Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

SOSYAL SORUMLULUK (VİCDAN,PAYLAŞMA, EMPATİ, DİĞERGAMLIK) CANAN YEŞİLDAĞ.

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "SOSYAL SORUMLULUK (VİCDAN,PAYLAŞMA, EMPATİ, DİĞERGAMLIK) CANAN YEŞİLDAĞ."— Sunum transkripti:

1 SOSYAL SORUMLULUK (VİCDAN,PAYLAŞMA, EMPATİ, DİĞERGAMLIK) CANAN YEŞİLDAĞ

2 SOSYAL SORUMLULUK İnsanın yaradılışı sorumluluk esası üzerine kuruludur. Alemde sorumluluk yüklenme bilincine sahip olan tek varlık insandır. İslâm alimleri, Mukaddes Kitabımız’daki “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de, onlar bunu yüklenmekten çekindiler, endişeye düştüler. Ama insan onu yüklendi.” (Ahzab/72) ayet-i kerimesinde söz konusu edilen emanetin, en genel anlamda “sorumluluk” olduğunu belirtirler. Bu sorumluluğun en önemli boyutunun ne olduğunu yine Cenab-ı Mevlâmız bildiriyor: “Ben cinleri ve insanları sırf beni tanıyıp, yalnız bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat/56)

3 VİCDAN NEDİR?

4 Zalim ile mazlumu, acımasızlıkla merhameti, haklı ile haksızı, insanın içindeki iyi ile kötüyü, hayır ile şerri ayırt etmeye yarayan önemli bir duygudur. Vicdan, merhamet ve dürüstlüğümüzdür sevgi. Hayata umutlu bakışımız, yaşama sevgiyle sarılışımızdır. Bir kuşun kanadının kırılışına yüreğimizin titreyişidir, yanışıdır.

5 Yaşamı süresince sorumluluk almaktan kaçarak yaşayan bir insanı düşünelim. Yalnızca kendi yiyeceği, içeceği, geleceği, evi, malları ve nefsani çıkarları ile ilgilenen bir insan… Yeryüzünün dört bir yanında yaşanan acılar, zulümler, haksızlıklar, akan kanlar onun hiç gündeminde değildir. Dünyanın kargaşa, düzensizlik, bozgunculuk ve adaletsizliklerle dolu olması onu rahatsız etmez. Suçsuz yere öldürülen insanların, yiyecek bulamayan aç çocukların varlığına aldırmaz. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye düşünür ve yalnızca kendi için yaşar.

6 İnsan birçok hakikati vicdanen bilir. İnsan, gözüne inanmayabilir; “Acaba yanlış mı gördüm” diye gözlerini ovuşturup yeniden bakabilir. Keza, aklına da inanmayabilir; “Yanlış mı anladım” diye yeniden okuyabilir. Ama, vicdanı hususunda, onun bildirdikleri hakkında böyle bir tereddüde düştüğü olmaz. Bir insan yatağına girdiğinde rahatça uyuyabiliyorsa, vicdanının Allah’ı bilmesi sayesindedir.

7 Şimdilerde…. Bir şeyi paylaşmak üzerinde çalışırsın. “Bu olmamış daha iyi yap, şöyle yap da anlayayım, böyle yap da dinleyeyim, bunu yaparsan seni bozar atarım.Kırılırsan kırıl ne olacak ki, kaç kuruşluk kalbin var ki senin, kimsin ki sen, kendini ne sanıyorsun, öyle kolay mı aramıza girmek, dur, önce ezeriz biz böyle“.

8 PAYLAŞMA Dünya dengesiz bir düzen üzerine kurulmuştur. Yani herkes eşit bir şekilde yaşamamaktadır. Bazı insanlar zengin bir hayat sürerken bazılarıysa fakirdir. Bazılarının çok malı olmasına rağmen bazıları bu malların hiçbirine sahip olamaz. Toplumda sosyal adalet ve eşitliğin sağlanması adına zenginlerin mal ve eşyalarını fakirlerle paylaşmaları gerekmektedir. Bu sayede toplumda gelir adaletsizliğine bağlı sosyolojik sorunların önüne geçilir. Paylaşmak sadece bir malı veya eşyayı değil duyguları da kapsar. İnsanlar iyi günlerinde mutluluklarını, kötü günlerinde acılarını paylaştıkça sorunların üstesinden gelir. Toplumların mutlu yaşaması için iyi ve kötü günlerde birlikte hareket ederek birbirlerinin açıklarını kapatarak daha huzurlu bir toplumun inşasında çalışırlar. Bu nedenle paylaşmak hem maddi hem manevi birçok sorunun önüne geçecektir.

9 ÖRNEKLER Zenginlerin muhtaç akrabaya bakma (nafaka) mecburiyeti, komşu hakkı, kesintisiz hayırlar (sadaka-i câriye- vakıflar gibi), zekât, fitre ve kurban, bu ödevlerin başlıcalarıdır. Peygamber Efendimizin eğitim ve gözetiminde yetişen İslam'ın ilk kuşağı Sahabe, paylaşma ve yardımlaşmanın en güzel örneklerini vermişlerdir. Öyle ki Kurân-ı Kerim, onların bu örnek tutumunu övmektedir. Medineli Sahabîler, sırf imanlarından dolayı, her şeylerini bırakarak Mekke'yi terk etmek zorunda kalan Mekkeli kardeşleri ile bütün imkanlarını paylaşmışlar ve bundan dolayı da ‘Ensar' (yardım edenler) adını almışlardır Kur'an-ı Kerim bu hususu şöyle dile getirmektedir: “Herhangi birinize ölüm gelip de, “Ey Rabbim! Beni yakın bir zamana kadar geciktirsen de sadaka verip iyilerden olsam!” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayın.”

10 HADİSLERDEN ÖRNEKLER… “ Yarım hurma vermek suretiyle de olsa kendinizi cehennem ateşinden koruyunuz. Bunu da bulamayan, güzel bir söz ile kendisini korusun.”, “ Ey âdemoğlu! İhtiyacından fazla olan malını sadaka olarak vermen senin için iyi; vermemen kötüdür. İhtiyacına yetecek kadarını elinde tutmandan dolayı ayıplanmazsın. İyiliğe, geçimini üstlendiklerinden başla …”, “ Kim, helâl kazancından bir hurma kadar sadaka verirse, – ki Allah, helâlden başkasını kabul etmez – Allah o sadakayı kabul eder. Sonra onu dağ gibi oluncaya kadar, herhangi birinizin tayını büyüttüğü gibi, sahibi adına ihtimamla büyütür. ”, “Her Allah'ı n günü iki melek iner. Bunlardan biri; Allah'ım! Malını verene yenisini ver! diye dua eder. Diğeri de ;Allah'ım! Cimrilik edenin malını yok et! Diye beddua eder." ( Buhârî, Zekât 27; Müslim, Zekât 57) “Cimri ile cömerdin durumu, göğüsleri ile köprücük kemikleri arasına zırh giyinmiş iki kişinin durumuna benzer. Cömert, sadaka verdikçe, üzerindeki zırh genişler, uzar, ayak parmaklarını örter ve ayak izlerini siler. Cimri ise, bir şey vermek istediğinde zırhın halkaları birbirine iyice geçer, onu sıkıştırır; genişletmek için ne kadar çalışsa da başaramaz. ” (Buhârî, Zekât 28 Müslim, Zekât 76–77)

11 EMPATİ Empati, bir insanın kendisini, karşısındaki insanın yerine koyarak onun düşüncelerini doğru olarak anlaması, duygularını hissetmesi ve bu anlayışını ona sözlü ya da beden diliyle (lisan-ı hâl ile) anlatması sürecidir.

12 EMPATİDEN ÖRNEKLER

13

14

15

16 DİĞERGAMLIK Diğergamlık ise kendini değil kardeşini düşünmek, kardeşinin ihtiyaçlarını görmeyi kendi ihtiyacından daha önemli saymaktır. Yâni sünnetteki ifâdesiyle "kendisi için istediğini kardeşi için de istemek, kendisi için istemediğini onun için de istememek" (Buhârî, Îman, 7; Müslim, îman, 71-72) veya Kur'an'daki zirve ifâdesiyle kendi "ihtiyacına rağmen kardeşini kendine tercih edebilmektir" (bk. el-Haşr, 59/9)

17 TASAVVUFTA Benim elbisem, benim malım, benim evim" gibi bencillik duygusu veren kelimeleri kullanmalarını tasavvufî edebe aykırı sayarlardı. Mal sâhibi, mülk sâhibi, Hani bunun ilk sâhibi, Mal da yalan mülk de yalan Var git biraz sen oyalan.(YUNUS)

18 İSLAMDAN ÖRNEKLER… Fâtıma'nın ev işlerinde kendisine yardımcı olarak bir hizmetçi istediği zaman verdiği cevap, zarûriyâtını karşılayamamış insanlar varken hâciyyat sayılacak bir talebe, kızından da gelse, hoş bakmadığının ifâdesiydi. Buyurmuştu ki: "Kızım, ehl-i suffeyi açlıktan kıvranır bir halde bırakarak size hizmetçi veremem. Henüz onların maîşetlerini temin edemedim. Bu eserleri satıp ashâb-ı suffanın ihtiyâcını karşılamayı düşünüyorum." (İbn Hanbel, I, 106) Suffa ashâbından dermanı kesilen biri birgün gelip Rasûlullah'a halini arzetti. Peygamberimiz de onu zevcelerine gönderdi. Müminlerin anneleri, "evimizde sudan başka bir şey yok" diye beyân-ı i'tizâr ettiler. Bunun üzerine Allah Rasûlü: "Kim bu açı yemeğine ortak eder?" diye ashâbına sordu. Ensar'dan bir kişi ayağa kalkıp: "Ben" dedi ve suffalı misâfiri alıp evine götürdü. Evinde eşinden "çocuklarının yiyeceğinden başka bir şey bulunmadığını" öğrendi. Sofrayı kurup lâmbayı yaktıktan sonra yemeği sofraya koydular, Yemeğe başlayınca ev sâhibi kandili düzeltiyormuş gibi yaparak ışığı söndürdü. Sâdece misâfirin yemesi için ortamı kararttı. Karı koca yiyormuş gibi yaptılar. Misâfir güzelce karnını doyurdu. Onlar aç sabahladılar. Sabah olunca ev sâhibi Allah Rasûlü'nün yanına gittiğinde ona buyurdu ki: "Bu gece Allah sizin hareketinizden memnûn oldu ve hakkınızda şöyle buyuruldu: "Onlar kendilerinde yoksulluk olsa bile kardeşlerini özcanlarından üstün tutarlar." (el-Haşr, 59/9)

19 HİKAYE…. ANTAKYALI EBUL HASAN ANLATIYOR….. Yermuk harbinde savaş bitmişti. Elimde bir bardak su olduğu halde yaralılar arasında dolaşıyordum. Maksadım amcamın oğlu Haris’i ** ve ona son anında su vermekti. Çünkü o yaralı düşmüş, belki de son anlarını da yaşıyordu... Nihayet Haris’i bulmuştum. Kan revan içindeydi. Dudakları kurumuştu. Her halinden hararetli olduğu belliydi. Suyu ikram ettim. Tam ağzına götüreceğim sırada ileriden canhıraş bir feryad, bir inilti geliyordu… Su… Su”… diye inliyordu… Haris bu iniltiyi duymuştu… İçmekten vaz geçmişti… Eliyle işaret ediyor ve “Ona götür, o kardeşim benden daha hararetlidir” demek istiyordu… Sesin geldiği yere koştum. İkrime *** (R.A.) idi. Suyu verdim. Tam içeceği ve hararetini söndüreceği sırada bir başka inilti etrafa yayılıyordu… “Su… Su… Ah… ne olur bir yudum su veren yok mu?”... diyordu… İkrime (R.A.)’de bu feryadı işitmişti. Su içmekten vaz geçmişti. Parmağıyla “Ona götür” diye işaret ediyordu. Hemen sesin geldiği tarafa koştum. Bu ses Iyaş **** (R.A.)ın sesiydi. Son anlarını yaşıyordu. Kanlar içindeydi. Dudakları kupkuru olmuştu. Suyu ikram ettim. Heyhat ki içecek mecali kalmamıştı. Son nefeslerini veriyordu. Ruhunu Rabbine teslim ediyordu. Bu haldeyken ağzından şu cümleler dökülüyordu: “Ya Rab ilâhi kelimatullah için, din ve iman davası için canımızı feda etmekten çekinmedik. Bizden şehitlik mertebesini esirgeme, cennetinden mahrum etme. Günahlarımızı affeyle Ya Rabbi!…” diyerek başı yere düşmüş ruhu cenneti âlâ’ya uçmuştu. İkrime’nin yanına koştum. Bari suyu ona vereyim dedim. O da çoktan şehadet şerbetini içmiş ruhunu Allah’a teslim etmişti. Haris’in yanına geldim O’nun hararetini söndüreyim dedim. Ne yazık ki O da rahmeti rahmana kavuşmuş, şehitler kafilesine karışmıştı. Huzeyfe (R.A.) diyor ki: “Son anlarında bile din kardeşini kendi nefsine tercih edebilen bu üç sahabenin durumu kadar hayatımda beni etkisi altında bırakan bir hadiseye rastlamadım.” (8)


"SOSYAL SORUMLULUK (VİCDAN,PAYLAŞMA, EMPATİ, DİĞERGAMLIK) CANAN YEŞİLDAĞ." indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları