Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Sunum yükleniyor. Lütfen bekleyiniz

Öğretim Görevlisi Hüseyin ÖZBAY

Benzer bir sunumlar


... konulu sunumlar: "Öğretim Görevlisi Hüseyin ÖZBAY"— Sunum transkripti:

1 Öğretim Görevlisi Hüseyin ÖZBAY
SBKY BÖLÜMÜ KÜRESEL VE BÖLGESEL SİYASET 1. VE 2. HAFTA Öğretim Görevlisi Hüseyin ÖZBAY

2 KÜRESEL SİYASET İLE TANIŞMA
Devletler, “Siyaset”in temel öğesidir ve dünya siyasetinin özünü temelde devletler arası ilişkiler oluşturmaktadır. Küreselleşme ile birlikte artık dünya, birbirinden kopuk devletlerin bir araya gelmesiyle değil, bütünleşerek tek bir dünya oluşturması ile işlemektedir.Küreselleşme ile devlet ve hükümetler, küresel siyasetin dışında görülemez ve devletler siyasal sorunlar karşısında birbirine bağımlı şekilde hareket etmektedir.

3 KÜRESEL SİYASET NEDİR? Küresel Siyaseti tanımlayabilmek için siyasetin küresel hale gelmesini ve uluslararası siyasetten farkını açıklamak gerekmektedir. Küresel kavramı ile anlatılmak istenen şey, bir siyasi konunun veya olayın bölgesel ya da ulusal değil dünya çapında evrensel bir hal almasıdır. Bir siyasi olayın veya konunun tüm dünyada tartışılması veya tüm dünyayı etkilemesi onun küresel bir nitelik kazanmasında önemlidir. Ör: Çevre sorunları gibi. Günümüz Küresel Çağında Siyasi sorunlar, giderek artan oranda dünyanın bütün bölgelerini etkilemektedir.

4 KÜRESEL Siyasetteki durum ekonomi için de geçerlidir. Global düzeyde dış yatırımların ve finans piyasalarının bütünleşmesinden hemen hemen dünyanın bütün bölgelerindeki ülkeler etkilenmektedir. Ör: 2008 Krizi. Küresel kavramı “Kapsamlı” demektir. Yani sadece bütünü veya sistemi değil sistemin veya bütünün içindeki bütün unsurları ve öğeleri içermektedir. Bu anlamda küresel siyaset, sadece küresel düzeyde veya dünya çapında değil diğer taraftan bölgesel ve ulusal bütün düzeylerde gelişir ve işleyiş kazanır.

5 “KÜRESEL” VE “ULUSLARARASI”
Küresel Siyaset’in Gelişimi Uluslararası Politika’nın yabana atılması anlamına gelmez. Küresel ve Uluslararası kavramları birbirini tamamlayan kavramlardır. Küresel Siyaset Kavramıyla anlatılmak istenen, hem devletlerin kendi içinde ve diğer devletlerle aralarında geçen olay ve konuların birbirini etkilemesi, hem de siyasetin artık sadece devletler aracılığı ile ya da devletler arasında gerçekleşmemesidir. Siyaset artık her yerdedir.

6 KÜRESEL SİYASETİN BOYUTLARI
Dünya Çapında Bölgesel Ulus-Altı Uluslararası

7 U.P.’DAN → K.S.’E Uluslararası Politika Nasıl Küresel Siyasete Dönüştü ? Dünya Siyasetinin Ana Hatları Nasıl Değişti?

8 CEVAP: - Dünya Siyasetine yeni aktörlerin katılması Küreselleşme ile birlikte devletler arasında karşılıklı bağımlılığın hızla artması - Uluslararası sitemin anarşik ortamından ve Doğa Durumu’ndan, Uluslararası Toplum ve Küresel Yön etişim Modeli’ne geçiş Güç, Güvenlik ve Adalet tanım ve kurgularındaki Değişim Dolayısıyla Siyaset, daha karmaşık bir hal alarak; Uluslararası Siyaset, küresel düzeye kaymıştır.

9 KÜRESEL SİYASET OLGUSU
Küresel Siyaset, yalnızca siyasal bir olay veya olgunun meydana geldiği mekan ile sınırlı tutulmayıp etkilerinin tüm dünya çapında sonuç doğurduğu bir olgudur. Küreselleşme, başta ekonomik sistemler olmak üzere siyasal sistemlerin algılanma düzeyini evrensel hale getirmekte ve siyaset yapma biçimini giderek dünya ölçeğine taşımaktadır. Böylece siyasal sorunlar, artık ulusal düzeyde çözülemediğinden çok taraflı siyaset yapma gereği ortaya çıkmaktadır.

10 Küreselleşme’nin etkisiyle devletlerin karşılaşma ve çatışma alanları da artmaktadır. Klasik dost –düşman ayrımı artık yapılamamaktadır. Ayrıca risk ve tehditler de karmaşık hale geldiğinden güvenlik algılarında değişimler olmuştur. Tehdit ve riskler, teknoloji ve iletişimdeki yenilik ile birlikte zaman ve mekanları zorlayarak sadece devletleri değil bireyleri de ilgilendirmeye başlamıştır.

11 mal ve hizmetlerin uluslararası düzeyde serbestçe dolaşması, uluslararası rekabetin artması, uluslararası ve ulus-üstü pazar ve piyasaların oluşturulması, toplumsal, politik ve kültürel sürecin değişmesi ile birlikte küreselleşme kavramı çok tartışılmaktadır.

12 Küreselleşme süreci devletler ve ülkeler arasında bir bağımlılık ilişkisi (kültür,finans vb.) yaratmakta, bu bağımlılık ilişkileri sonucunda da çeşitli bölgeselleşme girişimleri başlamaktadır. Bu bağlamda BÖLGESELLEŞME, küreselleşmenin beraberinde getirdiği tek ve merkezi düzen ile baskıcı güç karşısında coğrafi açıdan yerel bir örgütlenme girişimi ve direnişini ifade etmektedir.

13 Küreselleşme ile ekonomik ve siyasi yapılar arasında; devletler, ülkeler ve milletler arasında iletişim ve etkileşim artmış ve bu yapılar, kurumlar ve aktörler arasında zaman, mekan ve coğrafi açıdan sınırlamalar ve engeller kalkmıştır. Bu nedenle uluslararası sistemde bir öğe ve aktördeki değişim, diğerini hızlı ve direk bir şekilde etkilemeye başlamıştır. Bu durum, bu öğe ve aktörler arasında karşılıklı bağımlılığın artmasına yol açmıştır.

14 Küreselleşmenin Dikotomisi: GLOKALİZASYON
Glokalizasyonun hedefi; globalizasyonun reforme edilmesi, sorumluluğun dağıtılması yani merkezi olmaması ve bölgelerin birbirleriyle iletişiminin sağlanmasıdır. Glokalizasyon, sosyo-ekonomik denge yaratarak daha güvenli ve istikrarlı global bir ortamın oluşmasını sağlar ve barışortamı yaratır. Glokalizasyon; yenilikçi ve daha fazla adil bir uluslararası sistemin şekillendirilmesi için bölgeler arasında bir köprü vazifesi görür, yerel düzeydeki kuruluşları kaynaklara ve bilgiye bağlar, böylece uzun dönemde barışın tesisine ve kalkınmaya katkı sağlar. Glokalizasyon, uluslararasındaki güç dengesine bağlı bir çerçeveden; yerel tarafların kültürel istekleri, ilgi alanları ve yerel ihtiyaçlara doğru uluslararası sistemde bir değişikliği öngörmektedir.

15 Yerel-Etnik Kimlik / Dünya Vatandaşlığı
Bireyler küreselleşmenin etkisi ile tek tipleşmekte ve aynı zamanda da yerelleşmenin etkisiyle etnik ve kültürel kimliklere sarılmaktadırlar. Böylece etnik sorunlar ve güven bunalımları ortaya çıkmaktadır.

16 ULUS.SİY.SİSTEMİN YAPISINDA DEĞİŞİM
Soğuk Savaş sonrası hızla küresel hale gelen politikalar, uluslararası siyasal sistemi yeniden biçimlendirmiştir. Güç Dağılımında Değişim , Gücün tek merkezde toplandığı yapıların yerine çok merkezlilik Askeri gücün yerini ekonomik güç almış Haberleşme ve ulaşım teknolojisindeki gelişmeler, bilgi alışverişini kolaylaştırmış Ulus devletin temel aktör olmaktan çıkması ve çok aktörlü bir uluslararası sistemin oluşması Nükleer Tehdit ve Savaş teknolojisinde gelişmelerin uluslararası istikrarı bozması, mutlak egemenliği sarsması Güvenlik kavramında değişme: çevre, göç, terör sorunları Terör ve Çevre nasıl Küresel Siyaset’in konusu haline gelir?

17 ULUS.POL.’DAN KÜRESEL SİYASET’E
DEVLET VE YENİ KÜRESEL AKTÖRLER: KARMA AKTÖR MODELİ Geleneksel dünya siyaseti yaklaşımı devlet-merkezli olarak görülür ve uluslararası sistem, genellikle devletler sistemi olarak tanımlanır. Devlet egemenliği, uluslararası politikanın temel düzenleyici ilkesine dönüşmüştür. 21.yy’da Devlet-merkezli dünya siyaseti yaklaşımını sürdürmek giderek zorlaşmaktadır. Bunun nedeni, kısmen devletleri dünya sahnesinde tek önemli aktör olarak görmenin artık mümkün olmamasıdır. Ulus- ötesi şirketler, hükümet-dışı örgütler yapılanma etki yaratmaya başlamıştır. Uluslararası Af Örgütü,Kızılhaç Teşkilatı Greenpeace, Google, General Motors ve Papalık’a kadar örgütler farklı yollarla ve değişen derecelerde dünya siyasetini şekillendirmeye yardımcı olmaktadır. 1970’lerden itibaren çoğulcu teorisyenler dünya siyasetinin karma-aktör modelini savunmuşlardır. Ancak Devlet ve ulusal hükümetler en önemli aktörler olmaya devam etmektedir.

18 PLÜRALİST GÖRÜŞÜN ÖNEM KAZANMASI
Pluralizm, uluslararası ilişkiler alanında uluslararası politika ve iç politika arasında ayrıma giden DEVLET MERKEZLİ BİR ANALİZİ benimseyen düşünce okullarına BİR TEPKİ olarak doğmuş olan, sistemdeki değişiklikler sonrası devletin sınırlarının giderek önemini yitirmeye başladığına ve iç politikanın dış politikaya etkisinin arttığına işaret eden bir teoridir. John Burton, uluslararası ilişkiler alanındaki teori ve düşünceleri egemen ulus devletlerarası ilişkiler ve kendi yaklaşımı alan Dünya Toplumu olarak iki gruba ayırmaktadır. Burton’un yaklaşımı geleneksel devlet merkezli ve bunun karşısında devlet merkezli olmayan iki paradigmaya karşılık gelmektedir. Bu iki yaklaşım Burton’a göre iki modele tekabül etmektedir. Bunlardan biri “bilardo topu” diğeri de “örümcek ağı” dır. Bilardo topu, gücü esas alan kapalı birer yapıdır. Örümcek ağı ise, devletler arası ilişkilerde içsel ve dışsal tüm öğelerin örümcek ağı gibi iç içe geçmiş kavramlar olduğu bir modeldir. Örümcek ağı modelinde güç göreceli bir kavramdır. Ekonomik ve siyasi koşullar önem kazanmaktadır. Uluslararası ilişkilerde aktörlerin çoğalması, iletişimin yoğunlaşması ve hızla artan karşılıklı bağımlılık sonucu devletler kendi başlarına hareket edemezler. Dünya toplumunu düzenleyen etmen, güç olmaktan çıkmış ve iletişim olarak belirlilik kazanmıştır. İletişimi elinde bulunduranında devletler arası ilişkilerde de daha etkin olabilmektedir.

19 Plüralist görüşün söylemi
Pluralistler devletin dışındaki aktörleri de kabul ederler. Pluralist yaklaşımlar devletin yanında bireyi, uluslararası örgütleri ve baskı gruplarını dahil etmektedirler. İkinci olarak, pluralistler devleti bir bütün olarak değil alt örgütlerden ve birimlerden meydana gelen bir yapı olarak ele alırlar. Üçüncü olarak, pluralistler kararların alınmasında sadece devletin değil aynı zamanda uluslar arası aktörlerin arasındaki rekabetin ve pazarlıkların etkisi olabileceğini düşünmektedirler. Dördüncü olarak, pluralistlere göre uluslar arası ilişkilerin gündemi çok yoğundur. Pluralistler, ticaretten, ekonomik ilişkilere, güç, eğitim, sağlık, çevre kirliliği kısacası her türlü toplumsal sorunları da uluslar arası ilişkilerin konusuna dahil etmektedirler. Pluralist yaklaşımların diğer bir özelliği ise, realistlerin uluslararası ilişkileri sıfır toplamlı oyun, güvenlik ikilemi olarak açıklamasına karşın pluralistler, uluslararası ilişkilerin tamamen sıfır toplamlı olamayabileceğini ayrıca tüm uluslararası ilişkilerin güvenlik ikilemine indirilemeyeceğini vurgulamaktadır

20 ARTAN KARŞILIKLI BAĞIMLILIK VE KARŞILIKLI BAĞLANMIŞLIK
Uluslararası Sistem’de en önemli aktör olarak Devletler, egemenlik sayesinde bağımsız ve özerk birimler olarak görülmektedir. Devletler, içe kapanık ve birbirini dışsal baskılarla etkileyen bilardo topları gibidir. Dolayısıyla devlet sistemiyle etkileşen egemen devletler, gibi birbiriyle çarpışan ve masa üzerinde hareket eden bir grup bilardo topu gibi davranır. Bu bakımdan devletlerarası etkileşimler veya çarpışmalar, devletin temel kaygılarının güç ve hayatta kalma olduğu varsayımının bir yansıması olarak genellikle askeri ve güvenlik konularıyla bağlantılıdır. Böylece geleneksel dış politika, büyük ölçüde devlet etkileşimlerinin temel şeklinin diplomasi ve muhtemelen askeri harekat olduğu savaş ve barış sorunları etrafında yürütülür.

21 Dünya siyasetine dair bilardo topu modelinin iki önemli sonucu vardır:
1- Devletin düzeni koruma ve sınırları içerisinde düzenlemeler yapmayla ilgili role sahip olduğu iç siyasetle, devletlerarası ilişkileri ilgilendiren uluslararası politika arasında net bir ayrım anlamına gelir. Bu anlamda egemenlik, bilardo topunun dışarısı ile içerisini birbirinden ayıran sert kabuğudur, kısacası sınırlar önemlidir. 2- Uluslararası sistemde çatışma ve işbirliği örüntülerinin büyük ölçüde devletlerarası güç dağılımı tarafından belirlendiği anlamına gelir. Böylece devlet-merkezi teorisyenler, her devletin egemen bir varlık ve devletlerin resmen ve yasal olarak eşit olduğunu belirtmelerine rağmen aynı zamanda bazı devletlerin diğerlerinden daha güçlü olduğunu ve aslında güçlü devletlerin bazen zayıfların işlerine müdahale ettiğini de kabul ederler. Bu açıdan bilardo topları aynı büyüklükte değildir.

22 Bilardo Topu Modeli son dönemde etkisini yitirmiş ve eleştirilmeye başlanmıştır. ÇÜNKÜ:
Sınır ötesi ve ulus ötesi insan, mal, para, bilgi ve fikir hareket ve etkileşimleri önemli derecede artmıştır. Devlet sınırları artan bir şekilde daha geçirgen hale gelmiş, geleneksel ulusal/uluslararası veya iç/dış ayrımının sürdürülmesi giderek zorlaştırmıştır. Devletlerarası ilişkiler, gelişen bir karşılıklı bağımlılık ve karşılıklı bağlanmışlıkla tanımlanmaya başlanmıştır. Karşılıklı bağımlılık hiçbir şekilde yalnızca barış, işbirliği ve entegrasyonla ilişkilendirilemez. Karşılıklı bağımlılık, simetrik değil, barış ve uyum yerine baskı ve çatışmaya yol açacak biçimde asimetrik olabilir.

23 Ekonomik Büyüme ve Refahın sağlanması, Küresel terör ve ısınma, nükleer ve kitle imha silahlarının yayılması, salgın hastalıklar hiçbir devletin tek başına başaramayacağı görevlerdir. Devletler bu durumlarda, kolektif çaba ve güçlerine dayanarak birlikte çalışmaya mecburdur. Keohane ve Nye’a göre böyle bir ilişkiler ağı, devletlerin daha yakın ticaret ve diğer ekonomik ilişkiler gibi güçler tarafından işbirliği ve entegrasyona yönlendirildiği bir karmaşık karşılıklı bağımlılık durumu yaratmıştır.

24 SERT GÜÇ VE YUMUŞAK GÜÇ Sert güç zorlayıcı iken YUMUŞAK GÜÇ etki kurma ve ikna etme esasına dayalıdır. Sert güçte tehdit veya silah kullanımı, ekonomik baskı veya yaptırımlar, suikast ve hile kullanılır. John Mearsheimer gibi Realistler ve Neo-realistler benzer güç kullanımlarının uluslararası sistemde denge sağlamak amaçlı yapıldığını savunurlar. Joseph Nye, yumuşak gücün başta gelen taraftarı ve teorisyenidir. Yumuşak gücün araçları kültürel değerler, ideoloji üzerinde nüfuz kurma ve demokrasi, insan hakları gibi insani değerlere destek aramak gibi tartışmaları içerir. Politik hedeflere ulaşmak için yumuşak güç uygulama; diplomasiyi, bilginin yayılmasını, propaganda ve kültürel programlamaları içerir.

25 ULUSLARARASI ANARŞİDEN KÜRESEL YÖNETİŞİME?
Geleneksel uluslararası politika yaklaşımının kilit varsayımı devlet sisteminin anarşi bağlamında işlediğidir. Bu varsayım, dış politikanın doğa hali şeklinde işlediği fikrinin bir yansımasıdır. Devletler, çıkarlarını koruyan başka bir gücün yokluğunda kendi başının çaresine bakmak (self-help) zorunda kalır. Çatışmayı engelleyen tek şey, barışçıl liderlerin diplomatik stratejilerin veya şanslı bir tesadüf sonucunda ortaya çıkan güç dengesidir. Hedley Bull, geleneksel uluslararası anarşi teorisinin yerine anarşik toplum olgusunu geliştirmiştir.

26 Özellikle 1945’ten sonra küresel yönetişim ve bazen bölgesel yönetişim çerçevesinin ortaya çıkmasıyla birlikte uluslararası anarşi fikri ve hatta daha ılımlı anarşik toplum olgusunun savunulması daha zorlaşmıştır. BM, IMF, WTO ve AB gibi örgütlerin artan önemi bunun bir yansımasıdır. Uluslararası örgütlerin sayı ve öneminin artması, güçlü ve zorlayıcı nedenlere olmuştur. Maliyetli ve kollektif çözüm gerektiren sorunlar, Teknolojik savaşın ortaya çıkması mali krizler, iklim değişikliği, terörizm, suç, göç ve kalkınma gibi sorunlarla pekişti. Uluslararası örgütler, zaman zaman devletler ve diğer devlet-dışı aktörlerle rekabet ederek dünya sahnesinin önemli aktörleri haline gelmeye başladılar.

27 KÜRESELLEŞME VE SONUÇLARI
21. yüzyılın küresel yüzyıl olacağıdır.

28 KÜRESELLEŞMEYİ AÇIKLAMAK
Küreselleşmeyi dünya çapındaki karşılık bağlanmışlığın etkilerinin, yoğunlaşması, hızlanması ve artması olarak tanımlamıştır. - Ekonomik küreselleşme - Kültürel küreselleşme - Siyasi küreselleşme

29 KÜRESELLEŞME: MİT Mİ, GERÇEK Mİ?
Enformasyon ve iletişim alanlarındaki dijital devrime, küresel bir mali sistemin ve dünyanın hemen her yerinden erişebilir küresel malların ortay acıkması gibi gelişmeler özel bir vurgu yapar. Ulus-ötesi güçlerin giderek hakim olduğu küresel düzende ulusal sınırlar ve bu çerçevede devletlerin önemsiz hale geldiği bir sınışız dünya olgusunda yakalanabilir. Küresel bağlamda ulusal ekonomik stratejiler neredeyse işe yaramaz. Hiper küreselciler, piyasaların devlet karşısında kazandığı zafere işaret eden küreselleşmeye yönelik güçlü ve olumlu bir tavır içindedir. Hiper küreselcilik, değer, algı ve ideolojik eğilimlerin önemini küçümser. İkincisi, egemenliğin sonu ve ulus-devletin sonu imgelerinin , küreselleşme mitlerinin bir unsuru olduğu söylenebilir. Devletlerin önem ve rolleri azalmamış, değişmiştir. Devletler, özellikle eğitim ve iş hayatıyla ilgili yetenekleri geliştirerek küresel ekonomi içindeki rekabetçi niteliklerini artırmaya yönelik stratejiler geliştirirken girişimciye dönüşmektedir. Uluslararası örgütler içinde ya da bu örgütler yoluyla çalışırken egemenliklerini paylaşmaya daha istekli hale gelmektedirler. İç güvenlik ve ulusal sınırların korunması.

30 Şüpheciler, küreselleşmeyi bir fantezi olarak görerek bütünleşmiş bir küresel ekonomi fikrini benimsememiştir. Küreselleşmenin piyasa temelli bir ekonomik gündem geliştirmek isteyen siyasetçi ve teorisyenler tarafından ideolojik bir araç olarak kullanıldığını savunur. Küreselleşme bazı eğilimleri kaçınılmaz ve dolayısıyla karşı konulmaz olarak tanımlar. Bu değişimlerin, küreselleşen eğilimlerin çıkarlarına hizmet ettiği görülebilecek büyük şirketler gibi herhangi bir aktöre bağlı olmadığını ve öznesiz bir sürecin parçaları olduğunu ileri sürer. Mal, sermaye, bilgi ve insanlar dünya üzerinde eskisinde n daha özgürce hareket etmektedir ve bunun ekonomik, kültürel ve siyasal yaşam açısından kaçınılmaz sonuçları vardır.

31 Dünya siyasetinde büyük dönüşümler:
Karşılıklı bağlanmışlığın büyüklüğü, sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel etkinlikleri yalnızca ulusal sınırlar arasında değil, potansiyel olarak küresel çapta genişletmiştir. Küreselleşme, tek bir dünya sistemine dönüşme konusunda hiç bu derece bir tehdit olmamıştı. Karşılıklı bağlanmışlığın yoğunluğu, göç dalgalarından uluslararası ticaretin büyümesine sınır-ötesi ve hatta dünyalar ötesi etkinlikleri gelişen bir büyüklükte artırmıştır. Karşılıklı bağlanmışlık, paranın veya diğer mali piyasaların dünyanın başka bölgelerindeki ekonomik gelişmelere neredeyse anında tepki göstermesini sağlayacak biçimde hızlanmıştır.

32 KÜRESEL POLİTİKADA SÜREKLİLİK VE DEĞİŞİM
Küresel siyaset, sürekli değişen bir alandır ve hatta değişimin hızı zamanla artmaktadır. Terör Saldırıları Mali krizler gibi olaylar küresel siyasetin ana hatlarını bazen de radikal bir biçimde değiştirirken, dünya siyasetinin Güç, Güvenlik ve Adalet gibi bazı özellikleri önemini hala devam ettirmektedir.

33 GÜÇ Siyasetin bütün şekilleri güçle ilgilidir. Modern küresel siyaset, güç konusunda iki temel soru ortaya çıkarır. Nerede olduğu, güç kimde. İki süper güç, küresel sistemi rakip etki alanlarına bölerek dünya siyasetine hakim olmuştu. Doğu-Batı çatışması, Sovyetler Birliği ve ABD nin siyasi, ideolojik ve ekonomik yükselişiyle dikkat çeken iki-kutuplu bir dünya düzeninin yansımasıydı. Soğuk Savaşın sonu, küresel gücün değişen konumuyla ilgili büyük bir tartışma ortaya çıkardı. Bir görüşe göre komünizmin çöküşü ve Sovyetler birliğinin dağılması ABD’yi dünyanın tek süper gücü olarak bıraktı ve «küresel hegemona» dönüştürdü. Böyle bir görüş, ABD nin, ne derece küreselleşme sürecinin mimarı ve en önemli yararlanıcısı ve devasa bir yapısal gücün sahibi olduğunu dikkate alır. Aynı zamanda, BM, DTÖ, IMF ve Dünya Bankası gibi kurumlar içindeki merkezi rolünün ona devletlerarası ilişiklerin genel çerçevesi ve işlerin nasıl yürümesi gerektiği üzerinde ne derece orantısız bir etki kazandırdığını göz önünde bulundurur.

34 Küresel gücün değişen konfigürasyonu:
Küresel Gücün daha parçalı ve çoğulcu hale geldiği görüşü. Devlet-dışı aktörlerin artan önemi ve uluslararası örgütlerin oynadığı rollerin gelişmesi ile güç, devletlerden uzaklaşmış olabilir. Küresel piyasaların etkisin artırarak ve devletleri, hareket özgürlüğünü önemli ölçüde kısıtlayan ekonomik karşılıklı bağımlılık ağına girmeye zorlayarak güçü daha dağınık ve soyut hale getirmiş olabilir. BRICS olarak bilinen Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika gibi yeni yükselen devletler ve yeniden canlanan Rusya’nın artan etkisinin küresel güç açısından doğurduğu sonuçları gösterir. Bu bakımdan, çok-kutuplu bir dünyanın iki-kutuplu dünyasının yerine geçme süreci devam etmektedir. Yeni teknoloji yetenekleri, gücü de çoğulcu hale getirmiştir. İletişim teknolojilerindeki ilerlemeler, gevşek bir şekilde örgütlenmiş çeşitli grupların taktik etkinliğini artırmıştır. Modern teknoloji, terörist eylemlere küresel bir erişim kazandırmıştır.

35 Gücün değişen doğasıyla ilgilidir
Gücün değişen doğasıyla ilgilidir. Küresel iletişim ve eğitim yumuşak gücü, siyasi sonuçları etkilemek anlamında sert güç kadar önemli hale getirmesi ve yeni teknolojiler nedeniyle olduğu söylenebilir. Yumuşak güç, zorlama değil, cazibe olarak güçtür ve tehdit veya ödüller kullanma yerine norma ve özlemleri kabul ya da takip etme konusunda diğerlerini ikna etme yeteneğidir. Küresel siyasette özellikle gönülleri kazanma ve kamuoyu oluşturma stratejileri önem kazanmaya başladı. Kamuoyu, dünyanın her yerinde hükümet ve uluslararası örgütlerin davranışlarını etkilemektedir.

36 GÜVENLİK Güvenlik, siyasetin en derin ve en sürekli sorunudur. İnsanlar, nasıl tehdit, kışkırtma ve şiddetten uzak yaşamaya değer ve saygılı bir hayat sürdürebilir? Çünkü uluslararası alan anarşik ve dolayısıyla tehditkar ve istikrarsızıdır. Realistlere göre uluslararası sistemde en önemli aktörler devletler olduğu için güvenlik, temelde ulusal güvenlik terimleriyle anlaşılır. Dolayısıyla ulusal güvenlik, askeri alanda güçlü olan devletin büyük olasılıkla daha güvende olacağı varsayımının bir yansıması olarak askeri güce büyük önem verir. Bir devletin askeri gücünü geliştirmesinin diğer devletler tarafından daima potansiyel ya da gerçek bir tehdit olarak yorumlanma eğilimi taşıması ve bunun da misilleme niteliğinde onların da askeri güçlerini artırmalarına neden olmasıyla ilgilidir.

37 Liberal teoride, saldırganlığa karşı en iyi direnişin bir grup devletin birleştirilmiş tepkisiyle olabileceği inancının bir yansıması olarak kolektif güvenlik üzerine uzun zamandır yapılan bir vurgu vardır. Bu görüş ulusal güvenlik fikrinden uluslararası güvenliğe yöneltmektedir. Modern küresel siyasette güvenlik gündemi pek çok bakımdan değişmiştir. Bunlar arasında, güvenlik ikileminin bölgelerinin genişlemesi sayılabilir. Böylece, genellikle artan ekonomik barış bölgelerinin genişlemesi sayılabilir. Böylece, genellikle artan ekonomik karşılıklı bağımlılık (küreselleşmeyle bağlantılı) ve demokratikleşmenin ilerlemesiyle ilişkilendirilen bir eğilim olarak, uzlaşmazlıkları yönetmek ve savaştan kaçınmaya yardımcı olmak üzere güvenlik rejimleri veya güvenlik toplumları ortaya çıkmıştır. 11 Eylül ve genel olarak terörizm tehdidi. Uluslararası güvenlik, yerini küresel güvenliğe bırakmıştır. Bir başka gelişme de, güvenlik kavramını genellikle insani güvenlik olgusuyla bağlantılı daha derin bir düzeyde yeniden değerlendirme eğilimidir. İnsani güvenliğe olan ilgi, hem devletlerarası savaşların Soğuk Savaş sonrası dönemde azalması nedeniyle hem de risklerin askeri tehditlerden daha çok ve genellikle askeri olmayan tehditlerden (çevresel yıkım, hastalık, mülteci krizleri ve kaynak kıtlığı gibi) kaynaklandığının fark edilmesi nedeniyle artmıştır.

38 ADALET Realist teorisyenler, devletler arasındaki ilişkiler ahlaki kaygılar değil, ulusal çıkarlarla ilgili kararlı yargılar tarafından belirlenmelidir. Bunun karşısında liberaller, ahlak-dışı güç politikasının bencillik, çatışma ve şiddete davet çıkarması nedeniyle uluslararası politika ve halkın el ele gitmesi gerektiği konusunda ısrarcıdır. Karşılıklı bağlanmışlık ve karşılıklı bağımlılığın gelişmesi, özellikle küresel veya kozmopolit adalet olgusuna artan vurguyla, dünya siyasetinde ahlakilik düşüncesini yaygınlaştırmıştır. Küresel adalet fikri, dünyadaki tüm insanlar için geçerli değerler olan evrensel ahlaki değerlere olan inançta kök salmıştır. Böylesi bir kozmopiltanizm, örneğin zengin ülkelerin daha fazla yardım yapması ve dünyanın zengin ve fakirleri arasında refahın muhtemelen tatmin edici bir yeniden dağıtımının gerektiğini öne süren küresel adalet. Uluslararası düzenin bazı insanlara ve bölgelere diğerleri aleyhine yarar sağlayacak şekilde yapılandırılmış olması nedeniyle doğal çevrenin korunması; en başta sorunun iklim değişikliği sorununu yasal olarak bağlayıcı emisyon hedeflerinin büyük nüfusa sahip ülkelere dezavantaj yaratmayacak şekilde ülke temelli değildir.


"Öğretim Görevlisi Hüseyin ÖZBAY" indir ppt

Benzer bir sunumlar


Google Reklamları