Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

MADDE 117- (1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez. (2) İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "MADDE 117- (1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez. (2) İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir."— Sunum transkripti:

1

2 MADDE 117- (1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez. (2) İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir. (3) İlk itirazlar, ön sorunlar gibi incelenir ve karara bağlanır. İLK İTİRAZLARIN İLERİ SÜRÜLMESİ VE İNCELENMESİ

3 Ön inceleme ve tahkikat MADDE 320- (1) Mahkeme, mümkün olan hâllerde tarafları duruşmaya davet etmeden dosya üzerinden karar verir. (2) Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür. ÖN İNCELEMENİN KAPSAMI

4 Mahkemece, tensip yapılmadan, HMK. nın 320.maddesi uyarınca taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmiştir. Diğer taraftan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. DAVA ŞARTLARI VE İLK İTİRAZLAR HAKKINDA KARAR

5 Mahkemece, tensip yapılmadan, HMK. nın 320.maddesi uyarınca taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmiştir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır tarafların hukuki dinlenilme hakkını ihlal edecek şekilde duruşma açılmadan dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmesi hatalıdır.YR.9.HD.si T ve2014/29735-E,2014/34792-K) DAVA ŞARTLARI VE İLK İTİRAZLAR HAKKINDA KARAR

6 Mahkemece, tensip yapılmadan, HMK. nın 320.maddesi uyarınca taraflar duruşmaya davet edilmeden dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmiştir tarafların hukuki dinlenilme hakkını (HMK 27) ihlal edecek şekilde duruşma açılmadan dosya üzerinden yetkisizlik kararı verilmesi hatalıdır.YR.9.HD.si T ve2014/29735-E,2014/34792-K) DAVA ŞARTLARI VE İLK İTİRAZLAR HAKKINDA KARAR

7 Belirtilen yasal gerekçelere göre; ilk olarak dava şartı olan iş mahkemelerinin görev sorunu.(HMK 114/1-c) sonrada kamu düzenine ilişkin ve kesin yetki kuralı olması sebebiyle yine dava şartı olan iş mahkemelerinde yetki konusuna değineceğiz.(HMK 114/ç)

8 GÖREV Görev konusu kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmalıdır. İş mahkemelerinin görev alanını hakim, tarafların iddia ve savunmalarına göre değil, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesini esas alarak belirleyecektir.

9 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözüm yeri iş mahkemeleridir.

10 Davacı vekili, müvekkilinin davalının işyerinde 04/03/ /06/2008 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız ve tazminatsız feshedildiğini iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı alacaklarının faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir B) Davalı Cevabının Özeti: Davalı vekili, müvekkili ile davacının karı-koca olduklarını, aralarında iş sözleşmesi ilişkisi bulunmadığını, boşanma davası açılması üzerine davacının bu davayı açtığını ve davanın reddi gerektiğini savunmuştur. C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti: Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalının davacıyla arasındaki iş sözleşmesini haklı bir neden bulunmaksızın feshettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. KARI KOCA ARASINDA İŞ İLİŞKİSİ

11 Somut olayda, davacının çalışmasının aile ekonomisi içerisinde yardım amaçlı bir çalışma olduğu ve karşılıklı değişim içerisinde olan iş görme edimi ile ücret ediminin bulunmadığı, ayrıca iş sözleşmesinin bağımlılık unsurunun da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Davacı ile davalı arasında iş sözleşmesi bulunmaması sebebiyle işçi sıfatını taşımayan davacının işçi ve işveren arasındaki iş sözleşmesi ilişkisine münhasır olan kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. (YR.9.HD.si T ve 2009/37025-E, 2011/48688-K) KARI KOCA ARASINDA İŞ İLİŞKİSİ

12 İş Mahkemelerinin bulunmadığı yerlerde iş davalarına bakmak üzere bir asliye hukuk mahkemesi görevlendirilir. İş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesine açılan dava "iş mahkemesi sıfatıyla" açılmamış ise, mahkeme görevsizlik kararı veremez. Bu durumda, asliye hukuk mahkemesi ara kararı ile davaya "iş mahkemesi sıfatıyla " baktığını belirterek davaya bakmaya devam eder.

13 İşçinin İş Kanunu kapsamında kalmaması halinde iş mahkemesine açılan davada, mahkemenin görevsizliği sebebiyle davanın USULDEN REDDİNE dosyanın görevli Asliye Hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. (HMK 114/1-c, 115/2 ) Davanın esastan reddi usule aykırı olacaktır.

14 VEKALET İLİŞKİSİ İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerin den ayıran en önemli ölçüt bağımlılık ilişkisidir. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağımlılığı vardır.

15 Bu anlamda işveren ile işçi arasında hiyerarşik bir bağ vardır. İş sözleşmesine dayandığı için hukuki, işçiyi kişisel olarak işveren bağladığı için kişisel bağımlılık söz konusudur

16 * İşin işverene ait işyerinde görülmesi, * Malzemenin işveren tarafından sağlanması, * İş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, * İşin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, * Bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, * Ücretin ödenme şekli, kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır.

17 Dikkate alınabilecek diğer bir ölçütte münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesin de ondan yaralanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir.

18 Somut olayda, davacının serbest avukat olarak ayrı ve bağımsız bir bürosunun bulunduğu, kendisine verilen iş ve işlemleri aldıktan sonra, kendi belirlediği iş organizasyonu ve çalışma programı içerisinde, işverenin çalışma dönemi, mesai ve iş konusunda herhangi bir talimatı olmadan takip edip sonuçlandırdığı, sadece iş sahibi davalıya yapılan iş ve işlemlere ilişkin olarak bilgi ve raporlar verdiği, bu durumun iş sahibi davalıya bağımlı iş görme olarak değerlendirilmeyeceği; ayrıca, taraflar arasında yapılan sözleşmelerde davacının başka iş almasını yasaklayan hüküm bulunmaması ve davalı şirketin kendi bünyesinde çalıştırdığı sigortalı avukatlarının da bulunması dikkate alındığında, taraflar arasındaki hukuki ilişkide iş sözleşmesinin belirleyici unsuru olan hukuki ve kişisel bağımlılığın varlığından söz edilemeyeceği açıktır. Bu durumda, davacı ile davalı arasındaki ilişkinin vekalet ilişkisine dayandığı anlaşılmakla, taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözüm yeri genel mahkemeler olduğundan, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, davanın esasına girilerek karar verilmesi hatalıdır. (YR 22.HD.si 2013/24966-E, 2015/615- K)

19 KAPSAM DIŞI PERSONEL İş Kanunu’nda kapsam dışı personel kavramına ve tanımına yer verilmemiştir. Aynı şekilde genel kanun niteliğinde olan Borçlar Kanunu’nda da kapsam dışı personelle ilgili bir düzenleme bulunmamaktadır. Uyuşmazlık Mahkemesi’nin gün ve 1995/1 Esas, 1996/1 Karar sayılı ilke kararında kapsam dışı personelin normatif dayanaktan yoksun olduğuna değinildikten sonra belirtilen personelin toplu iş sözleşmesinin kapsamı dışında kalan işçiler olduğu belirtilmiştir

20 Gerçekten kapsam dışı personel İş Kanununa tabi işçi statüsündedir. İşyerinde yönetici konumunda olması sebebiyle kişi yönünden toplu iş sözleşmesinin uygulama alanı dışında kalan işçi kapsam dışı personel olarak tanımlanmalıdır. Bu noktada toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanamama dışında 4857 sayılı İş Kanunu’nun hükümlerinin uygulanması noktasında kapsam dışı personel ile sendika üyesi işçiler arasında bir fark bulunmamaktadır.

21 Uyuşmazlık Mahkemesi’nin ilgili ilke kararında özelleştirme kapsamında bulunsun veya bulunmasın Kamu İktisadi Teşebbüslerinde kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklarda idari yargı yerinin görevli olduğu hükme bağlanmıştır. Kamu İktisadi Teşebbüsleri bakımından kapsam dışı personelin sözleşmeli personele benzetilerek çözüme gidildiği görülmektedir.

22 2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi’nin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 30. maddesinin son fıkrası "Görev konusundaki ilke kararları; Uyuşmazlık Mahkemesini ve bütün yargı mercilerini, bağlar" hükmünü taşımaktadır. Görev konusuna ilişkin bulunması karşısında söz konusu ilke kararının bütün yargı mercilerini bağlayacağı açıktır.

23 Uyuşmazlık Mahkemesi’nin sözü edilen ilke kararı sadece Kamu İktisadi Teşebbüslerini ilgilendirdiğinden bunun dışında kalan işyerlerinde çalışan kapsam dışı personel yönünden kararın bağlayıcı olduğundan söz edilemez. İlke kararı kapsamında kalan kapsam dışı işçiler ile işverenler arasındaki uyuşmazlıkların çözüm yeri 5521 sayılı yasanın 1. maddesi gereği iş mahkemesidir.

24 SÖZLEŞMELİ PERSONEL Memur ve sözleşmeli personel statü hukukuna ilgilendirdiğinden idare ile çıkacak olan uyuşmazlıklar iş mahkemeleri yerine idari yargı yerinde çözümlenmelidir.

25 Yargıtay 9. Hukuk Dairesi kararlarında, 657 sayılı yasanın 89. maddesine uygun olarak Bakanlar Kurulu kararnamesi doğrultusunda ve sınavla işe alınan halk eğitim merkezi kurs öğretmeninin işçi olmadığını kabul edilmiştir (Yargıtay 9.HD gün 1999/19571 E, 2000/1395 K.). Yine, çıraklık eğitim merkezinde görev alan usta öğretici için aynı sonuca varılmıştır (Yargıtay 9. HD gün 2002/23990 E, 2003/7205 K.).

26 657 SY Madde 89 - (Değişik madde: 30/05/ KHK/12) Her derecedeki eğitim ve öğretim kurumları ile Üniversite ve Akademi (Askeri Akademiler dahil), okul, kurs veya yaygın eğitim yapan kurumlarda ve benzeri kuruluşlarda öğretmen veya öğretim üyesi bulunmaması halinde öğretmenlere, öğretim üyelerine veya diğer memurlara veyahut açıktan atanacaklara ücret ile ek ders görevi verilebilir. Ücretle okutulacak ders saatlerinin sayısı, ders görevi alacakların nitelikleri ve diğer hususlar ilgili Bakanlığın teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit olunur.

27 Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumu Bünyesinde ve Ankara Büyükşehir Belediyesi Belmek kurslarında görev yapan usta öğreticiler hakkında da 657 SY.nın 89.maddesinin yorumu ile idari yargının görev alanına girdiği gerekçesi ile usulden ret kararları verilmiş, yaşanan yargı süreci sonrası İş Mahkemelerinin görevli olduğuna dair Uyuşmazlık Mahkemesi kararı bulunmaktadır.

28 Devlet üniversitelerinde 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Kanununun 34. maddesi kapsamında çalışanların İş Kanununa tabi olmayıp sözleşmeli personel statüsünde olduğu da başka bir Daire kararında vurgulanmıştır (Yargıtay 9.HD gün 2005/4456 E, 2005/33378 K.). Buna karşın, özel üniversitelerde yardımcı doçent kadrosunda çalışanların İş Kanunu kapsamında olduğu kabul edilmiştir (Yargıtay 9. HD gün 2006/10643 E, 2006/12286 K.).

29 Dosya içeriğine göre davacı; davalı Vakıf Üniversitesi'nde üstlendiği görevi, davalı üniversite ile yaptığı ve tarafların görev ve sorumluluklarının 4857 sayılı kanun hükümleri doğrultusunda belirlendiği üç ayrı sözleşme gereği yürütmüştür. Anılan sözleşme, Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 23. maddesine istinaden ve bu maddenin verdiği yetkiye göre yapılmıştır. Anılan maddeye ve yapılan sözleşmeye göre, davalı ile davacı arasındaki ilişki; özel hukuk kurallarına göre belirlenen özel hukuk ilişkisidir. Davalı vakıf Üniversitesinin, mali ve idari konuları dışındaki akademik çalışmaları, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yüksek öğretim kurumları için Anayasa'da belirtilen hükümlere tabi olması, davacının iş sözleşmesi ile çalışma olgusunu ve buna bağlı olarak İş Mahkemesinin görevini ortadan kaldırmaz sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca uyuşmazlık adli yargı yolunda ve iş mahkemesinde çözülmelidir. (YR 9.HD.si T ve 2014/34679-E, 2014/37998-K)

30 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49/3 maddesi kapsamında çalışanlarla yapılan sözleşmelerin iş sözleşmesi olmadığı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4/B maddesi uyarınca bu şekilde çalıştırılan kişilerin sözleşmeli personel olacağı ve işçi sayılmayacakları ve çalıştıkları kurumla arasında çıkan uyuşmazlıklarda idari yargının görevli olacağı açıktır. (9. HD gün ve 2010/21286E, 2010/21920 K).

31 Yargıtay İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Müdürlüğünde 657 SY.nın ek geçici 12,13,14 ve 16.md.leri ile 5441 Sayılı Devlet Tiyatroları Kuruluş Kanunu ve onu değiştiren 1310 sayılı yasa hükümleri uyarınca sözleşmeli çalışan personele ilişkin davalara idari yargı yerinde bakılması gerektiğini belirtmiştir. (YR 9. HK.D.si T, 2007/17820-E, 2008/11244-K)

32 Yargıtay aynı şekilde Türkiye İstatistik kurumunda 657 SY. nın 4/c maddesi uyarınca çalışanların açmış olduğu davalarda idari yargı yerinin görevli olduğunu belirtmiştir. YR 9. Hk. D.si T ve 2007/ E, 2008/22078-K)

33 İstisnalar Madde 4 -Aşağıda belirtilen işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanun hükümleri uygulanmaz; a) Deniz ve hava taşıma işlerinde, b) 50'den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde, c) Aile ekonomisi sınırları içinde kalan tarımla ilgili her çeşit yapı işleri, d) Bir ailenin üyeleri ve 3 üncü dereceye kadar (3 üncü derece dahil) hısımları arasında dışardan başka biri katılmayarak evlerde ve el sanatlarının yapıldığı işlerde,

34 e) Ev hizmetlerinde, f) (…) (1) çıraklar hakkında, (1) g) Sporcular hakkında, h) Rehabilite edilenler hakkında, ı) 507 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Kanununun 2 nci maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı işyerlerinde.

35 Şu kadar ki; a) Kıyılarda veya liman ve iskelelerde gemilerden karaya ve karadan gemilere yapılan yükleme ve boşaltma işleri, b) Havacılığın bütün yer tesislerinde yürütülen işler, c) Tarım sanatları ile tarım aletleri, makine ve parçalarının yapıldığı atölye ve fabrikalarda görülen işler, d) Tarım işletmelerinde yapılan yapı işleri, e) Halkın faydalanmasına açık veya işyerinin eklentisi durumunda olan park ve bahçe işleri, f) Deniz İş Kanunu kapsamına girmeyen ve tarım işlerinden sayılmayan, denizlerde çalışan su ürünleri üreticileri ile ilgili işler,Bu Kanun hükümlerine tabidir

36 DENİZ VE HAVA TAŞIMA 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca “deniz ve hava taşıma işlerinde çalışanlar” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Deniz taşıma işlerinde çalışanlar hakkında 854 sayılı Deniz İş Kanunu uygulanmaktadır. Ancak hava taşıma işlerinde çalışanlar için özel bir düzenleme yapılmadığından Borçlar Kanunu genel hükümleri uygulanmaktadır.

37 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 1. maddesine göre “Bu kanun denizlerde, göllerde ve akarsularda Türk Bayrağını taşıyan ve yüz ve daha yukarı grostonilatoluk gemilerde bir hizmet akti ile çalışan gemiadamları ve bunların işverenleri hakkında uygulanır. Aynı işverene ait gemilerin grostonilatoları toplamı yüz veya daha fazla olduğu veyahut işverenin çalıştırdığı gemi adamı sayısı 5 veya daha fazla bulunduğu takdirde birinci bent hükmü uygulanır. ” denilerek, Deniz İş Kanunu’nun kapsamı belirlenmiştir.

38 Gemiler aracılığı ile yapılan deniz taşıma işleri ayrı bir yasaya tabi olduğundan 4857 sayılı İş Kanunu’nun kapsamı dışında bırakılmıştır. Gemi yabancı ülke bayrağı taşıyor veya gemi Türk bayraklı olsa bile yüz grostonlitonluk değilse bu gemide çalışanlar hakkında Deniz İş Kanunu uygulanmaz. Taşıma işinde çalışan bu gemideki işçiler de 4857 sayılı İş Kanunu kapsamına girmez ve haklarında Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.

39 Deniz İş Kanunu’nun 46. maddesi uyarınca, “Bu kanun kapsamına giren gemi adamlariyle bunların işveren veya işveren vekilleri arasında bu kanundan veya hizmet aktin den doğan davalar hakkında, 5521 sayılı kanun hükümleri uygulanır. Hizmet aktin de ayrıca bir hüküm yoksa dava, geminin bağlama limanında iş davalarını bakmaya yetkili mahkemede görülür”. Ancak hava taşıma faaliyeti yapılan işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu Toplu İş Sözleşmesi bağıtlanmış ise üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 79. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zirai uçaklar ile Türk Hava Kurumu uçakları pilotları “hava taşıma işleri” kapsamında bir iş yapmadıkları için 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabidirler.

40 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinde deniz ve taşıma işlerinin yapıldığı işyerlerinde çalışanların kanun kapsamına girmeyeceği açıklandıktan sonra, aynı madde de ayrık durumlara yer verilmiştir. Buna göre; Kıyılarda veya liman ve iskelelerde gemilerden karaya ve karadan gemilere yapılan yükleme ve boşaltma işlerinde, Havacılığın bütün yer tesislerinde yürütülen işlerinde, Deniz İş Kanunu kapsamına girmeyen ve tarım işlerinden sayılmayan, denizlerde çalışan su ürünleri üreticileri ile ilgili işlerde,

41 Somut olayda, davacının balık çiftliğinde dalgıç olarak çalıştığı tartışmasızdır. Dairemizin yerleşik içtihatları uyarınca balık çiftliği işyeri tarım işi kapsamında değerlendirilmektedir. Bu nedenle davacının yaptığı işin 4857 sayılı İş Kanunun 4. maddesindeki istisnalar kapsamında olup olmadığı araştırılarak iş mahkemesinin görevli olup olmadığı belirlenmeden işin esasına girilerek karar verilmesi isabetsizdir.(YR.9.HD.si T ve 2010/8706-E,2012/15495-K). (Bozmaya uyan mahkeme 50.den az işçi çalışıyor gerekçesi ile görevsizlik kararı vermiş, Daire onamış.)

42 Somut olayda davacı, tarihleri arasında davalı şirket nezdinde “Gölköy” gemisinde çalıştığını iddia etmektedir. Bu durumda mahkemece, dava konusu “Gölköy” gemisinin, davacının iddia ettiği tüm çalışma dönemi süresi içinde, Türk gemi siciline kayıtlı olup olmadığı ve donatı ile işletenin kim olduğuna dair araştırma yapılmadan, eksik inceleme ile sadece tarihli Liberya Daimi Sicil Kayıt Sertifikası belgesine istinaden görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.YR 9.HD.si T ve 2015/23183-E, 2015/ K)

43 TARIM İŞÇİLERİ İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının b bendi uyarınca, 50'den az işçi çalıştırılan (50 dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde veya işletmelerinde, bu kanun hükümleri uygulanmaz. Kısaca, işçi tarım ve orman işlerinin yapıldığı bir işyerinde çalışan işçi ise, bu işçi ile işveren ararındaki uyuşmazlığın iş mahkemesinde değil görevli hukuk mahkemesine çözümlenmesi gerekir (Yargıtay 9.HD gün 2007/ 9975 E, 2008/ 6368 K.).

44 Yargıtay tarım işyerinde çalışan bahçıvan, akvaryum balık üretim işyerinde çalışanın, kümes işçisinin, çoban, at bakıcısının istisnalar kapsamında kaldığını değerlendirmiştir. Benzin istasyonunun eklentisinde bahçıvan olarak çalışan kişinin iş kanunu kapsamında kaldığı kabul edilmiştir.

45 Ancak tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerinde 50 dahil daha az işçi bulunmasına rağmen, işyerinde sendika örgütlenmesi sonucu Toplu İş Sözleşmesi bağıtlanmış ise, üye sendika üyesi işçi ile işveren arasındaki uyuşmazlığın 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 79. maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir.

46 Bunun dışında 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinde tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerlerinde çalışanların kanun kapsamına girmeyeceği açıklandıktan sonra aynı madde de ayrık durumlara yer verilmiştir. Buna göre; Tarım sanatları ile tarım aletleri, makine ve parçalarının yapıldığı atölye ve fabrikalarda görülen işlerde, Tarım işlerinde yapılan yapı işlerinde, Halkın faydalanmasına açık park ve bahçelerde Bir işyerinin eklentisi durumundaki bahçe işlerinde, çalışanların İş Kanunu kapsamında olacakları belirtilmiştir.

47 Sonuç olarak tarım ve orman işletmelerindeki bitki ve hayvan üretimi, bakım ve yetiştirmesi dışında kalan işler İş Kanununa tabidir. (iş güvencesi 30 –işçi???) Diğer taraftan, işçi tarım işinde çalışırken bu iş dışında tarım işi sayılmayan ek bir görevde çalışabilir(bekçilik, şoförlük, tavukhanede kesim işinde çalışanlar vb). Bu durumda yaptığı işler arasında hangisinin baskın olduğu açıklığa kavuşturulmalı ve sonucuna göre görevli mahkeme belirlenmelidir. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun gün ve ile gün ve 3-44 sayılı kararları uyarınca özellikle iş hukukunda istisnai hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına konulan hükümlerin işçiler yararına yorumlanması asıldır.

48 Somut olayda mahkemece, davacının davalıya ait serada tarım işçisi olarak çalıştığı ve işyerinde çalışan sayısının elliden az olduğu gerekçesi ile genel mahkemelere görevsizlik kararı verilmiştir. Öncelikle belirtmek gerekir ki işyerinde çalışan sayısı belirlenirken, fesih tarihinde davalıya ait ülke genelinde aynı işkolundaki tüm işyerlerinde çalışan işçi sayısı Sosyal Güvenlik Kurumundan sorularak sonuca gidilmesi gerekirken yalnız davalı tarafın sunduğu ücret bordrolarına itibar görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır. Ayrıca, yeminli dinlenen davacı şahitlerinin beyanları ve bu beyanları destekleyen, aynı işyerinde çalışan davalı şahidi Süleyman Kuran'ın anlatımından, davacının davalıya ait seradaki evde ailesi ile birlikte yaşadığı ve bekçilik yaptığı, gündüzleri sera işlerilerine yardım ettiği, servis şoförlüklerini yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının yaptığı işler arasında bekçiliğin baskın olduğu açık olup, mahkemece, işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. (YR 22.HD.si Tve2014/34726-E,2014/36389-K)

49 EV HİZMETİNDE ÇALIŞANLAR 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının e bendi uyarınca, “ev hizmetlerinde çalışanlar” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Kısaca, Ev hizmetlerinde aşçı, uşak, temizlikçi, gibi işlerde çalışan işçi ile ev sahibi işveren ararındaki uyuşmazlığın iş mahkemesinde değil, genel mahkemelerde çözümlenmesi gerekir. İş Kanunu kapsamı dışında bırakılan bu hizmetleri gören kimselerle bunları çalıştıranlar arasındaki hukuki ilişkilerde Borçlar Kanununun hizmet aktine ilişkin hükümleri uygulanır. Çalışmayan aile bireylerini evden alarak alışverişe, şehir içinde gezmeye götüren, boş zamanında ev ve eklentilerinde zamanını geçiren şoföründe ev hizmeti yaptığı ve iş kanunu kapsamında olmadığı kabul edilmelidir(Yargıtay 9.HD gün ve 2007/27814 Esas, 2008/25988 K.). Buna karşın evde hastaya bakan hemşire ve çocuk eğiticisi İş Kanunu kapsamında değerlendirilmelidir.

50 Davacının 10/01/ /07/2008 tarihleri arasında davalı şirket ortaklarından birinin ev işlerinde çalışırken iş sözleşmesinin fesih edildiğini belirterek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, kötü niyet tazminatı, yıllık ücretli izin alacağı ve fazla mesai alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı; davacının ev hizmetlisi olduğunu, iş kanunu kapsamına girmediğini İş Mahkemesinin görevli olmadığını, borçlar kanunu hükümlerine göre Asliye Hukuk Mahkemesinin görevli olduğunu savunmuştur. Mahkemece; davacının yaptığı işin dava dışı şahsa ait evde ev hizmetleri olduğu 4857 sayılı Kanunun 4. Maddesi gereğinde iş kanununu tabi olmadığı, ev hizmetlerinde yapılan işler nedeniyle 5521 sayılı yasanın 1. Maddesi gereğince İş Mahkemelerinin görevli olmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Uyuşmazlık yapılan işin ev hizmeti olup olmadığı ve işçinin iş kanunu kapsamında kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır. Y A R G I T A Y K A R A R I

51 Dosyadaki bilgi ve belgelere özellikle davalı tarafından çekilen ihtarname içeriğine göre davalı davacının şirket elemanı olarak çalıştığını kabul etmiştir. Buna göre iş sözleşmesi ilişkisinin davalı şirket ile kurulduğu ancak davacının şirket ortaklarından birinin ev hizmetlerini görmek üzere istihdam edildiği anlaşılmaktadır. Davacının fiilen ev hizmetlerinde çalıştırılması davalı şirket ile kurulan iş sözleşmesi ilişkisini etkilemez. Bu durumda davanın esası hakkında bir karar vermek gerekirken, yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.

52 ÇIRAKLAR 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının f bendi uyarınca, çıraklar hakkında hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz.

53 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Kanunun 3/C maddesine göre çırak, “çıraklık sözleşmesi esaslarına göre bir meslek alanında mesleğin gerektirdiği bilgi ve beceri ve iş alışkanlıklarını iş içerisinde geliştiren kişi” olarak tanımlanmıştır.

54 1475 sayılı İş Kanununda 18 yaşını bitirmemiş çıraklar İş Kanunu kapsamı dışında sayılmışken, 4857 sayılı İş Kanunu’nda böyle bir sınırlama getirilmemiştir. Dolayısı ile 4857 sayılı İş Kanunu zamanında kişi 18 yaşını bitirse bile, mesleğin gerektirdiği bilgi, beceri ve iş alışkanlıklarını almaya devam ediyor ve gelişmesi gerekiyor ise çıraklık konumu değişmeyecektir. Çırak ile işveren arasındaki uyuşmazlık iş mahkemesinde değil, görevli hukuk mahkemesine çözümlenmesi gerekir. Zira işveren ile çırak arasında iş ilişkisi var ise de yapılan iş gereği, çırak İş Kanunu hükümlerinden yararlanamamaktadır.

55 Çıraklıkta geçen süreler işçinin kıdeme esas süresinden sayılmadığı gibi, iş güvencesi hükümleri bakımından 30 işçi kriterinde işyerinde çalışan çıraklar sayıya dahil edilmezler.

56 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin. Fıkrasının g. bendi uyarınca, “sporcular” hakkında bu kanun hükümleri uygulanmaz. Sporcular, kulüplerinin (işverenlerinin) gösterdiği yerlerde tespit edilmiş çalışma saatlerine tâbi olarak ve işverenin emir ve gözetimi altında antrenman ve müsabakalar yaptıkları ve karşılığında önceden kararlaştırılmış bir ücret aldıklarına göre, kulüpleri ile bağları iş sözleşmesine dayanmaktadır. Faaliyetin sporla ilgili oluşu sporcu ile kulüp arasındaki bağın iş ilişkisi sayılmasına engel oluşturmaz. SPORCULAR

57 Federasyon ile kulüp, federasyon ile hakem, sporcu, teknik direktör, antrenör, idareci ve benzeri spor elemanları ile kulüpler arasında çıkan uyuşmazlıklar için federasyonun kendi özel yasalarında veya hukuk talimatlarında özel kurullar ve tahkim şartı benimsenmiştir. Bu nedenle sporcu, antrenör gibi kimselerin işverenleri olan kulüplerle ilgili uyuşmazlıklarda öncelikle bağlı olduğu federasyonun kurullarına başvurması gerekmektedir. SPORCULAR

58 Spor, kişisel veya toplu oyunlar biçimde yapılan genellikle yarışmaya yol açan bir takım kurallara göre uygulanan beden hareketlerinin tümü olarak tanımlanabilir. Buna göre sporcu, sporla uğraşan, aktif olarak içinde yer alan, yarışan, maç yapan kişidir. Antrenör, sahip olduğu bilgiyi bilim ışığında sporcunun başarısı için kullanan, bu bilgileri spor becerileri ve stratejisi ile birleştiren kişidir. Teknik direktör ise eğitim sonucu aldığı teknik bilgileri sporcunun ve doğal olarak çalıştırdığı takımın başarısı için ortaya koyan, bu bilgileri strateji ve eğitici kimliğini kullanarak spor becerileriyle birleştiren ve bunları antrenör ve yardımcıları aracılığı ile uygulatan, eğiten, bu anlamda direktif veren kişidir. SPORCULAR

59 Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu’nun gün ve ile gün ve 3-44 sayılı kararları uyarınca özellikle iş hukukunda istisnai hükmün genişletilerek değil, dar yorumlanması gerekir. İşçiler yararına konulan hükümlerin, işçiler yararına yorumlanması asıldır. Yukarda ki tanımlar ve içtihadı birleştirme kararları ışığında sporla doğrudan uğraşan sporcunun İş Kanunu kapsamında kalmadığı açıktır. Ancak doğrudan aktif spor yapmayan, sporcuyu aktif spor yapması için hazırlayan antrenör ile aktif görevi daha çok direktif vermek olan ve takımı başarıya ulaştırma görevi de bulunan teknik direktörün sporcu sayılmaması ve İş Kanunu kapsamında bir işçi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle antrenör veya teknik direktör, (masör) ile kulüpleri işveren arasındaki iş sözleşmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarının iş mahkemesinde görülmesi gerekir.(YR 9.HD.si T ve 2015/17745-E, 2015/25607-K) ( futbolcu – Antrenör???)

60 ESNAF YANINDA ÇALIŞANLAR 4857 sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasının 1 bendi uyarınca, 507 (yeni 5362) sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Kanunu’nun 2. maddesinin tarifine uygun üç kişinin çalıştığı iş yerlerinde bu kanun hükümleri uygulanmaz.

61 Yeni yasanın 3.maddesine göre esnaf ve sanatkâr, ister gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dâhil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir. (Tacir ve Sanayici niteliği konusunda Vergi Usul Kanunu 177 v 178. maddedeki kriterlere göre belirleme yapılması gerekiyor.)

62 4857 sy.nın 4/1- ı Maddesinde üç işçi yerine “üç kişi”den söz edilmiştir. Bu ifade, işyerinde bedeni gücünü ortaya koyan meslek ve sanat erbabını da kapsamaktadır. İşinde bedeni gücü ile çalışmakta olan esnaf dahil olmak üzere toplam çalışan sayısının üçü aşması (en az dört olmalı) durumunda işyeri İş Kanununa tabidir.

63 Yargıtay ticari taksi ve dolmuş esnaf işletmelerinde hasılattan pay alma şeklindeki uygulamayı ücret ödeme şekli olarak kabul etmekte aradaki ilişkinin kira ilişkisi olmadığını belirtmektedir. Hasılattan pay alma şeklinde bir tür yüzde usulü ücret ödendiğinin tespiti halinde, fazla çalışma yaptığı saatler için normal çalışma ücreti ödenmiş olmakla, fazla çalışma ücreti hesabı sadece kalan yüzde elli kısım dikkate alınarak yapılmalıdır. (YR 9. Hk. D.si T ve 2009/ E, 2012/17961 K)

64 ASIL - ALT İŞVEREN RÜCU - GÖREV Taraflar arasındaki uyuşmazlık ise davalı alt işverenin işçisinin geçirdiği iş kazası nedeniyle uğradığı zararın tazmini için davacı asıl işveren aleyhine icra takibi yapması neticesinde davacının ödediği tazminatı davalıya rücu etme isteğinden kaynaklanmaktadır. Mahkeme iş mahkemesi sıfatıyla işin esasına girip hüküm kurmuştur. Asıl-alt işverenler arasındaki davanın dayanağı İş Kanunu hükümleri olsa da uyuşmazlık 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1’inci maddesi uyarınca iş mahkemelerinin görev alanına girmez. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır.

65 ASIL - ALT İŞVEREN RÜCU - GÖREV Dava, asıl işverenin alt işverene karşı açtığı rücu davasıdır. İşverenler arasındaki davanın dayanağı İş Kanunu hükümleri olsa da uyuşmazlık 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1’inci maddesi uyarınca iş mahkemelerinin görev alanına girmez. Görev konusu kamu düzenine ilişkin olduğundan yargılamanın her aşamasında resen dikkate alınmalıdır. Bu nedenlerle mahkemece görevsizlik (şimdi usulden ret) kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. YR 9.HD.si T ve 2009/46690-E, 2012/7004-K

66 PROMOSYON GÖREV Somut uyuşmazlıkta taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğu gibi, uyuşmazlık işçi ücretlerinin banka kanalı ile ödenmesinden doğan promosyon alacağına ilişkin olup temelinde iş sözleşmesi ve iş yasasından kaynaklanmaktadır. (Dairenin tarih ve 2008/17515-E, 2008/13658-K sayılı ilamı). Buna göre davanın esası hakkında bir karar vermek gerekirken yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. (ESASTAN RET ???) BANKAYA KARŞI AÇILMIŞ İSE GÖREVSİZLİK KARARI VERİLECEKTİR.

67 Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan kamu personeli açısından banka promosyonlarının ödenmesine dair esaslar Başbakanlığın tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2007/21 sayılı Genelgesi ile düzenlenmiştir. Bu Genelge'nin 4. maddesinde banka promosyonlarının tamamının personele dağıtılması ilke olarak benimsenmesine rağmen 1/3'ünü geçmemek üzere komisyonca belirlenecek tutarın birim personelinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere kullanılabileceği hükme bağlandıktan sonra 6. maddesine göre genelgenin yürürlüğünden önce yapılmış protokollerin süre bitimine kadar geçerli olacağı belirtilmiştir tarih ve 2010/17 sayılı Genelge ile 2007/21 sayılı Genelgenin 4. maddesi değiştirilerek promosyonların tamamının personele ödeneceği düzenlenmiştir. Anılan Genelge'nin 5. maddesi tarih ve 2008/18 sayılı Genelge ile değiştirilerek dağıtılacak promosyonların ilgili banka tarafından personel adına açılacak hesaba aktarılmak sureti ile ödeneceği hükme bağlanmıştır.(YR22.HD.si, T ve 2014/20789-E, 2014/27807-K

68 Davacının talep ettiği promosyon parasının işçilere dağıtılmasına ilişkin yasal düzenleme bulunmamaktadır. Yatırılan para işçiye ait olmayıp işverene aittir. İşveren ile banka ve işçi arasında promosyon paralarının işçilere dağıtılacağına yönelik sözleşme de mevcut olmadığından davacı yararına promosyon parasına hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.(YR 9.HD.si T ve 2012/14184-E, 2014/19299-K)

69 PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş) Uyuşmazlık taraflar arasında iş ilişkisi, bu kapsamda sözleşmenin pazarlamacılık sözleşmesi olup olmadığı ve iş mahkemesinin uyuşmazlığa bakıp bakmayacağı noktasında toplanmaktadır. İş sözleşmesi; 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. Maddesinde “bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme” olarak tanımlanırken, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393. Maddesinde hizmet sözleşmesi “işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme” olarak tanımlanmış ve İş Kanunu’ndan farklı olarak iş görme ve ücret unsurunun alt unsurları vurgulanarak açıklanmıştır.

70 Pazarlamacılık sözleşmesi ise 6098 sayılı TBK. ‘nun hizmet sözleşmesi bölümünde Maddeler arasında düzenlenmiştir. Kanununa göre “pazarlamacının sürekli olarak, bir ticarî işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir’’(6098 sayılı TBK. Mad. 448). Sözleşmenin unsurları, 1. Ticari işletmenin varlığı, 2. Süreklilik, 3. İşletme dışında faaliyet yürütme, 4. Ticari işletme sahibi işveren hesabına çalışma, 5. Aracılık ve sözleşme yapma, 6. Ücret(komisyon-prim) alma’dır. PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş)

71 Pazarlamacılık sözleşmesi bu unsurları nedeni ile atipik bir iş sözleşmesidir. Pazarlamacının iş edimi, işverenin işletmesi dışında, onun hesabına her türlü işlemin yapılmasına aracılık etmektir. Aracılığın konusu işletmede üretilen veya verilen hizmetin merkez dışındaki uzak yerlerdeki müşteriler nezdinde tanıtımı ve satılmasıdır. Uygulamada özellikle ilaç, kozmetik, gıda gibi işkollarında pazarlamacı ya da ticari gezgin olarak pek çok çalışan bulunmaktadır. Bunlar genelde firmaya bir iş sözleşmesi ile bağlı olarak fakat merkez dışında ürünlerin müşterilere tanıtımı ve satışı ile uğraşan kişilerdir. Prensipte satış şartları, ürün fiyatları konusunda kendilerine verilen talimatlara uymak zorundadırlar. Bunlar dışına çıkılmak gerektiği durumlarda firmadan onay almalıdırlar. Bu bağımlılık unsurunu gösterir. Bu kişiler genelde ücret+prim esasına göre çalışırlar. Kendilerine verilen satış hedeflerine ulaştıkları ölçüde primleri artar. Pazarlamacı, işletme dışında, uzakta müşterilerin ayağına giderek çalışır ve bir işletmeye bir hizmet akdiyle bağlıdır. Oysa, ticari mümessil ve ticari vekil işletmenin bulunduğu yerde çalışırlar ve işverene bağlılıkları bir iş sözleşmesi ile olabileceği gibi bir vekalet ya da şirket sözleşmesi ile de olabilir. PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş)

72 TBK. ‘un 448 vd. maddelerinde pazarlamacılık sözleşmesini hizmet akdinin özel bir türü olarak düzenlemekle kalmamış, 469 maddesinde açıkça ‘‘pazarlamacılık sözleşmesine ve evde hizmet sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan hallerde, hizmet sözleşmesinin genel hükümlerinin uygulanacağı’’ hükmünü getirmiştir sayılı İş Kanunu’nun 4. maddesinde, İş Kanunu’nun kapsamı dışında bıraktığı işler arasında pazarlamacılık ve evde (ev hizmeti dışında) hizmet işini saymamıştır. Aynı konu hem genel hem de özel kanunda düzenlenmiş ise kural, özel kanun önce uygulanır. Genel kanun hükümleri ancak özel kanunda hüküm bulunmayan durumlarda devreye girer. Özel kanun hem özel olduğu hem de sonraki kanun olduğu için uygulama önceliğine sahiptir. PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş)

73 Ancak özel kanun daha eski tarihli, genel kanun yeni tarihli ise hangi kanunun uygulama önceliğine sahip olduğunu belirlemek oldukça güç bir iştir. Yorum metotlarına başvurmak ve kanun koyucunun nihai iradesini ortaya çıkarmak gerekir. TBK. eskiden olduğu gibi yine iş kanunları (4857 sayılı İş K., 854 sayılı Deniz İşK., 5953 sayılı Basın İşK.) karşısında genel kanundur. Ancak bireysel iş kanunlarında hüküm bulunmayan hallerde BK. hükümlerinin uygulanması gerekir sayılı TBK. öncekine nazaran çok daha ayrıntılı ve işçiyi daha fazla koruyan yeni hükümler getirmiş bulunmaktadır. PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş)

74 Kanun koyucunun bugüne kadar İş K. kapsamında çalışan bu kişilerin(pazarlamacı-evde hizmet sözleşmesi ile) faaliyet biçiminin özelliğinden ötürü ayrıntılı hükümlere yer vermeyi istediği ve bunu da Borçlar Kanunu içinde yaptığı anlaşılmaktadır. Bir anlamda bu sözleşme türleri ile ilgili özel hükümler getirmiştir. Ancak bu İş Kanunu hükümleri kapsamında kalmadığı anlamına gelmez. Nitekim şu an tıbbi tanıtım temsilcilerinin sözleşmeleri pazarlamacılık sözleşmesi niteliğinde olmakla birlikte, iş güvencesi yönünden 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine tabii tutulmaktadırlar. Sonuç olarak; pazarlamacılık sözleşmesi İş Kanunu’nun 4. maddesindeki istisnalar arasında sayılmadığı için İş Kanunu kapsamında bir sözleşmedir. Ancak İş Kanunu’nda bu sözleşmeye ilişkin özel hükümler bulunmadığı ölçüde 6098 sayılı yeni Türk Borçlar Kanunu’nun özel hükümleri öncelikle uygulanacak, bulunmadığı takdirde önce İş Kanunu’nu sonra ise Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerine başvurulacaktır. PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş)

75 Dosya içeriğine göre taraflar arasında yapılan kozmetik ürünleri tali satıcılık sözleşmesi incelendiğinde, tipik pazarlamacılık sözleşmesinin unsurlarının bulunduğu, davacının sürekli olarak, davalı işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her türlü işlemin yapılmasına aracılık ettiği, sözleşmede belirtilen işlemleri yaptığı ve işverenin de buna karşılık prim(komisyon ) ödediği anlaşılmaktadır. Satış şartları, ürün fiyatları davalı işveren tarafından belirlenmektedir. Davacı ile davalı arasında pazarlamacılık sözleşmesi nedeni ile iş ilişkisi bulunduğu açıktır. İş Kanunu kapsamında sayılmayan işlerden olmadığına göre iş mahkemesi 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. Maddesi uyarınca görevlidir. Mahkemece işin esasına girilerek karar verilmesi gerekir. Yazılı gerekçe ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.YR 9.HD.si T ve2015/22587-E, 2015/28954-K PAZARLAMACI (AVON KOZMETİK TİC. A.Ş)

76 BAĞ-KUR’LU İŞÇİ Mahkemece davacı işçinin hizmet akti ile işverene ait öğrenci yurdunda tarihleri arasında kaloferci olarak çalıştığı anlaşılmasına rağmen, aynı sürede tarım işçisi olarak Bağ- Kur’ada kaydı bulunduğu gerekçesiyle kıdem,ihbar tazminatı istekleri reddedilmiştir. Davacı Bağ- Kur’da kaydının bulunmadığına ilişkin belge ibraz ettiği gibi, hizmet akti ile fiilen davalı yanında çalıştığının kanıtlanması karşısında kıdem ve ihbar tazminatı isteklerinin kabulü gerekirken reddi hatalıdır. Bu nedenele yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup bozma nedenidir.(YR 9.HD.si, T ve2003/8899- E,2003/17629-K)

77 OKUL AİLE BİRLİĞİ HUSUMET Somut olayda, davacının Hürriyet İlköğretim Okulu ana sınıfında yardımcı anne diye tabir edilen işi yaptığı anlaşılmaktadır. Dava okul aile birliğine yöneltilmiştir. Kamu hükmi şahsiyetleri hariç bir kimseye dava yöneltilebilmesi için tüzel kişiliğe haiz olması gerekir. Okul aile birlikleri T.C. Milli Eğitim Bakanlığı bağlı okullar bünyesinde kurulan birlikler olup tüzel kişiliği yoktur. Davalı okul aile birliğinin ehliyeti yoktur. Bu nedenle davacıya okul aile birliğini temsil eden T.C. Milli Eğitim Bakanlığı’nı davada taraf ve dava ehliyeti şartı nedeni ile davayı yöneltmesi için HMK.’un 115. Maddesi uyarınca işlem yapması gerekir. Davanın taraf ve dava ehliyeti olmayan ve tüzel kişiliği bulunmayan Okul Aile Birliği hakkında hüküm kurulması hatalıdır. (YR 9.HD.si 12/05/2015 Tve 2014/4506-E, 2015/17517-K)

78 OKUL AİLE BİRLİĞİ HUSUMET Davalılar arasında davacı işçinin çalıştırılması noktasında amaç ve menfaatte birlik söz konusudur. Davacı aynı anda aynı işverenlere karşı iş görme edimini yerine getirmiştir. Bu bakımdan taraflar arasında birlikte istihdam olarak adlandırılabilecek bir ilişkinin varlığı kabul edilmelidir sayılı İş Kanunu'nun 2.maddesindeki işveren tanımı karşısında okul aile birliğinin tüzel kişiliğinin olmaması halinde de bu durum sonuca etkili değildir. Buna göre davaya konu işçilik alacaklarından her iki davalının müştereken sorumluluğuna gidilmesi gerekirken, davalı okul aile birliği yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.(YR 22.HD.si T ve 2012/ E, 2013/3699-K)

79 REKABET YASAĞI GÖREV Rekabet yasağı 6098 sayılı T. Borçlar Kanunu’nun maddelerinde düzenlenmiştir. Bu tür uyuşmazlıklarda görevli mahkeme konusunda iki normatif hüküm vardır ve bu hükümler ne yazık ki çatışmaktadır. Normatif hükümler: 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu. Madde 1. “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulur” sayılı Türk Ticaret Kanunu. Madde 4/1.c “(Her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ile tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın) rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447 Maddelerinde düzenlemelerde, öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri ticari dava ve ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi sayılır.

80 Ayrıca rekabet yasağının belirlenmesinde ticari sırrın ne olduğu uzman mahkemelerce değerlendirilmesi gereken ve piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesiyle kanun koyucu, çok açık bir şekilde 818 sayılı Kanun'un 348. maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun veya hukuki sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Tarih 2011/ Esas- 2012/109 Karar sayılı ilamında da hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen 818 sayılı Kanun’un 348. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklara ilişkin davaların 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3. maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. REKABET YASAĞI GÖREV

81 Görev konusu kamu düzeni ile ilgili olup yargılamanın her safhasında re'sen nazara alınmalıdır. Somut olayda davacı şirket, davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi sebebiyle rekabet etmemeye dayalı cezai şart istemekte olup rekabet yasağının iş sözleşmesinin bitiminden sonraki bir tarihte ihlal edildiği iddia edildiğinden İş Mahkemesi görevli değildir. Mahkemece rekabet yasağı talebinin bu davadan tefriki ile Ticaret Mahkemesi' ne görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, bu talep açısından esastan ret kararı verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. (YR 9.HD.si 2015/ E, 2015/23440-K) REKABET YASAĞI GÖREV

82 Davacı, davalının iş sözleşmesini istifa ile sona erdirdiğini, rekabet yasağına aykırı hareket ettiğini belirterek ihbar tazminatı ve iş sözleşmesinde öngörülen cezai şartın tahsilini istemiştir.Somut olayda iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra rekabet yasağına aykırı hareket edilmesi sebebi ile istenen tazminatlarla ilgili davaya bakma görevinin ticaret mahkemesinde olduğuna ilişkin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4/1-c. maddesinin açık hükmü karşısında, mahkemece bu taleple ilgili olarak görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir. Bu doğrultuda mahkemece alacak kalemlerinin tefrik edilerek cezai şart açısından ticaret mahkemeleri görevli olduğundan dolayı görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir ( YR 22.HD.Sİ T VE 2014/ E, 2015/22945-K) REKABET YASAĞI GÖREV

83 TÜRKİYE İŞ KURUMU GÖREV Somut olayda taraflar arasında işçi ve işveren ilişkisi bulunmadığı gibi uyuşmazlık iş sözleşmesinden kaynaklanmamaktadır. Davaya konu istek; idare tarafından davalıya verilen idari para cezasının tahsili maksadıyla yapılan icra takibine itirazın iptali isteğine ilişkindir sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunun 20/son maddesi idari para cezalarının genel esaslara göre tahsil edileceğini düzenlemiştir. Buna göre uyuşmazlığın çözümünde genel hukuk mahkemeleri görevlidir. Mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.

84 YURTDIŞI İŞYERİNDE ÇALIŞMA HALİNDE HUSUMET Yurt dışında hizmet alanında faaliyet yürütmek için bulunduğu ülke mevzuatına göre işyeri açan ve işveren olan Türk vatandaşlarının, bu işyerinde çalışmak üzere Türkiye’den çalışmak üzere Türk vatandaşı gerçek kişileri işçi sıfatı ile götürdükleri ve bunun genelde Türkiye İş Kurumu vasıtası ile yapıldığı bilinmektedir. Ancak çoğu zaman Türk vatandaşı işçiler Türkiye bağlantılı şirketler vasıtası ile kurum kayıtları yerine getirilmeden turist vizesi ile çalıştırmak üzere götürülmekte ve yurt dışındaki ülke mevzuatı ile kurulan şirket işçisi olarak çalıştırılmaktadır. İş hukukunun emredicilik yönü ve işçinin korunması ilkesi uyarınca yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda açıklandığı gibi Türk vatandaşı olan işçinin kamu düzeni de dikkate alınarak yurt dışına gönderilmesinde gönderen kişi yada şirketin yurt dışındaki yabancı şirket ile organik bağı delillendirildiğinde Türk İş Hukuku uygulanmakta ve organik bağ içinde olan Türkiye’de kişi veya kişiler işçinin işvereni kabul edilerek sorumlu tutulmaktadır. (9. HD gün ve 2012/11518 E, 2012/ K.)

85 Teminat senedi alınmasında (her ne kadar senet Ticaret Kanununda düzenlenmiş ve ticari dava özelliği var ise de) işçi ve işveren arasında çıkan uyuşmazlıkta, senedin iş ilişkisi nedeni ile alındığı ileri sürüldüğünde rekabet yasağı ile ilgili uyuşmazlık gibi uyuşmazlığın iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zira, öncelikle işveren tacir ve düzenlenen senet ticari senet niteliğinde ise de, diğer taraf bağımlılık ilişkisi içinde işverenin talimatı ve denetimi içinde hareket eden işçidir. Arada iş ilişkisi vardır sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. Maddesi uyarınca iş mahkemesinin görevli olduğu açıktır. TEMİNAT SENEDİ

86 Ticaret mahkemesinin görevli kabul edilmesi bazı sakıncaları beraberinde getirir. 1. Ticaret mahkemesindeki yargılamada silahlar eşit kabul edilecek, tanık dinlenemeyecektir. 2. İş yargılamasına özgü olan zayıfın korunması (iş hukuku yönünden işçi lehine yorum) ilkesi dikkate alınmayacaktır. 3. Bunun yanında senedin 3. Kişiye devri halinde, Ticaret Mahkemesi 3. TTK Maddesi uyarınca Kişinin kötüniyetli olması veya iktisabında ağır kusuru bulunması durumunda ödemezlik def’ini dikkate alacaktır. Oysa iş ilişkisinde alınan teminat senedinin işverenin ekonomik ve sosyal üstünlüğünü kullanarak alması durumunda hükümsüzlük eski Borçlar Kanunu’nun 167, yeni 6098 sayılı B.K.’un 188. Maddesi uyarınca iyiniyetli olsa dahi devralana (lehdara da) karşı da ileri sürülebilecektir. TEMİNAT SENEDİ

87 Dava konusu senetlerin iş ilişkisi kurulurken alınan teminat senetleri olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle taraflar arasında işçi işveren ilişkisi bulunduğu anlaşıldığından, Mahkemece uyuşmazlığın esasına girilmesi gerekirken, Asliye Ticaret Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesi ile mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi hatalıdır.YR 9.HD.si T ve 2015/7412-E,2015/11911-K TEMİNAT SENEDİ

88 Adî Ortaklığın Taraf Ehliyeti Yoktur Adî ortaklığın, tüzel kişiliği olmadığı için, taraf ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adî ortaklığa ilişkin davalarda, adî ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Buna göre: Adî ortaklık tarafından açılacak davaların, elbirliği mülkiyeti gereğince bütün ortaklar tarafından birlikte açılması gerekir (mecburî dava arkadaşlığı). Bütün ortaklar tarafından açılacak dava, adî ortaklık adına değil, bütün ortaklar adına açılır ve hüküm de ortaklar hakkında verilir. Adî ortaklık adına hüküm verilemez. TÜZEL KİŞİLİĞİ BULUNMAYAN TOPLULUKLARIN TARAF EHLİYETİ

89 Buna karşılık, adî ortaklığa karşı açılacak davalar için bir ayrım yapmak gerekir: Davanın konusu paradan başka bir şey ise, davanın bütün ortaklara karşı birlikte açılması gerekir. Çünkü ortakların, adî ortaklığın malları üzerinde mülkiyeti elbirliği mülkiyetidir ve bu mallar üzerinde birlikte tasarruf edebilirler. Bu durumda, davalı ortaklar arasındaki ilişki mecburî dava arkadaşlığıdır.

90 Davanın konusu para alacağı ise, ortaklar bu borçtan müteselsilen sorumlu olduklarından ve alacaklı müteselsil borçluların birinden borcun tamamını isteyebileceğinden, davacı bir ortağa veya ortakların tümüne veya bazılarına karşı alacak davası açabilir (ihtiyarî dava arkadaşlığı).(BAKİ KURU)

91 İki veya daha fazla kişinin belli bir amaca ulaşmak için katkılarını birleştirdikleri ortak girişimin (yani adi ortaklığın) tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti yoktur sayılı TBK'nın 620. (818 sayılı BK'nın 520.) maddesinde de açıklandığı üzere, adi ortaklığın hükmî şahsiyeti bulunmadığından ortaklar, ortaklık borçlarından dolayı alacaklılara karşı doğrudan doğruya ve sınırsız olarak tüm varlıklarıyla sorumludurlar. Dolayısıyla adi ortaklığın aktif ve pasif dava ehliyeti de yoktur. Bu nedenle, adi ortaklığa ilişkin davalarda adi ortaklığı oluşturan kişilerin taraf olarak hep birlikte hareket etmeleri gerekir. Adi ortaklık tarafından açılacak davaların elbirliği mülkiyeti kuralları gereğince (6098 sayılı TBK'nın 638., 818 sayılı BK'nın 534, TMK'nın 702.maddeleri) bütün ortaklar tarafından mecburi dava arkadaşı olarak birlikte hareket edilmesi gerekir. Taraf ehliyeti kamu düzeninden olup mahkemece kendiliğinden göz önüne alınmalıdır. Dosya içeriğine göre; davanın Başakşehir Belediye Başkanlığı yanında ortak girişimi oluşturan Etkin Eğitim Org Gemi İşletmeleri ve Turizm Ltd. Şti & Lapis Eğitim Org Sosyal Hiz. Ltd. Şti. Adi Ortaklığı’na yöneltilerek açıldığı, Mahkemenin de tebligatları bu Ortaklığa yaparak yargılamayı sonuçlandırıp, Ortaklık hakkında karar verdiği görülmüştür. Yukarıda zikredilen hükümler ve yapılan açıklamalara göre; adi ortaklığı oluşturan kişilere dava dilekçesi ayrı ayrı tebliğ edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra yargılama sonuçlandırılıp, hükümde ortak girişimi oluşturan şirketler ayrı ayrı gösterilmelidir. Netice itibariyle; taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde tüzel kişiliği olmayan Ortaklık hakkında hüküm kurulması hatalıdır.(YR 9.HD.si T ve 2015/13622-E, 2015/21339-K)

92 Somut olayda, ortak girişim adi ortaklık olarak kabul edilir ve adi ortaklığın tüzel kişiliği yoktur. Adi ortaklığa karşı açılmış olan dava, diğer ortakların tümüne karşı yöneltilmiş demektir. En azından ortaklardan birine karşı dava yöneltilmesi gerekir. Bu sebeple, davacıya dava edilen adi ortaklığın bütün ortaklarının isim ve adresi açıklattırılarak, davaya bu ortakların huzuru ile devam edilmelidir. Mahkemece, bu yönün gözardı edilerek tüzel kişiliği olmayan davalı Avrasya Metro Grubu Ortak Girişimi aleyhine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir. (YR 22.HD.si T ve 2013/22218-E, 2015/1959-K)

93 Davalılar Rass İnş. Taah. Taş. Gıda Sağ. Hizmetleri İç Dış Tic. Ltd. Şti. ile On İlaçlama Sağ. Hiz. İnş. Elekt. Gıda Ürünleri Bilg. Tem. Hiz. San. Tic. Ltd. Şti., iki ayrı tüzel kişilik olup ihale konusu işi adi ortaklık kurarak birlikte üstlendikleri, “adi ortaklığın” ortaklarından ayrı bir tüzel kişiliği bulunmadığından, dava konusu alacaklarda her iki şirketin sorumlu tutulmaları gerekirken, “adi ortaklık” için hüküm kurulması isabetsiz olup bozma sebebidir.(YR 22.HD.si T ve 2012/ E, 2013/1376-K)

94 ŞİRKETİN İHYASI: Tüzel kişiliği sona eren şirketin ihyası için, tasfiye memuru ile Ticaret Siciline husumet yöneltilerek görevli Asliye Ticaret Mahkemesinde ayrı bir dava açılması için davacı tarafa 6100 sayılı HMK'nın 52 ve 54. maddeleri hükümleri uyarınca uygun bir önel verilmelidir. Ancak dirilme, şirkete sadece dirilme sebebi (davayı takip ve sonuçlandırma) doğrultusunda işlem yapabilme yeteneğini kazandırır. Şirketin başkaca işlemler yapma ehliyeti doğmaz. Bu işlemlerin tamamlanması ile birlikte şirket yeniden ticaret sicilinden silinir. Bu süreç içerisinde ek tasfiye işlemleri, son tasfiye memuru tarafından yürütülür.

95 HİZMET TESPİTİ VE İŞÇİLİK ALACAKLARI DAVASININ BİRLİKTE GÖRÜLEMEYECEĞİ: Hizmet tespiti ve işçilik alacakları davaları için izlenecek yöntem ve esas alınacak kıstaslar tamamen birbirinden farklıdır. Bu noktada her iki davanın tefrik edilmesi yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için gereklidir. Ayrı ayrı açılıp görülmeleri gereken bu tür davaların birlikte görülmeleri bu nedenle doğru görülmemiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2007/21-69 Esas ve 2007/55 Karar sayılı ve tarihli kararı da bu yöndedir”. Y. 21. HD gün ve 2011/13629 E, 2012/21086 K. Bu karar, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. Maddesine eklenen 6352 sayılı kanunun 39. Maddesi uyarınca bazı iş mahkemelerinin sosyal güvenlik mahkemeleri yapılması ve hizmet tespit davasının bu mahkemelerde görülmesi nedeni ile isabetlidir.

96 FERAGAT KONUSU Yargıtay’ın HMK ve buna ilişkin yönetmelik düzenlemesine rağmen, 1086 sayılı HUMK zamanında olduğu gibi temyiz aşamasında davadan feragat halinde yerel mahkeme kararını salt bu nedenle bozmasıdır. Oysa HMK uygulamasına ilişkin yönetmelik hükmüne göre Yargıtay temyiz aşamasında böyle bir durum olduğunda, ek karar verilmesi için dosyayı yerel mahkemesine geri göndermelidir. Zira düzenleme bu yöndedir. HMK Uygulama Yönetmeliği “Madde 57. Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat, davayı kabul veya sulh halinde, hâkim dosya üzerinden bu konuda ek karar verir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sırf bu nedenlerle dosya istinaf veya temyiz incelemesine gönderilmez”. (SÜREDEN- MİKTARDAN –TEMYİZ GİDERLERİNİ SÜRESİNDE YATIRMAMADAN RET)

97 Gerek davadan feragat edildiği tarihte yürürlükte bulunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 57. maddesi ve gerekse tarihli ve sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdari ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 215. maddesinde “Hükmün kesinleşmesinden önce davadan feragat, davayı kabul veya sulh halinde, hakim dosya üzerinden bu konuda ek karar verir. Taraflarca kanun yoluna başvurulmuş olsa dahi sırf bu nedenlerle dosya istinaf veya temyiz incelemesine gönderilmez.” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan sebeple, hükümden sonra ortaya çıkan davadan feragat beyanının mahkemece ek kararla değerlendirilip karara bağlanması gerektiğinden, davacının bu yöndeki talebinin reddine ilişkin yerinde olmayan ek kararın bozularak ortadan kaldırılmasına karar verildi.(YR 22.HD.si 2015/30750-E, 2015/31009-K)

98 Davalı vekilinin kararı temyizinden sonra davacı vekili tarihli UYAP ortamında elektronik imzalı dilekçe ile davadan feragat ettiğinden, feragat konusunda bir karar verilmek üzere hükmün BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir. (YR 9.HD.si 2014/32617-E,2015/31876-K) Davacı vekilinin temyiz isteminden sonra 14/07/2014 tarihli davadan feragat ettiğine dair dilekçe sunduğu, ancak dilekçede usulüne uygun olarak hakim onaylı kimlik tespiti yapılmadığından dilekçenin davacı vekiline aidiyeti tespit edilememiştir. Feragat dilekçesini ibraz eden davacı vekilinin hakim onaylı kimlik tespiti yapılarak feragat dilekçesi ile birlikte tekrar Dairemize gönderilmek üzere dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, YR 7.HD.si 2014/19117-E,2015/14044-K)

99 İBRANAME İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.

100 Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere göre ve özellikle; Dairemizce temyiz incelemesi yapılırken, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 420. maddesinde yer alan “Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.” şeklindeki düzenleme gereği, geçersiz kabul edilen ibraname ile aynı tarihte ibranameye ekli olarak düzenlenmiş olan tediye makbuzundaki miktarın banka kanalı ile ödendiği ispatlanmadığından, anılan tediye makbuzuna itibar edilemeyeceği hususu gözden kaçırılmış olmakla; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun kökleşmiş içtihatları gereği maddi hataya dayanan bozma ya da onama ilamının usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı (Yargıtay HGK gün 2007/9-13 esas 2007/17 karar ve Yargıtay HGK gün, 2008/ esas, 2008/454 karar) hususu da dikkate alınarak; davalının temyiz itirazlarının reddi ile sonucu itibariyle doğru olan kararın bu ilave gerekçe ile ONANMASINA, gününde oy birliğiyle karar verildi.( YR 22.HD.si 2015/20770-E,2015/28549-K) Y A R G I T A Y K A R A R I

101 Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Türk Hukukunda ibra sözleşmesi tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.

102 İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.(YR 9.HD.si 19/10/2015 T ve 2015/ E, 2015/28803-K)

103 İCRA İFLAS KANUNU MD.194 İflasın açılması, maddi hukuka ilişkin ilişkileri ve hükümleri cebri şekilde etkilediği gibi Medeni usul ve İcra hukuku kuralları üzerindede etki yaratır. Bu etkilerden biri de görev kurallarında meydana gelen değişikliktir. Görev kurallarındaki değişikliği dava açıldıktan sonra işverenin iflas etmesi hali ve iflas kararı verdikten sonra işçinin işverene dava açması hali bakımından ayrı ayrı incelemek gerekir.

104 İflasın açılması ile müflisin taraf olduğu hukuk davalarının ikinci alacaklılar toplatıntısından on gün sonrasına kadar duracağı genel kural ise de ( iik.m.194), yine bu hükmün müstacel haller, tazminatsız ceza davaları, şeref ve haysiyete tecavüzden ve cismani zararlardan doğan tazminat davaları ile evlenme, ahvalı şahsiye veya nafaka davalarının uygulanamayacağı kabul edilmiştir. İcra ve iflas kanununun 194 üncü maddesinde ayrık tutulan "Müstacel haller" den maksat, acele görülmesi gereken ve durduğu takdirde verilecek hükmün faydasız kalacağı gerçeğidir. Bu davalardan hakim takdir hakkını kullanarak müstaceliyet kararı vermek suretiyle yargılamaya devam eder. İşçinin alacaklı olduğu iş hukukuna ilişkin bir dava, işçinin sosyal durumu itibarıyle İİK.194 üncü maddenin gayesine uygun görülerek acele işlerden sayılmalı ve ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeksizin yargılamaya devam edilmelidir. Bunun yanında kanunun lafzına göre davacıların müflise karşı davaya devam edeceği izlenimi hasıl olmakta isede, masaya dahil mal ve haklar bakımından muflisin yetkisiz kalması keyfiyeti, kendisinin, müstacel de olsa bu davalara taraf olmaya devam etmesine manidir.

105 Bu durum karşısında birinci alacaklılar toplantısı yapılmış ve iflas dairesi teşekkül etmişse, müstacel davalar ikinci alacaklılar toplantısı beklenmeden iflas idaresine karşı; birinci alacaklılar toplantısı henüz yapılmamış ve işin müstaceliyeti icabı İflas İdaresinin seçimini dahi beklemeye durum müsait değilse, bu takdirde iflas dairesi muflisin yerini alarak davaya iflasın açılmasından önce davanın görüldüğü iş mahkemesinde devam olunur. Böylece işçinin alacağının tahsili amacıyla iş mahkemesinde açılan davadan sonra işverenin iflasına karar verilmesi mahkemenin görevini etkilemez isede, işveren muflisin yerine geçecek olanı etkiler.

106 İflas kararı verildikten sonra işçi işçilik haklarından doğan alacağının dayanağını ve miktarını iflas idaresine bildirir. Alacaklıların alacaklarını kaydettirmeleri için İİK'nun 219/2 maddesinde öngörülen 1 aylık sürenin bitiminden sonra, iflas idaresi alacakların doğru olup olmadığını incelemeye başlar. Maddi yönden inceleme sonucu kabul edilen her alacak tespit edilen sıraya göre sıra cetveline kaydedilir. Kabul edilmeyen alacaklar da red sebebleri ile birlikte sıra cetvelinde gösterilir. İflas idaresi İİK'nun 232. maddesinde öngörülen sürede düzenlediği sıra cetvelini iflas idaresine verir ve alacaklıları aynı Kanunun 166/2 maddesindeki usule göre ilan yoluyla haberdar eder. Ayrıca iflas masasına müracaat sırasında tebliğatı gösterir adres ve tebliğat masrafları için avans yatıranlara sıra cetveli tebliğ edilir. Sıra cetveline itiraz davalarında dava açma süresi, görev ve yetki İİK'nun 235. maddesinde düzenlenmiştir.

107 Bu hükme göre dava açma süresinin ilandan itibaren başlayacağı belirtildikten sonra, ayrıca İİK'nun 223/3. maddesi hükmünün saklı olduğu belirtilmiştir. Saklı tutulan hükme göre, iflas masasına müracaat eden alacaklılar tebliğatı kabule elverişli adres gösterir, yazı ve tebliğat masrafları için avans yatırmışlarsa sıra cetveline itiraz davası açma süresi bu alacaklılar hakkında sıra cetvelinin kendilerine tebliğinden itibaren başlar. Davanın 15 gün içinde açılması gerekmektedir.Bu süre hak düşürücü süre olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınır. İcra ve İflas Kanunu'nun 235/1. maddesine göre sıra cetveline itiraz davası iflas kararı veren Ticaret mahkemesinin bulunduğu yerdeki her hangi bir Ticaret Mahkemesinde açılabilir. Görevin belirlenmesinde dava değerinin önemi olmadığı gibi, buradaki mahkemenin yetkiside kamu düzenine ilişkindir.

108 Bu durum karşısında iş mahkemesinde görülmekte olan, işçi alacaklarına yönelik dava sırasında, işverenin iflası halinde dahi, İİK'nun 194. maddesi uyarınca, davaya iş mahkemesinde devam edileceği, işverenin işçi alacaklarına ilişkin dava açılmadan önce İflası halinde ise, yukarıda belirtilen şekilde hareket ile, alacağın iflas masasına kaydedilmemesi halinde, Asliye Ticaret mahkemesinde kayıt kabul davası olarak açılması gerekir.

109 Somut olayda, davalı şirket dava açıldıktan sonra iflas etmiştir. Mahkemece davacının alacaklarının tespiti için bilirkişiden rapor aldırılmıştır. Bu rapordaki tespitler ve alacak miktarları esas alınarak;

110 1- Mahkemece aldırılan bilirkişi raporundaki davacının alacaklarının toplam miktarı sıra cetveline kaydedilen alacak miktarı kadar ise bu miktarın davalı müflis şirketten tahsili yönünde hüküm kurulması, 2- Mahkemece aldırılan bilirkişi raporundaki davacının alacaklarının toplam miktarı sıra cetveline kaydedilen alacak miktarından az ise, "karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karar verilmesi, 3- Mahkemece aldırılan bilirkişi raporundaki davacının alacaklarının toplam miktarı sıra cetveline kaydedilen alacak miktarından çok ise aradaki farkın davalı müflis şirketten tahsili yönünde hüküm kurulması, gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

111 Dava kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itirazın iptali davasıdır. Dava tarihinden sonra davalı şirket hakkında iflas kararı verilmiş, yargılama, 2. alacaklılar toplantısından 10 gün sonraya kadar durdurulmuş, sonrasında toplanan deliller değerlendirilerek davanın kısmen kabulü ile itirazın kısmen iptaline, toplam ,64 TL. üzerinden takibin devamına hükmedilmiştir. Ancak dava konusu alacak 2. alacaklılar toplantısında kabul edilmediğine göre dava kendiliğinden kayıt kabul davasına dönüşmüştür. Bu durumda mahkemece, takip konusu asıl alacağa iflas tarihine kadar faiz işletilerek bulunacak meblağın masaya kayıt ve kabulüne karar verilmesi gerekirken bu yön gözetilmeden davanın itirazın iptali davası şeklinde sonuçlandırılmasında isabet görülmemiştir. (YR 19.HD.si T ve 2012/14638-E, 2013/3217-K)

112 Uyuşmazlık, iflas masasına kabul edilen işçilik alacaklarına ilişkin davanın kabulüne karar verilip verilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Yargılamanın devamı sırasında, davalı şirketin iflasına karar verilmesi üzerine, davacı işçinin dava konusu alacakların iflas masasına kaydedilmesi husunda başvuruda bulunduğu, dava konusu alacakların bir bölümü için iflas masasına kabul kararı verildiği ve sıra cetvelinin birinci sırasına kaydedildiği anlaşılmaktadır. Alacağın, da iflas masasına kabulüne karar verilmesi halinde, müflisin taraf olduğu hukuk davasının konusu kalmayacak, aksi halde (alacağın kısmen veya tamamen reddi) davada husumet iflas idaresine yöneltilerek kayıt kabul davası olarak devam edilecektir. İflas idaresinin bu tür alacaklar hakkında kabul veya red şeklinde karar vermeden bu alacakları sıra cetvelinde “davalı” olarak göstermekle yetinmesi gerekmekte olup, alacağın reddi veya kabulüne dair karar ikinci alacaklılar toplantısında verilecektir.

113 Dosya kapsamından, Kadıköy İflas Müdürlüğü'nce talebi inceleyen iflas idaresinin alacağın bir bölümün kabul ederek sıra cetvelinin 1. sırasına yazılmasına karar verdiği belirtilmekle birlikte, dava konusu alacağın ikinci alacaklılar toplantısında tamamen veya kısmen kabul edilip edilmediği açıklığa kavuşmamıştır. Bu sebeple yukarıda belirtilen hususlar gözetilmeden yargılamaya devam edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. Mahkemece, yukarıda açıklanan kanuni düzenlemeler çerçevesinde araştırma yapılarak, ikinci alacaklılar toplantısında kabul edilen alacakların nitelik ve miktarları belirlenerek, bu alacaklar yönünden davanın konusuz kaldığına karar verilmelidir. (YR 22.HD.si 2012/11503-E, 2013/1172-K)

114 Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi MADDE 194- (1) Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar. (2) Tarafların, dayandıkları delilleri ve hangi delilin hangi vakıanın ispatı için gösterildiğini açıkça belirtmeleri zorunludur. Delillerinİkamesi MADDE 318- (1) Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır. Hâkimin davayı aydınlatma ödevi MADDE 31- (1) Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir.

115 YEMİN Mahkemece yemin teklif etme hakkının hatırlatılması ancak ispat yükü kendisine düşen tarafın yemin deliline başvuru hakkının varlığı ile mümkündür. Kanuni olarak kullanılma hakkı bulunmayan bir hakkın varlığının mahkemece hatırlatılması da düşünülemez....İspat külfeti kendisinde olmayan tarafın karşı tarafa yönelttiği yemin hukuki sonuç doğurmaz. (YR.22.HD.si 2012/3713-E, 2012/24635-K )

116 ISLAH İLE İLGİLİ SORULAR: a)Bozmadan sonra ıslah yapılıp yapılmayacağı sorunu: Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun tarih ve 1944/10 E, 1948/ 3 K. sayılı kararı uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılamaz. (1086 Sayılı HUMK 84 ve 6100 Sayılı HMK 177 md.) Bu nedenle ıslaha değer verilmeden karar verilmesi gerekirken ıslahla artırılan miktarlara hükmedilmesi hatalıdır. YR 9.HK.D.Sİ 09/09/ / E,2015/25016-K)

117 Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176 ve devamı maddelerinde ıslah kurumu ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup, 176. maddede, davanın her iki tarafının da, yargılama usulüyle ilgili bir işlemini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği, ancak aynı dava içerisinde bu yola sadece bir kez başvurulabileceği; 177/1 maddede ise ıslahın tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceği belirtilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 177. maddesindeki kuralın ve bu kapsamda tahkikat kavramının irdelenmesinde yarar vardır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 147 ve izleyen maddeleri hükümlerine göre, tahkikat evresi, ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra, tarafları duruşmaya çağırmasıyla başlar; tarafların veya vekillerinin duruşmada dinlenmelerinden sonra, gerektiğinde çekişmeli hususlar hakkında tarafların delillerinin toplanmasıyla ve bunların incelenmesiyle sona erer.

118 Ancak, 177. maddedeki " Islah, tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. " ifadesinden, Kanunun, tahkikat ve hüküm arasında düzenlediği sözlü yargılama evresinde ıslaha izin vermediği sonucu çıkarılabilmektedir. Kısaca ister usule ilişkin ve isterse esasa yönelik bozma kararı verilsin bozmadan sonra araştırma yapılarak tahkikat devam ediyor ise bozmadan sonra ıslah mümkün kabul edilmelidir. Ancak esasa ilişkin bozma kesin ve araştırma yapılmasını gerektirmeyen, kısaca tahkikat yapılmasını gerektirmiyor ise bozmadan sonra ıslah kabul edilmemelidir. Mahkemece bozmadan sonra ıslah yapılamaz gerekçesi ile davacının ıslah talebi reddedilmiş ise de; bozma sonrası mahkemece bilirkişiden fazla mesai ücreti konusunda ek rapor alınmıştır. Ek rapor alınması tahkikatın devam ettiğini gösterir. Davacı tarafın ıslah dilekçesi davalının zamanaşımı itirazı dikkate alınarak değerlendirilmelidir Sayılı HMK’nın 77/1 maddesi gereğince ıslah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabileceğinden davacının ıslah talebinin reddedilmesi hatalıdır.

119 Somut olayda, mahkemece verilen ilk kararın, Dairemizce davacının husumetin tevcihinde yanılması nedeniyle usulden bozulduğu ve yerel Mahkemeninde bozma kararına uyduğu anlaşılmaktadır. Davacının bozmadan sonra davasını ıslah ettiği ve ıslah harcını yatırdığı anlaşılmaktadır. Bozma usule ilişkin olup, tahkikat devam ettiğinden bozmadan sonra ıslah mümkündür. Mahkemece davacının ıslah istemi hakkında karar verilmemesi hatalıdır. (YR 9.HK.D.Sİ T VE 2015/1813-E, 2015/5529-K) Kısaca ister usule ilişkin ve isterse esasa yönelik bozma kararı verilsin bozmadan sonra araştırma yapılarak tahkikat devam ediyor ise bozmadan sonra ıslah mümkün kabul edilmelidir. Ancak esasa ilişkin bozma kesin ve araştırma yapılmasını gerektirmeyen, kısaca tahkikat yapılmasını gerektirmiyor ise bozmadan sonra ıslah kabul edilmemelidir.(YR 7.HK.D.Sİ T VE 2014/20695-E, 2015/7229-K)

120 Dairemizin 2012/13631 Esas sayılı bozma ilâmı, davacının aldığı aylık ücret miktarının araştırılarak alacak kalemlerinin buna göre hesaplanmasına yöneliktir. Bozma içeriğinden anlaşılacağı üzere, bozma ilâmından önce tahkikat tamamlanmış değildir. Bu nedenle, bozma ilâmından sonra ıslahın mümkün olduğu kabul edilmelidir. Diğer yandan, bir davada sadece bir kere ıslah yapılabilir. Davacı vekilinin 13/03/2015 tarihinde harcını yatırarak verdiği talep artırım dilekçesi, hukuki niteliği itibari ile ıslah dilekçesidir. Açıklanan nedenler ile davacı vekilinin ikinci ıslah talebi dinlenmez ise de, davacı vekilinin 13/03/2015 tarihinde yaptığı ilk ıslah talebindeki artırılmış miktarlar gözetilerek sonuca gidilmelidir.( YR 9 HK.D.si 20/10/2015 t ve 2015/27378-E, 2015/29258-K)

121 b) Dava dilekçesinde vakıanın ıslah edilmeden, dava konusunun ıslah ile arttırılması: Bilindiği üzere dava miktarının ıslah yolu ile arttırılması olanaklı olduğu gibi açıkça belirtilmiş olmak kaydı ile dava sebebinin de ıslah sureti ile genişletilmesi ve değiştirilmesi mümkündür.

122 Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, somut olay değerlendirildiğinde; dava dilekçesinde davalı iş yerinde 2002 yılından iş akdinin feshedildiği tarihine kadar yaptığı fazla çalışma süresinin 600 saat olduğunu bildiren davacının bilirkişi raporu üzerine 600 saat üzerindeki fazla çalışma ücreti alacağı için, ıslah dilekçesi ile talebini artırması mümkün değildir. Hal böyle olunca, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. ( gün ve 2012/9-853 E, 2012/706 K)

123 c) Islah ile dava dilekçesinde istenmeyen, ancak aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan başka bir alacağın istenmesi: 9. HD. Kararı: “Davacı işçi dava dilekçesinde fazlaya dair haklarını saklı tutarak isteklerde bulunmuş, yargılama sırasında ıslah dilekçesi vererek izin ücretini de talep etmiştir. Mahkemece, davaya konu olmayan izin ücreti talebinin ıslah ile istenemeyeceği gerekçesiyle ek dava açma konusunda muhtariyetine dair karar vermiştir. Kısmi davada fazlaya dair haklar saklı tutulmuş olmakla ıslah dilekçesi verilerek daha önce talep edilmemiş olan izin ücretinin yargılamaya getirilmesi olanaklıdır, Davacının izin ücreti isteği ile ilgili olarak değerlendirme yapılarak bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir. (Y. 9. HD gün ve 2007/19071 E, 2007/24482 K)”

124 d) İtirazın iptali davasında ıslah: İtirazın iptali davasında, işçilik alacaklarıyla ilgili olarak tahsil hükmü kurulması mümkün olmaz. Yargılama sonunda icra takibine itirazın kıdeme ya da tamamen iptali ile takibin devamına ya da davanın reddine dair karar verilmelidir. İtirazın iptali davasında dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması mümkün olup, arttırılan kısım yönünden tahsil davası olarak hüküm kurulmalıdır. Davaya konu miktarın ıslah yoluyla arttırılması itirazın iptali davasının niteliğini değiştirmez ve tamamını tahsil davasına dönüştürmez. (YHG gün ve 2010/9-424 E, 2010/511 K)

125 Yargıtay kısmi davada ıslah sureti ile talep konusunun arttırılmasında zamanaşımı definin dikkate alınacağının kabul etmektedir.

126 Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.

127 1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.

128 Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK gün 2010/ E. 2011/ 70. K.).

129 Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder.(sözlü yargılama usulü) Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir. (Basit yargılama usulü)

130 Kısmi ıslahta dava dilekçesinin sadece miktar yönü düzeltilmiş olup, dava dilekçesinin diğer kısımlarının geçerli olduğunun kabulü gerekir. Başka bir anlatımla, dava dilekçesinin faiz ile ilgili kısmı ıslahla artırılan miktar için de geçerlidir. Davacının faiz talebini ıslah dilekçesinde tekrar etmesinin anlamı yoktur. Aksi halde dava dilekçesinin miktar dışındaki tüm unsurlarına ıslah dilekçesinde de yer verilmesi gerekir ki, kısmi ıslahta bunun gereksizliği ortadadır.(YR 22.HD.si T ve 2013/ E, 2015/640-K ISLAHTA FAİZ TALEBİ YOK 22.HD.Sİ FARKLI GÖRÜŞTE???

131 Gerçekten davacı dava dilekçesinde hüküm altına alınacak tazminatlara olay tarihinden itibaren faiz işletilmesini istemiştir. Dava dilekçesinde talep olunduğu için ayrıca ifade edilmesi gerekmediği halde maddi tazminatın artırılmasına ilişkin havale tarihli ıslah dilekçesinde de bu talebini tekrarladığı ve ıslahen artırılan tazminat miktarları içinde faizin olay tarihinden işletilmesine yönelik talebini tekrarlamıştır. İş kazası sonucu sürekli iş göremezlik nedeniyle açılan davalarda faizin zararın meydana geldiği olay tarihinden itibaren yürütüleceği, haksız eylemle birlikte zarar veren bakımından temerrüde düşüldüğünün kabulünün gerektiği dairemizin ve giderek Yargıtay’ın yerleşmiş uygulamalarındandır. Hal böyle olunca da davanın niteliğine göre haksız eylemin meydana geldiği tarihten itibaren faize karar verilmek gerekirken, dava konusu olay işçilik alacaklarıyla karıştırılarak, maddi tazminatın ıslahen artırılan bölümü için ıslah tarihinden itibaren faize karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. YR 21.HD.si 2014/ E,2015/12003-K İŞ KAZASI MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT ISLAHTA FAN FAİZE HÜKMETEME

132 KİŞİ -ORGAN 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 19 ve 6100 sayılı HMK.’un 33. maddeleri uyarınca yargıç tarafların hukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Yargıç aradaki sözleşmesel ilişkiyi yorumlar, sözleşme türünü ve içeriğini kendisi belirler. Tarafların gerçek ve ortak iradelerini esas alır. Bu nedenle taraflar arasındaki sözleşmenin iş, vekalet, eser veya ortaklık sözleşmesi olduğunu nitelendirilmesi yargıca aittir sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 135. Maddesi uyarınca “yönetim organı", anonim şirketler ve kooperatiflerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdür veya müdürler, şahıs şirketleriyle sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde yöneticidir. Aynı kanunun 368. Maddesi uyarınca “Yönetim kurulu, ticari mümessil ve ticari vekiller atayabilir. Devamı 370/2 maddesine göre ise “Yönetim kurulu, temsil yetkisini bir veya daha fazla murahhas üyeye veya müdür olarak üçüncü kişilere devredebilir. En az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması şarttır”.

133 Limited şirketlerle ilgili düzenlemelerde de şirket ortağı yanında, şirket ortağı olmayan kişinin müdür olarak atanacağı açıklanırken(Mad. 623), ortak olmayan şirket müdürünün iş sözleşmesi kapsamında da çalıştırılabileceği belirtilmiştir(Mad.629). Diğer taraftan 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 4. Maddesine göre “Sigorta şirketleri ve reasürans şirketlerinin yönetim kurulları genel müdür dâhil beş kişiden, denetçiler ise iki kişiden az olamaz. Genel müdür, yönetim kurulunun doğal üyesidir”. Sigorta şirketinde yasa gereği genel müdürün yönetim kurulu üyesi olması, yasadan kaynaklanan bir durum olup, iş sözleşmesi ile işe alınmasına engel değildir. Kısaca genel müdür olarak iş sözleşmesi ile işe alınan kişi yasa gereği yönetim kuruluna seçilmekle organ sıfatını almaz.

134 Bankacılık Kanunu’nun 23. Maddesi uyarınca banka yönetim kurulunun doğal üyesi olan genel müdürler de murahhas üye veya kişi/organ sıfatını kazanmamış ise iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü gerekir. Kişi organ statüsündeki murahhas azalar dışında anonim şirket yönetim kurulunu oluşturan kişilerle şirket tüzel kişiliği arasındaki ilişki kural olarak vekalet akdine dayansa da bu ilişkinin iş ilişkisi olarak kurulmasına da bir engel bulunmamaktadır. O halde hukuki nitelendirme her somut olaydaki çalışma ilişkisi özelinde yapılmalıdır (Prf. Dr. Sarper Süzek, İş Hukuku, Yenilenmiş 10. Bası. İstanbul s )

135 Türk Borçlar Kanunu ticari temsilciyi “işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişi” olarak tanımlamıştır(Mad.547/1). Aynı kanunun 554. Maddesinde ticari temsilci ile temsil ettiği kişi arasında hizmet, ortaklık veya vekâlet sözleşmelerinin olabileceği, ancak bunun sınırlı olmadığı, taraflar arasında başkaca hukuki ilişkilerin de bulunabileceği belirtilmiştir. Kısacası ticari temsilci ile işletme sahibi arasında iş ilişkisi kurulabilir. Şirketlerde tüzel kişiliği temsil eden genel müdür veya müdürleri ticari temsilci oldukları açıktır. Ticari temsilcinin yukardaki düzenlemelere göre gerçek anlamda ortak olmadıkça, bağımsız hareket etmedikçe ve murahhas üye olmadığı sürece, iş ilişkisi kapsamında çalıştığının kabulü gerekir.

136 Ayrıca ticari temsilci olan, genel müdür veya müdür ile tacir olan kişi arasında çıkan uyuşmazlıkların iş ilişkisi olması halinde uyuşmazlığın 6102 sayılı TTK.’nun 5/1 maddesi yollaması nedeni ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. Maddesi uyarınca iş mahkemesinde görülmesi gerekir. Zira anılan 5. Maddede açıkça ayrı düzenleme yoksa ticari davanın ticaret mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir sayılı kanun ayrı düzenleme öngörmüştür.

137 Somut uyuşmazlıkta davalı sigorta şirketleri ile davacı arasında beş yıl belirli süreli iş sözleşmesi imzalandığı, davacının CEO tabir edilen genel müdür olarak çalışacağının, aylık ücret alacağının ve işverenlerin talimatına uygun olarak bağımlı çalışacağının belirtildiği, sözleşmenin iş sözleşmesinin unsurlarını taşıdığı açıktır. Davacının murahhas üye olduğu, ortak olduğu da savunulmamıştır. Yasadan kaynaklanan yönetim kurulu üyesi olması ona organ sıfatını kazandırmaz. Mahkemece davacının murahhas üye veya ortak olup olmadığı araştırılmadan, eksik inceleme ile görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.

138 İş Kanununa tabi genel müdür olarak çalışanların aynı zamanda yönetim kurulu üyesi olmaları halinde kişi-organ statüsünü taşıyıp taşımadıklarının araştırılması gerekir. Genel müdürün organ sıfatını kazanmaksızın yönetim kurulu üyesi olması halinde, “genel müdürlük görevi” sebebiyle iş ilişkisinin devam ettiği sonucuna varılmalıdır. Buna karşın şirketi temsil ve ilzama yetkili kişi-organ sıfatı kazanılmışsa, işçi ve işveren sıfatı aynı kişide birleşemeyeceğinden iş ilişkisinin bulunmadığı kabul edilmelidir

139 Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılması bu kısımların bağımsız bir şekilde onandığını göstermez, hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usulü kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu sebeple bozma kararından sonra mahkemece 6100 sayılı Kanun'un 297. maddesinde belirtilen unsurları içeren yeni bir karar verilmek zorundadır. Somut olayda, mahkeme tarafından, bozma ilamına uyulduktan sonra ihbar tazminatı talebinin reddedilmiş olması doğru olmakla birlikte, bozma kapsamı dışında kalan kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai, genel tatil ve hafta tatili ücreti alacakları hakkında bozma öncesi olduğu gibi ve açıkça hüküm kurulması gerekirken, karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş olması hatalıdır. (Yr 22.hd.Sİ t ve 2015/11457-E, 2015/13362-K) BOZMA SONRASI YENİ HÜKÜM

140 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun tarih, 2012/ esas, 2012/84 karar sayılı ilamında ve Dairemizin emsal kararlarında belirtildiği gibi, Yargıtay'ca bozulan karar, sonraki kararın eki niteliğinde değildir. Bozma ile birlikte önceki hüküm ortadan kalkarak hukukî geçerliliğini yitirir. Mahkemece bozulan karara atıf yapılarak yeni hüküm oluşturulamaz. Bozmadan önceki ve bozmadan sonraki kararlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297'ye uygun olmalıdır. (YR 22.HD.si T ve 2013/20255_E, 2013/2016-K)

141 Mahkemece, hüküm altına alınan alacaklardan davalılar T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Gökçe Grup Şirketi sorumlu tutulmuştur. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Kararnamenin 29 uncu maddesi uyarınca Bakanlığa bağlı bir kuruluş olup tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Ancak Bakanlığa karşı açılan davalarda, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca bakanlığı temsil yetkisi bulunmaktadır. Mahkemece, T.C. Sağlık Bakanlığı yanında ayrıca tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti bulunmayan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu aleyhine de hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Yr 9.hd.Sİ T ve 2014/10749-E, 2015/23325-K-) KAMU HASTANELERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNE HUSUMET YÖNELTİLMESİ

142 Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumuna husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Somut olayda, Sağlık Bakanlığının birimi olan "Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu"nun ve Oltu Devlet Hastesinin tüzel kişiliği bulunmadığından taraf ehliyeti ve temsilci sıfatı yoktur. Davalı Sağlık Bakanlığı asıl işveren olarak davacının kıdem tazminatından sorumludur. Mahkemece davalı Sağlık Bakanlığı aleyhine karar verilmesi gerekirken tüzel kişiliği olmayan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu aleyhine karar verilmesi hatalıdır. Hal böyle olunca mahkemece davalı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Oltu Devlet Hastanesi bakımından davanın husumetten reddine karar verilmesi gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalıdır.(YR 22.HD.si T ve 2014/10849-E, 2015/21848-K)

143 Konut Kapıcıları Yönetmeliğinin 3. maddesinde konut kapıcısı işvereninin konutun maliki veya ortakları olduğu 4. maddeye göre konut yöneticisinin İş Kanunu ve bu Yönetmeliğin uygulanması ile yargı uyuşmazlıklarında işverenin temsilcisi bulunduğu, belirtilmiştir Sayılı İş Kanununun 2/I. Maddesinde işçi çalıştıran tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlarında işveren olarak kabul edilmesi 1475 Sayılı İş Kanununun 1. maddesinde işçi çalıştıran tüzel kişiliği bulunmayan şahıs topluluklarını da kapsama alması yönünden olup, esasen konut kapıcılarının işverenin 1475 sayılı İş kanunun Ek 1. maddesinde konut maliki ve ortakları olduğu, konut yöneticisinin ise işveren vekili olup, mali sorumluluklar işverene ait olmak üzere, yargı uyuşmazlıklarında ve İş Kanununun uygulanmasında işverenin temsilcisi bulunduğu hükme bağlanmıştır.. KONUT KAPICISI DOSYALARI

144 KAPICI GİDERLERİNDEN SORUMLULUK Hüküm kurulurken kat maliklerinin sorumluluğunun Kat Mülkiyeti Kanunu 20.maddesi uyarınca hükümde gösterilmemesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. (YR 9 HD.si T ve 2009/13460-E ve 2011/15952-K) III-Ana gayrimenkulün genel giderlerine katılma : Madde 20 – (Değişik birinci fıkra: 13/4/ /9 md.) Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça: a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak; b) Ana gayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; (1) Katılmakla yükümlüdür.

145 ÖRNEK KARAR Davanın Kısmen Kabulüne, ,76 TL kıdem tazminatının tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalı Palmiye Sitesi kat maliklerinden eşit olarak alınarak davacıya verilmesine, -200 TL ihbar tazminatı ve 100 TL yıllık izin ücreti alacağının dava tarihi olan tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Palmiye Sitesi kat maliklerinden eşit olarak alınarak davacıya verilmesine,

146 Dosya içeriğinden hizmet akdinin davacı ile değil, başka bir yerde SSK.’na tabi olarak çalışan eşi ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar davacı şahitleri, davacının kapıcı olarak hizmet gördüğünü söylemişlerse de, davalı tanıkları aksi yönde beyanda bulunmuşlardır. Diğer yandan apartmanın kaloriferli olmadığı temizlik, ekmek alma ve çöp toplama işlerinden başkaca kapıcının yaptığı iş bulunmadığı, davalı tanık beyanlarına göre davacının eşinin mesai saatleri öncesi ve sonrası anılan işleri yaptığı anlaşılmaktadır. Bütün bu beyan ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde davacı ile davalılar arasında bir hizmet akdinin bulunmadığı, davacının eşine yardımcı olduğunun kabulü gerekir. Böyle olunca davanın reddi gerekirken aksine değerlendirme ile işçilik haklarına karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.(YR 9.HD.Sİ T ve2006/36907-E, 2007/23260-K) KAPICININ KARISI

147 Mahkemece, hüküm altına alınan alacaklardan davalılar T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu ve Gökçe Grup Şirketi sorumlu tutulmuştur. 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kurulan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu, Kararnamenin 29 uncu maddesi uyarınca Bakanlığa bağlı bir kuruluş olup tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti bulunmamaktadır. Ancak Bakanlığa karşı açılan davalarda, 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca bakanlığı temsil yetkisi bulunmaktadır. Mahkemece, T.C. Sağlık Bakanlığı yanında ayrıca tüzel kişiliği ve taraf ehliyeti bulunmayan Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu aleyhine de hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Yr 9.hd.Sİ T ve 2014/10749-E, 2015/23325-K-)

148 Davanın açılmasının Vergi Usul Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku açısından sonucu, talep edilen işçilik alacağı dolayısıyla Devletin vergi ve sigorta primi alacaklarının şüpheli alacak hâline gelmesidir. Vergiye tâbi işçilik alacaklarında vergi mükellefi işçi, vergiyi kesip vergi dairesine yatırmakla sorumlu kişi (vergi sorumlusu) ise işverendir. Yine sigorta primi işçi payının ve işsizlik sigortası primi kesintisinin mükellefi işçi, sorumlusu ise işverendir. Gelir vergisinde vergiyi doğuran olay, vergiye tâbi gelirin elde edilmesidir. Sigorta prim borcunu doğuran olay, prime tâbi işçilik alacağının işçiye ödenmesidir. İşçilik alacağı işçiye ödendiğinde, işverence, buna ilişkin bordro düzenlenip bordroda söz konusu vergi ve prim kesintileri ayrı ayrı gösterilmeli, yöntemince muhasebeleştirme yapılmalıdır. NET – BRÜT AYRIMI

149 Mahkemelerle icra dairelerinin, işçilik alacaklarından vergi ve prim kesintisi yapıp vergi dairesine yatırmak veya bu hususu takip etmek gibi bir görevi bulunmamaktadır. Bu sebeple dava konusu işçilik alacağının brüt tutardan hesaplanması, alacağa ilişkin ilamın brüt tutar üzerinden icraya konulması, icra dairesince veya haricen takip konusu borç tahsil edildiğinde, işverenin, tahsil tarihindeki tarife ve oran üzerinden ilgili vergi ve prim kesintilerini vergi dairesine yatırarak bakiyesini işçiye ödemesi, buna dair muhasebeleştirme işlemlerini yapması gerekmektedir.

150 Alacak davası devam ederken bilirkişi tarafından yapılan net hesaplamaya dayanılarak alacağın net tutar üzerinden hüküm altına alınması durumunda, mahkemeler ve icra daireleri aracı kılınarak Devletin vergi ve prim kaybı oluşabilmektedir. Bu nedenle davacı, dava konusu işçilik alacağının net tutardan hüküm altına alınmasını açıkça talep etmediği sürece, bütün işçilik alacakları brüt tutar üzerinden hüküm altına alınıp bu tutar üzerinden de icraya konulmalıdır. Mahkemece, infazda tereddüte yol açılmaması için, hükmedilen alacağın net mi brüt mü olduğunun kararda belirtilmesi gerekir.

151 ÇALIŞMA MÜFETTİŞİ RAPORUNUN İPTALİ DAVASI Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, T.C. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Grup Başkanlığının08/03/2013 tarih ve 944 sayılı görev yazısı gereğince " bankacılık sektöründe çalışanların çalışma koşullarının iyileştirilmesi" programlı teftiş kapsamında yapılan inceleme sonucunda müvekkili bankanın çeşitli il ve ilçelerinde bulunan 44 şubesinin incelendiğini neticede haftalık 45 saati aşan fazla mesai yapıldığına dair tutulan tutanağın hukuka aykırı olduğunu belirterek iptaline karar verilmesini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, yargı önünde haklarını savunma ve delillerini sunma imkanı tanınmayan işverenin müfettiş raporu ile bağlı olacağını söylemenin mümkün olmadığı, 92. Maddenin son cümlesinde işverenin bu rapora karşı 30 gün içerisinde itiraz edebileceğinin hükme bağlandığı, davacı banka çalışanlarının fazla mesai ücretleri olduğunun belirlenmesine dair müfettiş raporunun davacı bankayı bağlayıcılığı olmadığı gerekçesi ile istemin kabulüne karar verilmiştir.

152 Dosya içeriğine göre Bölge Müdürlüğü İş Teftiş Kurulu genel denetim ve teftiş sonrası, işyerinde 4857 sayılı İş Kanunu’nun bazı hükümlerinin eksik uygulanması ile ilgili genel olarak tespitlerde bulunmuşlardır. Çalışanlar tarafından başvuru olmadığı gibi doğrudan işçi adı belirtilerek alacakları olduğu da tespit edilmemiştir. Bu bir genel denetimdir. İş müfettişleri yasal yetkilerini kullanmışlardır. Bu genel denetim yetkisinin yargı yetkisi olarak değerlendirilmesi gerekçesi isabetli değildir. Kaldı ki Anayasa’ya aykırılık ileri sürülmediği ve iptal edilmediği sürece yasal kuralı hakim uygulamak zorundadır. İş Kanunu’nun 92/3 maddesindeki inceleme denetimi şeklinde yapılan itirazın doğrudan işçinin alacağının belirlenmesi ve işçiye husumet yöneltilerek yapılması gerekir

153 Somut uyuşmazlıkta işveren vekili, 92. Madde uyarınca, maddi olaylara dayalı tespit içeren raporun iptalini istemiştir. Bu rapor şu hali ile açılacak davalarda delil niteliğindedir. Rapor bir idari para cezası da içermemektedir. Delil niteliğinde maddi vakıaların tespitini içeren raporun iptalini istemede davacının hukuki yararı yoktur. Davanın 6100 sayılı HMK.’un 114 ve 115. Maddeleri uyarınca hukuki yarar şartı yokluğu nedeni ile usulden reddi yerine kabulü hatalıdır.(YR 9.HD.si Tve 2014/22995-E, 2015/14088-K)

154 Bu durumda itiraza konu rapor ve tutanakta işçi alacağının eksik belirlendiği ileri sürülerek açılan davada; işçinin davacı, işverenin ise davalı olarak kabul edilmesi gerekir. Buna karşın, itiraz konusu işçilik alacağının tamamen veya kısmen mevcut olmadığı ileri sürülerek açılan menfi tespit davasında ise; davacının işveren, davalının ise işçi olacağı tartışmasızdır. İtiraz davasının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aleyhine açılması halinde ise dava pasif husumet ehliyeti yokluğu sebebi ile reddedilmelidir. Somut olayda, davacı işveren Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından düzenlenen ve işçilerin fazla çalışma ücret alacaklarının bulunduğu yönünde tespit içeren rapora, işyerinde fazla çalışma yapılmadığını ileri sürerek itiraz ettiğinden husumetin davanın kabulünden zarar görecek ve aleyhine hukuki sonuç doğacak işçilere yöneltilmesi gerektiğinin dikkate alınmaması ve davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı aleyhine açılan davanın dava şartı olan husumet ehliyeti yönünden reddedilmesi gerekirken esastan reddine karar verilmesi isabetsizdir.(YR 22.HD.si Tve 2013/22357-E, 2013/19123-K)

155 Görüldüğü üzere; iş müfettişinin iş yerinde uygulanan çalışma sürelerine ve fazla mesai ücretlerine ilişkin yaptığı tespit, 4857 sayılı Kanun’un 92. maddesinin 3. fıkrasında belirtilen somut işçi alacağının tespitine yönelik değildir. Rapor genel nitelikte tespit içerir bir rapor olup itirazı kabil raporlardan değildir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında; davanın usulden reddi gerekirken yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.

156 HUKUK GENEL KURULU KARARI Buna göre, somut uyuşmazlıkta müteselsil sorumlu olanlardan; dava dışı alt işveren ile davacı arasındaki hukuki ilişki hizmet akdine dayanmakta iken davalı asıl işveren arasındaki hukuki ilişki 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen “birlikte (müteselsil) sorumluluktan” kaynaklanmaktadır. Davacıya karşı müteselsil sorumlu olanlardan, dava dışı alt işverenin sorumluluğu akitten, davalı asıl işverenin sorumluluğu kanundan kaynaklandığından; diğer bir ifade ile, asıl ve alt işveren işçilik alacakları yönünden işçiye karşı farklı hukuki sebepler nedeniyle sorumlu olduklarından; davacı ile davalılar arasındaki ilişki, dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca, eksik teselsül ilişkisine dayanmaktadır. Yukarıda yapılan açıklamaların ışığında, 818 sayılı Kanun’un 134. maddesi hükmünün eksik teselsülde yani BK’nun 51. maddesine dayanan müteselsil sorumlulukta uygulama olanağı bulunmaması nedeniyle alt işverene karşı açılan davanın, davalı asıl işveren yönünden zamanaşımını kesmesi mümkün değildir. ASIL-ALT İŞVEREN TESELSÜL SORUNU

157 O halde, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle dava konusu ve beş yıllık zamanaşımı süresine tabi alacaklar yönünden zamanaşımına uğrayan fazla çalışma ve genel tatil alacağı yönünden bu konuda bir değerlendirme yapılarak varılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile alt işverene karşı açılan davanın zamanaşımını kestiği gerekçesiyle davanın kabulüne ilişkin kararda direnilmesi isabetsiz bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gün ve 2013/ E, 2013/1461 )

158 Dairemizce 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde, davalıların sorumluluğu kanunun 51. Maddesine göre eksik teselsül kapsamında değerlendirilmiştir. Eksik teselsül halinde ise müteselsil sorumlulardan biri aleyhine açılan dava diğer sorumlu olan için zamanaşımını kesmez. Alt işveren iş sözleşmesinin tarafı işveren olmakla, işçi ile aralarındaki hukukî ilişki sözleşmeye dayanmaktadır ve işçiye karşı sözleşme nedeniyle sorumludur. Bir borçtan birden çok kişi, farklı nedenlerden dolayı sorumlu iseler borçlular arasındaki teselsül ilişkisi eksik teselsül niteliği taşımaktadır. Eksik teselsülde borçlulardan birine karşı kesilen zamanaşımının doğrudan doğruya diğerine karşı da kesildiği kabul edilmediğinden alt işverene karşı kesilen zamanaşımı, bunun asıl işverene karşı da kesildiği sonucunu doğurmamaktadır.

159 Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gün ve 2013/ E, 2013/1461 K sayılı kararı ile Dairemizin bu görüşünü benimsemiştir. Böyle olunca davalı asıl işverenin zamanaşımı itirazı üzerinde durulmalı, 5 yıllık zamanaşımı süresine tabi fazla çalışma ve genel tatil alacağı yönünden bu konuda bir değerlendirme yapılmalı ve sonucuna göre karar verilmelidir. Yazılı gerekçe ile bu alacakların tamamının kabulüne karar verilmesi hatalıdır.(YR 9.HD.si T ve 2011/16095-E,2013/29491-K)

160 YENİ KARAR ????? Davacı, 6098 sayılı Yasanın yürürlükte olduğu tarihteki günlü kısmî dava dilekçesiyle kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti ve genel tatil ücreti alacaklarının ödetilmesini istemiş, günü bilirkişi raporu doğrultusunda talebini ıslahla artırmıştır. Davalı T.C. Sağlık Bakanlığı vekili, cevap dilekçesinde ve ıslaha itiraz dilekçesinde zamanaşımı def'inde bulunmuş, diğer davalı alt işveren ise zamanaşımı def'inde bulunmamıştır. Mahkemece, zamanaşımı def'i sadece asıl işveren Bakanlık yönünden dikkate alınıp 2008 yılı öncesine ait fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarından T.C. Sağlık Bakanlığı sorumlu tutulmamış, davalı alt işveren Genç Ufuklar Şirketi zamanaşımı def'inde bulunmadığından tüm çalışma süresine ait miktardan sorumlu tutulmuştur.

161 6098 sayılı Yasanın 155. maddesindeki düzenlemeye göre ister birden fazla kişi birlikte bir zarara sebep olsun ister aynı zarardan çeşitli nedenlerle sorumlu olsunlar bu kişiler hakkında müteselsil sorumluluğa dair hükümler uygulanacak olup müteselsil borçlulardan birisine karşı kesilen zamanaşımı diğerine karşı da kesilmiş sayılacaktır. Dolayısıyla 6098 sayılı Yasa, 818 sayılı Yasanın aksine eksik teselsülü kabul etmemiş, sadece tam teselsüle yer vermiştir. Şu hâlde 4857 sayılı Yasanın 2. maddesinde, asıl işveren ile alt işverenin ödenmeyen işçilik alacaklarından müteselsil sorumluluğu öngörüldüğünden, 6098 sayılı Yasanın 155. maddesi dikkate alındığında asıl işverenin yaptığı zamanaşımı def'inden alt işverenin de yararlanması gerekecektir.

162 Somut olayda zamanaşımına konu alacak (2008 ve öncesine ait), 818 sayılı Yasa döneminde muaccel olmuş ise de zamanaşımının kesilmesi ve def'i hakkının asıl işverence kullanılması tarihinde 6098 sayılı Yasanın 155. maddesi yürürlüktedir. Bu sebeple, 6098 sayılı Yasanın 155. maddesinde eksik teselsül kabul edilmediğinden, 4857 sayılı Yasanın 2. maddesi ve 6098 sayılı Yasanın 155. maddesi gözetilerek davalı asıl işveren T.C. Sağlık Bakanlığı'nın zamanaşımı def'inden, müteselsil sorumlu diğer davalı alt işverenin de yararlanması gereklidir.(YR 9.HD.si T ve 2014/16231-E, 2015/31527-K)

163 Mahkemece, davanın kabulü ile feshin geçersizliğine, davacının alt işveren şirket işyerine işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinden alt işveren şirket ile asıl işveren belediyenin birlikte sorumluluğuna dair kararın davalı asıl işveren belediye vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin gün ve 2013/10484 Esas, 2014/6774 Karar sayılı kararı ile “somut olayda davacının üst yönetimden izin almaksızın sorumluluğu altında bulunan öğrencileri dava dışı siyasi bir partinin il merkezine götürmesi eylemi, haklı nedenle iş akdinin feshedilmesini gerektirecek ağırlıkta olmasa dahi feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerektiği, bu itibarla davacının işe iade talebinin reddi gerekirken kabulünün isabetsiz olduğu” gerekçesi ile kararın bozulmasına ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3 maddesi uyarınca davanın kesin olarak reddine karar verilmiştir. İŞE İADE ASIL-ALT İŞVEREN TESELSÜL İLİŞKİSİ

164 Davacı vekili, kararın alt işveren tarafından temyiz edilmediğini, bu yönü ile kesinleştiği emsal Yargıtay 22. Hukuk Dairesinden geçen kararda alt işveren yönünden feshin geçersizliğine ve işe iadeye karar verildiğini, kararda maddi hata yapıldığını belirterek, maddi hataya dayalı Dairemiz kararının kaldırılarak yerel mahkeme kararının onanmasını talep etmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi B.Kar tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

165 Diğer taraftan 6098 sayılı TBK.’un tesesül hükümlerini düzenleyen 162 ve devamı maddelerine göre “Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da konusundan doğan def'i ve itirazları ileri sürebilir. Müteselsil borçlulardan biri ortak def'i ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur(Mad. 164). Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe, borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz(Mad. 165)”.

166 Asıl-alt işverenlerin işçilik alacaklarından sorumluluğu yasadan kaynaklanan müteselsil bir sorumluluktur. Asıl işverenin feshin geçersizliği ve işe iade yönünden yükümlülüğü yok ise de feshin geçersizliğine bağlı işçilik alacakları olan işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücret alacağından sorumluluğu vardır. Alt işverenin açılan işe iade davasında feshin geçerli nedene dayandığını ileri sürmemesi veya bu yöndeki kararı temyiz etmemesi, işçilik alacakları yönünden borçlu olan asıl işverenin defi ve itirazlarını sürmesine engel değildir. Ancak bu savunma ve itiraz sadece asıl işverenin sorumluluğunu etkiler. Savunma ve itiraz etmeyen alt işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

167 Somut uyuşmazlıkta mahkemece verilen feshin geçersizliği ve davacının işe alt işveren işyerine iadesine, işe başlatmama tazminatı ile boşta geçen süre ücret ve alacaklarından asıl ve alt işverenin birlikte sorumluluğu yönünde verilen karar alt işveren tarafından temyiz edilmemiş, asıl işveren yönünden temyiz edilmiştir. Asıl işveren yönünden ise ileri sürdüğü feshin geçerli nedene dayandığı temyiz nedeni yerinde bulunmuş, ancak temyiz etmeyen davalı alt işveren yönünden de fesih geçerli nedene dayandığı kabul edilerek, yerel mahkemenin kararı bozularak ortadan kaldırılmış ve kesin olarak davanın reddine karar verilmiştir. Yukarda açıklanan hukuki düzenlemeler karşısında temyiz etmeyen alt işveren yönünden davanın reddine karar verilmesi maddi hataya dayanmaktadır. Davacının bu yönde itirazı yerindedir. Davalı asıl işveren savunmasında ve temyiz isteminde davacının iş sözleşmesinin geçerli nedenlerle feshedildiğini savunmuştur.

168 Dosya içeriğine göre davacının üst yönetimden izin almaksızın sorumluluğu altında bulunan öğrencileri dava dışı siyasi bir partinin il merkezine götürmesi eylemi, haklı nedenle iş akdinin feshedilmesini gerektirecek ağırlıkta olmasa dahi feshin geçerli nedene dayandığının kararı temyiz eden asıl işveren yönünden kabulü ve dolayısı ile işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücret alacağından sorumlu tutulmaması gerekir. Alt işverenin kararı temyiz etmemesi karşısında taraflar arasında tam teselsül olmayıp, bozmanın kararı temyiz etmeyen alt işverene sirayet etmeyeceği dikkate alınarak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

169 HÜKÜM: Yukarda açıklanan gerekçe ile; 1. Maddi hataya dayalı Dairemizin gün ve 2013/10484 Esas, 2014/6774 Karar sayılı kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. Mahkemenin kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, 3. Davanın davalı asıl işveren ZEYTİNBURNU BELEDİYE BAŞKANLIĞI yönünden REDDİNE, 4. Davacının ÜMİT EĞİTİM VE YAY. HİZ. TİC. LDT. ŞTİ. Ne yönelik davasının KABULÜ ile, davalı ÜMİT EĞİTİM VE YAY. HİZ. TİC. LDT. ŞTİ tarafından gerçekleştirilen feshin GEÇERSİZLİĞİNE ve davacının adı geçen şirkete İŞE İADESİNE,

170 5. Davacının yasal süre içinde başvurusuna rağmen davalı alt işverence süresi içinde işe başlatılmaması halinde ödenmesi gereken tazminat miktarının davacının kıdemi, fesih nedeni dikkate alınarak takdiren davacının 4 aylık brüt ücreti tutarında BELİRLENMESİNE, 6. Davacı işçinin işe iadesi için işverene süresi içinde müracaatı halinde hak kazanılacak olan ve kararın kesinleşmesine kadar en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklarının davalıdan tahsilinin GEREKTİĞİNE,

171 BELİRSİZ ALACAK 9.HD.si UYGULAMA KRİTERLERİ Kıdem tazminatı hesabı için, işçinin çalıştığı süre, fasılalı çalışma olup olmadığı, bu süre içinde ihbar önelini altı hafta aşan istirahat raporu alınıp alınmadığı, ücretsiz izin uygulaması olup olmadığı, grevde geçen sürenin varlığı, işçinin son ücreti, ücretin eki niteliğindeki ödemelerin son bir yıllık toplamı, işçiye sağlanan ayni hakların parasal değeri ve son bir yıllık ortalaması, ücretin eki mahiyetindeki ödemelerin devamlılık arz edip etmediği gibi konuların net olarak bilinebilmesi gerekir. Bu yüzden işçinin hesabın unsurlarına dair sözü edilen bir veya birkaç konuda belirsizlik halinde kıdem tazminatının başlangıçta tam olarak ve tamamen belirlenmesi mümkün olamaz. HMK’nun 107. maddesinin gerekçesinde belirtildiği üzere alacaklının “alacağının tamamını tam olarak” tespiti mümkün değildir. Bu nedenle hesabın unsurlarındaki tartışma ve belirsizlik, alacağın da belirsiz olması sonucunu doğurur. Ancak ücret ve eklerine dair tartışma kıdem tazminatı tavan sınırlaması sebebiyle sonuca etkili değilse, kıdem tazminatının belirsiz alacak davasına konu edilemeyeceği düşünülmelidir.

172 İhbar tazminatı hesabı noktasında kıdem tazminat için sözü edilen tavan sınırlaması hariç, hemen hemen aynı verilere ihtiyaç vardır. İşçinin çalışma süresindeki tartışmanın ihbar süresine dair dilimi etkilemesi veya işçinin ücreti ve eklerindeki herhangi bir tartışma halinde ihbar tazminatı hesabı da belirsizdir.

173 İşçinin ücretini ve çalışma süresini bilmesi gerektiği varsayımı ile ihbar ve kıdem tazminatının her durumda belirli olduğunu söylemek isabetli bir yaklaşım olmaz. Çalışma süresine ve ücreti ile eklerine dair yasal yükümlülüğe rağmen işverence belge verilmemiş bir işçinin, işverende mevcut işyeri şahsi sicil dosyasına ulaşmadan ve işverence bilgi ve belge sunulmadan önce henüz dava açma aşamasında bu tür tazminatların tamamını ve tam olarak hesaplamasını beklemek ve bunu bir dava şartı olarak kabul etmek, hak arama özgürlüğünü zedeler. Bu konuda alınacak olan uzman raporu da hesap noktasında aynı belge eksiklikleri sebebiyle yeterli olmayacağı gibi, iş sözleşmesi yasal hakları ödenmeksizin feshedilen işçiden dava öncesinde alacaklarını belirleyebilmek için hesap raporu almak yönünde bir masraf yapmasını beklemek de doğru olmaz.

174 Yıllık izin ücreti hesabının unsurları, işçinin çalışma süresi ve ücretin miktarıdır. İşverence yasal düzenlemelere rağmen bu yönlerden belge düzenleme ve işçiye verme yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olması halinde işçinin yıllık izin ücretini dava öncesinde tam olarak belirlemesi mümkün olmayabilir. Bu açıdan çalışma süresi ve ücretin tartışmalı olması durumunda yıllık izin ücreti belirsiz alacak davasına konu edilebilir. Ancak çalışma süresi ve ücretin işçiye verilmiş veya ulaşabileceği belge ve kayıtlarla kesin olarak saptanabildiği hallerde yıllık izin ücretinin belirli olduğu ve belirsiz alacak davasına konu olamayacağı söylenebilecektir.

175 Fazla çalışma, hafta tatili çalışması, bayram ve genel tatil çalışmaları karşılığı ücretler için ise çalışmaların tamamının puantaj kayıtlarına dayandırıldığı istisnai durumlar dışında hakimin taktiri indirimi söz konusu olduğundan,alacakların, davanın açıldığı aşamada tam olarak belirlenmesi mümkün değildir. Bu itibarla sözü edilen alacakların belirsiz alacak davasına konu edilebileceği ilke olarak kabul edilmektedir. Hakimin takdiri veya yasal nedenlerle indirim yapılarak alacak miktarı veya değerinin belirlenmesi halinde alacak belirsizdir(Yargıtay 9.HD gün ve 2012/1757E 2012/5742 K. ).

176 Dairemizin kısmi dava ile ilgili verdiği bu ölçütleri kabul eden Yargıtay Hukuk Genel Kurulu gün ve 2012/9-838 E, 2012/715 K sayılı kararında “İşçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda, talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru olmayacağını, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığının somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesinin daha doğru olacağını” açıkça belirmiştir. Aynı dava dilekçesinde birden fazla işçilik alacaklarının talep edildiği durumlarda davaların yığılmasından söz edilir ki, alacağın belirli olup olmadığı her bir alacak kalemi bakımından somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun gün, 2012/ E, 2012/ 715 K sayılı kararı da bu yöndedir.

177 Davaya konu işçilik alacaklarının bir kısmının ya da bazılarının belirsiz alacak davasına konu olamayacağı belirlendiği taktirde, hakim hemen davayı reddetmemeli, HMK.’nun 115/2 maddesi uyarınca eksikliği tamamlaması yani alacağını belirleyerek buna göre talepte bulunması için davacıya kesin süre vermeli, gereğinin yerine getirilmemesi halinde dava şartı eksikliğinden dava reddedilmelidir. Dairemiz kararları ile Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin kararları bu yöndedir(Yargıtay 9.HD gün, 2014/1962 E, 2014/6034 K. ; Yargıtay 9.HD gün ve 2012/1757 E, 2012/5742 K. ; Yargıtay 19. HD gün, 2013/ E, 2014/ 1332 K. Yargıtay 19. HD, gün, 2013/ e, 2014/ 1329 K.).

178 Alacağın belirsiz olması halinde alacaklı, belirsiz alacak davası açabileceği gibi kısmi dava olarak da alacağın tahsilini talep edebilir. Dava dilekçesinde alacağın belirsiz olduğundan söz edilmiş olsa da, kısmi dava açıldığının ifade edilmesi halinde davanın türünün kısmi dava olarak kabulü gerekir. Zira alacak belirsiz ise kısmi dava yoluyla alacağın istenmesine engel bir durum yoktur. Bu ihtimalde kısmi dava ancak talep edilen kısım itibarıyla zamanaşımını keser. Yargılama ile alacağın belirlenen kalan kısmı ıslah veya ek dava ile talep edildiğinde arttırılan miktarlar bakımından faiz başlangıcı -kural olarak- talep tarihidir. Bu nedenle davanın türünün belirsiz alacak davası veya kısmi dava oluşunun sonuçları farklı olup, tereddüt halinde hakim tarafından bu husus davacıya açıklatılmalı ve davanın türü ön inceleme tutanağına yazılarak tahkikat aşamasına geçilmelidir.

179 Belirsiz alacak davası ise mevcut yasal düzenleme çerçevesinde üç değişik şekilde açılabilir. Eda (tahsil talebi ile) davası niteliğinde belirsiz alacak davasının açılabileceği HMK’nun 107. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında öngörülmüştür. Tespit niteliğinde belirsiz alacağı tespit davası ise aynı maddenin 3. fıkrasına dayanmaktadır. Maddenin gerekçesine göre ise alacaklı kısmi eda külli tespit davası da açabilir. Her bir dava türünün farklı özellikleri bulunmaktadır.

180 Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, alacaklı belirleyebildiği miktarı davaya konu etmelidir. Bu konuda rastgele bir miktarı talep etmesi doğru olmaz. Örneğin, işveren ve Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında 10 yıl ve asgari ücretten hizmeti görünen bir işçi, çalışma süresini 12 yıl ve ücretini net 2.000,00TL olarak açıklamak suretiyle kıdem tazminatıyla ilgili belirsiz alacak tahsil davası açabilir. Bu davada, kayıtlarda geçen süre ve asgari ücrete göre belirlenebilen miktar talep edilmelidir. Başka bir anlatımla tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında alacaklı belirleyebildiği kadarıyla bir hesaplama yapmalı ve bu miktarı talep etmelidir. Dava dilekçesinde şimdilik kaydıyla farazi bir miktar (100,00TL) gösterilmesi halinde,davanın, tahsil amaçlı belirsiz alacak davası olarak kabulü doğru olmaz.

181 Tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında, işverenin vereceği cevap, ön inceleme aşamasında bu yönde uzlaşı veya tahkikat aşamasında belirsizlik ortadan kalktığında, 107/2. maddeye göre davacı miktarı arttırabilir ve alacağın tümünün tahsilini talep edebilir. Bu aşamada iddianın genişletilmesi yasağı devreye girmez. HMK’nun 107. maddesinin gerekçesine göre, alacak belirli hale geldiğinde artırım, sadece bir kez yapılabilir. İkinci kez artırım yapılmak istenirse, iddianın genişletilmesi yasağı ile karşı karşıya kalınır.

182 Tahsil talepli belirsiz alacak davasında, dava tarihinde alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 157. maddesi uyarınca, dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her kararından sonra zamanaşımı yeniden işlemeye başlar. Bu nedenle yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemeyeceğinden, davacının talep artırım dilekçesi üzerine ileri sürülen zamanaşımı definin de sonuca bir etkisi olmaz. Tahsil talepli belirsiz alacak davasında faiz başlangıcı, davadan önce temerrüt söz konusu değilse dava tarihi olmalıdır. Alacak belirlendikten sonra arttırılan kısım için faiz başlangıcı temerrüt ya da dava tarihidir. Belirtmek gerekir ki, belirsiz alacak davasının alacaklıya sağladığı bütün imkanlar bir tek tahsil amaçlı belirsiz alacak davasında ortaya çıkar.

183 Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabileceği HMK’nun 107/3. maddesinde kabul edilmiş olmakla, davanın miktar belirtmeden açılması da imkan dahilindedir. Bu halde hukuki yarar yokluğu ile ilgili tartışmalara mahal vermemek için, 107. maddenin son cümlesinde, belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasında hukuki yararın bulunduğu ifade edilmiştir. Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılabilmesinin en önemli sonucu, belirsiz alacak tespit davasının da alacağın tamamı için zamanaşımını kesmesidir. Bu husus, 107. maddenin gerekçesinde açıklanmıştır.

184 Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılmasının ardından, alacağın yargılama sırasında belirlenmesi üzerine HMK’nun 107/2. maddesine göre miktarın arttırılması mümkün değildir. Zira sözü edilen hüküm, belirsiz alacak davasının miktar belirtilmesi yoluyla eda davası biçiminde açılması halinde uygulama alanı bulabilir. Ancak belirsiz alacak tespit davasında yapılan yargılama ile alacak belirlendikten sonra, davanın tamamen ıslahı suretiyle alacağın tahsili talep edilebilir.

185 Belirsiz alacak davasının tespit davası olarak açılması ve ardından ıslahla eda davasına dönüştürülmesinin, davanın belirli bir miktar üzerinden açılmasından farkı, faiz başlangıcı noktasında kendisini gösterir. Belirsiz alacak davası tespit davası olarak açıldığında faiz başlangıcı, alacakların rakam olarak talep edildiği ıslah tarihi olmalıdır. Belirsiz alacak davası ile kesilmiş olan zamanaşımı yargılama sırasındaki işlemler ve hakimin her kararı ile kesileceğinden ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı defi sonuca etkili değildir. HMK 107. maddesinin gerekçesine göre belirsiz alacak davasının, kısmen eda davasıyla birlikte külli tespit davası olarak da açılabilmesi imkan dahilindedir. O halde belirsiz alacak davasında bir miktarın tahsili yanında, kalan tutarın tespiti istenebilecek ve yargılama sırasında belirlendiğinde kalan miktar da talep edilebilecektir.

186 Bunun tam eda davasından farkı, belirlenebilen miktarın talebi yerine, kısmi bir miktarın istenebilmesidir. Örneğin belirsiz bir alacak için alacaklı tarafından belirsiz alacak davası açıldığında ve 100,00TL için tahsil, kalan miktarı için ise alacağın tespiti istendiğinde kısmi eda külli tespit davasından söz edilir. Zira alacaklı işveren veya resmi kurum kayıtlarında geçen belirleyebildiği miktarı davaya konu etmek yerine, farazi bir miktar için talepte bulunmuştur. Sözü edilen davanın kısmi davadan farkı ise, alacaklının kısmi dava açtığını belirtmeksizin belirsiz alacak davasından söz ederek taleplerde bulunmasına dayanır. Yukarıda açıklandığı üzere belirsiz bir alacak için alacaklının açıkça kısmi dava açtığını belirterek talepte bulunması veya belirsiz alacaktan söz edilmeksizin kısmi taleplerde bulunulması halinde davanın kısmi dava olarak açıldığı kabul edilir.

187 Kısmi eda külli tespit davasının açıldığı anda alacağın tamamı için zamanaşımı kesilir. Yargılama sırasındaki işleminden veya hâkimin her kararından sonra yeniden işlemeye başlayacağından yargılama sırasında alacağın zamanaşımına uğradığından söz edilemez. Bu nedenle yargılama sırasında arttırılan taleplere karşı yapılan zamanaşımı defi sonuca etkili değildir. Ancak faiz başlangıcı açısından tahsil amaçlı belirsiz alacak davasından farklı bir durum vardır. Davaya konu edilen miktar bakımından faiz başlangıcı olarak dava tarihi kabul edilmelidir. Alacağın kalan kısmın sadece tespiti istenmiş olmakla, belirlenen bakiye alacak miktarının ilerde talep edildiği tarihten itibaren faize karar verilmelidir.

188 Somut olayda, davacı kısmi eda külli tespit davası açmıştır. Mahkemece davaya konu edilen alacağın dava tarihinden, alacağın kalan kısmının talep edildiği tarihten itibaren faize hükmedilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile ihbar tazminatı ve genel tatil ücret alacaklarının tamamına dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesi hatalı olup, bozma sebebi ise de, yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükmün 6100 Sayılı HMK’nun geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’nun 438/7 maddesi uyarınca düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.

189 YARGITAY 22. HUKUK DAİRESİ BELİRSİZ ALACAK İLKE KARARI 6100 sayılı Kanun'un 107. maddesine göre, "(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir."

190 Hükümet tasarısında yer almayan bu madde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonu tarafından, esasen baştan miktar veya değeri tam tespit edilemeyen bir alacakla ilgili hak arama durumunda olan kişinin, hukuk sisteminde karşılaştığı güçlüklerin bertaraf edilerek hak arama özgürlüğü çerçevesinde mümkün olduğunca en geniş şekilde korunmasının sağlanması gerekçesi üzerinde durularak ihdas edilmiş ve nihayetinde kanunlaşmıştır. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafca belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkansızlığa dayanmalıdır.

191 Madde gerekçesinde "Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez." şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkanlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir.

192 Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir sayılı Kanun'un 107/2. maddesinde, sorunun çözümünde yol gösterici mahiyette kriterlere yer verilmiştir. Anılan madde fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de "karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneği bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)" belirlenebilme hali açıklanmıştır.

193 Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir.

194 Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır (H. Pekcanıtez, Belirsiz Alacak Davası, Ankara 2011, s. 45; H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 448). Sadece alacak miktarının taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması halinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Çünkü, zaten uyuşmazlık bulunduğu için dava açılmakta ve uyuşmazlık mahkeme önüne gelmektedir. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.

195 Davacının talep ettiği alacağı belirlenmesi objektif olarak mümkün, ancak belirlyebildiği alacağını ispat etmesi, kanunun öngördüğü şekilde ispatı (elindeki delillerle) mümkün değilse, burada da belirsiz alacak davası açılacağından söz edilemez. Çünkü, bir alacağın belirlenmesi ile onun ispatı ayrı şeylerdir. Davacı, talep konusu yaptığı alacağını çok net şekilde belirleyebilir; ancak her zaman onu ispat edecek durumda olmayabilir. Aksinin kabulü, her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir.

196 Alacağın miktarının belirlenebilmesinin, tahkikat aşamasında yapılacak delillerin incelenmesi, bilirkişi incelemesi veya keşif gibi sair işlemlerin yapılmasına bağlı olduğu durumlarda da belirsiz alacak davası açılabileceği kabul edilmelidir. Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz (C. Simil, Belirsiz Alacak Davası, I. Bası, İstanbul 2013, s. 225). Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da sözedilemez. Belirsiz alacak davası, bu davaya ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak belirlenmesi gerekir.

197 Hakime alacak miktarının tayin ve tespitinde takdir yetkisi tanındığı hallerde (Örn: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu md 50, 51,56), hakimin kullanacağı takdir yetkisi sonucu alacak belirli hale gelebileceğinden, davacının davanın açıldığı tarih itibariyle alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin imkansız olduğu kabul edilmelidir. Örneğin, iş hukuku uygulamasında, Yargıtayca, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının yazılı belgelere ve işyeri kayıtlarına dayanmayıp, şahit anlatımlarına dayanması halinde, hesaba esas alınan süre ve alacağın miktarı nazara alınarak takdir edilecek uygun oranda takdiri indirim yapılması gerekliliği kabul edilmektedir. Bu halde, şahit anlatımlarına dayanılarak hesaplanan alacak miktarından hakimin takdir yetkisine bağlı olarak yapılacak indirim oranı baştan belirli olmadığından, alacak belirsiz kabul edilmelidir.

198 6100 sayılı Kanun ile birlikte, yukarıda belirtilen çerçevede belirsiz alacak davası açma imkanı tanınarak belirsiz alacaklar bakımından hak arama özgürlüğü genişletilmiş; bununla bağlantılı olarak da hukuki yarar bulunmadan kısmi dava açma imkanı sınırlandırılmakla birlikte, tamamen kaldırılmamıştır. Zaman zaman, 6100 sayılı Kanun ile birlikte kabul edilen belirsiz alacak davası ile kısmi davaya ilişkin yeni düzenlemedeki sınırın tam olarak tespit edilemediği, birinin diğeri yerine kullanıldığı görülmektedir. Oysa bu iki davanın amacı ve niteliği ayrıdır. Alacak, belirli veya belirlenebilir ise, belirsiz alacak davası açılamaz; ancak şartları varsa kısmi dava açılması mümkündür.

199 Kanunun kısmi dava açma imkanını sınırlamakla birlikte tamamen ortadan kaldırmadığı da gözetildiğinde, belirli alacaklar için, belirsiz alacak davası açılamasa da, şartları oluştuğunda ve hukuki yarar bulunduğunda kısmi dava açılması mümkündür. Aksi halde, sadece ya belirsiz alacak davası açma veya belirli tam alacak davası açma şeklinde iki imkandan sözedilebilir ki, o zaman da kısmi davaya ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 109. maddesindeki hükmün fiilen uygulanması söz konusu olamayacaktır. Çünkü, belirsiz alacak davasında zaten belirsiz alacak davasının sağladığı imkanlardan yararlanarak dava açılabilecek; şayet alacak belirli ise de, o zaman sadece tam eda davası açılabilecektir. Oysa kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği prensibi gereği, anılan maddeyle kısmi davaya ilişkin düzenleme yapıldığı düşünülerek ve Kanundaki sınırlamalara dikkat edilerek kısmi dava açılabilecektir.

200 Bu noktada şu da açıklığa kavuşturulmalıdır ki, şartları bulunmadığı halde dava dilekçesinde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda davacıya herhangi bir süre verilmeden hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir. Çünkü, alacağın belirlenebilmesi mümkün iken, böyle bir davanın açılmasına Kanun izin vermemiştir. Böyle bir durumda, belirsiz alacak davası açmakta hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmeli, ek bir süre verilmemelidir. Zira, burada talep açıktır, bu sebeple 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin uygulanarak süre verilmesi mümkün değildir; aslında açılmaması gerektiği halde belirsiz alacak davası açılmış olduğundan, bu konudaki eksiklik de süre verilerek tamamlanamayacağından, dava hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Buradaki hukuki yarar, sonradan tamamlanacak nitelikte bir hukuki yarar değildir. Çünkü, dava açıldığında o sırada mevcut olmayan hukuki yarar, bunun da açıkça mahkemece bilindiği bir durumda, tamamlanacak bir hukuki yarar değildir.

201 Aksinin kabulü, aslında açık olan talep sonucunun süre verilerek davacı tarafından değiştirilmesi ve bulunmayan hukuki yararın sağlanması için davacıya ek imkan sağlanması anlamına gelecektir ki, buna usûl bakımından imkan yoktur, böyle bir durum taraflar arasındaki eşitlik ilkesine de aykırı olacaktır (H. Pekcanıtez/O. Atalay/M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 14. Bası, Ankara 2013, s. 454). Bunun yanında, şayet açılan davada asgari bir miktar gösterilmişse ve bunun alacağın bir bölümü olduğu anlaşılmakla birlikte, belirsiz alacak davası mı yoksa belirli alacak olmakla birlikte kısmi dava mı olduğu anlaşılamıyorsa, bu durumda 6100 sayılı Kanun'un 119/1-ğ. maddesinin aradığı şekilde açıkça talep sonucu belirtilmemiş olacaktır. Talep, talep türü ve davanın niteliği açıkça anlaşılamıyorsa, talep muğlaksa, aynı Kanun'un 119/2. maddesi gereğince, davacıya bir haftalık kesin süre verilerek talebinin belirsiz alacak davası mı, yoksa kısmi dava mı olduğunun belirtilmesi istenmelidir.

202 Verilen bu süreden sonra, davacının talebini açıklamasına göre bir yol izlenmelidir. Eğer talep, davacı tarafından belirsiz alacak davası şeklinde açıklanmış olmakla birlikte, gerçekte belirsiz alacak davası şartlarını taşımıyorsa, o zaman yukarıdaki şekilde hareket edilmeli, hukuki yarar yokluğundan dava reddedilmelidir. Açıklamadan sonra talep belirsiz alacak davası şartlarını taşıyorsa, bu davanın sonuçlarına göre, talep kısmi davanın şartlarını taşıyorsa da kısmi davanın sonuçlarına göre dava yürütülerek karar verilmelidir (Dairemizin tarih 2012/30463 esas 2012/30091 karar sayılı kararı).

203 6100 sayılı Kanun'un 110. maddesinde düzenlenen, davacının aynı davalıya karşı birbirinden bağımsız birden fazla asli talebini aynı dava dilekçesinde ileri sürmesi olarak tanımlanan davaların yığılması (objektif dava birleşmesi) halinde, talep sayısı sayısı kadar dava bulunduğu kabul edildiğinden ve aynı Kanun'un 297/2. maddesi uyarınca da her bir talep bakımından ayrı ayrı hüküm verilmesi gerektiğinden, bu durumda da dava dilekçesinde ileri sürülen taleplerin belirsiz alacak olup olmadığının her bir talep bakımından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekecektir.

204 Tüm bu açıklamalar sonucunda şunu belirtmek gerekir ki, iş hukukundan kaynaklanan alacaklar bakımından baştan belirli veya belirsiz alacak davası şeklinde belirleme yapmak kural olarak doğru ve mümkün değildir. Bu sebeple iş hukukunda da belirsiz alacak davasının açılabilmesi, bu davanın açılması için gerekli şartların varlığına bağlıdır. Eğer bu şartlar varsa, iş hukukunda da belirsiz alacak davası açılabilir, yoksa açılamaz (C. Simil, Belirsiz Alacak Davası, I. Bası, İstanbul 2013, s. 414). Keza aynı şey kısmî dava için söz konusudur.(YR 22.HD.si T ve 2014/17894-E, 2015/30723-K)

205 DAVAYI ISLAH İLE BELİRSİZ ALACAKA DÖNÜŞTÜRME Davacı tarafından dava tarihinde 1086 sayılı HUMK döneminde açılmıştır. Belirsiz alacak davası ise tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK. da düzenlenerek usul hukukuna girmiştir. Davacı tarafça dava açılması ile birlikte dava ile ilgili usuli işlemler tamamlanmıştır. Davacı tarafından tarihli ıslah dilekçesi ile dava belirsiz alacak davası olarak değiştirilmek istenmiş ise de HMK 448. madde uyarınca dava açma süreci 1086 sayılı HUMK döneminde tamamlandığı için bu talebe yönelik ıslah, ıslah değildir. Kısaca talep sonucu değiştirilmeden davanın türü ıslah sureti ile değiştirilemez.

206 Dosya içeriğine göre davacının davayı belirsiz alacak davasına dönüştürmeye yönelik işlemi ıslah sayılmaz ise de, davacı tarihinde harcını yatırdığı " tamamlama " olarak adlandırdığı dilekçe ile taleplerini artırdığından bu dilekçe kısmi ıslah dilekçesi olarak kabul edilmeli ve öncelikle davalı vekiline tebliğ edilerek değerlendirilip, sonuca gidilmelidir. Mahkemece harç tamamlama adı altında verilen kısmi ıslah dilekçesi davalı vekiline tebliğ edilmeden karar verilmesi hatalıdır. Kaldı ki bu dilekçe alacağı belirli hale getirmeye yönelik tamamlama dilekçesi olarak kabul edilse dahi davalı tarafa tebliğ edilmelidir. Bu hukuki dinlenilme hakkının da gereğidir.(YR 9.HD.si T ve 2014/20421-E,2015/32098-K)

207 YETKİ 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 5 inci maddesi uyarınca, iş mahkemelerinde açılacak her dava, açıldığı tarihte dava olunanın Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgâhı sayılan yer mahkemesinde bakılabileceği gibi, işçinin işini yaptığı işyeri için yetkili mahkemede de bakılabilir. Bunlara aykırı sözleşme geçerli değildir. İş mahkemesinin görevi kapsamında bulunan bir dava, dava tarihinde davalının ikametgâhının bulunduğu veya işçinin işini yaptığı yerdeki iş mahkemesi veya iş davalarına bakmakla görevli asliye hukuk mahkemesinde açılmalıdır.

208 Türk Medeni Kanununun 19 uncu maddesi uyarınca, gerçek kişi yönünden yerleşim yeri, sürekli kalma niyetiyle oturulan yerdir. Gerçek kişi işverenin başka bir yerde yerleşmek niyetiyle oturduğu kanıtlanmadığı takdirde, kural olarak nüfusta kayıtlı olduğu yerin ikametgâh olarak kabulü gerekir. Aynı Yasanın 49 uncu maddesi gereğince, tüzel kişinin yerleşim yeri, kuruluş belgesinde başka bir hüküm bulunmadıkça, işlerinin yönetildiği yerdir (Yargıtay 9. H.D gün ve 2008/17468 Esas, 2008/17262 Karar sayılı ilamı). YETKİ

209 Yetkili mahkemenin belirlenmesinde önemli olan işin yapıldığı işyeri tanımına, 5521 sayılı Yasada yer verilmemiştir. İşyeri, 4857 sayılı İş Kanununun 2 inci maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, işveren tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir. İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. Bir yer, ancak işin niteliği ve yürütümü bakımından işyerine bağlı bulunmaktaysa, o işyerinden sayılacaktır. İş veya toplu iş sözleşmesinin tarafları, davalının yerleşim yeri ve işin yapıldığı yer dışındaki bir mahkemenin yetkili olduğuna dair düzenleme yapmaları, 5521 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin emredici nitelikteki son cümlesi gereğince geçersizdir. YETKİ

210 Deniz İş Kanununun 46 ncı maddesi uyarınca, adı geçen Yasa kapsamına giren gemiadamlariyle bunların işveren veya işveren vekilleri arasında bu Kanundan veya iş sözleşmesinden doğan davalar hakkında da, 5521 sayılı kanun hükümleri uygulanır. İş sözleşmesinde ayrıca bir hüküm yoksa dava, geminin bağlama limanında iş davalarını bakmaya yetkili mahkemede görülür”. İş mahkemesinin yetkisi kamu düzeni ile ilgili olduğundan, davalı tarafça süresinde yetki itirazı yapılmamış olsa bile, mahkeme tarafından bu husus kendiliğinden göz önünde bulundurmalıdır. Bir başka anlatımla hâkim, davanın her aşamasında yetki itirazını dikkate alabileceği gibi, kendisi de resen yetkisizlik kararı verebilir (Dairemizin gün ve 2008/20378 Esas, 2008/12778 Karar sayılı ilamı). YETKİ

211 5521 sayılı Yasanın yetkiyle ilgili bu düzenlemesi yanında, diğer bir kısım yasalarda da uyuşmazlığın çözümü için hangi iş mahkemelerinin yetkili olduğu konusunda düzenlemeler bulunmaktadır sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasasının Kanununun 34/4 inci maddesinde, uluslararası nitelikteki bir kuruluşa üyeliğin iptali davasında, sendika veya konfederasyon merkezinin bulunduğu iş mahkemesine, YETKİ

212 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Yasasının 41/6 nci maddesi uyarınca, iş kolu istatistiklerine karşı Ankara iş mahkemesine, Aynı Yasanın 43 inci maddesine göre, sendika yetki çoğunluğu tespitine dair kararlara, 45 ncı madde uyarınca Toplu İş Sözleşmelerinin hükümsüzlüğü, 71/1 ncı maddeye göre, uygulanmakta olan bir grev ve lokavtın kanun dışı olup olmadığının tespiti, 71/2 -72 nci maddeleri uyarınca, gereği grev ve lokavtın durdurulması, 75/6 maddesi gereğince, grevin sona erdirilmesi, 53. ıncı madde uyarınca Toplu İş Sözleşmesinin yorumu istemlerinin İşyeri toplu iş sözleşmesi için işyerinin, işletme toplu iş sözleşmesi için işletme merkezinin bağlı bulunduğu Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünü, aynı Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün yetki alanına giren işyerleri için yapılacak grup toplu iş sözleşmelerinde bu işyerlerinin bağlı bulunduğu Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünü, birden fazla Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünün yetki alanına giren işyerlerini kapsayacak grup toplu iş sözleşmesi için ise Bakanlığın bulunduğu yerdeki iş davalarına bakmakla görevli mahkemeye, Başvurulabileceği düzenlenmiştir. YETKİ

213 FAİZ ÇİZELGESİ TalepFaiz BaşlangıcıFaizin NiteliğiZamanaşımı Süresi KIDEM TAZMİNATI FESİH TARİHİNDEN 1475sy 14.md EN YÜKSEK BANKA MEVDUAT FAİZİ FESİH TARİHİNDEN İLERİYE ON YIL TBK 146 İHBAR TAZMİNATI BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN YASAL FAİZ FESİH TARİHİNDEN İLERİYE ON YIL TBK 146 YILLIK İZİN ÜCRETİ BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN YASAL FAİZ FESİH TARİHİNDEN İLERİYE BEŞ YIL????

214 FAİZ ÇİZELGESİ TalepFaiz BaşlangıcıFaizin NiteliğiZamanaşımı Süresi BAKİYE SÜRE ÜCRETİ BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN YASAL FAİZ DAVA TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU BEŞ YIL, 4857 SY 32/8 KÖTÜNİYET TAZMİNATI BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN YASAL FAİZ FESİH TARİHİNDEN İLERİYE ON YIL TBK 146 ÜCRET( FAZLA MESAİ-HAFTA TATİLİ-GENİL TATİL-İKRAMİYE -PRİM VD BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN EN YÜKSEK BANKA MEVDUAT FAİZİ 4857 sy md 34 DAVA TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU BEŞ YIL, 4857 SY 32/8

215 FAİZ ÇİZELGESİ TalepFaiz BaşlangıcıFaizin NiteliğiZamanaşımı Süresi İŞE BAŞLATMAMA TAZMİNATI BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN YASAL FAİZ FESİH TARİHİNDEN İLERİYE ON YIL TBK 146 BOŞTA GEÇEN SÜRE ÜCRETİ BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN EN YÜKSEK BANKA MEVDUAT FAİZİ DAVA TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU BEŞ YIL, 4857 SY 32/8 SENDİKAL TAZMİNAT BK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA DAVA TARİHİNDEN EN YÜKSEK İŞLETME KREDİ FAİZ FESİH TARİHİNDEN İLERİYE ON YIL TBK 146 İLAVE TEDİYEBK 117.E GÖRE ÖDEME TARİHİNDEN YOKSA TEMERRÜT YOKSA YASAL FAİZ DAVA TARİHİNDEN GERİYE DOĞRU BEŞ YIL, 4857 SY 32/8


"MADDE 117- (1) İlk itirazların hepsi cevap dilekçesinde ileri sürülmek zorundadır; aksi hâlde dinlenemez. (2) İlk itirazlar, dava şartlarından sonra incelenir." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları