dinner for me, I will be home too late." A. "So what would you like me to fix for dinner tonight?" B. "Never mind cooking anything for me, I will not be home until late." A. "OK I will just cook for myself and the kids then."Never mind what I said before, I was wrong.Never mind cooking dinner for me, I will be home too late.So what would you like me to fix for dinner tonight?Never mind cooking anything for me, I will not be home until late.OK I will just cook for myself and the kids then. Never mind what you were going to do, we need to leave now!Never mind what you were going to do, we need to leave now!" "Never mind what I said before, I was wrong." "Never mind cooking dinner for me, I will be home too late." A. "So what would you like me to fix for dinner tonight?" B. "Never mind cooking anything for me, I will not be home until late." A. "OK I will just cook for myself and the kids then."Never mind what I said before, I was wrong.Never mind cooking dinner for me, I will be home too late.So what would you like me to fix for dinner tonight?Never mind cooking anything for me, I will not be home until late.OK I will just cook for myself and the kids then.

80 What's going on? What's going on tonight?What's going on tonight?" "I'm not sure why she is upset, what's going on?" "What's going on with your job?" A. "It seems like she is a bit upset." B. "What's going on?" A. "I think she got into an argument with her husband." B. "That's too bad. Hopefully they can work things out."I'm not sure why she is upset, what's going on?What's going on with your job?It seems like she is a bit upset.What's going on?I think she got into an argument with her husband.That's too bad. Hopefully they can work things out. What's going on tonight?What's going on tonight?" "I'm not sure why she is upset, what's going on?" "What's going on with your job?" A. "It seems like she is a bit upset." B. "What's going on?" A. "I think she got into an argument with her husband." B. "That's too bad. Hopefully they can work things out."I'm not sure why she is upset, what's going on?What's going on with your job?It seems like she is a bit upset.What's going on?I think she got into an argument with her husband.That's too bad. Hopefully they can work things out.

81 REPEAT

82 Türkçe basit cümle dizilişi : ÖZNE + NESNE + YÜKLEM İngilizce basit cümle dizilişi: ÖZNE + YÜKLEM + NESNE Mehmet oğluna öğretti. ÖZNE + NESNE + YÜKLEM Mehmet learned his son. ÖZNE + YÜKLEM + NESNE

83 İngilizce cümle yapısı: ÖZNE + YÜKLEM + NESNE + BELİRTEÇ + YER + ZAMAN Kim Ne yaptı Neyi Nasıl Nerede Ne zaman Anna cleaned the floor with a vacoom cleaner at home for hours. Anna evde yerleri elektrik süpürgesi ile saatlerce süpürdü. (Türkçe sözcük dizilişi) We went to a party last night. (Doğru cümle) We went last night to a party (Yanlış cümle) - I walk to work everday. - I go to bed early. - We arrived at the airport at 4 o'clock.

84

85 Name : Phone : Address : Preious occupation : Income level : Sex : Gender : Religion : DOB : Place of birth : SSN : Marital status : Account number : Race : Ethnic gruop : Age :

86 Name (İsim) Phone (Telefon) Address (Adres) Preious occupation (Önceki iş) Income level (Gelir düzeyi) Sex (Cinsiyet) Gender (Cinsiyet) Religion (Din) DOB (Doğum tarihi) Place of birth (Doğum yeri) SSN (Sosyal güvenlik numarası) Marital status (Medeni durum) Account number (Hesap numarası) Race (Irk) Ethnic gruop (Etnik grup) Age (Yaş)

87 What is the salary Is it part time or full time? What are the benefits? What are the hours? What are your qualification? What is your degree in? May I see your resume? Why did you leave your last job? I'd like to file a complaint. I know the work from A to Z. It is not in my job description. What is the salary Is it part time or full time? What are the benefits? What are the hours? What are your qualification? What is your degree in? May I see your resume? Why did you leave your last job? I'd like to file a complaint. I know the work from A to Z. It is not in my job description.

88 What is the salary (Maaş ne kadar) Is it part time or full time? (Tam gün mü yoksa yarım gün mü?) What are the benefits? (Yan ödemeler nasıl?) What are the hours? (Çalışma saatleri nelerdir?) What are your qualification? (Ne gibi özellikleriniz var?) What is your degree in? (Dereceniz nedir?) May I see your resume? (Özgeçmişinize bakabilir miyim?) Why did you leave your last job? (Son işinizden niye ayrıldınız?) I'd like to file a complaint. (Bir şikayette bulunmak istiyorum.) I know the work from A to Z. (İşle ilgili herşeyi biliyorum.) It is not in my job description. (Bu benim iş tanımımın içinde yer almıyor.) I came from school to home. We went from cinema to city center

89 A lazy girl is reading a magazine. Tembel bir kız bir dergi okuyor. Exercises A guide is speaking about the pictures. Bir rehber resimler hakkında konuşuyor. Ahmet and Mehmet went home. Ahmet ve mehmet eve gittiler. Ahmet and Zeynep are coming by train. Ahmet ve Zeynep trenle geliyor. Ahmet and zeynep are going to england after. Ahmet ve Zeynep, daha sonra İngiltere’ye gidiyor. Ahmet are going with her. Ahmet, onunla gidiyor. Ahmet has a lot of books. Ahmet’in çok kitabı var

90 Ahmet is not singing. Ahmet is repairing that house. Ahmet is sitting near the window. Ahmet is standing near the table. Ahmet is writing a letter to zeynep. Ahmet listen to this music. Ahmet’s bag is here. Ahmet’s ball is big.

91 Ahmet is not singing. Ahmet şarkı söylemiyor. Ahmet is repairing that house. Ahmet, şu evi tamir ediyor. Ahmet is sitting near the window. Ahmet pencerenin yanında oturuyor. Ahmet is standing near the table. Ahmet masanın yanında duruyor. Ahmet is writing a letter to zeynep. Ahmet, Zeynep’e bir mektup yazıyor. Ahmet listen to this music. Ahmet, bu müziği dinler. Ahmet’s bag is here. Ahmet’in çantası buradadır. Ahmet’s ball is big. Ahmet’in topu büyüktür.

92 Ahmet’s pencil isn’t long. Ali gave it to her. All children like toys.

93 Ahmet’s pencil isn’t long. Ahmet’in kalemi uzun değildir. Ali gave it to her. Ali onu ona verdi. All children like toys. Bütün çocuklar oyuncak severler.

94 Can you play the piano? Can you send me your picture? Can you smoke in the hotel? Can you speak Turkish? Can you tell me the time, please.

95 Can you play the piano? Piyano çalabilir misin? Can you send me your picture? Resmini gönderir misin? Can you smoke in the hotel? Otelde sigara içiliyor mu? Can you speak Turkish? Türkçe konuşabilir misin? Can you tell me the time, please. Bana saati söyleyebilir misiniz?

96 Did you fill the soup bowls? Did you ask this subject? Did you begin the school? Did you break the cups? Did you bring the gold box? Did you build a school?

97 Did you fill the soup bowls? Siz çorba kaselerini doldurdunuz mu? Did you ask this subject? Siz bu konuyu sordunuz mu? Did you begin the school? Siz okula başladınız mı? Did you break the cups? Siz fincanları kırdınız mı? Did you bring the gold box? Siz altın kutusunu getirdiniz mi? Did you build a school? Siz bir okul inşa ettiniz mi?

98 Did you buy a helicopter? Did you catch a bear? Did you choose a beautiful flower? Did you clean my dresses? Did you clean this class? Did you come here by train?

99 Did you buy a helicopter? Siz bir helikopter satın aldınız mı? Did you catch a bear? Siz bir ayı yakaladınız mı? Did you choose a beautiful flower?Siz güzel bir çiçek seçtiniz mi? Did you clean my dresses? Siz elbiselerimi temizlediniz mi? Did you clean this class? Siz bu sınıfı temizlediniz mi? Did you come here by train? Sen buraya trenle mi geldin?

100

101 Every Saturday Daniel and his family go to the beach. They live far from the beach, but once a week the family gets into the car and Daniel’s father drives for hours until they arrive. Daniel’s parents love the beach. Daniel and his sister and brother love the beach. The family’s dog loves the beach very much. But it is a problem to go to the beach every week. Daniel’s father gets tired from driving so many hours. The rest of the family gets tired from sitting in the car for so many hours. Daniel’s mother says: “It’s fun in the beach, but it takes too much time to get there and back!” Daniel and his sister and brother are very sad. They want to go to the beach, but it is a problem. They try to go the swimming pool, but it is not the same thing. One day Daniel’s parents come to talk with the kids. They say: “We have a problem to go to the beach every week, but we love the beach, and you love the beach, and the dog loves the beach. So we have a solution. We need to live near the beach!” Daniel and his sister and brother are very happy! Now they live near the beach. They go to the beach every day!

102 The economy is bad. People are out of work. People are losing their jobs. People are getting laid off. People are getting fired. People want to work. But nobody is hiring workers. Nobody needs workers. Everyone has less money. Everyone is spending less. Everyone is buying less. Consumers are not buying anything extra. They are buying only what they need. They are not buying new cars. They are keeping their old cars. They are not buying new homes. They are staying in their old homes. They are not buying new clothes. They are wearing their old clothes. They are not taking vacations. They are staying home. They are not going to restaurants. They are doing things that are cheap. They go to the library. They go to the park. They go to the museum. They go to the beach. They stay home and watch TV. Life is hard. Life is tough. Everyone hopes the economy will get better soon. They hope the bad times will go away soon. BAD ECONOMY Out of work = unemployed Lay off = dismiss Get fired = get the gate Hire = job, rent Tough = hard, strong

103 Los Angeles is a big city. There are millions of people here. But thousands of people have no home. They are homeless people. They live on the sidewalks. They sleep on the sidewalks. They are called street people. They don't have cars. They have shopping carts. They fill the carts with their belongings. They put their extra clothes into the carts. They put their blankets into the carts. Many homeless people live downtown. They live near the newspaper building. They live near the courthouse. They live near fancy condos. They have no money. They sit on the sidewalk all day. People walk by them. They ask people for money. People say they don't have any money. There are missions downtown. These missions feed homeless people. They give them free lunches. They feed them every day. Some missions have beds. Homeless people sleep in these beds. But there are more homeless people than beds. There are not enough beds for the homeless people. So most homeless people sleep on the sidewalk. They sleep next to their shopping carts. HOMELESS PEOPLE

104 A woodpecker is a bird. It is red, white, and black. It has a long sharp beak. This is a special beak. It is stronger than a tree trunk. The woodpecker makes holes in tree trunks. It hits the tree trunk with its sharp beak, again and again. Peck, peck, peck. Peck, peck, peck. It makes a hole in the tree trunk. Then it makes the hole bigger. It makes the hole big enough to sit in. It makes the hole big enough for two birds to sit in. It makes a nest in the hole. It prepares the nest for two baby birds. The mama woodpecker lays two eggs in the nest. She sits on the eggs. Papa woodpecker brings her food. The eggs hatch (exit). Then mama and papa feed the babies. The babies grow up and fly away. Then they find other trees. They make holes in other trees for new baby birds. They make new holes in different trees. Peck, peck, peck. Peck, peck, peck. Why don't the woodpeckers get headaches? They hit their beaks against a tree trunk all day long. But you never see a woodpecker take aspirin. They must have very hard beaks. They must have very hard heads. A HARD HEAD


"HAVE GOT / HAS GOT “have got / has got” İngilizcede sahiplik bildiren bir kalıptır. “have” kelimesi ile genellikle aynı anlama gelir, fakat “have” bir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları